11. Bebek Bakıcılığı

2012 Words
Fotoğraf elimde şaşkınca gülümserken Mine kızaran yüzünü gizlemek için kafasını önüne eğmişti. Henüz aramızda metrelerce mesafe varken çekilmiş olan fotoğraf karesinden anlıyordum ki rüya sandığım şeyler aslında rüya değildi. Anladığım ikinci şey ise Nilay'ın özel hayatımıza olan bu muazzam ilgisiydi. Neden odamda sadece ben ve Mine varken polaroid kamerayla geziyordu? Gerçekten kendime ait bir alanımın olmasına izin vermeyecek miydi? Yine de bu karenin gerçekten yaşandığını görmek bu kez onu affetmemi sağlamıştı. Çapkın bir gülümsemeyle fotoğrafı gömleğimin cebine koyduğumda Mine'nin elinden tuttum. Yüzünü bana çevirmemiş ve yutkunarak gözlerini sağda solda gezdirmişti. "Kuralları çiğnemişsin..." dedim boğuk bir sesle. Kızaran suratıyla birden kafasını kaldırıp gözlerime baktı. Utandığını belli etmemeye çalışarak omuz silkerken ne kadar tatlı göründüğünden haberi var mıydı? Alt dudağımı ısırırken gülümsemem suratımda genişledikçe genişlemişti. O gün odamda yüzüstü uzanırken Mine'nin yanımda olduğunu gördüğüm rüya aslında rüya değildi. Parmakları gerçekten sırtımda gezinmiş ve babasının sıkı kurallarını benden önce zaten çiğnemişti. "Her neyse uf..." Elini elimden hızla kurtarıp ışıklarla süslenmiş çadırın içine girdiğinde arkama dönüp onlara baktım. Nilay haricinde hiçbiri ne olduğunu anlayamamıştı. Nisan bile fotoğrafı bana verirken bir kez olsun bakmayı akıl edememişti. Onlara hiçbir şey söylemeden çadıra bende girdiğimde arkamdan söylendiklerini duyabiliyordum. "Özgün ya!" "Merak ettim ne var o fotoğrafta Nilay!" "Özel hayat diye bir şey var Mustafa abi!" "O özel hayat bir tek sana yok sanırım Nilay?" Uğur'un son söylediği söze kesinlikle katılıyordum. Mine bacaklarını karnına çekmiş bana kirpiklerinin altından bakıyordu. "Çok sinirlendim." Dedi sakince konuşarak. Kahverengi gözlerini arada sırada gözlerime çıkarıyor ardından tekrar indiriyordu. "Bana anlatacağını söyledin. Anlat... Dinliyorum." Neyi kast ettiğini anlayarak bağdaş kurdum ve dışarıdakilerin çadırın içerisinde ne yaptığımıza dair tuhaf fantezilerini kulak ardı ederek Nisan ile ilgili olan hikayeyi özet geçtim. Mine duydukları karşısında epey şaşkına uğramış ardından ona acımıştı. "Bundan sonra Nisan ile ilgili her şeyi beraber yapacağız." Kaşlarımı kaldırıp bir anda değişen kızgın ifadesini izledim bir müddet. "Ha beni kıskandığın için değil de-" "Tabi ki de hayır! Zaten kız da birini sevdiğine göre tehdit oluşturmuyor. Baksana..." diyerek daha birkaç dakika önce parmağına taktığım yüzüğü işaret etti. "Biz artık neredeyse resmi bir ortağız." *** İki günlük bir kamptan sonra tekrar eve geldiğimizde banyo kavgası başlamıştı. Mine çatı katında bana ait olan banyoyu kullanırken Uğur ve Mustafa alt kattaki banyo için söz dalaşına tutuşmuştu. Bunu fırsat bilen Nilay banyoya girerek zaferi elde eden tek kişiydi. "Özgün pist gel buraya!" Mutfaktan bana seslenen annemin çağrısına kulak verip mutfağa girdim. "Ne oluyor anne kedi mi kışlıyorsun pist nedir?" Masanın üzerine koyduğu kahvaltılıklardan zeytini alıp ağzıma attığımda omzuma yetişemediği için kollarımdan tutup beni sandalyeye oturtmuştu. "Ettin mi teklifi?" "Evet." dedim umursuz bir şekilde zeytinin çekirdeğini masaya bırakırken. Annem merakla arkaya yaslanıp kaşlarını çattığında bu sefer de peynir dilimine uzanmıştım. "Hayır mı dedi yani?" dediğinde ağzıma attığım peynir neredeyse boğazıma kaçıyordu. "Ne alaka anne? O nereden çıktı?" "Oğlum parmağında yüzük yoktu..." Annemin söylediği şeyden sonra istemsizce gözüm yukarı gitmişti Mine'yi görebilecekmişim gibi. Yüzüğün parmağında olmadığını fark etmemiştim doğrusu... Annemin kuruntusu bana da bulaştığında iştahım kesilmişti. "Hayır evet dedi..." dedim kısılan sesimle. Daha sonra da dayanamayıp üst kata çıktım. Odama girdiğimde Mine'yi ıslak saçlarıyla bulmuştum. Kapıyı çalmayı unuttuğuma inanamıyordum! "Sorun değil gelebilirsin." diyerek seslendiğinde rahat bir nefes alıp ona baktım. Islak saçlarını tarıyordu. Üzerine geniş beyaz bir tişört altına yarım tayt giymişti. Gözlerim istemsizce parmağına gittiğinde bakışlarımı yakalamıştı. "Yüzük çantamda. Annenlerin haberi olmadan takmak istemedim." "Annemlerin haberi olmadığını da nereden çıkardın?" Diyerek yatağımın üzerindeki çantasını aldım ve ön gözünü açtım. Tahmin ettiğim gibi yüzük buradaydı. Yüzüğü alıp yanına eğildiğimde hayretle bana baktı. Tertemiz görünen yüzündeki küçük kusurlarıyla bile gözüme kusursuz görünüyordu. "Biliyorlar." Mine yüzüğü parmağına tekrar takmam için parmağını uzattığında derin bir iç çekip tekrar taktım. Tatlı bir tebessüm ettiğinde ıslak saçlarına uzanıp küçük bir öpücük bıraktım. Saçlarında güzel bir çiçeğin kokusu vardı ve adını bilmediğim bu çiçek en çok onda bu kadar güzel kokuyordu. "Hadi sende duş al anneni bekletmeyelim." Dediğini yaparak banyoya gittiğimde onunla aynı evde yaşıyor olmaktan dolayı bir kez daha mutlu hissetmiştim. Hayatımın en mutlu zamanlarını yaşıyordum kesinlikle. ** "Bugün Mustafa ile sahildeki spor salonu için görüşmemiz var." "Burada işe mi gireceksiniz!" Şaşkınca sorduğum sorudan sonra Mustafa bıkkınca Uğur'a baktı. "Sorma Özgün. Hayır dedim ki git tek başına yap ne yapıyorsan! Ama yok beyefendi resmen bana aşık bensiz bir şey yapamıyor." Babam onların bu hallerine kahkaha attığında bende gülmüştüm. Bu haber onların uzun bir süre burada olacağının garantisiydi. "Bir ev kiralamayı düşünüyoruz yaz tatilini burada geçireceğiz. Tüm yaz otelde ya da burada kalamayız." Uğur mantıklı bir açıklama yaptığında bu aralar çok mantıklı konuştuğunu fark ederek Tuğba'yı düşündüm. Acaba bizim Uğur'a bir şeyler mi yapmıştı? "Hem Tuğba da gelmek istiyor." Tuğba'dan bahsettiğinde gözlerinde beliren o mutluluk parıltılarına hayretle bakarken gülümsedim. "Ben de bugün arkadaşlarımla buluşacağım. Eray da benimle gelecek." Babam Nilay'a arkadaşlarının kim olduklarını hangi mahallede oturduklarını ne okuduklarını sormaya başladığında annem Mine ve bana kurnaz bakışlar atıyordu. Aklından ne geçtiğini duymayı kesinlikle istemiyordum. "Benimde bugün Nurten'lerde günüm var. Ömer'i götüremem." "Hayatım beni biliyorsun birazdan çıkmam gerek!" Babam ihalenin üzerine kalacağını zannederek savunma yapmaya çalışsa da sanırım ihale Mine ve benim üzerime kalmıştı. "Özgün..." "Efendim anne..." dedim sahte bir şekilde gülümserken. "Neden Ömer'e sen ve Mine bakmıyorsunuz yakışıklı oğlum?" Kabullenmiş bir şekilde kafamı salladığımda büyük bir zafer işareti yaparak ellerini çırptı ve tabağıma ekstradan yumurta koydu. Aynı şeyi Mine içinde yaptığında kahvaltının geri kalanını Uğur'un Tuğba'sı hakkında konuşmuştuk. Babam Turgut Bey'in kızı olması dolayısıyla olaya sert baksa bile fazla bir şey diyememişti. Turgut Beyin sözü açıldığında bile tüylerim diken diken olmuştu. Adamın yuvarlak kahverengi gözlerini ve aslanım deyişlerini hatırladıkça midem bulanıyordu. Herkes teker teker evden ayrıldıktan sonra Mine ile baş başa kalmıştık. "Kaldık mı baş başa?" Diyerek ona sırıttığımda kafasını hayır anlamında sallayarak oturma odasına kaçmıştı. Peşinden yavaş adımlarla gidip belinden yakaladığımda 32 diş gülümsüyordu. Kafamı eğip dudaklarına uzun bir öpücük bırakacakken bir ağlama sesi ikimizin de suratının asılmasına neden olmuştu. "Özgün, bu çalan bir kapı ya da telefon değil bakmamazlık edemezsin." dedi ellerini kollarımdan çekerken. Kesinlikle son derece haklıydı. Ellerimi ince belinden çekip beşiğin yanına gittim. Annem bebek çantasında Ömer için lazım her şeyin olduğunu söylemişti söylemesine de neye ihtiyacı olduğunu nasıl bilecektim? Ellerini yumruk yapmış bir halde kendini sıkarak ağlayan kardeşimi kucağıma alıp boynuma yasladığımda Mine arkama geçip bebeği güldürmeye çalışıyordu. Tuhaftı ki bu defa kucağıma aldığımda susmamıştı. Sesi kulağımı öyle çok rahatsız ediyordu ki birden ninni söylemeye başlamıştım. Boynumdan çektiğim bebeği yüzünü görebileceğim bir şekilde tuttuğumda Mine de yanıma gelmişti. Ömer suratımı gördüğünde susmuş ardından sümüklü burnuyla gülümsemişti. Gidip koltuğa oturduğumda tekrar ağlaması yüzünden hemen geri kalktım. Sustuğunda geri oturmuştum ama yine ağlamaya başlamıştı. Annem bununla nasıl baş ediyordu? "Özgün oturma! Baksana hoşuna gitmiyor." "Öyleyse bebeği biraz gezdir Mine." Bebeği Mine'ye verdiğimde ne varmış dercesine aldı da biraz ayakta bebekle beraber dolandı. O bebeği tutarken bende kendimi lavanta koltuğa atmıştım. Çadırda uyumak yeteri kadar zor ve ağrılıydı. Koltuğun rahatlığı karşısında mayışmak üzereydim üstelik banyodan yeni çıktığım için daha fazla uykum gelmişti. "Özgün!" Mine'nin uyarı dolu sesine aldırmadan gözlerim kapalı bir şekilde yatmaya devam ettim ta ki yanağımda bir ıslaklık hissedene kadar. Mine bebeğin sümüklü burnunu yanağıma sürtmüştü. Şaşkınca koltukta doğrulduğumda Mine intikam dolu bakışlar atıyordu. Elimi yanağıma dahi sürmeden direkt sehpada duran peçeteyi aldım elime. Bu esnada kınayan bakışlarım Mine'nin üzerinde geziniyordu. "Hayır yani bir gün çocuğumuz olduğunda da mı böyle yapacaksın?" Yanağımı silmeye müsaade etmeden bebeği kucağıma verdi ve elimdeki peçeteyi aldı. Ömer'in burnunu silerken dudak büzdüm. "Bunu o zaman geldiğinde düşünürüm." "Yok daha neler..." diyerek ateş saçan gözlerini gözlerime kenetledi. "Ama Mine yorgunum..." Sızlanırken Ömer kafasını kaldırıp bana baktı. Sanki Mine ile birlik olmuş gibi bakan yeşilleri kesinlikle sinsilik barındırıyordu. Bebeğin burnunu temizledikten sonra başka bir peçeteyi de benim elime tutuşturdu. "Gidip bebeğin mamasını hazırlayacağım. O esnada sakın onu ağlatma. Beceriksiz bir hasta bakıcı olduğun kadar beceriksiz bir bebek bakıcı da değilsindir umarım!" İmasını da ettikten sonra mutfağa girdiğinde Ömer ağlamasın diye ayağa kalktım. Mine bana kızıp çocuk yapmaktan vazgeçebilirdi. Geri geldiğinde tekrar koltuğa oturdum ve Ömer'in ellerini tutup onu eğlendirmeye çalıştı. Mine bu hallerimi gördüğünde gözlerini kısmıştı. Bebek mamasına mor küçük kaşığı daldırdı ve bir kaşık alıp Ömer'in ağzına tuttu. Ömer bugün sınırlarımızı zorlamak ister gibi suratını hemen yana çevirmişti. "Ne yapsak ki yemiyor?" dedi umutsuz bir sesle. "Daha önce de hiç bebek bakmadım..." dedi yüzünü asarcasına. Annemin Ömer'e nasıl yemek yedirdiğini hatırlayarak iç geçirdim. Üstelik biraz da olsa Nilay'a küçükken bakmışlığım vardı. O cadaloz küçükken daha beterdi ve bana az çektirmemişti. Ömer'i sol bacağıma alarak kolumla dikkatlice tuttum. "Şu kaşığı ver bakalım..." Kaşığı bana uzatan Mine yere bağdaş kurup beni izlediğinde ona gösteri yapıyormuşçasına gözlerimi açtım ve kaşıktaki mamayı ben yiyormuşum gibi yaptım. Ömer merakla beni izliyordu. Bu çocuk her şeye rağmen çok tatlı bakıyordu. Kaşığı Ömer'in ağzına tuttuğumda tekrar itmişti. Anlaşılan yaptığım oyunu yememişti. Yine de denemekten vazgeçmedim ve kaşığı ağzıma götürdüm. Yanlışlıkla dudağıma sürdüğümde Ömer sesli bir şekilde gülmüştü. Dilimi dudağımın üzerinde gezdirdim Olamaz! Bu mamanın tadı bir harikaydı! "Mine! Bebek mamalarının tadı güzel olmaz bu da ne?" "Ne bileyim ben annenin dediğini yaptım." Kaşığın hepsini ağzıma daldırdığımda Ömer kalakalmıştı. "Şu tabağı versene..." Mine tabağı uzattığında bir kaşık daha alıp tekrar ağzıma götürdüm. Gerçekten inanılmaz güzel bir tadı vardı. Bir kaşık daha daldırıp bu defa Mine'ye uzattığımda başta tereddütle baksa da mamanın tadına bakmıştı. Kendisi de hayretle mamaya baktığında Ömer'i bir anlığına unuttuğumuzu fark ederek kafamı ona çevirdim. Mamaya aç gözlerle bakıyordu. Mine başka bir kaşık getirdiğinde Ömer bu sefer lezzetli mamasının tadına bakmıştı. Arada mamadan bende yediğimde Mine omzuma hafifçe vurmuştu. "Özgün çocuğun mamasını bitirdin!" "Çok güzeldi ama..." Biten mamaya üzgün bakışlar atarken derin bir nefes aldım. Ömer de mamanın tadından memnun kalmıştı. "Ne? Bana kötü olduğunu söyleme..." Eğer mamanın tadının kötü olduğunu söylerse onunla kavgaya bile girerdim şu anda. "Kötü değil ama bu mamanın hepsini yemeni gerektirmiyor." diyerek gözlerini devirdi. Bebeği kucağımdan alıp oturma odasında biraz gezdirdiğinde dudaklarımı birbirine bastırıp bir bardak su aldım kendime. Günün ilerleyen zamanlarda odayı kötü bir koku kapladığında kafamı eğip Mine'nin kucağında duran bebeğe baktım. Beraber koltuğa oturmuş sarmaş dolaş film seyrederken bu koku canımı sıkmıştı. Bez değiştirmekten nefret ederdim! Annem arada bunu bana kakalamıştı ve yapmak zorunda kaldığım her seferde kendimi dezenfekte etmek için epey uğraşmıştım. Tuhaftı bu yıl içerisinde çocukken olan o alışkanlığım geri dönmüştü. Sık sık banyo yapar olmuş, temiz olmayan bir yer gördüğümde oraya gitmemek için elimden geleni yapmıştım. Üzerime bir şey döküldüğünde tişörte on dakikadan daha fazla tahammül edemiyordum. Belki de bu hayata tekrar tutunduğum için olmuştu. "Filmin en güzel yerinde Ömer'in böyle yapması gerçekten de sinir bozucu..." diyerek kolumu Mine'nin boynundan çektim. "Söylenme hadi. Değiştiririz şimdi." "Kolaydı..." diyerek surat astığımda Mine dudağını dişlemişti. Şu halimi gülünç mü buluyordu yani? "Ne oldu?" dedim dayanamayarak. "Çok şapşiksin..." deyip kıkırdadığında dudaklarımı birbirine bastırdım. Bebeği halının üzerine koymadan önce Mine yere örtüleri sermişti. Bebeği örtünün üzerine koyup altındaki gri şortu çıkardım. Mine dizlerinin üzerine oturmuş sadece seyrediyordu. "Yardım edeyim." "Dur!" Onu elimle durdurup ayağa kalktım. Şaşkınca ne yaptığımı seyrederken televizyon ünitesinin alt gözünden daha geçen ay satın aldığım maskeleri aldım. İçinden iki tane çıkarıp tekrar eski yerime geçtiğimde Mine gözlerini açmış bana bakıyordu. "Bu ne şimdi? Maske mi takacağız?" "Eğer senin de suratına işenseydi emin ol sen de önlem alırdın." Dediğim şeyden sonra korkarak maskeyi hemen yüzüne geçirdi. Mine ile operasyona giren iki doktor misali gözlerimizle onay işareti verdiğimizde tekrar durdurdum onu. "Eldivenleri unuttum!" "Özgün! Hadi ama!" "Tamam tamam sadece şakaydı!" Aslında şaka değildi ama Mine'nin tepkisinden dolayı rol yapmak zorunda hissetmiştim. Yaklaşık beş dakikanın maske takmış olmama rağmen burnumu tuttuğum için yüzüm morarmıştı. Kendimi geriye atıp suratımdaki maskeyi çıkardım ve tavanla bakıştım bir süre. Hemen gidip ellerimi yıkamam gerekiyordu. Mine bana bıkkın bakışlar atarken maskesini çıkardı ve Ömer'i alıp beşiğine yatırdı. Ardından elimden tutup beni kaldırdı ve lavaboya götürdü. "Bugün sanki iki bebeğe bakıyorum Özgün." Sabunla ellerini iyice köpürtmeye başladığında bende aynısını yapmıştım. Daha sonra çalan kapıyla ikimizde kapıya gittik. Kapıyı açtığımda gördüğüm manzara hayrete düşmeme neden olmuştu. Nurten abla günü olduğu halde neden bizim evin önünde duruyordu? "Özgün geçerken söyleyeyim dedim benim yarın günüm var annen erken gelsin sabah." Nurten ablanın söyledikleriyle Mine ile göz göze geldiğimizde Nurten abla her şeyden bihaber bir şekilde gülümsüyordu. "Söylerim Nurten abla..." diyerek onu yolcu ettiğimde Mine kaşlarını çatıp kollarını göğsünde kavuşturdu. "Ne yani sırf Ömer'e bakalım diye annen bize yalan mı söyledi?" "Ya da sırf bir an önce evlenmek isteyelim diye yaptı bunu..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD