Mine Nisan'ın giyeceği elbiseyi seçerken Nilay getirdiği makyaj malzemelerini makyaj masasının üzerine diziyordu. Kızları kendi haline bırakıp yan odaya gittim ve Mustafa'ya baktım. Geniş turuncu renkli koltukta uzanmış tavanı izliyordu. Suratında anlam veremediğim bir ifade vardı.
Nisan'ın evi sandığımdan daha derli topluydu aslında. Kendisinden daha çok evine önem gösterdiği belli oluyordu. Küçük oturma odasındaki turuncu renkli minik mobilyalar bizim varlığımızla daha küçük görünüyordu. Üçlü koltuğun hemen karşısında eski tarz televizyonlardan vardı. Hemen yanındaki antika radyoyu, annesinin vermiş olduğunu düşündüğüm danteller süslüyordu.
Gidip tekli koltuğa attım kendimi.
"Uğur nerede, direkt düğün yerine mi gelecek?"
Umursamazca konuşurken pencereden dışarıya baktım. Nisan'ı takip edip bu evin önüne geldiğim zamanları daha dün gibi hatırlıyordum. Üzerinden çok geçmeden beni benimsemiş ve hayal elçisi olarak kabul etmişti.
"Tuğba'yı havaalanından alıp geçecekmiş."
Koltukta doğruldu ve o boncuk mavi gözleriyle bana baktı. Üzerine giydiği beyaz gömleğin kollarını dirseklerine kadar katlamış üstten birkaç düğmesini açmıştı. Boynuna taktığı uzun kolye rahatlıkla görülebiliyordu. Beyaz gömleğin altına siyah kumaş bir pantolon giymişti ve şu haliyle damattan daha yakışıklı görüneceği kesindi.
Oysa ben dolaptan kıyafet çıkarırken hangisinin temiz olduğuna karar vererek giyinip gelmiştim. Limon renginde rahat bir tişört ve kahverengi tonlarındaki şortumla düğüne değil bakkala gider gibiydim.
Yaklaşık bir saat sonra kızlar nihayet odalarından çıktıklarında gözüm sadece Mine'nin üzerindeydi. Ona doğum gününde aldığım beyaz elbiseyi giymişti. Zarif ayaklarında ise pudra rengi stillettolar vardı. Yaptığı sade makyajla bile nasıl göz alıcı görünülürün canlı kanıtıydı.
Yanıma gelip çenemden ittirdiğinde ağzımın açık kaldığını o an fark etmiştim. Yutkundum ve gülümseyerek elimi beline attım.
Nisan ise utangaç bir tavırla bizi izliyordu. Çiçekli efil efil bir elbisenin altına Mine'nin ayakkabılarının kırmızı renkli olanını giymişti. Dalgalı saçları eskisinden daha sağlıklı ve gür görünüyordu. Mustafa bir centilmen edasıyla kalktı ve reverans yaparak Nisan'ın karşısında eğildi.
"Hazırsak çıkalım öyleyse."
Nilay da odadan çıktığında hazır olduğumuza kanaat getirip dışarı çıktık.
***
Düğün yerine geldiğimizde dikkatimi çeken tek şey standın hemen önünde duran beş katlı düğün pastasıydı. Ağzım sulanmış bir halde pastaya bakarken Mine bana söylenmekle meşguldü.
"Keşke sende takım elbise falan giyseydin..."
"Kendi düğünümde giyerim. Hem sen gelinliği sadece kendi düğününde giyiyorsun da benim o tarz bir kıyafeti kendi düğünümde giymeye hakkım yok mu yani?"
Mine aynı şey değil dercesine bana baktığında omuz silktim. İnsanlar tuhaf bir şey görmüş gibi ikimize bakarken anlamsızca onları izledim. Mine ile kol kola girmiş bir halde ilerledik. Nisan Mustafa ile gayet samimi görünüyordu yoksa rol mu yapıyordu emin olamamıştım.
Biraz sonra gelin ve damat göründüğünde merakla adama baktım. Kalabalık olmasına rağmen ortalamanın üzerindeki boyum sayesinde rahatlıkla onları görebiliyordum.
Mine de görebilmek için hafifçe yükseldiğinde onu destelemek için belinden sıkıca tuttum. Hayır yani bizim VİP olmamız gerekirken neden en arkada onları görmeye çalışıyorduk anlamıyordum. Sonuçta ben Nisan'ın hayal elçisiydim!
İnsanları yararak öne ilerlemeye başladığımda Mine ne yapıyorsun dercesine bileğimden çekiştiriyordu. Kalabalığı yarıp standın önüne geldiğimizde arkamdaki teyzelerden biri belimden iterek önünden çıkmamı söylemişti.
"Pardon ama burası bizim yerimiz. Gelinin kız kardeşinin yakını oluyorum." dedim teyzeyle inat ederek. Onun önünden çekilsem bir başkasının önüne geçecektim ve bu döngü beni sıranın arkasına itene kadar devam edecekti. Yerimi kaptırmaya hiç niyetim yoktu ya da çaldığım yeri kaptırmaya da niyetim yoktu.
"Bende gelinin annesi oluyorum. Onu ne yapsak?"
Teyzenin sözlerinden sonra öylece kalırken Mine nazikçe özür dilemiş ve beni kenara çekmişti. Fena toslamıştım.
"Kafasına yaptırdığı o değişik topuzdan anlamam gerekiyordu!"
"Bence de!"
Mine sitemkar bir şekilde bana hak verdiğinde umursamazca tebessüm edip onu kendime çektim ve bulunduğumuz köşeden gelin ve damada baktım.
"Çocuk benden kısa. Şuna bak üstelik göbeğini karnının içine çekerek saklamaya çalışıyor benim gözlerimden kaçar mı yahu?"
Mine eğlenir bir şekilde tebessüm ettiğinde geline çevirdi gözlerini.
"Peki gelinin duvağının saçma sapan uzunluğuna ne demeli? Hayır yani insanın bir tavrı olmalı değil mi? Ya uzun ya da kısa... Üstelik makyajını her kim yaptıysa kuaförlük belgesini elinden almak lazım..."
"Nisan bu herifte ne bulmuş anlamadım. Tip desen tip yok vücut desen vücut yok bir de sahte sahte gülümsemiyor mu?"
O sırada yanımızda bizi dinleyen adamın tuhaf bakışlarına maruz kaldığımı hissederek ona döndüm.
"Haksız mıyım?" dedim çekingen bir sesle. Şahsen teyzeden daha korkunç bakıyordu ve bu benim çekinmem için geçerli bir sebepti.
"Oğlum hakkında konuştuklarınız konusunda haksız mısın? Ah sanırım evet."
Nasıl bir pot kırdığımı fark ettiğimde yavaşça Mine'ye döndüm. Alt dudağını ısırmış suçlu bir ifadeyle gözlerime bakıyordu. Biraz sonra düğünden kovulacaktık sanırım. Hayır yani üzüldüğüm şey pastayı yiyemeyecek olmamdı. Üzerinden akan o kırmızı jölenin tadına bakmak için can atıyordum.
"Kendisi kalp doktorudur."
Tabi kalp doktorudur ne de olsa Nisan'ın da ablasının da kalbini çalmış...
"Yüksek lisansını yurt dışında yaptı."
Tamam amca anladık oğlunla fazla övünüyorsun...
"Çocuğumun kafasını kaşımaya vakti bile yok."
"Kafasını neden kaşısın ki zaten bit mi var?"
Ağzımdan kaçan cümleden sonra Mine elini ağzıma kapamıştı hemen. Bunu dışımdan mı söylemiştim ben gerçekten!
"Sen! Sen kimsin!"
Amcayı daha fazla sinirlendirmemek adına hemen oradan uzaklaşırken arkamdan baktığını hissedebiliyordum. Mine ile geçtiğimiz köşe de birbirimize baktığımızda aniden kahkaha atmaya başlamıştık.
"Sence babam benimle böyle övünüyor mudur Mine?" demiştim gülmem kesildiğinde. Mine durdu ve biraz düşündü.
"Baban gösteriş yapmayı sevmiyordur bence."
Ona haklısın dercesine baktığımda Nisan ve Mustafa yanımıza gelmişti. Nisan suratında eğreti bir gülümsemeyle gezdiğinden dolayı yorulmuşa benziyordu. Yanımıza geldiği anda suratını astığında iç çekip kolunu Mustafa'nın kolundan çekti.
"İnsanlar Mustafa'nın nişanlım olup olmadığını soruyor ve bazılarının Mustafa'yı gördüğünde verdiği tepki..."
Mustafa omuz silkti ve yanıma gelip kolunu omzuma attı.
"Bilirsin dostum çıtayı biraz yükseltiyorum da..."
Çapkın bir şekilde gülümseyip Nisan'a baktığında Nisan gözlerini devirmişti.
Biraz sonra yanımıza gelen Uğur'u fark ettiğimizde hepimiz Tuğba'ya bakakalmıştık. Onu görmeyeli uzun zaman olmuştu ve açıkçası onu ilk defa bu kıyafetler içerisinde görüyordum.
İkisi birbirini harika bir şekilde tamamlıyordu kesinlikle. Tuğba, vücuduna yapışan dar siyah askısız bir elbise giymişti. Cesur yırtmacı bütün bacağını gözler önüne sererken ayaklarına geçirdiği gümüş rengi bantlı ayakkabılar güneşte parlıyordu. Açık kahverengi saçlarını ensesinde küçük bir topuz yapmıştı ve dudaklarını ortaya çıkaran koyu kırmızı bir ruj vardı.
Belime yediğim dirsekle iki büklüm olurken Mine'ye döndüm.
"Bakıyorum da fazla inceledin!"
Nasıl da vurmuştu öyle! Mine'yi gerçek manada kıskandırmak benim açımdan kötü sonuçlanıyordu.
"Hayır tanıyamadım da birden onun için yoksa..."
"Sana bu kadar iddialı giyinme demiştim Tuğba!"
Tuğba umursamazca omuz silktikten sonra Uğur'un yanağına dudaklarını bastırmıştı. Uğur'un yanağı kırmızı ruja bulandığında Mustafa kaşlarını kaldırdı ve bir ıslık çaldı.
"Harika görünüyorsun yengecim."
Tuğba elini Mustafa'ya uzattığında Mustafa eli tutup öpmek üzereydi ki Uğur Mustafa'nın eline bir tane geçirdi. Tuğba neşeyle gülümseyerek bana döndüğünde üzerimdeki limon sarısı tişörte takılı kalmıştı.
"İşte bu Özgün... Bu tarzını her zaman takdir ediyorum doğrusu. Onca siyahın içerisinde parlıyorsun. Özlettin kendini. Ha bir de hayatta olmana sevindim."
Mine kısılmış kıskanç bakışlarla bana bakarken dikkatli olmam gerektiğini fark ederek sahte bir şekilde tebessüm ettim.
"Tebrik ederim bu arada. Uğur ile ilişkinin sonuna kadar destekçisiyim. Unutmayalım unutturmayalım sizin çöpçatanınız bendim."
Mine'ye hatırlatmaya çalışma girişimim başarıyla sonuçlandığında rahat bir nefes aldım.
"Bu yüzden sana teşekkür borçluyum zaten."
Elini uzattığında sıkmak için bende elimi uzattım. İki medeni insan gibi el sıkıştığımızda Mine onaylar şekilde bakıyordu.
"Teşekküre gerek yok." diyerek gülümsediğimde Uğur da tebessüm ediyordu. Sözleriyle teşekkür etmemişti ama gözlerindeki ifadeden ne demek istediğini anlamıştım.
"Bundan sonra sık sık görüşeceğiz! Yaşasın! Bu arada yanımda bir sürü oyun getirdim!"
Tuğba'nın şen şakrak hali bize de yansımıştı bir anda. Tıpkı eski zamanlardaki gibi ekip tamamlanmaya başlamıştı. Mine'ye ilk aşık olduğum zamanları hatırlamak tüylerimi ürpertiyordu. Onun şu an bana bakarken takındığı kendinden emin tavrının beni nasıl ele geçirdiğini anımsadığımda tebessüm ettim.
O anda dikkatimizi dağıtan şey gelin ve damadın yanımıza gelmesinden kaynaklanıyordu. Gelinin Nisan'ın daha tombul hali olduğunu fark etmiştim. Nisan'dan daha olumlu ve güzel baktığı ise aşikardı.
"Merhaba biz Nisan'ın arkadaşlarıyız."
Mine sözü devr alan kişi olduğunda Nisan'ın ablası önce Nisan'a ardından bize baktı. Suratındaki gülümseme yavaşça sahte bir hal aldığında tek kaşını kaldırmıştı.
"İyi ama... Nisan'ın arkadaşları olamaz ki."