Hava kararmaya başladığında bahçenin ışıkları bir bir yanmaya başlamıştı ve Mine ile ikimizde aynı anda kafamızı kaldırmıştık. Daha sonra birbirimize baktığımızda gözlerimizde tuhaf bir ifade olduğuna yemin edebilirdim.
Yavaşça bana doğru yaklaştığında güzel bir dans müziği başlamıştı. Müziği duyduğum anda gülümsedim. Mine şu an ne yapmak istiyorduysa biraz erteleyecekti çünkü benim daha iyi bir fikrim vardı. Hızla ayağa kalktım ve elimi ona uzattım. Şaşkınca elime baktıktan sonra elini elimin üzerine koymuştu.
"Dans etmeyi biliyor muydun sen?" dalga geçercesine söylese bile sesinde mutlu olduğunu belli eden güzel bir ton vardı. Turuncu gece ışıkları yüzünü pürüzsüz ve bir o kadar da gizemli kılıyordu.
Dans edenlerin kıyısında kendimize ait bir alan bulduğumuzda Mine'yi belinden hızla kendime çektim ve gülümsedim. Benim cesur hareketlerime hala alışmış gibi görünmüyordu.
"Bilmiyorum ayrıca ne kadar zor olabilir ki?" dedim alay ederek. Kıkırdayıp ellerini omzuma koydu ve gözlerime bakarak tebessüm etti. Biraz sonra yüz ifadesi buruştuğunda anlamsızca ona baktım.
"Ne oldu şimdi?"
"Ayağıma bastığının farkında değil misin Özgün?"
Afallayarak ayağımı geriye attığımda ayağına basmadığımı görerek kafamı geri kaldırdım. Tam o sırada aniden dudaklarımdan öpmüştü. Şaşkınca öylece kalırken bir şey söylemek için dudaklarımı araladım ama konuşamamıştım. Beni kandırmak her zaman hoşuna gidiyordu ama onun kandırmasında pek sıkıntı yoktu.
O sırada yanımıza aceleyle gelen Nisan telaş içerisinde görünüyordu.
"Özgün bir telefon aldım! Ah izimi kaybettirdiğimi zannediyordum beni yine bulmuş! Birazdan düğüne gelecek. Düğün bitene kadar ortadan kaybolmamam gerekiyor. Ne yapacağımı bilmiyorum! Ben bittim!"
"Sakin olur musun önce?" dedi Mine. Hala daha yavaş hareketlerle dans ediyorduk ve Nisan'ın suratındaki telaş zerre kadar hareketlerimizi etkilememişti. Nisan konuşmaya çalışırken Mine'yi bir kez etrafında döndürmüştüm.
"Keşke sizin kadar sakin kalabilseydim!" diyerek sitem ettiğinde Mine zoraki bir tebessüm edip bir elini omzumdan çekti.
"Öncelikle kimden bahsediyoruz?" dedim bıkkınca. Daha şimdi Mine ile güzelce dans ediyorken neden keyfimi bozuyordu. Hayal elçisi olmak sinir bozucu bir meslek olmalıydı.
"Bir sapığım var. Beni rahat bırakmıyor. Defalarca şikâyet ettim her seferinde bir şekilde yırttı. Her ne kadar bir şey yapmıyor olsa da beni tedirgin ediyor."
"Bu çok kötü!" dedi Mine ellerini benden çekerek. Kollarını göğsünde birleştirirken durumu bende kötü bulmuştum.
"Orada!" derken gözlerindeki telaşı net bir şekilde görebilmiştim.
"Ailemin bundan haberi yok lütfen düğün bitene kadar onu oyalayın ne olur!"
"O iş bizde merak etme." Mine bunu o kadar kendinden emin söylemişti ki Nisan tek kelime daha etmeden yanımızdan ayrılmıştı.
"Anlamadım nasıl bizde?"
Mine tek kaşını kaldırıp Nisan'ın işaret ettiği çocuğa baktı. Bende kafamı çevirdiğimde Mine'ye döndüm. Göz göze geldiğimizde dişlerini göstererek gülümsemişti.
"Eski günlerdeki gibi rol yapmaya hazır mısın?"
Sözleriyle beraber tüylerim diken diken olduğunda aksiyona hazır olduğumu hissettim ve kafamı aşağı yukarı salladım.
"Güzel o halde..."
Yavaşça adamın önüne doğru ilerlediğinde heyecanla ne yapacağını izliyordum. Birden hafif bir tempoda topuklularıyla koşmaya başladığında bende refleks olarak arkasından koşmaya başlamıştım. Dans müziği bitmiş çoktan düğün havası başlamıştı. İnsanlar karşılıklı oynarlarken onların dikkatini çekmiyorduk.
Mine çocuğun omzuna çarptığında durup kaşlarımı çattım. Aklına gelen fikir bu muydu yani?
Yere düştüğünde adam Mine'ye yardım etmek için ellerini kullanmaya başladığında tepem atmıştı. Koşarak yanlarına ulaştım ve çocuğun ellerini bahane ederek arkadan üzerine atladım. Mine ne yapıyorsun dercesine bana baktığında omuz silktim ve yerden kalktım.
"Ne oluyor!"
Adam şaşkınca söylendiğinde sırtını tutuyordu. Üzerine atlayan kişinin ben olduğumu görünce ne oluyor dercesine ellerini yanlara doğru açmıştı.
"Sorunlu musunuz üzerime neden atladınız? Hanımefendinin üzerine düşseydim iyi mi olacaktı?"
"Hayır yani zaten omzumu çıkarttınız bir de düşseydiniz de tam olsaydı değil mi?" dedi Mine hafif ağlamaklı bir sesle. Çaktırmadan açılan bacağını elbisesini çekerek kapadığımda bir an göz göze geldik.
"Karşıdan koşarak gelirken benim farkımda değil miydiniz çok garip."
Adam hayret içinde kalmışçasına ayağa kalktı ve üzerine giydiği beyaz gömleğin üzerine bulaşan tozu toprağı sildi. Dalgalı kahverengi dağınık saçlarını havalı bir şekilde dikmişti ve göz alıcı yeşil gözleri vardı. Ah hayır asla benimkilerle yarışamazdı ama siyah sık kirpikleriyle gözleri müthiş uyumlu duruyordu. Cildinde yeni kesilmiş sakalları dışında hiçbir iz yoktu. Tabi ki de vardı Özgün sadece hava karardığı için bütün benleri görünmez olmuştu.
"Hey iyi misin?" Adamın önümde el salladığını yeni fark ediyordum. Neydi şimdi içimdeki bu kıskançlık belirtisi anlamamıştım. Hayır yani Mine nasıl olur da kendini bu yapılı omuza çarptırırdı! Mine'ye kızgın bir bakış attığımda bir şey söylemem için bekliyordu.
"İyi değilim." Deyiverdim bir anda. Adam sinir bozucu bir şekilde gülümsediğinde bütün dişlerinin beyaz olduğunu görerek gözlerimi kıstım.
"Sevgilimi yani kız arkadaşımı yani yere düşürdüğün ve benim evlenme teklifi ettiğim kızı yaraladın. Hatta kendisi beni çok sever."
"Ne saçmalıyorsun?" dediğinde burada ne yaptığını sorgularcasına kendine geldi ve "Gitmem gerek."dedi.
Adam yanımızdan öylece çekip gittiğinde Mine bana her an güldü gülecek şekilde bakıyordu. Daha sonra kahkahayı patlatmıştı.
"Merhaba sevgilim erkek arkadaşım ve bana evlenme teklifi eden adam."
Elini bana doğru uzattığında hızlıca onu kaldırdım ve üzerini silkeledim.
"Dalga geçme tamam mı? Adam yunan heykeli gibi ve sapık olduğuna inanmak çok zor..."
"Dış görünüşe aldanmamak gerek." dedi Mine ve adamın arkasından sıkıntılı bir ifade ile baktı. Haklıydı.
"Onu oyalamamız gerekiyordu Özgün. Baksana Nisan'a yaklaşıyor."
Hemen harekete geçerek peşinden gittik ve adama yaklaştığımda istemeyerekte olsa çıtlık parmağından tuttum. Adam önce parmağına arkasından bana baktı. Daha sonra kendini halayın içerisinde bulduğunda şaşkınlıktan neredeyse ölüyordu.
"Yine ne var?" demişti bana dönerek. Neredeyse benim boylarımdaydı ve zorlanmadan kulağıma bağırabiliyordu pislik adam.
"Ooo Özgün halayı sever misin?"
Mustafa bir sevinçle adamın diğer parmağından tuttuğunda diğer tarafımda bir halay kuyruğu vardı ve yanımda bir dakikadır bana baktığını düşündüğüm bir kız duruyordu. Kafamı önüme çevirdiğimde Mine kızın elinden tutuyor olmama tek kaşını kaldırmış bir halde bakıyordu. Ne yapayım dercesine omuzlarımı silktim.
"Özgün seviyordur da ben sevmem. Lütfen elimi bırakın."
Adam bıkkınca parmağını kurtarmaya çalışsa da hiçbir şeyin farkında olmayan Mustafa halaya kendini öyle bir kaptırmıştı ki oynamaya devam ediyordu. Mustafa'ya ne kadar teşekkür etsem azdı.
"Düğüne gelmişsin oynamadan bırakmam valla!" dedim duyması için bağırarak. En azından biraz da olsa halaya hakimliğim vardı ve eğreti durmuyordum.
Halay bittiğinde ne yapacağımı şaşırarak adamı kolundan tuttuğum gibi açık büfenin önüne getirdim.
"Bundan denedin mi?"
Diyerek kürdana batırılmış küçük mercimek köftesini işaret ediyordum. Sahi bu küçük sevimli şeyleri kim hazırlamıştı böyle? Bir tanesini ağzıma attığımda şaşkınca adama döndüm.
"Çok güzel!" dedim hayrete düşerek. Adam sıkılgan bir ifadeyle dişlerini sıkarken kolunu bir hışımla benden kurtardı.
"Öyleyse hepsini ye tamam mı ve beni rahat bırak şimdi!" Bana bağırdığında ve arkasını dönüp gittiğinde telaşa kapılarak bize doğru gelen Mustafa'yı uyardım. Yaptığım kaş göz işaretleri ve tuhaf el kol hareketlerinden sonra aniden kendine doğru gelen adamın önüne elini koydu. Adam sabır dilenircesine ellerini beline koyduğunda kafasını geriye atıp bana baktı.
"Tamam derdinizi söyleyin halledelim!"
"Derdimiz Nisan." dedim yanına geldikten sonra. Şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdığında gözleriyle onu aramıştı.
"Ne olmuş ona?" dedi umursamazca. "Salağa yatma senin ne tür bir pislik olduğunu biliyorum." dediğimde iç çekti. Oflayarak kafasını sağa sola sallarken burun kemerini sıkmıştı.
"Ne yapmış bu herif?" dedi Mustafa. Bir anda ses tonu ürkütücü bir hal almıştı.
"Sapığıymış." dediğim anda adama yumruk attığında adam yere yığılmıştı. Mustafa durmak yerine eğilip adamın düzgün burnuna bir tane geçirdiğinde içimden sevinç naraları atıyordum. İnsanlar fark etmesin diye kendimi onların önüne siper ettiğimde Nisan bize doğru koşarak geliyordu.
"Özgün! Ne yaptığınızı sanıyorsunuz!"
"Seni koruyoruz ne yapmışız!"
"Beni damadın erkek kardeşinden korumak yerine keşke sapığımdan korusaydın!"
O böyle söylediği anda zaman durmuştu sanki. Mustafa'nın tekrar atmak üzere olan yumruğu havada kalırken Mine suçlu bir ifade ile bize bakıyordu.
"Sanırım yanlış adama çarpmışım." diyerek kafasını aşağı eğdiğinde dudağını dişliyordu.
"Tebrik ederim!" Nisan büyük bir sitemle gidip Mustafa'nın havadaki yumruğunu tuttu ve onu indirdi. Daha sonra yerde burnundan kan gelen adama yöneldi.
"Özür dilerim Levent. Yanlış anlaşılma oldu."
Adının Levent olduğunu öğrendiğimiz genç ayağa kalktığında Mustafa'nın üzerine atlamamak için kendini zor tutuyordu. Nisan masadan peçete alıp Levent'e uzattığında sinirle onu elinden aldı ve bir sandalye çekip oturdu. Bir yandan da belini tutuyordu.
"İyi ama gösterdiğin kişi oydu tamam mı!" diye çıkıştığımda bana öyle bir bakmıştı ki daha fazla itiraz edememiştim. Omuz silkerek çocuk gibi mızmızlandığımda dişlerimi birbirine sürtüyordum.
"Senin bir sapığın mı var Nisan?"
Levent Nisan'a neden bunu daha önce anlatmadın dercesine baktığında Nisan onun gereksiz samimiyetini görmezden geldi.
"Ayrıca bu tuhaf çocuklar da kim? Kliniğime gelmek ister miydiniz? Topluca..."
Gömleğinin cebinden çıkardığı kartviziti bana uzattığında istemeyerek alıp göz attım. Bir psikologdu.
Elimi saçlarıma atıp kaşırken dudağımı ısırdım. Adam bana içten bir şekilde gel gel dercesine bakarken kartı ona geri uzattım.
"İhtiyacım yok. Hatırlarsan sevgilim kız arkadaşım hatta evlenme teklifi ettiğim kız yanımda."
Mine söylediklerimden sonra gelip ellerini omzuma koydu ve kafasını boynuma yasladı.
"Bence çift olarak gelmenizde yarar var. Gelecekteki çocuğunuz için endişe etmiyor musunuz?"
Mine derin bir nefes aldıktan sonra ekledi.
"Sen kendi işine bak."
Levent suçsuz olduğu halde ona resti çektiğinde onu belinden tuttum ve sıkıca birbirimize tutunduk. Mine yanımdayken psikologlara ihtiyacım olduğunu zannetmiyordum.
"Naber?"
Yanımıza gelen tuhaf tipi gördüğümde kaşlarımı çattım. Nisan sinirle dudaklarını birbirine bastırdı ve Mustafa'nın kolunu tutup omzuna koydu ve ona sarıldı.
"Bu da ne! Nisan inanamıyorum birini mi buldun!"
Adam önüne gelen kıvırcık saçlarını geriye attıktan sonra hayal kırıklığı ile ikisine baktı. Giymeye çalıştığı smokin hiç kimsenin üzerinde bu kadar berbat durmamıştır eminim. Üstelik smokinin altına geçirdiği sandaletleri benim kıyafetlerimden daha ilginç duruyordu.
"Bulmak ne kelime? Teyzelerden duymadın mı? Ben onunla nişanlıyım!"
Dedikten hemen sonra Mustafa'nın dudaklarına hepimizin ağzının o şeklini almasına neden olan bir öpücük kondurdu. Mustafa role anında uyum sağlayarak kollarını Nisan'ın bedenine doladığında bu görüntüyü daha fazla izlemek istememiştim. Kafamı Mine'ye çevirdiğimde şaşkınca onları izliyordu.
"Biz beceremedik ama Mustafa sanırım Nisan'ı kurtardı."
"Kurtaramadıysa bile ekipçe her zaman hazırız."