Bozuk musluktan akan suyun zemine düşerken çıkardığı ses kadar sinir bozucu bir ortam oluştuğunda ne yapacağımı şaşırmış bir halde bekliyordum. Mustafa kendini Nisan'dan geri çektikten hemen sonra sert bir yüz ifadesi takınmıştı.
"Sadece bir seferlikti. Başını beladan kurtarmak için."
Sözleri bende bile tüyler ürperten cinsten bir etki bıraktığında Nisan'ın duygularının ne halde olduğunu düşünmek bile istememiştim. Birkaç dakika Mustafa'nın ne dediğini anlayamamış gibi suratına baksa da hemen sonra silkelenip kendine geldi.
"Evet sadece bir seferlikti... Bir daha yapmayacağımdan emin olabilirsin."
Nisan ela gözlerini kaçırıp bana baktığında suratının kızardığına şahit olmuştum. Sapığı olacak şahıs çoktan düğün yerini terk etmişti bile. Yanaklarına çöken sıcaklığı eliyle söndürmeye çalışıyordu. Belli ki bu öpücük Nisan'da tahmin ettiğinden daha fazla etki bırakmıştı.
Mustafa ise iki saniye sonra eski haline dönerek gülümsediğinde neler olduğunu kestirmek benim için çok zor bir hale gelmişti. Yutkundum ve o an Mine'nin elimi tuttuğunu fark ettim. Ona döndüğümde bana tebessüm ediyordu. Sanki sakin ol gibi bir şey demek istiyordu.
"Ee şey..." diyerek herkesin dikkatini üzerime çektiğimde gergince gülümsedim. "Düğünden sonra neden hep beraber takılmıyoruz?"
Neden bunu söylemiştim şimdi!
"Aa yeni kiraladığımız eve gidelim! Siz daha evi görmediniz değil mi?"
Mustafa sevinçle ellerini çırptığında Nisan onun tutarsız davranışlarını gözlemliyordu. Mine'de olaya el attığında biraz daha sakindim. Hayır bana neydi sanki? Acaba Hayal elçisi olduğum için Nisan'ın kötü hissetmesi beni de mi etkiliyordu?
"Gidelim merak ediyorum!"
"Bu gece yatıya kalacaksınız o zaman itiraz kabul etmem."
Tuğba ne ara gelmişti de konuşmamıza müdahale ediyordu acaba?
"Neden olmasın..." dedi Mine bana göz kırparken. Kendimi zoraki tebessüm etmeye zorladığımda yanaklarımdan tutup yukarı doğru çekmişti.
"Sana ne oluyor Özgün. Biraz rahatla."
Dediğini yaparak içten bir şekilde gülümsedim ve kolumu omzuna atıp onu kendime çektim. Mustafa Nisan'a döndüğünde Uğur bana ne oldu dercesine bakıyordu. Dudaklarımı oynatarak sonra söylerim dediğimde peki dercesine kafa sallamıştı.
"Sen de geliyorsun."
Nisan afallamış bir halde saçını kulağının arkasına attı ve itiraz edeceğini düşündüğüm bir yüz ifadesine büründü.
"Herhalde gelecek. Yeni arkadaşımız sonuçta." Tuğba'nın olaylara bodoslama dalışı her seferinde beni sıçratıyordu. Nisan yutkunarak bana baktığında gözleriyle ne demek istediğini anlamaya çalıştım. Gelmek istemiyordu belli ki.
"Arkadaşlar bir saniye..." dedim dikkatlerini tekrar çekerek. Uğur sessizce olan biteni seyrederken Nisan kurtulacağını düşünerek gülümsemişti.
"Sadece bu akşam için heyecanlı olduğumu söyleyecektim."
Nisan hayal kırıklığı ile dişlerini sıktığında omuz silktim. Mustafa ile aralarında oluşan elektriği birbirlerini görmezden gelerek halledemezlerdi sonuçta.
***
Düğün bitmiş Nisan'ın ablası ve damat araçlarına binerek balayına doğru yolculuğa çıkmıştı. Arkasından bakarken bir an kendimi Mine ile o araba da hissetmiştim. Üstü açık güzel bir arabayla balayına giden bir yolda, en sevdiğimiz müziklere sesli şekilde eşlik ederek gitmek çok güzel bir hayaldi.
"Gidelim mi?" dedi Nisan bıkkınca kolumdan çekerek. Hadi ama daha balayının ileri saatlerini hayal edememiştim. Filmin en güzel yerinde reklam soktuğu için kaşlarımı çattım. "Bakıyorum da gece için sabırsızlanıyorsun Nisan." dedim ona meydan okuyarak. Bana gözlerini kısarak baktıktan sonra kollarını göğsünde kavuşturmuş bir halde önden yürümeye başladı.
"Bu da... Yani..." Mine cümlenin devamını getirmediğinde ben devam ettim. "Tuhaf."
Birbirimize onaylayan bakışlar attığımızda Mustafa arabasıyla görüş alanımıza girmişti. Sırayla arabaya bindiğimizde Nisan duraklamıştı. Daha sonra ne düşünmüştü bilmiyorum ama bir hışımla arabaya bindi. Mustafa hepimizin bindiğinden emin olduktan sonra arabayı çalıştırdı.
Geldiğimiz mahalle tam da bizim mahallemizdi ve açıkçası evin balkonuna çıktığınızda bizim ev görünüyordu. Neden gelip de bizim mahalleden bir ev kiralamışlardı sanki?
İçimden ettiğim tüm isyanlara rağmen bir yanım bizim mahallemizde oturduklarından dolayı sevinmişti. Mine elimden çekiştirerek Tuğba'nın açtığı kapıdan içeri sürüklemişti beni. Salonda sadece L şeklinde açık kahverengi bir koltuk ve büyük ekran televizyon vardı. Henüz perdeler çekilmediği için Tuğba sadece kenarda duran lambaderi yakmakla yetinmişti.
"Fazla bir şeye ihtiyacımız yok nasılsa." demişti Uğur yüz ifademi gördüğünde. "İstanbuldaki evimi hatırlıyorsun değil mi Uğur..." O evin içindeki pisliği hatırladığımda bir an midem ağzıma gelmişti. Hepsi birden suratını buruşturup öğürme hareketi yaptığında Nisan'ın tek kaşı havaya kalktı.
"İğrençsin." demişti daha sonra da. Mustafa istemsizce Nisan'ın söylediği şeye güldüğünde hemen kendini toparladı ve kendini L koltuğa attı.
"İlk önce üzerimizi değiştirelim!"
"Neyle yapacağız pardon bunu?" Nisan kollarını göğsünde kavuşturarak tepkisini ortaya koyduğunda Tuğba daha önce fark etmediğim poşetleri sevinçle havaya kaldırdı. O poşetlerden ne çıkacağını düşünmek dahi istemiyordum çünkü bana attığı son bakış çok korkutucuydu.
"Bu senin." diyerek ilk önce Mustafa'ya uzattı poşeti. Mustafa büyük bir merakla poşeti açıp baktığında acayip sevinmişti. Tabi ki sevinirdi içinden çıkan şey Transformers baskılı fermuarlı bir pijamaydı. Odada Nisan'ın olduğunu unutmuş olacak ki can havliyle gömleğini çıkardı. Boynundaki kolyenin değersiz bir parça olduğunu da çekip koparmasından anlamıştım. Pantolonuna yöneldiğinde hepimiz bir ağızdan ooo demiştik. Elinde pijamasıyla şaşkınca bize bakarken gözleri en son Nisan'a kaydı ve bir pardon diyerek yukarı kata çıktı. Lambaderin ışığıyla Nisan'ın kızardığını fark edemiyordum ama hissetmesi zor değildi. Ayrıca burada sevgilimin yanında üstünü çıkarmaya utanmıyor muydu!
"Alın bakalım."
Mine ve benim elime tutuşturduğu poşeti heyecanla açtım. İçinden çıkan pembe ponponlu şeyi poşetten çıkardıkça hayrete düşüyordum. Mine'nin elinde duran ayı kostümü de Tuğba'nın geçmişimiz hakkında bir şeyler öğrendiğini gösteriyordu.
"Babam laf arasında söylemişti de..."
Her ne kadar o zamanki giydiğimiz kıyafetler kadar kalın ve yumuşak olmasa da rahat görünüyorlardı. "Ben bunu giymem eve gidiyorum. Mine benimle geliyor musun?"
"Hayır." Mine'nin reddini duyduğumda hayal kırıklığıyla elimdeki tavşanlı pijamaya baktım. "En azından ayı olanı bana alsaydın Tuğba..."
Tuğba haince sırıtırken Mine gülümsüyordu. Bakıyordum da bu durum çok hoşuna gidiyordu.
"Mm bu da senin için Nisan."
Nisan poşeti alırken oldukça isteksiz görünüyordu. Yine de ortamın neşesini bozmamak için gülümsemiş ve poşetten çıkan şeyi hepimizin görebileceği bir şekilde açmıştı. Kedili pijama Nisan'ın hoşuna gitmişe benziyordu.
"Haydi değiştirin ve gelin!"
Mine beni elimden tutarak üst kata çıkardığında koridorların boşluğuyla kendimi korku filminde gibi hissetmiştim. Bizi boş bir odaya kapattığında elimdeki tavşan kostümüyle öylece bekliyordum. "Ne yapıyorsun?" demek zorunda kalmıştım. Üzerimizi değiştirmek için ayrı odalara girmemiz gerekiyordu.
"Beni görebiliyor musun?" dedi. Belli ki odanın diğer köşesine gitmişti çünkü sesi daha uzaktan geliyordu. "Şu an göremiyorum ama biraz sonra gözlerim karanlığa alışabilir."
"Merak etme o zamana kadar giyinmiş olacağım."
Bir anda terleyen ellerimde tavşanlı pijamayı daha sıkı tuttum. Kan basıncım yükselirken dudaklarım kuruyordu. O şu anda benimle aynı odada üstünü mü değiştiriyordu? Ayaklarımın ucuna attığı şeyi elime alıp baktığımda topuklu ayakkabısı olduğunu fark ederek yutkundum.
"Ne bekliyorsun Özgün..."
Fısıltısını işittiğimde kendime gelerek ayakkabıyı bıraktım ve pijamayı yere attım. Üzerimdeki tişörtü çıkartırken kendimi istemsizce gergin hissediyordum. Şortumu da çıkardığımda tavşanlı pijamayı bacaklarımdan geçirdim ve fermuarını hızlıca çektim. Odadaki tek ses fermuarın çıkardığı tuhaf gıcırtıydı.
"Hazır mısın?" dediğinde kafamı kaldırıp ona baktım. Aramızda santimler vardı ya da yoktu kestiremiyordum. "Sanırım evet..." diyebildim yutkunurken.
"Hayır değilsin." dedikten hemen sonra kafama geçirmediğim tavşan kulaklı şapkayı kafama atmıştı. Gözlerim kapandığında ellerini omuzlarımda hissedebiliyordum. Karanlığa alışmış gözlerim tekrar karardığında istemsizce gülümsedim. Mine neler çeviriyordu böyle?
Dudaklarımdan bir kez öperek omuzlarımdaki ellerini çekti ve hızlıca kapıyı açtı. Gözlerimi kapatan şapkayı geriye ittirip Mine'nin peşinden gittiğimde aşağı kata indiğini görmüştüm. Bu hareketleri başımı döndürüyordu. Bazen ben de onun başını döndürmek istiyordum ama onun kadar etkili olduğumdan asla emin olamıyordum.
Düşüncelerimi toparlamayı başardığımda Mustafa'nın köşedeki boy aynasında kendine hayranca baktığını fark ederek yanına gittim. Bütün masumiyetimle yanına gittiğimde bana kahkaha atmış ve kulaklarımla oynamaya başlamıştı.
"Sen bir kendine bak!" diyerek sinirle merdivenlerden indiğimde Uğur ve Tuğba çoktan üstlerini giyinmişti ve boş zemine bir şeyler kuruyorlardı. Merakla yanlarına oturduğumda Mine ile göz göze geldik. Ona göz kırptığımda bu hareketimi beklemiyor olduğundan gerek şaşırmıştı.
Nisan da giyinip l koltuğa kendini attığında Tuğba sevinçle bize döndü. Yüzündeki makyajın hepsini silmiş saçlarını tepeden dağınık topuz yapmıştı. Mustafa da sonunda gelip yanımıza oturduğunda Tuğba'yı gördüğünde verdiği tepki gülme isteğimi getirmişti.
"Ne oldu sana! Düğünde bozuk bir şey mi yedin ölü gibisin."
Tuğba gözlerini devirerek Mustafa'ya bakarken Mine ve Nisan gülmemek için dudaklarını ısırıyordu. "Saçma sapan konuşma Mustafa sadece yüzümü yıkadım."
Uğur bizim aksimize Tuğba'nın bu doğal görüntüsüne alışık gibi duruyordu ve bize inat olsun diye Tuğba'nın yanağına sulu ve iğrenç bir ses çıkaran öpücüğünden bırakmıştı. Hepimiz tiksinmişçesine onlara bakarken Tuğba silkelendi.
"Oyunumuzun adı Risk al." diyerek yerdeki kırmızı kartonu gösterdi. Dört renk olan kartların rengi bile riski uyandırıyordu ve bu oyunu ilk kez duyuyordum. Kırmızı mavi siyah ve beyaz renklerinin arkasında yazan şeylerin ne olduğunu ölesiye merak ediyor bir yandan da Tuğba'nın sürprizlerinin hayra alamet olmadığını bilip geriliyordum.
Kırmızı kartonun üzerinde bulunan on beş adımı ilk bitiren kazanıyordu ve kartların arkasında yazanları yerine getirdiğin takdirde ilerleyebiliyordun. Yerine getiremediğinde ise ceza olarak iki adım geriye gidiyordun. En fazla altı kişiyle oynanan oyunda hepimiz bireyseldik ve kartların arkasında yazan talimatlara göre oluşturduğumuz çemberden herhangi birimiz hakkında görevler çıkacaktı.
Şimdiden stres olduğumu hissediyordum. Ben kendime yeşil piyonu seçerken Mine pembe olanı seçmişti ve bu seçimlerimiz bana ikimizin de en sevdiği renkleri anımsatmıştı.
"Bir dakika içinde yapamazsanız yanarsınız!"
Tuğba ilk kartı çeken kişiydi ve ilk kart en masum olan renk beyazdı. Gülümseyerek kartın üzerine yazan şeyi okuduğunda gözleri Mine'ye kaymıştı.
"Burada diyor ki karşınızda oturan kişinin yüzüne bir ben çizin."
Mine yüzünü buruşturduğunda Tuğba oyun kutusundan çıkardığı siyah kalemle sinsice Mine'nin yanına gitti ve dudağıyla burnunun arasına kocaman ve çirkin bir ben çizdi.
"Bana bakma çok çirkin görünüyorum!" diye sızlanan Mine eliyle yüzünü kapatsa da çoktan görmüştüm. Gülümsediğimde Tuğba piyonunu ilerletiyordu. İkinci oyuncu Uğur, çektiği kartla Nisan'ın saçlarını yanlardan komik bir şekilde örmüştü ve Tuğba biraz da olsa kıskanmış gibi görünse de bozuntuya vermemişti. Sıra Mustafa'ya geldiğinde bana attığı bakıştan korkmuştum.
"Iıı Nisan seninle yer mi değiştirsek ne dersin?"
"Mızıkçılık yapma!" Hepsi bir ağızdan bağırdığında korkarak yerime sindim.
"Korkma Özgün ya..." demişti Mustafa yavaşça ayağa kalkarken. O kalktıkça kendimi daha da küçük hissediyordum. Yanıma geldiğinde elleriyle yüzümü kavradı ve hayır hayır umarım beni öpmeye niyetlenmiyordu!
Yüzümü sıkıştırdığında istemsizce kollarını tutmuş geri itmeye çalışıyordum ama nafileydi. Korkuyla gözlerimi kapatıp sonumu beklediğimde beklediğim şey olmamıştı. Mustafa yanaklarımı kopartırcasına sıktığı elini tam beş saniye boyunca yerinden çekmemişti. Yanaklarımın uyuştuğunu hissederken Mine çıkıştı.
"Yeter çek ellerini!"
"Ooo Mine." diyen Tuğba'ya sert bir bakış atmıştı Mine. Mustafa yerine geçerken yanaklarımı tutuyordum. Hayvan herif yanaklarımı resmen iki dakikada çürütmüştü.
Sonunda sıra bana geldiğinde yavaşça kartta yazanı okudum. Uğur kendini şanslı zannediyordu çünkü kartta yazan talimatlarda bir türlü onu hedef gösteren bir işaret olmamıştı ama şu an benim elime düşmüştü. Haince sırıtırken kartı ortaya bıraktım. Böyle bir kart bir kıza karşı çıksaydı mecburen ceza alacaktım.