15. Benimle Dans Eder Misin?

1782 Words
Uğur ortaya bıraktığım kartta yazan kelimeleri gördüğünde önce dondu daha sonra yavaşça gözlerini üzerime dikip dudağındaki ölü derileri kemirmeye başladı. Yanına gittiğimde gözleriyle yavaş ol dercesine bakıyordu. Tuğba merakla bizi izlerken Uğur'a beklenmedik bir anda tokat attım. Suratı yana düştüğünde sinirlenmiş gibi yumruklarını sıktı fakat daha sonra ifadesini hızla değiştirdi ve yanağına bile dokunmadan bana döndü. "Umarım bir sonraki hamle sana uygun olur." Dişlerinin arasından söylediği tehditvari sözlere aldırmayarak yerime oturduğumda Mine hafifçe sırıtıyordu. Ona bakıp bende güldüğümde bugünün beklediğimden daha eğlenceli geçeceğini fark etmiştim. Kartlar yarım saat sonra kırmızıya geldiğinde hepimiz gerginleşmiştik. Ben Mine ile oyunun ortasında kavga etmiş ve aramıza Mustafa'yı almıştım. Hayır yani gidip hiç çekinmeden Uğur'a masaj yapmıştı. Bu büyük bir kavga sebebiydi ve bana mazeret olarak oyunda geri düşmemek için yaptığını söylemişti. Uğur tokadın intikamını aldım dercesine bana sırıtarak bakıp duruyordu. Öfkeyle kollarımı göğsümde kavuşturmuş Nisan'ın kartında yazan şeyi okumasını bekliyordum. En geride olan oydu ve karttakilerin bir çoğunu yapmayı reddetmişti. Mustafa ise birinci sıradaydı. Hepimizi haşat etmişti ve bundan zevk alarak yapıyor olması daha da tuhaftı. Şu an üçüncü sıradaydım ve Mine ikinciliğini bozmamak için her şeyi yapmaya başlamıştı. Oyun sahibi Tuğba ve Uğur dördüncü yerde beraber ilerliyordu. Örnek bir çift gibi yan yana durmuş ve sevinçle gülüşüp eğleniyorlardı. Yandan Mine'ye baktığımda onun da bana baktığını görerek gözlerimi kaçırdım. Nisan sonunda kartta yazan şeyi yapmaya karar vermiş olacak ki ayağa kalktı ve Mustafa'nın yanına gitti. "Benimle dans eder misin?" Mustafa şaşkınca ona bakarken farkında olmadan tekrar Mine'ye bakmıştım. Bu defa da o gözlerini kaçırdığında dişlerimi alt dudağıma bastırıp önüme döndüm. "Sadece oyun için..." Diyen Nisan'a pekala diyen Mustafa birden ayağa kalkmış ve Mine ile aramızdaki elektriği yükseltmişti. Müzik olmadan dans etmeye başladıklarında birbirlerinin gözlerine bakıyor olmalarından dolayı şaşkına uğrayarak elimi yere koyduğumda elime temas eden yer değildi. Elime baktığımda Mine'nin elini görerek kaşlarımı çattım. Elini benim için mi uzatmıştı yoksa farkında olmadan eli benim yanıma kadar gelmiş miydi? İkinci seçeneğin fazla mantıksız görünmesi üzerine elinin üzerine koyduğum elimle elini sıkıca kavradım ve onu kendime çektim. Bana yardımcı olarak yanıma oturduğunda ellerimiz sıkıca birbirine kenetliydi. "Özür dilerim." dediğinde duymamış gibi yaptım. O sahne gözlerimin önüne geldiğinde Uğur'a tekrar tekrar vurmak mümkünse dolgu yaptırdığı dişindeki dolguyu sökmek istiyordum. "Susar mısın sana hala kızgınım." "O zaman neden elimi tutup beni kendine çekiyorsun?" Durup bir saniye kadar düşündükten sonra tekrar cevap verdim. "Sana kızgın olmam elini tutmama engel değil." Sözlerimden sonra susmuştu. Kafamı Nisan ve Mustafa'ya çevirdiğimde bizimle aynı ortamda değillermiş gibi duruyordu. Sonra bir anda Nisan elini çekti ve bitti dercesine yerine oturdu. Elleri havada kalan Mustafa girdiği transtan ayrılıp eski yerine geçerken Nisan'ın az önce bıraktığı karta gözüm takılmıştı. "İyi ama orada dans etmekle alakalı bir şey yazmıyor ki?" Cümleyi sesli okuduktan sonra nasıl bir patavatsızlık yaptığımı daha iyi fark ederek suçlu gözlerle kafamı kaldırdım. Hepsi şaşkınca Nisan'a bakarken yerimde küçülüp yok olmak istemiştim ama Nisan benden daha kötü durumda olsa gerekti ki utanmış ve kızarmıştı. Mustafa yutkundu ve bir şey söylemek istercesine dudaklarını araladı ama konuşmamıştı. Bu ne anlama geliyordu? Nisan Mustafa'dan etkilenmiş miydi? Hoş, asıl etkilenmemesi garip olurdu. "Bana bunu bilerek mi yapıyorsun?" Nisan kırılmış bir ifadeyle bana bunları söyledikten hemen sonra yerden kalkıp odayı terk etmişti. Üst kata hışımla çıkmasını izledikten hemen sonra endişeli gözlerle onlara baktım. "Farkında değildim..." dedim mahcup bir ifadeyle. Kendimi inanılmaz kötü hissediyordum. "Sen yanlış bir şey yapmadın Özgün. Bunu söylemeseydin onun benim hakkımda bir şeyler düşünmeye başladığını fark etmeyecektim." Mustafa ciddi konuştuğunda onu gerçekten ciddiye alamıyorum. Üstelik böyle konuştuğunda aklı başında biri gibi görünüyor kafamda onun hakkında kurduğum profili ezip geçiyordu. "Peki şimdi ne yapacaksın?" diye soran Uğur endişeli bakıyordu. "Bence şu an duygularından emin değil." Tuğba'nın sözleriyle Mustafa atarlanmıştı. "Ne demek değil. Yani sence benden hoşlanmadı mı?" Tuğba Mustafa'nın ona çıkışmasını beklemiyor olsa gerek afallamıştı. "Söylemek istediğim... Yani insan bir günde... Sadece... Boşversene..." Kelimeleri sona doğru titrek çıktığında Uğur ne yapacağını bilemez halde bir Mustafa bir de sevgilisine baktı. Hangisinin yanında durması gerektiğine karar verememiş gibi duruyordu. Öte yandan Tuğba'nın bu kadar hassas olabileceğini bilmiyordum. "Tabi ki senden hoşlandı. Senden hoşlanmasa buna cesaret edemezdi. Sadece henüz bunun aşk olmadığı konusunda hemfikiriz değil mi Mustafa?" Mine anlayışlı bir şekilde konuştuğunda ben bile yatışmıştım. Mustafa bir şey demeden çatık kaşlarıyla ona baktı ve gözlerini yukarı dikti. Peki o neden alınganlık yapıyordu? "Sanırım gidip onunla konuşmam gerek." diyerek Mine'nin elini bıraktım ve kimse itiraz etmeden yukarı çıktım. Odaların hepsine baktıktan sonra onu balkonda bulmuştum. Gidip yanındaki sandalyeye oturduğumda eliyle yüzünü sildi ve kafasını çevirdi. "Neden geldin? Aşağı in ve herkesin içinde beni biraz daha rezil et." Kızgın sözleriyle yutkunurken derin bir nefes aldım ve ne söylemem gerektiğini uzun uzun düşündükten sonra aklımdan geçen ilk şeyi söyledim. "Ablanı ve kocasını düşünüyor musun?" "Ne! Bu nereden çıktı şimdi!" Kızgınca bana döndüğünde gözlerinden ateş fışkırdığına yemin edebilirdim. "Düşünmedin değil mi?" dedim sakince. "Hayır tabi ki düşünmedim. Konuyla ne alakaları var şu an?" "Ne alakaları mı var? Farkında mısın sayemde buradasın ve aşık olduğunu iddia ettiğin adam ablanla balayındayken sen başkasını düşünüyorsun. Buraya gelmemiş olsaydın şu an ne yapıyor olurdun?" Durdu ve tekrar yüzünü sildi. "Ağlıyor olurdum. Şu anki gibi." dedi ve histerik bir kahkaha attı. "Sebepler farklı ama ve gün boyu kendini kötü hissetmedin." "Evet hissetmedim. Mustafa'nın duygularıyla oynamak da istemedim ve beni yanlış anlamasını istemiyorum. Sadece oyunu bahane ederek ona yine yakın olmak istedim çünkü bu his güzel..." Kısılan sesiyle itiraf yaparken son derece samimi konuşuyordu. "Oyunu bahane etmene gerek yoktu." "Vardı. Beni reddedebilirdi..." "Riski ortadan kaldırmak mı istedin yani?" "Sanırım. Reddedilmekten çok sıkıldım ve bir kez olsun iyi hissetmek istedim." "Kaç kez reddedildin?" "Nesin sen dedektif mi?" Diyerek benimle dalga geçtiğinde bir an buna kendimi fazla kaptırdığımı fark ederek güldüm. "Yine de çok cesur bir hareketti ve oradaki herkeste bunun farkında. Bence kendin hakkında güçlü bir imaj çizdin. Senin şu zamanda yaptığını ben Mine'ye yapamazdım. Ondan ne kadar çekindiğimi tahmin bile edemezsin." "Mine'den çekiniyor muydun?" Ağlamayı tamamen kesmiş ve bana gülmeye başlamıştı. "Onun ne kadar korkutucu olabileceğini bilemezsin. Hala daha ürkütücü olabiliyor." "Ne!" Mine arkamızdan bağırarak geldiğinde yerimde sıçramıştım. "Sen hangi hakla bizi dinlersin Mine? Bugünkü yaptıklarını nasıl telafi edeceksin!" Kalbim küt küt atarken ona ters bir bakış attım. Bana aldırmadan Nisan ile arama bir sandalye çekti ve oturup kollarını boynuma doladı. "Kollarını çeker misin sana kızgınım." Dediğimde tek kaşını kaldırdı ve bana meydan okuyarak baktı. "Kızgın olmanın böyle şeyleri engellemediğini söylemiştin ama." "O ben yaparken öyleydi." diyerek kollarını çözdüm ve kolumu beline sardım. Memnun bir ifadeyle gülüp Nisan'a döndü. "Hayal elçini kaçırmak zorundayım. Ve sende aşağı bizimle geliyorsun. Her şeyi unut ve olmamış gibi davran. Film seyredeceğiz." Beni elimden tutup çekerken Nisan da peki dercesine kafa salladı ve beraber aşağı kata indik. L koltukta köşeye oturduğumda Mine bacaklarımı uzatabilmem için koltuğun pufunu çekmişti. Yaptığı hareketi sevimli bularak bacaklarımı pufun üzerine atıp koltukta rahatça yayıldım. Sol tarafıma oturan Uğur ve Tuğba birbirlerine sarılmışlardı. Diğer tarafta oturan Mustafa ve Nisan ise birbirlerine dahi bakmadan eğreti bir şekilde televizyona bakıyordu. Mine yanıma oturduğunda Uğur filmi başlatmıştı. Biz yukarı çıktıktan sonra Tuğba ve Mustafa aralarındaki saçma kavgaya son vermiş olmalılardı. "Korku filmi mi?" Nisan'ın sorusuna karşılık hıhı cevabını veren Mustafa o an komiğime gitmişti. Filmin ortalarına doğru gerilmeye başladığımızda omuzlarımda hissettiğim ellerle bir anda ürpermiştim. Kafamı hafifçe çevirdiğimde Mine'nin bana bakmadan omuzlarıma masaj yaptığını görmüştüm. Nazik hareketlerle omuzlarımdan kavraması filmden daha çok tüylerimi diken diken ediyordu. Yaptığı masajla filme odaklanamadığımda garip haller almıştım. Hiç yorulmadan dakikalarca bana masaj yaptığında gözlerim kapanmak üzereydi. En son kafamın yumuşak bir yere düştüğünü hatırlıyordum. Gözlerimi açtığımda Mine'nin göğsüne kafamı koymuş bir halde bulmuştum kendimi. Ellerimi beline dolamış bir bacağımı bacağının üzerine atmıştım. Kafamı kaldırıp ona baktığımda kafasını arkaya atıp uyuduğunu gördüm. Göz ucuyla diğerlerine baktığımda onların da kendi yerlerinde uyuduğunu görerek gözlerimi kırpıştırdım. Kafamı yerinden hiç kaldırmak istemesemde kaldırmış ve Mine'nin geriye düşen kafasını kendi göğsüme yaslamıştım. Kolumu omzunun üzerinden geçirip onu sıkıca kendime çektim ve saçlarından öperek gözlerimi kapadım. Hissetmiş gibi hafif bir mırıltı çıkarmıştı. Biraz sonra hızla atan kalbim uykunun kollarına tekrar atlamıştı ve göz kapaklarım ağırlaşmıştı. Televizyonda oynamaya devam eden film arkada her ne kadar ürkütücü müzikler çıkarsa da kimsenin umurunda değildi. Günün yorgunluğunu koltukta uyuyarak atlatabileceğimizi zannederek orada kaldıktan sonra sabah her yerimiz tutulmuş bir halde uyanmıştık. Mustafa yere düşmüş, kafasının altına bir yastık almayı neyse ki akıl edebilmişti. Mine ve ben hala gece benim yaptığım şekilde uyanmıştık. Uğur ve Tuğba ise kafaları arkaya gitmiş bir halde sızlanarak uyanmıştı. Nisan kedi gibi kıvrıldığı köşeden huzursuzca uyandı. "Gece kimse uyanmadı mı?" Tuğba söylenerek koltuktan kalktı ve gerindi. Gece uyanmış ve durumumuzu fark etmiş olmama rağmen sesimi çıkarmadım üstüne bir de esnemiş ve deliksiz uyuduğumu söylemiştim. Mine kalkıp lavaboya gittiğinde bende üst kattakine gitmiştim. Aşağı indiğimde kahvaltı için hazırlık yapıyorlardı. Nisan, tavada çevirdiği omleti ne ara hazırlamıştı? Mustafa masaya uykulu bir edayla çatalları dizerken Uğur'un ekmek almaya gittiğini duymuştum. O an fark ettiğim şey lavaboda on dakikalık bir uykuya daldığım olmuştu. Ensemi kaşıyarak sandalyelerden birini çektim ve esnemeye devam ettim. Mine de yanıma oturup kafasını omzuma yasladı ve gözlerini kapadı. "Uzun zamandır böyle uyuduğumu hatırlamıyorum." Daha yeni uyandığı için sesi kalın çıkıyordu. "Benimle olmadığın içindir." deyip önüne gelen saçı geriye çektim. "Sinirin geçmiş sanırım." diyerek bana baktığında hafifçe tebessüm ettim. "Sihirli parmaklarının etkisi olabilir bu." dediğimde kıkırdamıştık. Kafamı kaldırıp onlara baktığımda hepsinin bize baktığını görerek kaşlarımı çattım. "Yine aklınızdan ne geçiyor sizin?" dedim sinirlenerek. Mustafa omuz silkip arkasına döndü ve Nisan'a bir tabak uzattı. Tuğba ise bıyık altından gülüp duruyordu. Mine kafasını omzumdan çekti ve kimseye aldırmadan salatalıklardan birini alıp bana uzattı. Tereddüt etmeden salatalığı aldığımda yine gözlerin üzerimizde olduğunu hissediyordum. "Yeni evli gibisiniz? Pardon biz de burada hizmetçiniz falan mıyız?" Nisan'ın sözleriyle yavaşça salatalığı çiğnerken Mine ayağa kalktı ve kahvaltı masasına yardım etmeye başladı. Aynı performansı benden beklemese iyi ederdi çünkü kolumu dahi hareket ettirecek gücüm yoktu. Uğur geldiğinde sandalyemden zorla kaldırılmış ve ekmekleri dilimlemeye zorlanmıştım. "Bıçak kesmiyor!" "Nasıl kesmiyor ver şunu bana." Uğur elimden bıçağı alıp ekmekleri kestiğinde haince güldüm. Daha sonra ne yaptığını fark ederek kendi kendine durdu ve bıçağı sertçe tahtanın üzerine bıraktı. "Beni aptallaştırdın!" "Sen hep öyleydin." diyip güldüğümde sinirlenmemiş aksine o da gülmüştü. Kahvaltı masasına oturduğumuzda dün geceki gergin konuşmadan eser kalmadığına sevinmiştim. Mustafa o berbat soğuk esprilerini yapıyor Nisan ise buna gülüyordu. Uğur ve Tuğba kendi kendilerine benim için önemi olmayan ama onlar için önemli olduğunu düşündüğüm bir konu hakkında derin bir konuşma yapıyordu. Mine Mustafa'nın iğrenç esprisine son vermesi için ağzına ekmek tıktığında Mustafa nefes alamamıştı. "Ha bu arada Özgün. Annen sabah mesaj atmış. Babannenler geliyormuş ve kuzenlerinden bahsetti. Gelirken alman gerekenlerin listesini attı." "Peki neden bu mesajı bana değil sana atmış?" dedim abes bir şey gibi. "Bana atmamış sana atmış sabah telefonuna baktım." Telefonuma gelen mesaja mı bakmıştı? Şaşkınca kalakaldığımda diğerleri bunu umursamamıştı. "Şifremi nereden biliyorsun?" Mine güldü ve beni delip geçen o çapkın gülüşünü sergiledi. "Tahmin etmek zor olmadı." Elbette zor olmazdı ne de olsa şifre Mine'nin adıydı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD