Ellerimdeki bez çantalara doldurduğum yiyecek ve içeceklerle Mine'ye hava atmak için ağırlık kaldırıp durmuştum. Mine'nin elinde sadece ekmek poşeti vardı ve yol boyunca bana şapşik diyip durmuştu. Çaktırmamaya çalışsam da kollarım ağrımıştı ama sevgilimin karşısında güçsüz duramazdım.
"Biliyorum biliyorum çok güçlüsün şimdi şunlardan birini bana ver."
"Dur! Saçmalama zaten geldik." Ona şiddetle çıkışmamın ardından bana gözlerini devirdi ve sen bilirsin dercesine omuzlarını silkip yürümeye devam etti. "Yol boyunca insanlar bize baktı ama..." demişti kısık sesle.
"İnsanlar senin ne kadar şanslı olduğunu görmüşlerdir. Şuna bak kollarım koptu hepsini ben taşıyorum."
Durdu ve sinirli bir ifadeyle gözlerime baktı. Ona dudak büzdüğümde kafasını sağa sola sallamıştı. "Evdekilere de böyle söyle de annen kötü bir gelini olacağını zannetsin değil mi?"
"Tabi ki öyle yapacağım."
"Ya sanki ben dedim bana güç gösterisi yap diye."
Cevap vermek yerine güldüğümde o da gülmüştü. Tatlı atışmamızın ardından evin önüne geldiğimizde elini cebime aniden daldırmasıyla bir an irkilmiştim. Anahtarı aldığında garip bakışlarla bana bakıyordu. "Kolum koptu kolum! Aç şu kapıyı artık!" diye söylendiğimde gidip kapıyı açmıştı.
Annem sesi duyar duymaz gelip elimdeki torbaları aldı ve söylenerek Mine'yi kolundan tutup mutfağa çekiştirdi.
"Akşam için yapmamız gereken çok şey var! Özgün sen de tatlıya başla!"
"Nasıl yani?" diye salondan mutfağa bağırdığımda Eray mutfak önlüğüyle önümde belirmişti. Yüzüne sürülen una baktığımda bugün başımın belada olduğunu kavramıştım. Nilay elinde tepsiyle dışarıdan geldiğinde perişan görünüyordu.
Mutfağa girdiğimde her tarafın dağıldığını görerek bir adım geriledim. Benim gibi titiz bir çocuğa bu yapılır mıydı?
"Bu dağınıklığın içinde tatlı falan yapamam anne!"
"Geçen seneki evinden çok daha temiz o yüzden söylenme ve şu buzdolabının üzerindeki oklavayı uzat!"
"Beni bunun için doğurdun değil mi anne? Boyunun yetişemediği eşyaları Özgün alsın diye."
Sırtıma bir tane vurup beni buzdolabına iteklediğinde Mine saçlarını topluyordu.
"Özgün tatlı yapmayı biliyor muydu?" dedi meraklı bir ifadeyle önüne düşen saçı tekrar alırken. Farkında olmadan önüne gelen saçı tutup geriye götürdüğümde annem donakalmıştı. Daha sonra bakışları şefkate dönüşüp gülümsemişti. Diline doladığı şarkıyı seslice söylerken benim için mutlu olduğunu anlamıştım. Utanarak buzdolabının üzerindeki oklavayı aldım ve tezgaha bıraktım.
"Evde kaldığım sene kafayı yememek için arada mutfağa girerdim. Annem de bana ıslak kek yapmayı öğretti."
Mine gülümseyip yanağıma avcunu koyduğunda afallayarak ona baktım. Herkesin içinde ne yapıyordu öyle? Sonra yaptığını fark ederek hızla elini çekti ve yanıma gelip fısıldadı.
"Bir an önce evlenip baş başa kalalım. Bu bakışlar beni öldürecek."
Gülerek ona döndüm ve kolumu omzuna attım. Şaşkına dönmüş bir halde bana baktığında annem daha şaşkındı.
"Anne mesela ben böyle şeyler yapsam bana kızar mıydın?"
Daha sonra Mine'nin yanağına bir öpücük kondurdum. Mine'nin yanakları kızardığında annem kaşlarını çattı.
"Tabi ki kızarım! Evlenene kadar uzak durun birbirinizden! Sen geç bakalım yaramaz! Vestiyerdeki bezleri al ve evi temizle!"
Beni Mine'den ayırıp salona gönderdiğinde sırtıma birkaç tokat yemiştim.
"Ama ben daha ıslak kek yapacaktım!"
Diye seslendiğimde Eray ile göz göze geldim. Biten unu doldurmuş ve mutfakta yaşanan olayları neyse ki görmemişti. Ne olduğunu anlamamış bir şekilde mutfağa girdiğinde derin bir nefes alıp vestiyerden bezleri aldım. Temizliğe önem vermem temizlik yapmayı çok sevdiğim anlamına gelmiyordu tabi ki. Özellikle mutfaktaki sarı bezlerden nefret ediyordum.
"Hayır, yani ne bu acele? Saat daha kaç sanki?"
Camı silmeye başladığımda evin önünde duran arabayı görerek kaşlarımı kaldırdım. Beyaz broadwaydan inenleri gördüğümde ağzımın açık kaldığını hatırlayarak onu kapadım.
Benden iki yaş küçük kuzenim Özgür güneş gözlüklerini çıkarıp arabadan inerken havalı olduğunu falan mı zannediyordu? Ondan nefret etmek için bir sürü sebebim vardı ama annem Özgür'le iyi anlaşmam için oyuncaklarımı onunla paylaşmam gerektiğini söyleyip dururdu. Küçüklüğümün belalısı Özgür pencerede beni fark ettiğinde alayla kaşlarını çatmıştı.
Kapıyı açsana dercesine kafasını kapıya çevirdiğinde elimdeki bezi sehpaya fırlattım ve içeri bağırdım. "Anne geldiler!"
Annem telaşla mutfağın kapısından başını uzattı ve daha sonra içeri tekrar girdi. Kapıyı açmaya gittiğimde derin bir nefes aldım.
Açılan kapının ardında broadwaydan çıktığına inanamadığım altı kişi duruyordu. Özgür, teyzem ve eniştem, küçük ikiz kardeşler ve en beteri ergenliğin zirvesindeki Güney.
"Hoş geldiniz..." dedim Özgür'le göz teması kurmamaya özen gösterirken. Teyzem onun benimle yakın arkadaş olması için ismini benim ismimle aynı yapmaya kalktığında annem şiddetle karşı çıkmıştı ve sonuç sadece tek bir harfin değişmesi olmuştu.
Özgür kahverengi yuvarlak gözlerini gözlerime dikip gözlüğünün sapını dişlerinin arasına aldı ve "Hoş bulduk kuzen." diyerek boynuma atladı. Kısa boyuna rağmen yapılı bir vücudu vardı. Büyük ihtimalle annem telefonda teyzemle konuşurken vücut çalıştığımı söylemişti ve taklitçi Özgür tabii ki boş durmamıştı.
"Hoş gelmedin Özenti Özgür." diyerek benim aldığım tişörtün aynısından almasına sitem etmiştim. Hayır, nereden öğreniyordu tüm aldığım şeylerin markasını anlamıyordum.
Bana gülerek oturma odasına gittiğinde teyzem yanaklarımı sıkarak sıkıca sarıldı ve daha sonra içeri geçti. Eniştem resmi bir ifadeyle elimi sıkarken küçük ikiz kız kardeşler üzerime atlamıştı. Düşmekten son anda Özgür sayesinde yırttığımda onu bir nebze sevmeye karar vermiştim. Ne ara gelip arkadan destek atmıştı farkında değildim.
Sanırım teyzemin ailesinde en sevdiğim kişiler küçük ikizlerdi. Sarı kıvırcık saçları ve büyük kahve gözleriyle çok tatlılardı. Güney neredeyse hiçbir şey demeden içeri geçtiğinde derin bir nefes alıp kızları üzerimden def etmeye çalıştım.
Annem az önce mutfaktan kafasını uzatan kadın değildi kesinlikle. Dağılmış saçlarını toparlamış üzerine güzel bir elbise giymişti. Hepsini teker teker hoşladıktan sonra bana kaş göz yaptığında ne demek istediğini kavrayamamıştım.
"Mutfağa git Mine'yi getir!" diye cırladığında neden kısık sesle söylemeye çalıştığını fark ederek dudağımı ısırdım. Teyzem şüpheyle bana baktığında haberlerinin olmadığını anlamam uzun sürmemişti. Her şeyi söyleyen annem nasıl olmuştu da bunu söylememişti acaba?
Mutfağa girdiğimde Mine'yi görememiştim. Bahçeye geçmiş köşede stres içinde elleriyle oynuyordu.
"Keşke daha önce haberimiz olsaydı hiç hazır değilim!" dedi sitem edercesine. Gidip yanına oturdum ve ellerinden birini tuttum. "Kesinlikle çok haklısın. Ben bile gerginim." Çok yardımcı oldun dercesine gözlerime baktığında dudağımı ısırdım.
Gerginken bile gözüme çok çekici görünüyordu.
"Gerginliğini almamı ister misin Mine?"
"İsterim tabi!"
Dediğinde bana döner dönmez onu öpmeye başladığımda şaşkına uğradığını hissedebiliyordum. Belinden tutup onu koltuğa yatırdığımda öpmeye devam ediyordum.
"Özgün ve Mine nerede?"
Annemin sesini duymama rağmen ondan ayrılmamıştım.
"En son bahçedeydiler."
Mine telaşla benden ayrılmaya çalıştığında gülümseyerek ona baktım. Göz bebekleri büyümüş bir halde bana bakarken az önce öptüğüm dudaklarına parmak uçlarımda dokundum. Nefes alış verişi hızlanırken düşüncelerim irademin dışına çıkmıştı ta ki beni göğsümden iterek uzaklaştırana kadar.
"Bu mudur yani yöntem!"
Kızgınca ayağa kalkıp saçlarını düzeltti ve yutkundu. Annem sesimizi duymuş bahçeye girmişti.
"Burada neler oluyor?"
"Mine'yi sakinleştiriyordum anne. Hemen geliyoruz."
Annem kızgınca kafasını sallayıp gittiğinde Mine sert bakışlarla dudaklarıma bakıyordu. Bana kıyamayacağını düşünsem bile şu an öldürecek gibiydi.
"Demek beni sakinleştiriyordun?"
Gelip dizime oturduğunda hayretler içerisinde ona baktım. Bir kolunu boynuma dolayıp kafamı boynuna doğru çektiğinde tüm vücudum kasılmıştı. Saçlarından yayılan güzel kokuyla başım döndüğünde gözlerimi kapadım. Mine'yi sinirlendirmek kalbime işkence ediyordu.
Yüzümü tutup gözlerine bakmamı sağladığında kahve gözleri beni etkisi altına almıştı. Hareket etmeden ona bakıyordum.
Bu defa o beni öptüğünde şaşkınlıktan gözlerim açık kalmıştı. Ayrıldığında gülümseyip göz kırpmış ve kalbim bir çarpıntı daha yaşamıştı.
"Bundan sonra daha sık sakinleşmeye ihtiyacım olabilir."