Bütün akrabalar gelmiş, Mine yüzlerce soruyla karşı karşıya gelmişti. Günün sonunda beraber evin önündeki basamaklarda oturuyorduk. Gece serin ve güzeldi. Mine başını omzuma koymuş gözlerini kapatmıştı.
"İşlerin bu kadar ciddi bir hal alması sence de çok tuhaf değil mi?" dediğinde derin bir nefes aldım. Geçen sene olsa bu durumları gerçekten çok saçma ve tuhaf bulabilirdim ama şimdi düşününce onunla ciddi olduğumu hissedebiliyordum.
"İyi olmadı mı sence?"
Kafasını kaldırıp gözlerime baktığında gülümsedim.
"İyi oldu." dedikten sonra kafasını tekrar omzuma koymuştu. Cebimde titreşen telefon, bu anımızı bozduğu için kaile almadım ve onunla oturmaya devam ettim. Biraz sonra birden fazla titreyerek beni sıçrattığında Mine'nin uyuduğunu fark ederek hareket etmemeye çalıştım. Cebimden çıkardığım telefona bakarken gergin bir nefes aldım. Nisan demek sorumluluk demekti ve ben şu an sorumluluk almak istemiyordum. Yine de Hayal'in dediklerini düşündüğümde vicdanım buna el vermiyordu.
Beş dakika önce birkaç kez aramıştı ve en sonunda mesaj atmıştı. Mesajlarını okuduğumda gecemin hareketli geçeceğini fark ederek derin bir iç çektim. Saçma sapan hızlıca yazılmış kelimeleri düzgünce seçebildiğimde karşıdan koşarak geldiğini görerek kaşlarımı çattım.
Nefes nefese önümde durduğunda Mine'yi işaret ederek sessiz olmasını söyledim.
"Söylemem gereken şeyler var onu içeri götür ve çabuk gel!"
Huysuzca Mine'yi kucakladım ve onu içeri taşıdım. Şu an tüm ev halkı uyuyordu ve misafir odasından gelen horultu sesleri evin kalabalık olduğunu hatırlatıyordu. Özellikle babaannemin horultusu bütün erkekleri geride bırakıyordu.
Mine'yi çatı katına taşıyana kadar Nisan'ın ne derdi olduğunu anlamaya çalışıyordum. Onu Nilay'ın odasına bıraktığımda hızla aşağı indim. Evin anahtarını alıp kapıya çıktığımda Nisan tırnaklarını kemiriyordu.
"Ne var ne oldu?"
Kollarımı göğsümde kavuşturup ona baktım. Tırnaklarını yemeyi bırakıp titreyen sesiyle konuştuğunda ciddi bir durum olduğunu anlayarak ona kulak verdim.
"Eve gittiğimde bir saçmalık yaptım ve şimdi çok pişmanım. Bunu geri almam gerek! Bana yardım edeceğini söylemiştin bana yardım et! Lütfen!"
"Tamam bir sakin ol. Ne olduğunu söylemeden sana nasıl yardım edeyim?"
Yutkunup arka cebinden telefonunu çıkardı ve tuş kilidini açıp ekranı gösterdi. Mustafa'ya mesaj atmıştı. Daha ben mesajın içeriğini okuyamadan telefonu geri çektiğinde ona baktım.
"Ne var bunda! Ben de gerçekten bir sorun var sandım!"
"Bu bir sorun tamam mı! Yardım edecek misin?"
"Tamam da bunun için ne yapmamı bekliyorsun? Ayrıca mesajı çoktan okumuş olabilir."
Telaşla saçlarını karıştırdı ve parmaklarını şaklattı.
"Okumuş olsa cevap yazmaz mıydı sence?"
Gözlerime öyle bir bakışı vardı ki olumsuz bir şey söyleyememiştim. Sanırım Mustafa mesajı okumuş olsa gerçekten de cevap verirdi.
"Tamam önce bir plan yapalım." dedim ve der demez eski günleri anımsadım. Kargaşanın arasında Uğur ile nasıl bağlı kaldığımızı ve kurtulmak için türlü kavgalar içerisine girişimizi... Yüzümde buruk bir tebessüm belirdiğinde Nisan bana anlamsızca bakıyordu.
"Ne planı! Eve girecek Mustafa'nın telefonunu alacaksın ve mesajı sileceksin bu kadar basit! Bunu ben yapamayacağıma göre..."
Anlamamı beklercesine yüzüme baktığında kafamı salladım.
"Haklı olduğunu söylemek istemezdim ama her neyse..."
Beraber yola çıktığımızda serin havanın tadını çıkarmaya çalıştım. Benim aksime Nisan hala tırnaklarını yiyor ve endişeden deliriyordu.
"Benimle gelmene gerek yok eve gidebilirsin. Ben hallederim."
"Sana güvenmiyorum."
"Ohoo! O zaman yapmıyorum."
Ani çıkışımla kolumdan tutup sürüklediğinde mızmızlanıyordum hala.
"Şimdi sana güveniyorum desem ne değişecek içimden hala güvenmezken."
"Kızım sen Özgün'ü hiç tanıyamamışsın be! Ah o eski Özgün'ü görsen karşımda böyle duramazdın! Böyle dizlerin tirim tirim titrerdi var ya!"
Bir yandan da bacaklarımı titretiyor söylediklerimi vücut dilimle de yansıtıyordum.
"Ciddi misin?" dedi gözlerini devirerek.
"Sanırım kimse sana benim kirli geçmişimden bahsetmedi ha?"
Dudaklarını birbirine bastırıp bana döndü ve gözlerimin içine bakarak tane tane konuştu.
"Daha düne kadar güvenimi kazanmak için türlü şeyler yapan sen, şimdi kalkmış kötü biri olduğunu mu söylüyorsun?"
Birkaç saniye suratına aval aval baktıktan sonra doğru söylediğini fark ederek gözlerimi kaçırdım.
"Kötü biri demeyelim de işte şey diyelim... Korkutucu falan..."
Söylediğim şeye kendim de inanamamış ve yüzümü buruşturmuştum. Korkutucu olduğumu hiç zannetmiyordum.
"Zaman kaybediyoruz hadi eve gir!"
Kapının önünde çaldığımız çene bitince zile bastım. Bu saatte zile bastığım için kendimi kötü hissetmiştim ne de olsa uyuyor olabilirlerdi.
"Mustafa bu saate kadar nasıl telefonuna bakmamış olabilir ki? Çok saçma sonuçta teknoloji çağındayız. Ayrıca neden bu saate kadar bekledin?"
"Çünkü..."
Düşündü düşündü ve en sonunda gerçekleri söylemek zorunda kaldı.
"Çünkü yaptığımdan bu saatte pişman oldum ayrıca cevap bile vermemişti. Ya gerçekten okuduysa ve cevap vermediyse bu ne kadar rezil bir durum farkında değil misin?"
"Okuduysa ve cevap vermediyse mesajı silmemizin ne yararı var?"
Sinirle tekrar zile bastığında açan yoktu. Bütün ışıklar kapalıydı, büyük bir ihtimalle uyuyorlardı.
"Eve girmenin başka bir yolu var mı?"
Endişeyle bahçeye doğru koşturdu ve bir umut aradı ama çıkış kapısı bulamamıştı.
"Balkona çıkamaz mısın?"
"Yok ya! Çıkayım da beni hırsız sansınlar! Tekrar karakola gidemem ben! Sen çık."
"Daha önce karakola da mı gittin?"
Hayretle gözlerini büyüttüğünde sessiz olmasını işaret ettim.
"Yanlış anlamaydı o!"
"Her neyse senin saçma sapan hayatını düşünecek durumda değilim. Bir yolunu bul ve eve gir!"
Cebimden telefonu çıkardım ve rehbere girdim. Mustafa'ya tıkladığımda Nisan hızla telefonu elimden alıp aramayı iptal etmişti.
"Aptal mısın bilerek mi yapıyorsun Özgün! Mustafa'yı aramak da ne?"
"E kapıyı açmasını söyleyecektim..." dedikten hemen sonra ne yaptığımı fark ederek sustum. Telefonu açıp eline aldığında ve kapadığında mesajı görecekti.
"Pardon..."
"Suç bende senden yardım istiyorum. Keşke zeki sevgilinden yardım alsaydım."
Elini alnına koyup verandaya çöktüğünde söylediğiyle sinirlerimi bozmamaya karar verdim.
"Tamam ver telefonu Uğur'u arayacağım. Bu arada Uğur'a çok benziyorsun acaba kardeşi falan olabilir misin?"
"Ne alaka?" diye beni terslediğinde telefonumu geri aldım ve bu defa Uğur'u aradım. Telefonu açtığında sesi uykulu geliyordu.
"Kapıyı açar mısın?"
"Neden?"
"İçeri girmek istiyorum."
"Özgün bu saatte ne işin var ya... Kusura bakma yataktan kalkamam. Kapatıyorum."
"Dur! Uğur! Uğur!"
"Bu nasıl bir şanssızlık ya! Delireceğim."
Yanına oturup rehberimdeki diğer kişiyi aradım. Tuğba açtığında ses gelmiyordu.
"Alo cevap ver Tuğba! İçeri girmek zorundayım şu kapıyı açın lütfen! Yalvarıyorum!"
Nisan'ın telaşı bana da geçtiğinde Tuğba'dan hala ses yoktu. Birazdan kapı açıldığında Uğur sinirli gözlerle bakıyordu. Telefonu kapadım ve koşar adım yanına gittim. Eliyle göğsümden ittirdiğinde geri adım atmıştım.
"Ne oldu?"
Sert bir şekilde karşımda dikilmiş bana bakıyordu. Üzerinde bir şey olmaması Nisan'ın başını yere eğdirmişti.
"Sadece içeri girmek istiyorum seni özledim."
Desem de sert bakışları zerre kadar yumuşamamıştı.
"Gerçekten..." diyerek sevimli bir şekilde gülümsediğimde tek kaşını kaldırdı ve beni omzumdan çekerek sarıldı.
"Gecenin bu vakti beni mi özledin sen bakalım..." diyerek daha sıkı sarıldığında kendimi geri çekmeye çalıştım. Dudaklarını yanağıma bastırdığında var gücümle onu ittim.
"İğrençsin uykudan uyanmış pis ağzınla beni nasıl öpersin! Iy..."
Bir kahkaha attığında Nisan acayip gözlerle bizi izliyordu.
"Sen ne bekliyorsun? Sen de Mustafa'yı mı özledin acaba?"
Nisan Uğur'un sözlerine karşılık afalladığında hemen reddetti.
"Hayır ben... Ben gidiyorum girmeyeceğim."
Telaşla arkasını dönüp gittiğinde Uğur kapıyı kapadı ve sert bakışlarını tekrar üzerime dikti.
"Ne işler karıştırıyorsunuz gecenin bu vaktinde? Beni uykudan uyandırmanın cezasını çekmeden de amacına ulaşamayacaksın biliyorsun değil mi?"
"Hayır, bana ne yapabilirsin ki sen?"
Diyerek alayla ona baktığımda kaşlarını kaldırdı. Birkaç saniye gözlerimizle birbirimize meydan okuduktan sonra üzerime atlamasıyla koltuğa düşmüştüm. Kolunu boynuma dolayıp beni sıktığında boşta kalan ellerimle kolunu çekmeye çalışıyordum.
"Yazın vücut çalıştığını fark ettim ama yapabildiğin bu kadar mı?"
"Gece gece ne yapıyorsun ya! Bırak nefes alamıyorum."
Yüzümün kızardığını biliyordum ama o kadar sıkı tutuyordu ki engel olamamıştım. Üstelik koltuğa ters bir şekilde düşüşümün de buna etkisi büyüktü.
"Ne yapıyorsunuz?"
Mustafa'nın sesiyle gözlerimi kapadım ve bir daha Uğur'u uykusundan uyandırmamaya karar verdim.
"Ne yapıyorsun Uğur çocuk kıpkırmızı olmuş."
Uğur kolunu boynumdan çekmişti ama hala gözlerimi açmamıştım.
"Uyan hadi numara yapma sen de."
Dedikten hemen sonra ayağa kalkmıştı. Sinirle gözlerimi açtım ve Mustafa'nın yardımıyla ayağa kalktım.
"Kendim için bir şey yapsam neyse..." diye söylendiğimde boğazımı tutuyordum. Nefes nefese Mustafa'nın verdiği suyu içtim ve bana merakla bakan gözlere döndüm. Nisan'a bundan sonra bir daha yardım edersem iki olsun!
"Bu gece bütün akrabalar evde bana yer kalmadı ben de sevgili arkadaşlarımda kalırım diye düşündüm ama hata etmişim herhalde. Neyse gider dışarıda yatarım."
Diye bilerek duygu sömürüsü yaptığımda Uğur derin bir iç çekti.
"Beni arasaydın ya kapıyı açardım." diyen Mustafa'ya ağlayarak sarılmak istiyordum.
"Benim tek dostum..."
Diyerek ona duygusal bir bakış attığımda gülümsedi.
"Madem öyle o kız neden-"
Hemen ağzını kapadığımda ne olduğunu anlayamamıştı. "Deniz ile gece yürüyüşünde olduğumu Tuğba duyarsa Mine'ye yetiştirir. Sessiz ol."
"Deniz..."
Uğur sustu ve dediklerime anlam katmaya çalıştı. Bir şeyleri anlaması bu kadar mı zordu?
"Deniz kim?"
Mustafa'nın sorusunu görmezden gelerek onu yukarı kata yönlendirdim. Beraber yatak odasına girdiğimizde telefonunu komedinin üzerinde görmüştüm.
"Ben bir lavaboya gideyim." diyerek odadan çıktığında hemen telefonu elime aldım. Defalarca basmama rağmen telefonu açamamıştım. Çekmecesini karıştırıp şarj aletini aradım. Yatağın yanına düşen sarj aletini bulduğumda onu hızla prize taktım ve telefona bağladım.
"Boşuna uğraşma sarj aletim bozuldu."
Arkamda belirmesiyle telefon yere düşmüştü. Telefonu yerden alan Mustafa onu komodine koyarken ne söylemem gerektiğini düşünüyordum.
"Uğur'unki olmuyor mu?"
"Olmuyor."
Yatağa yattığında bende yavaşça yanına oturdum. Bu kadar uğraşı boş yere vermiş olamazdım öyle değil mi?
Kafamı yastığa koyup bacaklarımı uzattığımda Mustafa ince çarşafı üzerime örttü.
"Mesajı gördüm."
Söylediğiyle hızla ona döndüm.
"Cevap..."
"Cevap yazamadan telefonun sarjı bitti. Zaten bu sıralar sarjı hızla bitiyordu ve sarj aleti bozuldu bozulacaktı. Bu günü buldu..."
Stresle dudaklarını ısırdığında Nisan'ı düşündüm.
"Mesajı atanın Nisan olduğunu fark etmiştim zaten ama numarasını ezbere bilmiyordum. Cevap veremedim. Mesajı attığına pişman mı olmuş?"
Bir süre durup düşündüm. Nisan Mustafa cevap vermedi diye pişman olmuştu, bütün gün bunu beklemişti. Belli ki cevap verseydi yaptığından çekinmeyecekti.
"Hayır. Cevap vermediğini düşündüğü için endişelendi."
Mustafa kaşlarını kaldırıp tebessüm ettiğinde yutkundum. Bu defa da onların çöpçatanlığını yaptığıma inanamıyordum.
"Peki ne yazıyordu?"
Merakla ona doğru yaklaştığımda kahkaha attı ve yatakta doğruldu. Saçlarını karıştırıp bana döndüğünde hala ona bakıyordum.
"Bir kere denesek olmaz mı? İşte böyle yazmıştı."
Şaşkınlıkla ağzım açıldığında Mustafa telefonu tekrar eline aldı. "Kahrolası alet kapanacak zamanı buldu!"
Telefonumu ona uzattığımda bana baktı. "Benden ara." dediğimde biraz düşünse de yapmaya karar vererek elimden aldı ve Nisan'ı aradı. Yataktan çıkıp odayı terk ettiğinde kaşlarımı çattım.
"Ya! Çöpçatanınız olarak benimde o konuşmayı duymaya hakkım var bir kere!"
Boşverip kafamı yastığa koydum ve sorunları halletmiş bir halde uykuya daldım...