"Özgün bana şunlardan alır mısın?"
"Özgün ben çilekli istememiştim ki! Ooo ona da binmek istiyorum!"
Siz şimdi tüm bu isteklerin Mine'den falan geldiğini zannediyorsunuz değil mi? Hayır hayır şu an çok fena bir durumdayım. Babaannem elindeki çilekli ve çikolatalı dondurmayı buruşmuş dudaklarıyla yiyor ve koluma girmiş bana dönme dolabı işaret ediyordu.
Müstakbel gelinini ise diğer koluna almış aramızda küçük bir çocuk misali gülümsüyordu. Lunaparkın ışıkları arasında gelen geçen bize bakıyor bazıları babaannemi şaşkınca izliyordu. Günün en kötü yanı ise çarpışan arabalarda yaşadığımız trajik olaydı. Arkadan gelen çocuk babaannemin arabasına öyle bir çarpmıştı ki babaannemin takma dişleri fırlamıştı.
O anı hatırladıkça yüzümdeki utancı gizleyemiyordum. Elimdeki dondurmayı hevessiz bir şekilde yalayıp Mine'ye baktım. Benimle aynı şeyleri düşündüğünü biliyordum. Hepsi Tuğba'nın yüzünden olmuştu.
Hep beraber eve geçtiğimizde babaannem mutfaktayken lunaparka gidelim demiş ve yapacağımız şeyleri hevesle anlatmaya başlamıştı. Hayır anlamıyordum bizim şu an burada Mine ile dönme dolapta mahsur kalmamız gerekirken babaannemin takma dişlerini oradan buradan toplamakla uğraşıyorduk.
"Binelim hadi!"
Babaannemin ısrarı sonucu Mine çaresizce bana baktı. Az ilerde Tuğba ve Uğur el ele koşuyor, çocuklar gibi eğleniyorlardı. Tuğba elindeki pamuk şekerle gondola bindiğinde Uğur da hemen arkasından atlamıştı. Kendi halime acıyarak babaanneme baktım.
"Binelim madem..."
Hep beraber dönme dolaba bindiğimizde görüntünün aşağıdan ne kadar komik duracağını düşünerek dudak büzdüm. Mine ile göz göze geldiğimizde surat asan halime gülmüştü. Dondurmasının külahını ağzına attıktan sonra elini bana doğru uzattı. Dondurmamı göstererek elini tutamayacağımı gösterdim mutsuzca. Tek kaşını kaldırıp babaannemin kolunun altında duran elimi kavradı.
Babaannemin şu an umurunda bile değildik. Çocuk gibi eğleniyordu. Dönme dolap hareket etmeye başladığında korkuyla Mine'nin elinden sıkmıştım. Babaannem ani sıçramam yüzünden bana güldüğünde sinir olmuş bir nefes bıraktım.
"Hayır yani aniden korktum sadece yoksa yükseklikten korkmuyorum babaanne."
"Birde yükseklikten korksaydın iyice ödlek olacaktın Özgün!"
Babaannemin sert sözlerine kinayeli bir bakış attım.
"Yazıklar olsun babaanne. Biricik torunun seni lunaparka getirsin sen ona ödlek de. Şu an çok alındım!"
Hareket etmeye devam ettikçe elimdeki dondurmanın hakimiyetini kaybediyor gibi hissediyordum. Dönme dolap aniden durup da yerimizde sallandığımızda elimdeki dondurma aşağı düşmüştü. Aşağıdan gelen çığlıkla yavaşça gözlerimi aşağı çevirdim. Görmekten korktuğum manzarayla yutkundum.
Vanilyalı dondurmam küçük bir kız çocuğunun sarı saçlarını süslüyordu şu an. Hangi akla hizmet onu yemeden buna binmeye cesaret etmiştim aklım almıyordu doğrusu. Tam çocuk kafasını kaldırmış yukarı bakıyordu ki dönme dolap tekrar hareket etmişti. Yırttığımı düşünerek Mine'ye döndüm. Az önce olanlara şahitlik etse de bir şey dememişti sadece şaşkınca beni izliyordu.
"Bu günü asla unutmayacağımdan emin olabilirsin Özgün."
"Bende unutmayacağım!"
Babaannem hiçbir şeyin farkında olmadan etrafına bakmaya devam ediyordu. En yüksek tepeye çıktığımızda bende onun gibi olumsuz düşünceleri bırakmış ve manzaraya takılmıştım. Lunapark sahil kenarına kurulmuştu ve denizin batan güneşle uyumu harika görünüyordu. Özellikle o manzarayla birleşen Mine'nin yüzü bana derin bir iç çektirmişti.
Uzanıp onu öpmek istesem de aramızdaki babaanne engeli buna engel olmuştu.
"Şu an ne düşünüyorum biliyor musun Mine?"
"Ne düşünüyorsun?" dedi merakla bana bakarken. Sade kahve gözleri şaşkınca bana bakarken parmakları parmaklarımla oynuyordu.
"Bilmesen de olur boş ver." Diyerek gıcık bir şekilde gülümsediğimde bozguna uğramıştı. Yavaşça aşağı inerken gözlerini kısmış hala cevap bekliyordu ama vermeye niyetim yoktu. Kendi kendime sırıtırken aşağı inebilmiştik. Babaannemin ayakları adeta yere basmıyordu. Sevinçle derin bir nefes aldı ve çalan telefonuyla homurdandı.
"Bu kim şimdi?"
Ekrana bakıp bana gösterdiğinde babamın aradığını görmüştüm. Babaannem maalesef okuma yazma bilmiyordu ve öğrenmeye de niyeti yoktu artık.
"Babam arıyor bence açmalısın."
Babaannemin lunaparka gelmesine şiddetle karşı çıkmıştı özellikle yanında benim olmam güven vermemişti. Daha ben kendi başımın çaresine düzgünce bakamazken babaanneme nasıl göz kulak olabilirdim ki? Takma diş düşürme vakası dışında başka bir sorunumuz olmamıştı neyse ki!
"Arayacak zaman mı Ahmet be?" Sızlanarak tuşa bastı ve neredeyse bağırarak alo dedi. Etraftaki insanların bakışları eşliğinde Mine fırsattan istifade yanıma gelmiş ve koluma girmişti.
"Ne zaman baş başa kalacağız?" dedi somurtarak. Bilmiyorum dercesine omuz silktiğimde babaannem el sallıyordu. Nereye el salladığına bakmak için kafamı çevirdiğimde babam arabadan inmiş kaşları çatık yanımıza geliyordu.
"Anne! Bir de dönme dolaba mı bindiniz? Ya aniden tansiyonun fırlasaydı! Hadi gidiyoruz. Ah Özgün ah!"
"Benim ne suçum var şimdi baba ya!"
Babaannem bana hınzır bir gülücük gönderip babamla beraber gittiğinde Mine omzuma koyduğu elinin üzerine kafasını yaslamıştı.
"Seninle romantik bir şeyler hayal etmek neden bu kadar zor şapşik?"
Bana şapşik mi demişti o? Göz ucuyla ona baktığımda gülümsüyordu.
"Bence gayet romantikti. Özellikle hiç utanmadan babaannemin takma dişlerini almak için pistin ortasına yürürken gözlerimi senden alamadım. O nasıl bir ihtişamdı o nasıl bir takma dişi peçeteyle yerden almaydı hayran kaldım valla."
Karnıma bastırdığı dirseğiyle kusacak gibi olduğumda bunda az önce dönme dolaba binmiş olmanın da etkisi olduğunu biliyordum.
"Pisliksin!"
Tuğba pert olmuş halde yanımıza geldiğinde Uğur öfkeyle bakıyordu. Ne yani kız gondola binmiş midesi bulanmıştı Uğur buna bile surat mı asıyordu?
"Şu haline aldırmadan rangera da binmek istiyor ya pes doğrusu. Bırakıyorum ne hali varsa görsün ya."
Sinirlenmiş bir şekilde benim tarafıma geçtiğinde Tuğba önüne gelen saçı hırsla geriye attı ve karnını tutmayı bıraktı.
"Gelmezsen gelme Özgün ile binerim ben!"
Beni kolumdan tutup çekmişti ama Mine beni öyle güçlü tutuyordu ki bunu becerememişti. Özellikle de sendeleyen ayaklarıyla bir doksanlık çocuğu nasıl sürüklemeyi düşünüyordu pes doğrusu.
"Benim seninle geleceğimi de nereden çıkardın?"
Tuğba hayal kırıklığıyla bana baktığında Mine zafer kazanmış bir edayla gülümsedi.
"Saatlerce baş başa kalamadık zaten bir gidin başımızdan ya!"
Çıkıştığımda Uğur şaşkınca bize bakıyordu.
"Hıh size mi kaldık be hainler!"
Tuğba tek başına rangera doğru ilerlerken Uğur söylenerek peşinden gitmek zorunda kalmıştı. Sonunda Mine ile baş başa kaldığımızda rahat bir nefes alabilmiştim.
"Evet şimdi baş başayız ne yapmak istersin Mine?"
Ellerini omzumdan çekti ve tekrar dönme dolaba baktı.
"Orada ne düşündüğünü bilmek istiyorum."
Gözlerine bakıp gülümsedim.
"Gerçekten bilmek istiyor musun? Ama burada olmaz..." diyerek etrafa göz gezdirdim. Bu kadar çocuğun arasında olmazdı. İlerde fotoğraf çekinmek için olan perdeli yeri gördüğümde elinden tutup onu çekiştirdim. Parasını ödeyip içeri girdiğimizde Mine şaşkınca gülümsüyordu.
Fotoğraf çekmek için geriye sayan makineden sonra aniden Mine'yi öptüğümde ve diğer pozlar onun şaşkın halinden oluşan yüz ifadesi olduğunda hızla içeriden geri çıktım. Görevli adama bırakmadan fotoğrafı hızla aldığımda Mine de hayrete düşmüş bir şekilde içeriden çıkıyordu.
"Bunu mu düşünmüştün?" diyerek fotoğrafı elimden aldı ve kendi haline gülümsedi.
"Korku tüneline girelim hadi!"
"Deli deli olma Mine!"
"Neden korktun mu?" dedi bundan zevk alırcasına.
"Ne korkacağım ya korku filmleriyle büyüdük kızım biz. Ben sadece sen çığlık atarsın falan diye... Yoksa girelim tabi."
"İnandım mı sence?"
"İçeride kalp krizi geçirirsem mezarıma benim yüzümden yazarsın artık..." diyerek önden yürümeye başladım. Korku filmlerinden çok fazla korkmasam da endişe etmiştim. Eğer aniden önüme bir şey çıkarsa ve ben çığlık atarsam Mine'ye rezil olurdum.
Beraber iskelet kafatasıyla tasarlanmış kabine girdiğimizde görevli adamın bakışlardan nefret etmiştim. Bana tehlikeli bakışlar atarken yerimde oturamamış ve kalkmıştım.
"Mine bu adam bana gülümsüyor. Ben gidiyorum!"
"Saçmalama Özgün!" Mine'nin ani çıkışıyla yerime sindikten sonra kısık bir ses tonuyla ekledim. "Tamam ya şaka yaptım."
Adama sert bir bakış atıp Mine'nin omzuna kolumu attıktan sonra hazır hissediyordum. Birazdan içeri doğru hareket ettiğimizde hiç gergin değilmişim misali rahatça yayıldım. Hatta öyle bir yayılmıştım ki inanılmaz bir şekilde uyuyakalmıştım.
Gözlerimi açtığımda görevli beni uyandırmaya çalışıyordu. Neler olmuştu böyle de ben korku tünelinde uyuya kalmıştım. Bu imkansızdı?
"Mine beni neden uyandırmadın?"
Sağıma döndüğümde onu göremeyince yüzüm anında asılmıştı. Boğazıma oturan yumruyla şaşkınca etrafıma baktım.
"Yanımdaki kız nerede?"
Görevliye öyle sert şekilde çıkışmıştım ki görevli birden sıçramıştı.
"Hangi kız?"
"Ne demek hangi kız! Buraya girerken yanımda oturan kızdan bahsediyorum!"
Gözlerimden alev fışkırırcasına adamın yakasına yapıştığımda elimin içinde duran kağıda kaydı bütün dikkatim. Neredeyse titreyerek avucumdaki notu açtığımda gözlerime inanamıyordum...