Otelden çıktım, Cemil arkamda..
“Çağırıyor muyuz personeli?” diye seslendi.
“Yok.. bir kaç gün daha geçsin, öyle başlasınlar. Şu itlerin gittiğinden emin olalım önce..” diyip devam ettim yoluma..
“Sen nereye ağam..” dedi, döndüm baktım yüzüne..
Cevabını almıştı Cemil, dudakları hafifçe kıvrıldı, salladı başını yavaş yavaş..
“Agir ağa yine haber etmiş.. Bi gitsen mi ağam..” dedi.
Bişey demedim..
Önce Raşit’in ölümü, sonra babamın sürgünü..
Ve Dedemin ısrarla beni çağırması..
Hesap büyüktü..
“Bu hesabıda kapatalım o vakit , he Cemil..” dedim..
Salladı başını olumlu olarak..
“Tek araba gidelim ağam..” diyip geçti arabasına, bende hemen yanına..
Yola koyulduk ama köye yaklaştıkça içime de bir sıkıntı çörekleniyordu hani..
En son ne zaman gördüm dedemi bilmem..
En son sekiz dokuz yaşlarındaydım sanırım..
Severdi beni Agir ağa, adını taşıdığımdan mı, kanını taşıdığımdan mı bilmem.
Ama severdi,
babamın aksine o okşardı başımı..
Ne vakit Zara xanımı kabul etti, ne vakit anamın üzerine gelen o kadına razı geldi..
İşte o gün sildim onu da..
Sonrada koptu zaten hersey..
Bir kaç metre ötedeydi konak, geleli dakikalar olmuş meğer,
durmuşuz yol kıyısında.
Anca vardım farkına.
“Neden durdun Cemil..” dedim, gözlerim ihtişamlı Perwan konağında..
Önce bana baktı Cemil, sonra döndü bakışları konağa..
“Sen kafanda ki hesaplaşmaları bitir diye bekledim ağam..” dedi.
Ah Cemil ah.. Benim suskunluğumu bile okuyan kardeşlik..
“Eyvallah kardeşlik..” dedim, dudaklarımda buruk bir gülüş..
Sonra devam ettik yola..
Bir kaç saniye sonra konağın önündeydik, bizi gördükleri gibi tüm adamlar el pençe kesildi..
“Agir ağa gelmiş..” dedi adamlardan biri.
Sesi fısıltılıydı ama ben duydum..
Bişey demeden devam ettim yoluma..
Avluya adım attığım gibi gözüm, konağın ortasında ki süs havuzuna kaydı,
hafifçe kıvrıldı dudaklarım iki yana..
Sabah erkenden kalkar, kimse uyanmadan girerdim suya.
Çok kızardı dedem, hasta olacaksın derdi. Ama beni durdurabilene aşk olsun..
Şimdi kurumuştu o havuz..
Ne suyu vardı ne ışığı.. İçi kuru yapraklarla dolmuş, oda benim gibi solmuştu demek ki..
Derin bir nefes alıp kaldırdım başımı..
Beni kapılarda karşılayan dedem, şimdi tenezzül edip terasa bile çıkmamıştı..
Neden çıksın ki,
Önce torununa sebep oldum, sonra oğluna..
“Hoşgeldin ağam..” diye koştur koştur gelen yaşlı adamla kafamdakileri attım bir köşeye..
Rıdvan amca, dedemin sağ kolu, dert ortağı, sırdaşı..
Ne kadar da yaşlanmış..
Hemen elime sarıldı, çektim elimi..
“Estağfurullah Rıdvan amca.. ver ben öpeyim elini..” diyip sarıldım eline..
“Varol evlat..” dedi kırışmış yüzünde derin bir gülüş..
“Gelmezsin dedim.. Ama iyiki geldin ..” diyip koydu elini omzuma..
Bense konuşmadım, gözlerim hala konağın taş terasında..
“Dedem.. yukarıda mı..” dedim sadece..
Salladı başını olumlu olarak..
Merdivenleri ağır ağır çıkarken, içime çöken sıkıntıda artıyordu..
Salona doğru çevirdim yönümü, hep orada olurdu dedem..
Ama “buradan evlat..” diyen Rıdvan amca ile devam ettim yürümeye.
Dedemin odasının kapısına geldiğimde çatıldı kaşlarım..
“Ne oluyor Rıdvan amca?” dedim şaşkınca, ama cevap vermedi..
Sessizce açtı ahşap oymalı kapıyı, içeride ağır bi ilaç kokusu..
Adımlarım ağırdı, ama yüreğimde ki sıkıntı daha ağır..
Odanın ortasına girdiğim gibi nutkum tutuldu sanki..
Dedem yatakta öylece yatıyor, etrafında kulakları delen makina sesleri.. Bir deri bir kemik kalmış bedeni..
“Agir..” dedi zar zor çıkan sesiyle beni görünce..
“Geldin mi?”
Yavaşça yaklaştım yanına.. Hala idrak edemiyorum karşımdaki bedeni..
Heybetiyle görenin yolunu değiştirdiği koskoca Agir ağa.. Şimdi iki gram soluğu makinalarla alıyordu..
“Dede..” dedim yaklaştım yanına..
“Ne..ne oldu sana..” diyip çöktüm yatağın ucuna.. İstemsizce sızlamıştı sol yanım ona bakarken.. O an farkettim, sol gözünden usulca iki damla yaş süzülüyordu kemikleşmiş yüzüne..
“Seni son bir kez görmeden göçüp gidecem diye çok korktum oğlum, Agirim..” diyip uzattı elini yüzüme..
Tuttum elini, kuru bir kemik parçası..
Kaç defa öptüm bilmiyorum, saymadım..
“Dede ben..” dedim, elime hafiften sıktı sus der gibi.. sonra öyle bi baktı ki gözlerimin içine..
Koca dünyanın pişmanlığı vardı sanki yüzünde.. Çukurlaşmış, küçülmüş gözleri bas bas bağırıyordu sanki beni affet diye..
“Benim.. çok zamanım yok Agirim.. Şu yalan dünyadan göçüp gitmeden bende kalan emanetini vermeye çağırdım seni..” dedi.
Neyin içine düştüm ben.. ne oluyor ulan diye bağırmak geldi içimden..
Sustum..
“Ne emaneti dede, ne oluyor..” dedim şaşkınca..
Cevap vermeden çekmeceyi işaret etti eliyle..
Kalktım, açtım çekmeceyi..
İçinde küçük ahşap bir kutu..
Bir kutuya baktım, bir dedeme..
“O kutuda senin emanetin var oğlum.. ama bana söz ver Agir, beni toprağa gömdüğün gün açacaksın onu.. söz ver..” dedi.
Elimde ki kutuyu kavradım sıkı sıkı..
Ne emanetiydi bu, elimde tuttuğum benim cehennemim miydi, cennetim mi?
İçimden su an açmak gelse de, ölüm döşeğindeki bir adamın son isteğiydi bu, geri çevrilmezdi…
“Söz..” dedim.. “Namus sözü dede..”
O an, o yaşlı adamın yüzüne öylesine bi huzur inmişti ki, sanırsın cennet bahçelerini sunmuşlar önüne..
“Hakkını helal et oğlum.. sende ne hakkım varsa helali hoş olsun..” dedi ince sesiyle..
sonra makina sesleri yankılandı odada..
kapandı Agir ağanın gözleri usulca..
Odaya kosturmaya başladı iki hemşire..
Öylece baktım yatağın köşesinden ona..
Annemden sonra, bir kez daha bu kadar yakınıma gelmişti ölümün nefesi..
Hemşirenin yüzünü örttüğünü gördüm beyaz çarşafla.. Dedem beni beklemiş meğer ebediyete kavuşmak için..
“Helal olsun dede.. varsa hakkım helali hoş olsun..” diye fısıldadım odadan çıkarılan sedyenin arkasından..
Avlunun sessizliğinde çıktım odadan. Elimde hâlâ dedemin emaneti…
Küçük, ahşap kutu.
Cemil kapının yanında bekliyordu.
Gözleri önce bana kaydı, sonra kutuya. Ama Yüzünde ne merak vardı ne de heyecan… Sadece suskunluk.
“Bazen.. İnsan, toprağa gömdüğüyle değil… Ondan geriye kalanla sınanır… Başın sağolsun kardeşlik..” dedi, sıvazladı sırtımı.
O an, kutunun ağırlığı avucumda değil, göğsümün içindeydi sanki..
~~
Bir ay…
Ne hızlı geçti, ne de ağır.
Gündüzleri, dedemin konağında taziye.
Kapıdan eksik olmayan ayakkabılar… Kadınların ağıt sesleri..
Çayın buharına karışan tespih kokusu… Yüzlerde aynı acı, dillerde aynı dua.
Ne çok gönülde yer edinmiş meğer Agir ağa..
Bir gün boş kalmadı konak..
Geceleri, sessizlik başka türlü çöktü üzerime. Halenin evinin önünde, karanlıkta tek başıma sabahladım her gece. Ne kapısına vurabildim, ne de oradan uzaklaşabildim.
Sanki buraya aitmişim gibi, sanki gidersem bi daha göremeyecekmişim gibi..
Otelde işliyordu artık, her şey olması gerektiği gibi dönüyordu.
Ben orada olmasamda, Hale’nin attığı her adımı biliyordum.
Çıkış saatini, hangi elbiseyi giydiğini, yağmurda şemsiyesini açarken hafifçe savrulan saçlarını bile.
Ve o kutu…
Dedenin bana bıraktığı o küçük, ağır emanet..
Hâlâ torpido da duruyor.
Hâlâ açamıyorum.
Sanki içindekiler, kapağını kaldırdığım an her şeyi değiştirecekmiş gibi.
Ve Yine buradayım..
kendimce nefes alabildiğim tek yer..
Sokağın köşesinden göründü Hale..
İşten dönüyordu,
yorgun, adımları ağır, omuzları düşmüş.
Bense uzaktan izliyorum onu..
Her hareketi ezberimde..
her adımı, her nefesi, görünmez bir ip gibi içime doluyor.
Apartmana girdiği gibi, bende indim arabadan..
Yan dairesine yerleşmek birazda olsa rahatlatmıştı beni..
Tam Kapıyı açacakken…
Bir çığlık yankılandı kulaklarımda.
Halenin sesi…
İlk başta emin olamadım.
Elimi anahtardan çekip, birkaç adım attım ona doğru..
Sonra bir çığlık daha…
“Yapma… bırak beni!”
O an dünya durdu sanki.
Zaman benim etrafımda dondu.
Beynim, benden bağımsız hareket ediyordu artık.
Silahımı çıkardım, doğrulttum kilide..
Ve tek el silah sesi..
Her şey tek bir nefeste, tek bir refleksle olmuştu.
Halenin çığlığı, içimde bir fırtınaya dönüşmüştü
Ve ben, bir saniye bile düşünmeden, içine daldım o karanlığın.
Kapıyı açtığım gibi kan beynime sıçradı. .
Orhan, Hale’nin üzerine abanmıştı
Gömleği yırtılmış, gözleri yaşlarla dolu, çırpınıyordu çaresizce..!
O an zaman dondu sanki.
Dünya susmuş, gözlerim sadece ona dokunan elleri görüyordu..
“Bırak kadını, it oğlu it!” diyip
yakasından tuttum Orhan’ı, çekip Hale’den uzaklaştırdım.
İlk yumruğu çenesine indirdim, sonra diz kapaklarımı göğsüne bastırıp atladım üzerine.
Yumruklarım ardı ardına iniyordu, ama ne içimde dolup taşan öfke diniyordu ne de durdurabiliyordum kendimi.
Her darbe, içimde biriken sessiz haykırış..
her yumruk, o çığlığın yankısıydı.
Adam bayılana kadar durmadım.
Aslında geberene kadar durmazdım da,
Ama basımı çevirdiğim gibi gördüm onu..
O masum, yorgun, savunmasız kadın…
Gömleği yırtılmış, gözleri yaşlarla dolu, titreyerek çökmüş yere..
Dünyamın merkezinde sadece o görüntü vardı artık.
Her hıçkırığı, her boğuk çığlığı, göğsümü paramparça ediyordu.
Hale’yi o hâlde görmek…
Cehennemdi benim için.
İçimde bir şey koptu, taş gibi ağır bir öfke çarptı ruhuma.
Önce kendime kızdım..
Aslında en çok kendime..
Koruyamamıştım onu, onun elleri kirlenmesin derken..
Kirli ellerden koruyamamıştım onu..
Ve o kirli eller… o it…
Artık onun içinde başlamıştı cehennem..
Her adımım, her nefesim, sadece ona dokunacaktı bundan sonra..
Yavaşça doğruldum, kalktım o kansızın üzerinden..
Ellerimde onun leş kanı, nefesim hırçın, göğsüm öfkeyle inip kalkıyor.
Ama gözlerim Hale’de..
dizlerini göğsüne çekmiş, elleriyle yüzünü kapamıştı.
Elleri titriyordu ama sesi çıkmıyordu..
Yaklaştım yanına,
Omzuna dokundum,
irkildi önce, sonra fark etti beni..
Sonra başını öyle bi bastı ki göğsüme..
Tamam dedim.. tamam dünyanın sonu geldi Agir..
hıçkırıklarını serbest bıraktı..
Onun gözünden süzülenler gömleğimi ıslatıyordu, ve ben her akan yaş için ödenecek bedelin hesabını tutmuştum bile.
Teni buz kesmişti,
Usulca oksadım saçlarını..
“Geçti.. buradayım..” dedim fısıltıyla.
Hale geri çekildiğinde, gözleri yırtık gömleğine kaydı, hemen eliyle kapatmaya çalıştı göğüslerini..
Bakışlarımı tenime değdirmeden çevirdim başını. Ceketimi omuzlarına atıp, uzattım elimi.
“Hadi gidelim.” dedim, tereddütsüz tuttu elimi, sımsıkı…
Onu koltuk altından kavrayıp, bedenini kendime yasladım.
Ruhundaki tüm ağırlık, benim omuzlarıma binsin istedim..
Dışarı çıktığımızda gece üstümüze çöküyordu.
Sokak lambaları titriyordu sanki, sessizlik içimizi kaplamıştı.
Hale arabaya yöneldi, başını hafifçe çevirip bana baktığında gözleri hâlâ doluydu.
Ama İlk kez gözlerinde nefret yoktu.
İlk kez sesinde öfke yoktu.
Ve ben…
İlk kez onun bakışları karşısında üşümedim bu gece.
Göğsümde, uzun zamandır unutmuş olduğum bir sıcaklık, bir umut doldu.
“Düştüğüm her an seni görüyorum… Bunu neden yapıyorsun Agir ağa?” dedi.
Yutkundum..
O soruda, tüm kelimeler sustu sanki..
Ben sustum..
Cevap veremezdim; verecek olsam, içimdeki fırtına her şeyi yıkardı.
Eğdim başımı,
“Tesadüf,” dedim kısık bir sesle.
Tesadüf.. benim güzel tesadüfüm sensin gözleri kömür kadın.. demek istedim..
Diyemedim.
Yavaşça kapıyı açıp bindirdim Haleyi arabaya..
Kendim binmeden önce aldım telefonu elime..
“Halenin kaldığı eve gel, buradaki kansızı al depoya götür..” diyip kapattım telefonu..