19.Bölüm.

1557 Words
Arabaya bir sessizlik çökmüştü. Ne bir kelime… ne bir nefes fazlası. Yalnızca motorun uğultusu, bir de camlara vuran yağmurun sesi. Başını eğmişti Hale… Sanki omuzlarına utanç yüklenmiş gibi. “Nereye götürüyorsun beni…” dedi incecik tiz bir sesle. O hâli… içimde bir şeyleri söküp alıyordu. Sanki kalbime ince bir bıçak saplanmış gibi. Şöyle uzun uzun bakmak geldi içimden gözlerine.. Ama yapamadım.. Bakamazdım. Olur da gözlerimden bir şey düşer, Olur da kalbine şüphe girer diye korktum. Oysa Her milimine hayrandım bu suretin… Ama bilirdi, bu bakışlarda hayranlıktan fazlası var, anlardı. Benim yüküm bana kâfi… Ona bu derdi yükleyemezdim.. “Güvende olacağın bir yere,” dedim gözlerimi yoldan ayırmadan. Başını kaldırmadı. Sadece usulca salladı tamam der gibi. Sonra çevirdi yüzünü, baktı camdan dışarıya. Yol boyu sustuk ikimizde. Ben sustum çünkü konuşursam taşar diye… O sustu çünkü nefret ettiği bir adama sığınmanın tereddütü vardı, belliydi yüzünden.. Radyoya uzandım.. “Siyah Saçlarında Hatem Yüzlerin..” çalıyor şansıma.. Sanki bilmişler gibi koymuşlar bu müziği.. “Siyah saçların da hatem yüzlerin Garip bülbül gibi zareyler beni Hilal ebrulerın ahu gözlerin Tığı sevda ile canım yaralar beni” dedi üstat.. Sanki gönlümdeki yarayı bilip de yazmış.. Hafiften çevirdim başımı, siyah saçlarına.. İnsanın her telde içi gider mi? Gidiyormuş Allah’ıma.. ~~~ Çiftlik evine vardığımızda, başımı çevirdim ona doğru.. Uyuyakalmış.. Motoru susturdum önce.. Bir an öylece kaldım direksiyon başında. Yüzüne düşen o saçları izledim uzun uzun. Bir çocuk gibi uyuyordu. Öylesine masum.. Benimse içim yanıyordu her bakışımda. Gözlerim takılı kaldı kirpiklerine. Öyle uzun, ok gibi be mübarek.. Sanırsın kalbime saplandı o oklar.. Şöyle doyasıya saysam sabaha kadar tek tek.. Sonra yüzüne düşen iki tutam perçemine takıldı gözlerim.. Allah’ın özene bezene yarattığı kullarındandı sanki.. Kaldırdım elimi, usulca uzandım saçlarına. Dokunmak istedim.. Ama durdum, Hemen çektim geri elimi.. Yanacak biliyordum… Onun tenine değen elim yanacak, kalbim de onunla birlikte kavrulacaktı. Benim dokunuşum ona huzur getirmezdi. Benim dokunduğum yer ancak yara olurdu. Derin bir nefes aldım, indim arabadan. Usulca açtım kapısını.. Kucağıma aldım, ses çıkarmamaya özenle. Ama daha iki adım atmadan açtı gözlerini. Korkuyla baktı bana. “Bırak beni!” diyip fırladı kollarımdan. Sustum. Bir an sadece baktım ona. “Sakin ol.. korkma.. Uyuyorsun diye…” dedim sessizce, sanki büyük bir günah işlemiştim.. Sesi titredi.. “Tamam… tamam Agir ağa, sakinim. Ama bir daha uyuyorsam uyandır. Ne olursa olsun, dokunma bana,” dedi. Dudaklarımı ısırdım. İçimde öfkeyle alay eden bir gülüş yayıldı yüzüme. “İyilik yaptık, karşılığı bu…” diye mırıldandım sessizce, ama belli etmedim. Ellerim cebimde, gözlerimi onunkilere diktim: “Emredersiniz Hale xanım. Siz bana bir liste yapın… Neleri yapıp neleri yapamayacağımla ilgili. Ben de ona göre davranayım.” Dikildi karşıma, gözleri gözlerimde… “Yerini bil, sınırını bil, kâfi Agir ağa…” dedi. Sözleri keskindi, deldi kulağımı. Ama o bakışlar… O bakışlar yine ısıttı içimi.. Hani ateşe elini uzatırsın da, yakar ya, benim için o bakışlar öyleydi. Hem yaktı, hem kavurdu ciğerimi. Sonra ağır ağır yürüdük eve doğru. Çiftlik evi yıllardır kullanılmıyordu. Kapı aralandığında içeriden gelen rutubet kokusu, nemli duvarların kararmış soluğu değdi yüzümüze. İçerisi zaten taş gibi soğuk.. Şartellere uzandım, çıtırdayan bir sesle ışıklar yanınca, tozla örtülmüş mobilyalar, kapalı perdeler, soğukla keskinleşmiş hava bir kez daha vurdu yüzümüze. Yanımda duran kadına baktım. Hale’nin omuzları usul usul titriyordu. Gizlemeye çalışıyordu belli ki… Ama bana saklayamazdı hiçbir şeyi. Bir omuz kıpırdamasından, bir nefesinden bilirdim halini. Bir şey söylemeden hızlı adımlarla üst kata yöneldim. Kapısını araladığım eski odalardan birinde, köşeye bırakılmış solgun bir battaniye ilişti gözüme. Tozunu silkeledim aceleyle. Parmaklarımda yılların pası, kalbimde kırık bir geçmiş… Battaniyeyi kaptığım gibi indim aşağıya. Döndüğümde hâlâ aynı yerdeydi. Karanlığa sinmiş bir kadın gibi, çekingen ama dirayetli… Battaniyeyi uzattım ona. Almadı önce, gözlerime baktı bir an. Sonra sessizce alıp, sardı omuzlarına. “Sen… sen de üşüdün,” dedi kısık sesle. Ceketimin hâlâ omuzlarında olduğunu yeni fark ediyordu. Omuzlarından sıyırdığı ceketi çıkarıp uzattı bana.. Aldım ceketi yavaşça. “Ben üşümem,” dedim, bıraktım omuzlarının üzerine geri.. “sen ısın yeter.” Kapıya doğru yürümeye başladım. Ama Halenin sesi yetişti ardımdan. “Niye… sen insan değil misin Agir ağa?” dedi. Duraksadım. Döndüm, çatılmış kaşlarımın altından baktım ona. “Ne alaka?” dedim, şaşkınlıkla. “Üşümek diyorum… gayet insani bir his ya hani…” diye mırıldandı. dudaklarımdan belli belirsiz bir tebessüm sızdı o an.. Başımı iki yana salladım, kelimesiz bir cevap gibi. “Senin gözlerinde ısınıyorum ben Hale xanım…” dedim, yalnızca kendi duyacağım bir sesle. Sonra kapıyı açıp çıktım dışarıya. Yağmur daha da hızlanmıştı. Toprağın üzerine düşen her damla, uzun zamandır duyulmamış bir melodi gibi çalıyordu kulaklarımda. Telefonu çıkardım cebimden. “Ne yaptın?” dedim sert bir tonda. “Aldım ağam, depoda… Hayırdır, adamı insanlıktan çıkarmışsın…” dedi Cemil. O an içimi buz gibi bir öfke kapladı. “O kansıza ölüm kurtuluş, Cemil… Ona dokunan parmaklarını tek tek kırmazsam, cümle alem…” Sustum. Getirmedim gerisini. “O… kim ağam… Hale mi?” dedi Cemil panikle. Sıkıntılı bir soluk aldım. Cevap vermedim ama aldı Cemil cevabını. “Kadın… iyi mi ağam… bir şey yap..” diyip getirmedi gerisini, getiremedi. “Hala yaşadığına göre… hala yaşadığıma göre…” “Şükür… çok şükür kardeşlik. Burası bende, sen onu dert etme. Ama sen neredesin? Kadını nereye götürdün?” dedi telaşla. “Çiftlikteyiz… kimse bilmesin olan biteni..” Sustu Cemil. Bir şey diyecekti ama dilinin ucuna düğümlenmişti tüm harfler. “Söyle hadi söyle…” dediğim an, içindeki nefesi bıraktı dışarıya. “Ateşe yürüyorsun kardeşlik… kadını da peşinden sürüklüyorsun o ateşe,” dedi. Sessiz kaldım bir süre, çevirdim gözlerimi camdan içeriye. “Benim ateşim, beni yakar Cemil… ne onu yakarım, ne yanmasına razı gelirim,” dedim. Ama alayvari ince gülüş sesini duydum Cemil’in.. “Aşiret duyarsa, kadının adına leke gelirse, onu törenin ateşimden sen bile kurtaramazsın kardeşlik… Ne yan, ne yak,” dedi ve telefonu kapattı. Cemil’in sözleri yüreğimdeki yangını biraz daha harladı o an.. Soğuk, ayaz, gece… Birde benim içimde verdiğim sessiz savaş.. Ama ben yalnızca içeride kalan kadının bakışlarını düşünüyorum. O gözler ki, içine baktığımda üşümeyi unutturuyor bana. “Senden gelen derde kurban olmazsam şerefsizim..” dedim aldım elime odunları kucağıma sığmayacak kadar çok… Belki de sırf oyalanmak için, belki de biraz daha uzak durmak için debelendim odunların arasında. Ama biliyordum, her dönüşüm biraz daha zorlayacaktı kalbimi. Eve adım attığımda, gözüm ilk onu aradı. Battaniyeye sarılmış, gözleri uykusuz.. Öylece bakıyordu kapıya.. Sanki gelmemi beklerken hiç kıpırdamamıştı. Sobayı yakmaya koyuldum. Çıra, odun, kibrit… Hepsi elimdeydi ama gözüm, Onun bakışlarındaydı yalnızca. “Elimdeki odunlarla oyalandığımı görünce, kıvrıldı dudakları belli belirsiz Hale’nin.. “Beceremeyeceksen ben halledeyim..” dedi. Sesi hafif alaylı.. Kaldırdım başımı, baktım gözlerine.. “Neden halledemeyeyim..” dedim, ciddi bir tonda.. “Koskoca ağa oğlusun, soba yakmayı nereden bileceksin..” dedi yine hafif bir tebessümle. O an benimde dudaklarım kıvrıldı yukarıya.. Beni hiç tanımıyordu.. Ve belli ki onun gözünde yalnızca şımarık bi ağa oğluydum.. “Ağa oğlu..” dedim, eğdim başını sobanın içindeki odunlara.. Sesim ne sert, ne yumuşak.. “pamuklara sarılı büyümedim ben Hale xanım..” diyip ateşledim sobayı.. İlk çıtırtı yükseldi ateşten, alev kıvılcımla dans ederken, odanın içinede sıcaklık yayılmaya başladı yavaş yavaş. Ayağa kalkıp, silkeledim pantolonumdaki tozu.. “Beni hiç tanımıyorsun..“ diyip dikildim tam karşısına.. Ellerim cebimde, gözüm onun yüzünde.. Öylece baktı gözlerimin içine.. Ne nefret vardı bakışlarında, ne minnet.. Bir yabancıya bakar gibi.. “Bildiklerim..” dedi.. doğrulttu bedenini koltukta.. “Tanımam için kafii..” O an lafın ucu yine Şimâl’e gelmişti.. Yutkundum.. Çevirdim başımı gecenin karanlığına.. “Önyargı..” dedim.. geçip oturdum salonun en uç köşesine.. “Kalbi körleştirir Hale xanım..” cevap vermedi.. Eğdi başını.. Onun gözünde ki sıfatım hala katildi.. Ve ben ne o gözlerde nede o kalpte yerim olmadığını bir kez daha anladım bu gece.. Ziyanı yok.. Karşılık beklemedim hiçbir zaman.. Kendi kendime yanmayı göze alıp gölge oldum peşinde.. O iyi olsun, o kirlenmesin.. diye kurdum bu gölge oyununu kendime.. Kaç dakika geçti bu sessizlikte bilmem. Bir an, battaniyenin altından çıkan ellerini gördüm. Yüzük yoktu.. Çıkarmış alyansını.. Başımı eğip, gülümsedim belli belirsiz. İçimde taşıdığım imkansız umudun birazda olsa yeşerdiğini hissettim göğsümde. Çünkü bir kadın, evlilik yüzüğünü parmağından çıkarmayı göze aldıysa, o yüzüğün sahibini çoktan hayatından çıkarmış demektir. Ellerini sobaya uzattığında, içimden bir şey koptu sanki.. Keşke dedim, keşke üşüyen ellerini soba değilde ben ısıtabilseydim… Ama sustum, çektim gözlerimi kadından. Benim yanışım sessizdi. Ben alışmıştım bu sessiz yangına, Ama o yansın istemedim.. Ona değmesin bu ateşin bir koru.. Hale baktı bana uzun uzun, anlamsız bir bakışla. Sanki gözlerimin içine eğilip, içimde saklı olanı çözmek ister gibi.. “Seni çözemiyorum, Agir ağa…” dedi usulca. Kalktı ayağa, dikildi karşıma.. Aramızda bir adımlık mesafe… İçim sızladı. Yakınlık değil bu, bir hesaplaşmaydı sanki.. İlk defa bu kadar yakındı bana. İlk defa bu kadar çıplaktı bakışları. “İyi misin? Kötü mü? Dost musun? Düşman mı? Nesin sen..!?” diye ekledi gözlerini benden ayırmadan. Sustum, başım hafif eğik uzun uzun baktım ona. Çünkü gözlerinde, benden gizlediği yanımı gördüm. Belki korktuğu şeyi, belki de en çok aradığı. Bir adım daha yaklaştım ona.. Elleri cebimde, gözlerim gözlerinde.. Tam o an burnuma doldu yasemin kokusu. Kapandı gözlerim istemsizce… Derince yutkundum. Açtım gözlerimi ağır ağır. “Sence hangisiyim, Hale xanım?” dedim. Yutkundu önce, Titredi sesi.. “İyi olamayacak kadar kötü namını duydum… Kötü olamayacak kadar iyiliğini gördüm, Agir ağa…” dediği anda kıvrıldı dudaklarım yukarıya. İçimde acıdan doğan ince bir tebessüm. Usulca eğildim kulağına doğru; “Kulağının duyduğuna değil… kalbinin gördüğüne inan.” dememle camın önünde bize bakan surete takıldım bakışlarım.. Sonrada elindeki silaha.. “Hale.. yat…” diye bağırmamla Sustu bütün sesler , bir kurşun sesi böldü tüm suskunlukları..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD