Sabah, taş sokakların üzerine solgun bir perde gibi iniyordu yavaş yavaş.
Hava keskin… sessizlik ağır.
İki gecedir gram uyku değmedi gözüme.
O gün gelip çatmıştı işte, boşanma günü..
Hale’nin kurtuluşu, Nihat’ın düşüşü olacaktı bugün.
Biliyorum.. Rahat durmayacak Nihat..!
Zorluk çıkaracak, yine taş olacak Halenin önüne..
Zaten onun gibi adamlar ne sevmeyi bilir, nede istenmediği yerden adam gibi gitmeyi..
Kanlarında yok o şeref..!
Ama onun bilmediği bir şey vardı işte..
Benim herseyi bildiğim,
her adımımın ondan on adım önde olduğu..
Hale kapıdan çıktı o an..
Omuzlarında görünmeyen bir yük, gözlerinde uykusuz gecelerin gölgesi..
Yakası kaldırılmış ceketine sığınsa da, ben biliyordum; soğuk dışarıdan değil, içinden vuruyordu ona.
Yolun karşısında, camın ardından izliyorum
Her adımını..
Olurda düşecek olursa, yetişeyim diye..
O beni görmedi..
Görmemeliydi..
Ama ben onun ardından hep sessiz bir gölgeyim..
Düşerse tutayım, yorulursa dağ olayım diye..
Gelen taksiyi durdurdu, bindi.
Bende farkettirmeden takıldım peşine..
O sıra cebimde titredi telefon.
Cemil arıyor..
“Sabah sabah rüyanda beni mi gördün Cemil..” dedim hafif alayvari bir sesle.
Ama onun sesi benimkinin aksine ciddiydi..
“Hayırlı sabahlar ağam..” dedi sustu bir an..
“Oteli boşalttık ama, Amerikalı yatırımcıları unuttuk..” dediği anda istemsiz bir küfür koptu dilimden..
“Hassiktir..! Nasıl atladık onu Cemil..” dedim hafif sitemli.
“Bugün geliyor adamlar ağam. İki saate uçaktan inmiş olurlar.. Ben diyorum ki bu seferlik Batman’da ki otel de misafir edelim onları. Sen gerisini izah edersin adamlara..” dedi.
Gözüm öndeki takside, kulağım Cemil’de..
Aklım ise nereye yetişeceğini şaşırmış halde..
“Sen izah edersin Cemil..”
“Ne diyorsun sen kardeşlik.. Bu adamları bağlamak için 6 ay anamız ağladı.. Gözünü seveyim çık gel şuraya..” dedi sitemle..
Haklıydı..
Aylarca adamları kendimize bağlamak için ikimizinde göbeği çatlamıştı.
Ama yapamazdım, bugün olmazdı.
Hale böylesine yalnızken olmazdı..!
“Sen, ben mi var? Sen halledersin kardeşlik..” diyip kapattım telefonu.
Biliyorum, arkamdan tonla saydırıyordur şu anda Cemil..
Onun o halini düşününce kıvrıldı dudaklarım iki yana istemsizce.
Ve on beş dakikanın ardından geldik adliye önüne..
Çektim arabayı en kuytu köşeye, izliyorum Haleyi öylece.
Attığı her adımda, sanki ayağında bir pranga. Sonrada Nihat peşinde avukat ordusuyla girdi içeriye.
Sonrası beklemek kaldı bana bir tek..
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum..
Önce Hale çıktı adliyeden..
Elinde bir kaç kağıt, başı dimdik..
Hayran olmamak elde değil..
Ama gözleri..
Hem zafer vardı o karalarda, hem acı..
Çok geçmeden Nihat’ta indi merdivenleri ikişer ikişer..
Sinirden yüzü kireç kesmiş..
Dikildi Halenin karşısına, ne söyledi bilmem.. Ama Halenin onun karşısında dikleştirdiği omuzları,
ateş saçan hareleri ile benim göğsüm kabardı yeminle..
İşte dedim ulan.. İşte kadın dediğin böyle olacak..
Böyle dimdik, böyle ateş parçası..
O an gidip sımsıkı sarmak geldi Haleyi..
İçime basıp, göğsümde saklamak..
Ama yapamadım, yapamazdım..
Ceketimden çıkardığım fuları götürdüm yine burnuma..
Kapattım gözlerimi sımsıkı..
“Yanında olamam ama, yandığın yerde külüm êşa dilêmin (yürek yaram).” diye mırıldandım.
Bir kaç saniye sonra cam tıklatıldı , o kadın..
Umay..
karşımda mahçupça bakıyor bana.
Oysa aynaya bakarken duyması gerekti bu utancı , bana bakarken değil..
Camı araladım, gözlerimde ne öfke vardı, ne kin..
Yalnızca tiksinti..
“Dediklerinizi yaptım Agir bey, lütfen lütfen yaymayın o resimleri..” dedi yalvararak.
Birsey demedim, öylece baktım kadına..
Nihatla yattığı ilk gece biliyordum herseyi.
Fırat’tan yola çıkıp Nihat’a varan o kirli yolu…
Bunlarla ilgilenmedim hiçbir zaman,
ama..
Ne zaman ki o fotoğrafları Haleye gönderme gafletine düştü,
ne zaman ki Halenin içine sızı oldu.
O zaman kurdum kendi oyunumu.
“Ne işim olur senin gibi namussuzla. Al şunları, çek git gözümün önünden. Bundan sonra, Nihat’la evlenir misin, yine evli barklı adamlara metres olmaya devam mı edersin , senin ahlakına kalmış. Ama olurda, Hale’ye yaklaşırsan, bir daha onun canını acıtacak şeyler yaparsan, kadınsın demem, alırım canını.” diyip fırlattım tüm resimleri suratına. Aceleyle topladı yere saçılan ahlaksızlığını ve kaçarcasına uzaklaştı yanımdan. O an basımı kaldırıp baktım Haleye.
Sanki bana bakıyordu..
Tanıdı mı, benzettimi bilmiyorum..
Öylece bakakaldım gözlerine.. Her bakışımda biraz daha yandım..
Ama Allah biliyor razıyım ondan gelen herseye..
Bana doğru bir adım atar gibi oldu,
gözlerini kısıp bakıyordu arabanın içine..
Belki seçmeye çalışıyordu, belkide çoktan anlamıştı beni..
Elimdeki sigarayı bastım küllüğe,
camları kapattığım gibi hızla geçip gittim yanından..
Bilmemeliydi..
En azından şimdi değildi zamanı..
Beni katil bilirken,
benden ölesiye nefret ederken bilmeli
peşinde ki gölgenin ben olduğumu..
3 GÜN SONRA
Konvoy halinde sıralandı araçlar peş peşe . Önce bir kaç koruma indi, arkasından bir adam.
Saçları sarı boyalı,
Üzerinde çiçekli bi gömlek..
Tam bir pezevenk giyimi..
Arkasında kendi gibi gevşek tipler..!
Otelin en üst katında ki odamın camından izliyorum onları..
“Bu mu.. Bacaksız dedikleri..” dedim bakışlarımı camdan ayırmadan..
Başını salladı Cemil
“Bu..” dedi keskin bir sesle.
Gözlerimi kıstım, biraz daha inceledim adamı..
“Niye bacaksız peki..?”
Cemil’in dudakları belli belirsiz kıvrıldı iki yana;
“Borcunu ödemeyenlerden tahsilatı bacakla yapıyormuş ağam..” diyip hafifçe döndürdü başını Polat’a doğru.
Polat’ın yansıması camda karşımda.
Korkudan üç buçuk atıyor adeta..
Yüzümü döndüm, ağır ağır ilerleyip dikildim karşısına.
“Ne yapsak Cemil.. Madem bir bacaklık mesela var, Polat bey feda mı etse bir uzvunu..” dedim. Cemil başını yere eğmiş, gülmemek için bastırıyor dudaklarını birbirine..
Polat’ın ise korkuyla açıldı gözleri birden..
İstemsizce bacaklarını sardı kolları..
“Ne.. ne saçmalıyorsunuz siz..” dediği anda, açılan oda kapısına döndü üçümüzün gözleri..
Salih denen adam girdi içeriye.
Elleri arkasında, yüzünde ahmak bir gülüş..
“Selamın aleyküm beyler..” dedi bakışları hepimizin yüzünü tararken.
Önce süzdüm adamı baştan aşağı.. sonrada arkasındaki it sürüsünü..
Adam kelimesinin eğreti durduğu tiplerdi hepsi.
“Ve aleykümselam..” dedim dudaklarımda tehlikeli bir gülüş.
Odanın her köşesini tarıyor gözleri.
Bense izliyorum her hareketini,
onu ecele götürecek hangi yanlısı yapacak acaba..
Yavaş yavaş yürüdü masaya doğru,
Bakışları bende, aklınca meydan okuyor..
Bişey demeden oturduğu koltuğa..
Belli araştırmış beni..
Gözdağı vermek tüm amacı..
Yada kendince bir güç gösterisi..
Cemile kaydı gözüm, öfkesi burnuna kadar gelmiş, eli belindeki metalde.
Göz ucuyla durmasını işaret edip, döndüm yüzümü masama kurulan akılsıza..
Adımlarım ağır, içimde yersiz bir sükunet.
Masaya dayanıp, kavuşturdum ellerini göğsümde..
“Eceli gelen it derler.. Bildin mi o lafı Bacaksız..” dedim sakin bir tonda..
yüzüme baktı sırıtarak adam, iyice kuruldu koltuğa..
Cebinden çıkardığı içki matarasından bir yudum alıp, bıraktı masaya..
“Bilirim Agir ağa.. ee sende beni bilirsin değil mi? Birde su yavsağın bana olan borcunu..” diyip baktı Polat’a dik dik..
“Borç ne kadarsa ödenecek.. Sende geldiğin gibi gideceksin bu memleketten.” dedim.
O an adamın kahkahası yankılandı odada..
“Geçti o Agir ağa geçti.. Ödeme aksadı, otel artık benim..” diyip tekrar dikti içki matarasını tepesine..
yavaş yavaş öfkem kontrolümden çıkıyordu..
Başımla Cemil’e işaret ettim.
Bir kaç dakika sonra, elinde koca bir viski şişesi ile geldi yanıma, bıraktı şişeyi masaya..
Gözlerim hala bacaksızda..
“Kötü bi huyum vardır benim bacaksız kardeş..” dedim..
“Benim olana el uzatanın, elini kesmem ben.. direk soluğunu keserim..” diyip doğruldum yerimden..
İçerideki tüm adamların elleri belinde..
En ufak kıvılcımı bekliyor hepsi tetiğe basmak için..
“Ve ben bu koltuğu senin gibi piçe bırakmam, yakarım yine bırakmam..” dememle viski şişesini boşalttım adamın başından aşağıya..
Birden fırladı yerinden Bacaksız..
Adamların hepsi şaşkın, silahlar çekildi bir anda.
Ama bunların hiçbiri umrumda değil..
Ceketimin cebindeki çakmağı çıkarıp, adamın üzerine atmamla, alev aldı çiçekli gömleği..
Ortalık çığlık kıyamet..
Bacaksız kardeş tutuşan bedeniyle can havliyle bağırıyor,
adamlarında ise söndürmek için boş bir telaş..
Cemil’in elleri arkada, keyifle izliyor karşısındaki alev topunu..
“Yine verdin adının hakkını ağam..” dedi gülerek. Masanın kenarındaki yangın tüpünü alıp sıktı adama..
Ortalık beyaz duman, herkesin gözünde korku..
Bir kaç adam kucakladı patronunu zor bela..
“Görüşeceğiz Agir ağa.. Bu böyle bitmez.. görüşeceğiz..” diye bağıra bağıra çıktı bacaksız kardeş..
Adamların çıkmasıyla rahat bir nefes alıp yaslanmıştı arkasına Polat..
“Oh be.. kurtulduk..” dedi arsızca gülerek. Öfkeli bakışlarımı çevirdim yüzüne..
“Senin gırtlağını s*kerim it.. Akşama kalmadan siktir olup gidiyorsun buralardan. Ne şirkete ne otele yaklaştığını görürsem, eksilen uzvun basın olur..” dedim tıslayarak.
Korkuyla fırladı yerinden Polat.
Anında topuk..
“Bu mesele böyle kalmaz ağam.. biliyorsun değil mi?” dedi Cemil..
Sesinde korku değil, tedirginlik hakim..
“Biliyorum Cemil.. O yüzden bu itlerin ipi kimi elinde onu bulmamız gerek.. yoksa çok kan dökülecek..” diyip çevirdim başımı yanan koltuğa..
“Görüyor musun, bi koltuk davası insanı nasıl diri diri yakıyor..” dedim, çıktım odadan..