25.Bölüm- Kansız Hesap..

2292 Words
Otele adımımı attığımda yoğun bir is kokusu karşıladı beni.. Onca insanın ekmek teknesine göz dikmişti bir kaç kanı bozuk.. Ellerim cebimde, Sakince bakındım etrafıma, Çok hasar yoktu, ama korku sinmişti çalışanların gözüne.. Lobideki kızlar, temizlik personelleri.. Hatta kapıdaki güvenlik bile.. Hepsinin gözünde aynı soru, aynı korku.. Haklıydılar.. Ekmeğinin peşine düşüp, canından olacakları bir yer olmuştu belki de burası.. Benimle göz göze gelmemek için hepsinin bakışları kaçamak.. Taner yanımda.. Onda da aynı korku.. “Kimin yaptığı belli mi?” dedim, gözüm hâlâ kararmış duvarlarda.. Eğdi başını, elleri önünde.. “Yok Agir bey.. İnceleme başlatıldı, Cemil bey ben ilgileneceğim dedi ama, bilmiyorum..” dedi. Salladım başımı.. “Çalışanlarla toplantı yap Taner, içlerini ferah tutsunlar.. Ben buradayken emeklerinden de canlarından da korkuları olmasın..” dedim yürüdüm dışarıya.. Tam arabaya binecekken boş yuvaya kaydı gözüm.. Hemen kapıdaki güvenliğe işaret ettim başımla; “Buradaki kedi nerede?” Sesimde mani olamadığım bir korku.. “Cemil bey götürdü Agir bey..” dedi adam.. Bir oh döküldü dilimden o an. Dünkü kargaşada onun zarar görmüş olmasıydı korkum.. Şükür iyiydi.. Arabaya atlayıp koyuldum yola.. Bir kaç saniye sonra çaldı telefonum.. Cemil arıyor.. “Dönmüşsün ağam.. Haberde etmiyorsun ayran içtik ayrı mı düştük..” dedi, sesi hafif sitemli.. Kıvrıldı dudaklarım yukarıya.. Dönerken haber etmemiştim kimseye.. “Döndüm Cemil döndüm.. Hesapları kapatmaya döndüm.. Dökül bakalım, oteli kundaklayan kansız hangisi..” Sustu Cemil.. O sustu ama, Suskunluğunun altındaki cevabı aldım ben.. “Bu kadar sessiz kaldığına göre bacaksızın işi değil bu.. Nihat mı?” dedim.. Sesimde ne öfke vardı, ne kin, ne nefret.. Cevabını bildiğim bir soruydu neticede.. “Nihat yaptırmış..” dedi Cemil.. Sesinden, benim aksime öfke taşıyordu .. “Nerede şimdi?” dedim.. Yine sustu Cemil.. Kısa bir sessizlikten sonra, önce derin bir nefes aldı; “Bir saat önce mezarlıktaydı.. şimdi bilmiyorum nerede?” dedi sonra da. Mezarlık.. Şimâl’in mezarı.. O an beynimin içinde bir kıvılcım çaktı.. Helallik mi alacaktı.. Af mı dileyecekti.. Yoksa günah çıkarmak mı niyeti.. Bişey demeden kapattım telefonu.. Koyuldum yola.. İbre köklenmiş, benim gözüm akıp giden yolda.. Tövbe ettiğim şehre kaçıncı gidişim saymadım bile.. Mardin.. Taşı toprağı altın renkli memleket.. Güzelliği büyüleyici, sevdası kanlı memleket.. Mardin’e giden yol, içimde biriken suskunluğun yoluydu. Tozu da sıcağı da tanıdıktı bana. Her taşının altında bir hikâye, her hikâyesinde bir kan izi.. İçimde dolup taşan bir öfke, Ve artık bazı hesapların kapanma vakti gelmişti.. İki saatlik yolu, bir saatte gelmişim.. Mardin tabelasını görünce fark ettim.. Tam o anda çaldı telefonum.. Peri anne arıyor.. Vardığımı haber etmemiştim, merak etmiştir kesin. Ama zamanı değildi işte, meşgule alıp devam ettim yoluma.. Ama susmadı telefonun sesi.. Tekrar arıyor Peri anne.. “Ana sonra arayacam ben seni..” dedim tek nefeste.. Ama o an.. O an işittiğim ses ile bozguna uğradım adeta.. “Agir..” dedi Hale.. İlk kez adımı sade kullandı.. Ne önünde sıfat vardı ne ardında.. Sadece Agir.. Ardından keskin bir fren sesi.. Onun sesini duymamla arabayı nasıl durduğumu bilemedim.. Toz havaya karıştı, Halenin sesi yüreğime.. “Hale.. xanım..” dedim sesim titreye titreye.. Kısa bir sessizlik oldu bir an.. Aldığı derin soluk değdi kulaklarıma.. “Aramıza kanlı hesaplar sokma Agir..” dedi Hale.. Kanlı hesap.. Aramız.. O an, içimdeki öfke bir çukura düştü sanki. Dizlerime kadar çamura batmışım da, kımıldasam boğulacak gibiyim. Hale’nin sesi… Öfkemle arama çekilmiş ince bir perde gibi. İlk kez, intikamdan, hesaptan, suskunluktan daha ağır bir şey hissettim içimde. “Aramız..” dedim şaşkınca, sesim boğuktu.. “Aramız..” dedi, sustu.. “Kulağımın duyduğuna değil, kalbimin gördüğüne inanmak istiyorum.. Beni yanıltma.. Aramıza başka mezar sokma Agir..” diye ekleyip kapattı telefonu.. Telefon kapandı ama ben kaç dakika kulağımda tuttum o telefonu bilmiyorum.. Dikiz aynasından kendi yansımamla göz göze geldim.. “Aklım bana oyun mu oynuyor.. Gerçek miydi duyduklarım YaRab..” diye mırıldandım kendi kendime.. Dudaklarım kıvrık, gözlerimde bir ışık.. Yüreğimde umut.. En son ne zaman içimde böyle bir fırtına kopmuştu hatırlamıyorum.. Aklımda Hale’nin söylediği sözler ile kaldım yol kenarında bir süre.. Yarım saat sonra uzunca bir korna sesi ile geldim kendime.. Cemil.. Yine takılmış peşime.. Önüme kırdığı araçtan inip dikildi karşıma.. Bende indim arabadan.. “Hayırdır ağam.. bişey mi oldu..” dedi şaşkınca.. Baktım yüzüne.. Benim gözümdeki ışık, tuhafına gitti muhtemelen.. Çattı kaşlarını, yaklaştı yanıma.. “İyi misin kardeşlik..” dedi sesi telaşlı.. Cemil’in kaşları çatık, gözleri endişe dolu. Beni böyle görmeye alışık değildi. Güldüm, salladım başımı iki yana.. “Ben hiç bu kadar iyi olmamıştım Cemil..” dedim, attım elimi enseme.. Cemil’in kaşları hâlâ çatık, anlamsızca bakıyor yüzüme.. “Ne oldu demeye korkuyorum kardeşlik..” dedi. Bense hâlâ gülüyorum kendi kendime.. “Sorma Cemil.. sorma..” deyip döndüm arkamı.. Arabama binecekken seslendi arkamdan. “Eee hesap..?” “Gidiyoruz, kapansın tüm hesaplar artık. Ama kan yok Cemil.. Kan yok..” dedim arkamı dönmeden. Kontağı çevirip çalıştırdım arabayı.. Tam Cemil’in yanından durdum.. Belimdeki silahı çıkarıp uzattım camdan.. “Sende kalsın.. Bu hesap kansız kapatılacak, bir kaza çıkmasın..” dedim, devam ettim yoluma.. Mezarlığın kapısına geldiğimde, boğazımda bir el vardı sanki.. Nefesimi kesen.. Zar zor attım adımımı içeriye, Ve oradaydı işte.. Şimâl.. Adını işlemişler mezar taşına.. En son bu memleketten giderken gelmiştim yanına.. Helallik almaya, hakkım kaldıysa üzerinde helal etmeye.. Birde şimdi.. Onun hakkı için hesap sormaya geldim.. Ama yaklaşamadım mezara, öylece durdum.. Ne bir adım ileri gidebildim, nede geri dönebildim.. Ayaklarım mıh gibi çakılmıs toprağa sanki.. Baktım mezara öylece, baktıkça o gün geldi aklıma.. Ben Şimâl’i hep boynunda o kurtuluş ipiyle hatırladım zaten o günden sonra.. Bana bıraktığı emaneti ise elimde.. “Mezarına gelmeye yüzüm yoktu, seni ölümün kucağına bırakandan hesabını soramadım.. Şimâl..” dedim kısık bir sesle.. “Sen gideli yıllar oldu.. sen toprağa gömüldün, ben ise bu lanetli suskunluğa..” Derin bir nefes aldım, ama ciğerlerime ulaşmadı o soluk.. Dedim ya boynumda bir el, habire kesiyor nefesimi sanki.. Kaldırdım başımı göğe.. “Bugün bu memlekete kapanmamış tüm hesapları kapatmaya geldim.. Artık ikimizde özgür olacağız Şimâl.. Artık rahatça uyuyabileceksin.. Senin boynuna o ipi geçirenin de… Benim sırtıma bu yükü yükleyenin de hesabı kesilecek. İşte O gün geleceğim yanına. O gün son kez vedalaşacağım seninle. Ve o gün… bendeki emanetini teslim edeceğim sana.” dedim usulca döndüm arkamı.. Sararmış mektup ise hala elimde.. Bana emanet edilen en büyük yük bu kağıt parçası.. Mektubu sıktım avuçlarım arasında.. “Neredesin Nihat..! Neredesin ulan kansız..” diye mırıldanıp bakındım etrafıma.. Tam o sırada bir siluet takıldı gözüme. İlerde, Vahit Kozdağlı’nın mezarının dibine biri çökmüştü. Yaklaştıkça tanıdım. Nihat’tı. Ellerini açmış dua ediyor.. Oysa onun boynundaki vebal avuçlarına sığmayacak kadar çok.. Olduğum yerde durdum, izledim öylece onu.. Vahit ağa gibi mert bir adamın böylesi kansız bir evladı.. Raşit nasıl ki benim soyumun kara lekesiyse, Nihat’ta Kozdağlıların yüz karası.. Raşit’ten tek farkı; O soyundan olmadığı bir adamın soyunu, adıyla kitleten bir kansız..! Onu izledikçe içimdeki öfkede dolup taşıyordu.. Bir yanım Allah’ın verdiği nefesi bu it için harcama sık kafasına geç git diyor.. Ama diğer yanım, Hale’nin sesi.. “Aramıza bir mezar daha sokma..” Salladım basımı iki yana, “Senin için Hale.. seni kaybetmemek için bu hesap kansız kapanacak..” diye mırıldandım.. İlerledim Vahit ağanın mezarına.. Adım seslerimi duyunca çevirdi başını Nihat.. Tabii beni görür görmez gözlerinde bir ateş.. Ona bakmadan yaklaştım mezarın dibine, açtım avuçlarımı.. Bir Fatiha okudum Vahit ağanın ruhuna.. Ve döndüm yüzümü Nihat’a.. Ben dua ederken o çoktan çekmiş silahını belinden.. Avuçları arasında sıkı sıkı tutuyor.. Bir silah tutan eline baktım, bir gözlerine.. “Korkma canını almaya gelmedim Nihat..ağa..” derken sesim alayvari çıkmıştı.. Onu deli edecek cinsten.. “Senden mi korkacağım Agir.. ağa..” dedi ama benim aksime onun sesi fazlasıyla öfkeliydi.. Kıvrıldı dudaklarım yukarıya, kıstım gözlerimi.. Yaklaştım bir adım daha.. “Yok..” dedim.. “Benden değil.. bildiklerimden korkacaksın..” Baktı yüzüme öylece.. Anlamadı normal olarak ne dediğimi.. “Ne diyosun lan..!” dedi sinirle.. Bir adım daha yaklaştım.. “Şimâl..” dedim, sesim bir tık sert.. Onunda çatıldı kaşları.. “Onun adını ağzına dolama ulan..” diyip doğrulttu silahı bana.. Baktım göğsümdeki namluya, bir adım daha yaklaştığımda, namlunun ucu dayandı tam göğsümün ortasına.. “Ne o.. çok mu sevdin Şimâl’i, Nihat.. ağa..” dedim diktim gözlerimi gözlerine.. Cevap vermedi, baktı yüzüme öfkeyle.. “Yoksa vicdanını mı susturamıyorsun?” dedim yüzümde tehlikeli bir gülüş.. “Ne diyorsun lan.. Ne saçmalıyorsun sen..” dedi.. Cebimden usulca çıkardım mektubu.. “Bu ne biliyor musun Nihat ağa.. Bu o kızı nasıl ölümün kucağına götürdüğünün kanıtı.. Şimâl’in kaleminden dökülen gerçekler.. Herseyi biliyorum..” dedim.. Gözlerinde o an bir korku hali vardı.. Gördüm.. Cevap veremedi.. kem küm yaptı önce.. Tam ağzını açacakken, “O kıza tecavüz ettiğini biliyorum ulan kansız.. Sonra evleneceğiz diyip oyaladığınıda.. Benimle evlenmesi senin kurtuluşun olmuştu demi..!” dedim.. Gözleri açıldı fal taşı gibi.. Silah tutan eli titriyor.. “Saçmalık bunlar..! Seviyorduk biz birbirimizi, sevgilimdi benim Şimâl.. Bu iftiralarına kim inanır..” dedi ama gözlerinden korku akıyor.. “Sabaha o çarşaf temiz çıkınca, o kızın da cenazesi çıkacağını biliyordun.. Bunu bile bile kızı bana gönderdin.. Sevmek bu mu..” diye bağırıp yapıştım yakasına.. Artık öfkemi dizginlemekte güçlük çekiyordum, ama Halenin sesini anımsayıp sakinleştirdim kendimi.. Çektim elimi yakasından, bir adım geri çekildim.. Önce derin bir soluk alıp sakinleştirdim kendimi.. “Sevgilindi, biliyorum.. Ama bu o kıza zorla sahip olduğun gerçeğini değiştirmedi.. Hadi açık açık konuşalım bugün burada he Nihat..ağa.. Ama önce diğer misafirimizde gelsin..” dedim. Şaşkınca baktı yüzüme, “Ne misafiri.. ne oyun çeviriyorsun Agir ağa..” dedi panikle.. Baktım yüzüne gülerek; “Oyun..! Oyun moyun yok artık.. Heh bak geldi onur konuğumuz..” dedim diktim gözlerimi bize yaklaşan kadına.. Nihat’ta çevirdi başını, şaşkınca çatıldı kaşları.. “Ana.. Senin ne işin var burada..” derken sesi fazlasıyla meraklıydı.. Sultan hanımın ise başı yukarda, omuzları dik.. Ama o gözler.. Gözleri korkusunu ele veriyor.. Yaklaştı yanıma, dikti zehirli harelerini yüzüme.. “Hayırdır Agir.. Beni ayağına çağıracak kadar önemli olan nedir?” dedi.. Bir bana bakıyor, bir kocasının mezarına.. “Sırlar..” dedim, baktım Sultan hanımın yüzüne, hafiften eğdim başımı.. “Sana yardım etmeye çağırdım Sultan hanım.. sırtında onca mazlumun vebaliyle, içinde onlarca sırla yaşamak yoruyordur seni..” dediğimde iyice çatıldı kaşları.. Tam ağzını açacakken; “Hangisiden başlayalım mesela.. Vahit ağa.. Oğlun biliyor mu babasının katilinin sen olduğunu..” dediğimde Nihat’ın kaşları kalktı havaya.. yutkunma sesi değdi kulaklarıma.. “Ne diyorsun lan..! Gebertirim oğlum seni..” diyip bana doğru atılacakken kaldırdım elimi.. “He Sultan hanım.. dilin lâl mi oldu?” dememle bu defa döndü anasına.. “Ana..! Ne diyor bu.. Bişey desene ..” diye bağırdı.. Sultan hanım ise başı dik, gururundan eğmiyor başını.. Cevap vermeyeceği belliydi.. ama bugün tüm hesaplar kapanacaktı.. Nihat’ın kanı benim elime bulaşmayacaktı, ama yıllardır biriktirdiğim sırlar sikip atacaktı hayatını.. “Aaa kusura kalma.. babası dedim ama.. Dur o yanlış anlaşılmayı da düzeltelim..” dediğimde gözleri yerinden çıkacak gibi açıldı Sultan hanımın.. “Sakın..! Sakın Agir.. Ecelin olurum senin, yaparım bilirsin..” diyip bir adımda girdi burnumun dibine Sultan hanım.. Benimse yüzümde yine aynı alayvari gülüş.. “Olursun bilirim.. ama kime olursun o meçhul..” diyip döndüm Nihat’a.. Yüzünde anlamsız bir ifade.. Kafasında sorguluyor muhtemelen konuşulanları.. “Fırat mertti, delikanlıydı.. ne birinin namusuna göz dikerdi, ne arkadan vururdu.. Tam babasının oğlu.. Hep düşünürdüm o zamanlar, Vahit ağa gibi mert bir adamın böyle kansız bir evladı olması.. Sonra taşlar oturdu yerine.. meğer kendi kanından olmayana babalık etmiş ya Vahit ağa.. ondanmış senin bu kanı bozukluğun..” dedim.. O an Nihat’ın elindeki silah düştü yere.. Bir bana bakıyor, bir babasının mezarına, bir de annesine.. “Ana..” dedi döndü Sultan hanıma.. ama sultan hanımın bakışları bende sabit.. “Ana bisey de..! Yalan desene..! Bu şerefsiz iftira atıyor desene…” diye kükredi.. ama sultan hanımdan ses yok.. Ne hayır diyor ne evet.. Yalnızca bakıyor yüzüme nefretle.. “Boşuna yorma çeneni Nihat ağa.. inkar etmeye yüzü yok ananın.. Açıkçası sizin aile meseleniz benim zerre umrumda değildi.. Benim meselem Şimâl.. onu nasıl el birliğiyle ölüme yolladığınız..” diyip cebimdeki mektubu çıkarıp uzattım Nihat’a.. Almadı.. Hala anasına bakıyor.. “Şimâl’in mektubunu okumak ister misin Sultan hanım. Sen çok seversin yazıp çizmeyi ya hani..” diyip bu defa döndüm Sultan hanıma.. Gözbebekleri titriyor korkudan.. Nihat ise yüzü şekilden şekile, renkten renge girmiş.. Öylece bakıyor etrafına.. Baktım ikisinden de ses yok, Açtım mektubu.. Ellerim titriyor, gözümde bir buğu.. Zar zor çıktı sesim, kendim bile zor duyuyorum.. “Bu mektubu okuyorsan, ben artık bu dünyadan göçüp gitmişim demektir. Agir, emanetimi sana vermiş demektir. Ben gidiyorum Nihat… Seni de, kendimi de bu yükten kurtarıyorum. Yük diyorum, çünkü biliyorum. Ben sana hep yük oldum. Sarhoşken yaptığın bir hatanın bedeli oldum. Ama senin aksine, ben seni hep sevdim. Bana yaptığın kötülüğe rağmen sevdim. Sana kızmıyorum ama hakkımı da helal etmiyorum. Ne sana, ne Sultan Ananın… Benim hakkım da, bebeğimin hakkı da haram olsun. Evet, bebeğim… Bebeğimiz. Senin istemediğin bebek. Siz hem benim, hem de karnımdaki sabinin katilisiniz. Öbür dünyada iki elim yakanızda.. hele sen.. sen Sultan ana... Kapıda geldim, oğlunun evladını taşıyorum, babam beni başkasına verecek,yardım et dedim.. ölmek istemiyorum.. yardım et dedim.. kapandım ayağına.. Hatırladın mı? Hatırla..! Unutma.. Nefes aldığın her gün canından can gitsin ama beni unutma.. Dilerim Allahtan ahım yerle yeksan etsin seni.. Agir … Biliyorum, sen bunları hak etmedin. Yüzük takıldığı gün geldin bana, ‘Gönlünde biri varsa bozarım bu işi, adına leke getirmem.’ dedin. Ama ben anlatamadım. Sevdiğim adam bana zorla sahip oldu, sonra da bir mektupla hem beni, hem karnımdakini yarı yolda bıraktı diyemedim. Nasıl anlatılır bilemedim.. Zaten sana varmasam bile, gebe olduğum anlaşılır anlaşılmaz toprak olacaktım. Her türlüsü ölümdü benim için. Ama sana haksızlık ettim Agir… En çok sana haksızlık ettim. Hakkını helal et. Biliyorum, sana anlatsaydım bana da, bebeğime de sahip çıkardın. O yüreği gördüm sende. Bu gece beni bırak, odamın kapısına bile yaklaşmadığında gördüm içindeki merhameti.. Ama bu yükü sana yükleyemezdim. Belki gidişim, daha büyük bir yük olarak kalacak bilmiyorum. Ama benim artık bu dünyada bir yerim yok.. Senden son bir şey istiyorum. Bu mektubu Nihat’a ver. Nihat KOZDAĞLI’ya.. Ama onun bana bıraktığı mektubu benimle beraber göm mezara.. Bu da vasiyetim olsun sana. Hakkını helal et Agir, et ki, ben de orada huzur bulayım.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD