Konağa vardığımda gece, taş gibi çökmüştü üstüme.
Taş duvarlar… demir tokmak… paslı menteşe gıcırtısı.
Her şey bana çocukluğumu hatırlattı.
Ama o çocukluk çoktan gömülmüş bir mezardı artık;
toprağı da, duası da unutulmuş.
Kapıyı ittim, girdim içeri.
Avlu bomboştu.
Ne bir nefes, ne bir çıtırtı…
Sadece adımlarımın yankısı.
Bu ölüm sessizliği, bu konağın kaderiydi zaten;
duvarlarına sinmiş ahlar, toprağına karışmış kanlar…
Ne zaman geri dönsem, hep aynı his…
Yalnızlık, öfke, ve bir parça da utanç.
Merdivenleri çıkarken, ayağımdaki zincir boynuma dolanmış gibiydi.
Her adımda biraz daha sıkıyordu beni.
Kalbimde tek bir his vardı:
Ne hesap vermeye geldim…
Ne de savunmaya.
Sadece yüzleşmeye.
Salonun kapısından girdiğimde gördüm onu.
Babam, Vahap Ağa…
Sırtı bana dönük, elleri arkasında bağlı.
Pencerenin önünde dikilmiş,
karanlığı izliyordu sanki.
“Biliyordum geleceğini.” dedi, arkasını dönmeden.
Sesi soğuktu, Kuru bir bıçak gibi.
Yaklaştım.
Ama susuyordum yine..
Konuşmak gelmedi içimden.
Ne söylesem eksik kalacaktı çünkü.
“Verdin mi kardeşini o soysuza?” dedi.
Sesi yükseldi.
Dönüp baktı yüzüme.
“Verdin mi ulan kardeşini o ite..!” dedi tekrar.
Ben yine Sustum..
Göz göze geldik.
Cevap vermeden baktım gözlerinin içine.
Aslında Suskunluğumun bir cevap olduğunu çok iyi bilirdi babam.
O an gözlerinde ki nefretle bir kez daha yüzleştim.
Ardından konağın sessizliğini bölen bir ses yankılandı odanın içinde.
Seneler sonra, yine oğlu için inmişti Vahap ağanın tokadı yüzüme.
Yüzüm yana döndü.
Bir uğultu koptu kulaklarımda.
Tokadın acısını değil…
Çocukluğumun eksikliğini hissettim yeniden.
O yatılı yurda bırakıldığım günü.
Arkamdan dönüp bakmadığı o bakışı.
Ve yine bir doğum günümde, yüzüme vurmuştu nefretini babam…
Ben.. yine sustum..
Tek kelime etmeden baktım gözlerinin içine,
dudaklarımda yarım bir gülüş, gözlerim doldu dolacak..
Ama müsade etmedim, tek damla yaş akmasına..
Akacak tek damla ihanet olurdu, onca yıllık kimsesizliğime..
Sıktım dişlerimi tüm gücümle.. bastırdım göğsümdeki sızıyı olabildiğince..
“Sen,” dedi, dişlerinin arasından babam..
“Sen benden değilsin artık! Kanımdan bile saymam seni! Kardeşini verdin… Kendi soyunu, kendi canını sattın!” diye kükreyip yapıştı yakama.. Bir kez daha kaldırdı elini,
Ama bileğinden kavramamla kaldı öylece..
Derin bir nefes aldım önce..
Başımı kaldırdım yavaşça.
“Senin kanından olmak, senin kanınla kardeş olmak bana yükten başka bir şey vermedi Vahap ağa..!” diyip bıraktım bileğini sertçe..
“Soyunda kanında sende kalsın,
Sana evlat olmaya çalışmak en ağır günahımdı.. Atam değilsin bundan böyle..!” dedim.
Bir an sustu.
Beklemiyordu belkide benden böyle bi hamle.
Bakışlarında hem öfke hem de bir anlık donma…
Ama geri çekilmedi.
Ne ben geri döndüm, ne o.
Kapıya yöneldim..
Bir umut vardı içimde yinede..
belki dur der, gitme der diye bekledim.
Ama olmadı..
“Git! Bir daha bu eşiği geçme!
Sana verdiğim emeklere yazıklar olsun, hakkım haram zıkkım olsun şerefsiz..!” diye bağırdı arkamdan.
Sözleri arkamdan saplanan bıçak gibiydi.
O sözler içimde ona karşı kalan herseyinde sonu oldu artık.
Ne sevgi, ne saygı, ne minnet..
Hepsini içimdeki mezara gömdüm babamla beraber..
Kapının eşiğinde durdum,
Ama ardımı dönmedim.
Çünkü bazen dönüp bakmamak,
en büyük intikamdı belkide..
“Eyvallah, Vahap ağa..!” dedim ve çıktım odadan..
Kapıya çıktığımda başımı göğe kaldırdım.
Gökyüzü karanlıktı.
Yıldızlar bile bakmıyordu bana sanki.
Derin bir nefes almak istedim…
ama dudaklarımda biriken o dumanı bile çekemedim içime.
Göğsümde bir taş var sanki.
Her nefes alışımda biraz daha ağırlaşıyor.
Cemil geldi yanıma.
Adımlarını duymadan anlamıştım zaten.
Yanımda dikildi sessizce.
Sonra baktı yüzüme, gözlerinde merak yoktu.
“Hesaplaştınız mı, ağam?” dedi.
Başımı iki yana salladım yavaşça.
“Bazı hesapları kapatmaya bir ömür yetmez, Cemil.”
Gözlerini kaçırdı benden. Ellerini cebine attı.
Bir an sustu, sonra başını eğip mırıldandı:
“Agir Ağa… seninle görüşmek istermiş.” dedi.
Baktım yüzüne.
Neden der gibi.
“Haber salmış,” dedi. “Muhakkak gelsin’ demiş.
Belli ki bu gece hesap vermeye doyamayacağız, ağam.” dedi.
Haber gitmiştir dedeme de, Raşit’i Fırat’a verdiğimi duydu demekki.. O da
soracak hesabını..
Herkes hesap soruyorda, kimse hesap vermeye yanaşmıyor işte..
“Bu gece değil, Cemil.” dedim. “Bu gece hesap kitap yeter…”.
Arabama yöneldim.
“Vazgeçmeyeceksin değil mi ağam?” diye seslendi arkamdan..
Onunda sesinde bir hesap vardı, anladım..
Durdum.
Ama dönmedim arkamı..
“Sen Cevabını bildiğin soruları sormaktan vazgeçmeyeceksin değil mi?” dedim.
Güldü, yarım bir gülüş..
“Sen bile bile ateşe yürümekten vazgeçmediğin sürece, hayır..” dedi.
Bende güldüm, döndüm yüzümü Cemil’e..
“Belkide o ateş benimdir ha Cemil.” dedim, baktım yüzüne.
Yanıma yaklaştı, sigara paketini çıkarıp uzattı bana..
“Hem yanarım, hem yakarım diyorsun ha ağam..”dedi.
Sigaradan bir dal aldım.
“Yanarım, ama yakmam.. Bilirsin..” dedim, yürüdüm tekrar arabama..
Cemil ise arkamdan öylece baktı; tek kelime etmedi..
Arabayı çalıştırıp, tam yanında durdum.
“Varmı diyeceğin bişey?” dedim..
Hafiften eğildi camıma, yaktı sigaramın ucunu..
“Sen yakmazsın ağam bilirim.. Ama yakarlar.. Sende bu toprakların dilini bilirsin.. Hadi selametle..” diyip yürüdü kendi arabasına..
Cemil Biliyordu aylardır onu izlediğimi ama, belliki bilmediği şeylerde var..
Ben Hale’ye gölge olurken, kendimede bir nefeslik durak oluyorum..
Ne vakit göğsüm sıkışsa, ne vakit aldığım nefes ciğerlerime batsa onun varlığından soluklanıyorum..
Şu dünyada ne zaman bir yerim olmadığını hissetsem, onu görmeden onun varlığına sığınıyorum..
Arabaya atladığım gibi koyuldum yola.. Yarım saat geçmeden oradaydım..
Kaç gün oldu, kaç ay oldu saymadım bile.
Haleyi buraya bıraktığım günden beri gece gündüz burada buluyorum kendimi.
iş aradığını duymuştum zaten, Nihat itinin her işine çomak soktuğunu da..
Ama Tesadüf, benim otele başvuruya geldiğinde lobide görür görmez aradım müdürü;
“Ne sor ne sorgula, işe al,” dedim.
Bir aydır benimle çalışıyor.
Ama bilmiyor, benim otelimde çalıştığını, bilse yıkar orayı başıma..
Bilmesin, lüzumu yok..
Gündüz otelde sessiz sessiz izliyorum, her gecede onun kaldığı evin önündeyim zaten.
Olur da bir şey olur diye.
Olur da o ev… o sokak…
bir kötülüğe denk gelir diye.
Ve her seferinde aynı acı düşüyor içime.
Çünkü biliyorum…
O evde hâlâ Orhan var.
Ve Orhan’ın ne mal olduğunuda çok iyi bilirim..
Kansızdır.
Kötülüğü akar gözünden, elinden.
Ve Hale, mecburiyetten kalıyor o çatı altında.
Onun içine düştüğü bu mecburiyet.. kanıma dokunuyor..
İçim yanıyor.
Ama elimden bir şey gelmiyor.
Yalnızca…
sessizce bekliyorum kapısında her gece..
Bir gölge gibi.
Koruyarak, ama hiç dokunmadan.
Ve bu gece de aynı olacak.
O evin önündeyim yine .
Işığına bakıp döneceğim yine.
Kendi içimde,
kendi yangınımla baş başa kalacağım.
Arabayı kuytuya çekip, yürüdüm apartmanın önüne doğru.
Halenin peşine taktığım adam, beni görür görmez koştu yanıma..
“Buyur ağam.. bir emrin mi vardır?” dedi.
Cebimden çıkardığım paketi uzattım, Seydi Ali’ye..
“Estağfurullah ağam..” diyip elini kavuşturdu önünde, eğdi başını..
Seydi Ali..
Daha 17sinde , kanı deli akan bir çocukken
İstanbulda buldum onu, daha doğrusu o beni buldu.. Bacısı sevdiğiyle kaçıp, İstanbula gelmiş. Babasıda eline silah verip göndermiş Seydi Ali’yi.. Kardeşi kardeşe öldürtüp, sözde namuslarını temizleyecek kitapsızlar..!
Bulmuş bacısınıda, kaçtığı adamıda..
Ama eli varmamış kardeşine sıkmaya, gönlü razı gelmemiş.. Bir sabah şirkete girerken seslendi arkamdan; dönüp baktım.
Bana doğru gelmeye çalışıyor ama korumalar önüne set olmuş.. Hemen gittim yanına..
Öyle bir baktı ki yüzüme..
İnsan olan herkes Konuşmasada anlardı zaten onun bakışlarının dilini ..
“Yardım et bana ağam.. Kulun köpeğin olayım yardım et, ben elimi bacımın kanına bulamak istemiyorum..” dedi ağlaya ağlaya.. Sonra aldım yanıma, girdim şirkete..
Anlattı tüm olan biteni..
Orda söz verdim ona, “ bacının kılına zarar gelmeyecek ama sende bana söz vereceksin.. Ne şimdi ne yarın asla elin kana bulanmayacak.. Temiz kalacaksın..” dedim..
Tamam dedi söz verdi.. bende bacısını kocasıyla beraber himayeme aldım. 6 yıldır kimse yerini yurdunu bulamadı, bulamazda..
O gün bugündür benimle Seydi Ali..
Ona baktıkta 17 yaşındaki o delikanlıyı görürüm hala.. Temiz kalan nadir adamlardan oda.. Aklımda geçmiş ile kıvrıldı dudaklarım iki yana.
“Al, gece uzun oğlum..” dedim..
“Sağolasın ağam..” dedi aldı bir dal, ama yakmadan koydu cebine..
“Ne durumda, var mı farklı bişey?”
“Yok ağam, iki saat oldu geldi eve yenge.. bir saat önce diğer kadın çıktı evden, o gelene kadar yengede bahçede bekledi, sonra beraber girdiler eve..” dedi.
“Demek huzursuz olduğu bişeyler var o evde..” diye geçirdim içimden.
“ Sen git dinlen, sabah gelirsin ..” dedim.
Tamam diyip gitti.
Gözlerim onun odasının camında, öylece izledim boş camı..
Bir an aralandı perdesi, Hale uzattı başını camdan..
Şansıma, sokak lambası tam yüzüne vuruyor.
Gece rengi gözleri tam karşımda..
Yine kaldırdı başını baktı gözleriyle aynı renk gökyüzüne..
Ah onun, o bakışlarında o duygu varya..
Ah o tanıdık Karalar..
Hem bana benden daha yakın, hem bir o kadar uzak..
İnsanı ölümle yaşam arasıda bırakan o kısacık mesafedeyim sanki..
Derin bir nefes aldım, dedim ya her gece o bilmeden, onda soluklanmaya geliyorum buraya..
Buda benim hayatta kalma mücadelem oldu işte..
~~~
Yüzüme vuran güneşle araladım gözlerimi.
Geceyi arabada geçirmişim.
Sokağın sessizliği hâlâ üstümdeydi.
Başımı cama yaslamaktan boynum tutulmuş.
Camdan gelen tıkırtıyla irkildim önce..
“Günaydın abi..” dedi bizim Serçe..
Adı Semih.
Biraz fazla iri olduğundan mahalleli takmış bu lakabı çocuğa..
“Günaydın aslanım, aferin saati şaşmıyorsun..” dedim, parayı uzattım.
“Şaşmam abi, ayıpsın..” dedi gülerek, parayı aldığı gibi koştu. On dakika geçmeden koştur koştur geldi geri.
“Başka diyeceğin bişey var mı abi?” dedi..
“Yok aslanım..” diyip güldüm.
Çok güldürüyor bu çocuk beni..
“Bu defa gitme ama abi be.. Vallaha abla artık dövecek beni..” diyip ilerledi apartmana doğru.
Çok geçmeden de Hale çıktı evden.
Serçe de peşinde..
“Yine mi sen len..” diye bağırdı Hale..
Ama sesi kızgın değildi.
Alışmış gibiydi bu oyuna.
“Sanada iyilik yaramıyor abla be.” dedi Serçe..
Gözlerini devirdi Hale..
“Kim gönderiyor bunları seninle..” diye sordu.
“Annem..” dedi Serçe, hiç bozuntuya vermeden.
“Hadi len oradan.. Annen bizim fırındamı çalışıyor.. Almıyorum, nereden aldıysan oraya götür..” dedi Hale..
Bense gizlendiğim yerden gülerek izliyorum onları..
Serçe omuz silkti.
“İyi alma, ben de buraya bırakırım. Nimet ziyan olur. Günahı da senin boynuna,” dedi.
Koşarak uzaklaştı.
Söylene söylene aldı poğaça poşetini Hale..
Ama biliyorum yemeyecek yine.:
Az aşağıdaki kimsesiz teyzeye verecek geçerken.
Olsun, varsın yemesin..
Ben her sabah bıkmadan usanmadan ona zeytinli poğaça göndermeye devam edeceğim..
Onun kursağında geçmesede, ben kendi gönlümü doyurmaya devam edeceğim..