Titreyen elimde mektup, gözlerim dolu..
Ama akıtmamaya yeminli harelerim..
Nihat karşımda..
Dilimden dökülen her satırda biraz daha ezildi sırtına binen yükten..
Ve çöktü soğuk toprağın üzerine..
Çenesi titriyor,
Gözbebekleri titriyor..
“Yok.. Olmaz.. Yalan bunlar.. yalan..” diye mırıldanıyor kendi kendine..
Baktım yüzüne..
Sıktım dişlerimi var gücümle..
“Duyduklarının hepsi gerçek.. hepsi Şimâl’in gitmeden yazdığı satırlar.. Ve bunun en büyük sebebi önce senin korkaklığın..! Sonra ananın bitip tükenmez oyunları..” dedim bağırarak.
Döndü gözlerim Sultan hanıma..
Ama o gözlerde ne pişmanlık gördüm, ne tek bir vicdan kırıntısı ..
Başı yukarıda, omuzları dimdik..
Her zerresinden kibir taşıyor..
Bir insan günahlarından hiç mi utanmaz..
Utanmıyordu..!
Aksine daha çok karartıyordu katran karası yüreğini..
“Mevâ’yı da bir mektupla yaktın, Şimâl’i de..
Sen nasıl öleceksin be kadın..” diyip yaklaştım yanına..
Baktı yüzüme, dudakları kıvrıldı yukarıya..
“Ben ne ettiysem ailem için, evlatlarım için ettim..” dedi birde gururla..
Salladım basımı iki yana..
Ne desem boştu, ziyandı her kelimem..
Bu kadın iblisin vücut bulmuş haliydi resmen..
Tam o anda Nihat bir hışımla kalktı ayağa..
Dikildi anasının karşısına..
“Ana..!” dedi bağırarak..
Ama sesinde öfkeden çok çaresizlik vardı..
“Bak bana ana..! Ne diyor bu herif.. Bişey de artık kurban olayım.. ne demek babam..” diyip sıktı yumruğunu..
Getiremedi lafının devamını..
Sultan hanım ise hala sessiz..
“Babam değil mi burada yatan..! Konuşsana lan..!” diye bağırıp girdi anasının burnunun dibine iyice..
Yerdeki başını kaldırdı Sultan hanım, baktı oğlunun gözlerine..
“Sesinin ayarını bil Nihat..! Anan var karşında..” dedi dişlerini sıka sıka..
O an bir kahkaha koptu Nihat’ta..
Attı elini ensesine..
Bir iki adım geri çekildi, yaklaştı Vahit ağanın mezarına..
“Ana..! Anamsın..! Hangi analık ulan..! Ne analığından bahsediyorsun.. sen benim hayatımı sikmişsin lan..” diyip sert bir yumruk geçirdi hemen arkasındaki ağaca..
Bense ellerim cebimde, kenardan öylece izliyorum onları..
Bir aile dramı..
Ama keyfim beyde yok..
Dedim ya,
Onların aile meselesi zerre umrumda değildi,
Ama onların bu acınası halini izlemek..
Tahminimden çok daha keyifli..
“Al bakalım Nihat.. ağa. Bu senin emanetin..” diyip uzattım mektubu Nihat’a..
Baktı yüzüme, öfke ile utanç arasında gidip geliyor bakışları..
Elini uzattı ama alamadı..
Bir kağıt parçası, ama sanırsın eli kora uzanıyor..
Salladı başını iki yana..
Yaklaştım bir adım burnunun dibine..
“Al, al çekinme.. İnsan olana ömürlük vicdan yükü.. Bunca yıl bu yük benim sırtımdaydı.. şimdi sıra sende Nihat ağa..! Şimdi ezilme sırası sende..” dedim, sesim sert..
Zor bela aldı mektubu eline..
Sonra kaldırdı başını usulca, baktı yüzüme..
“Diğeri nerede? Bahsettiğin ömür mektup nerede..” dedi.
Sesi varla yok arası..
Öylece baktım yüzüne..
Oysa kibri arşa ulaşmış bir adamdı Nihat Kozdağlı..
Şimdi karşımda ki bu hali..
Vicdan böyle bir şey işte..
İnsanı böyle yavaş yavaş yok eder..
“O Şimâl’de kalacak.. vasiyet ettiği gibi..” dedim bir adımda yaklaştım yanına..
“Ama ne yazdığını merak ediyorsan..” diyip bu defa Sultan hanıma döndü bakışlarım..
“Tıpkı ana oğul Mevâ’ya kurduğunuz oyunun aynısı yazıyor..” diyip çıkardım cebimden diğer mektubu..
“Seni istemiyorum Şimâl.. senden kurtulmak için çok çabaladım ama bir türlü düşmedin yakamdan.. birde bebek sayıklıyorsun.. Ben ne seni ne karnındaki istemiyorum, kabul de etmiyorum.. Var git evlen kur yuvanı.. sakın ola adımı bir yerde anma.. Bedelini çok fena ödersin..”
Okuduğum her satırda Sultan hanımın yüzü şekilden şekile girdi..
Nihat ise nefretle bakıyor anasına..
Tam ağzını açacakken, dikildim karşısına..
“Etme bulma dünyası bu Nihat ağa.. Sen anana uydun Fırat’ı yaktın..! Ananda senin yaptığın gibi seni yaktı.. Şimdi yiyin birbirinizi..!” diyip döndüm arkamı..
İçim kuş gibi hafif..
Sırtımdan yılların yükü kalkmıştı..
Ama daha iki adım atmadan Nihat’ın sesi yetişti bana..
“Senin derdin ne peki Agir ağa..” dedi.
Sesinde öfke yoktu bu defa..
Hesap yoktu..
Belli ki duymak istediklerini bekliyordu benden..
Yavaşça döndüm yüzümü Nihat’a..
Başım hafif eğik, cevap vermeden baktım yüzüne..
“Hakkımda bunca şeyi bilirken, neden sustun onca yıl.. Beni yakacak her şeyi bilirken neden bugünü bekledin.. Ve daha da mühimi..” diyip yaklaştı bana..
Tam karşımdaydı, bir adım ötemde..
“Ben senin malına, hatta canına göz diktim ulan.. Benden ölesiye nefret ederken neden sıkmadın kafama..”
Hafifçe kıvrıldı dudaklarım yukarıya..
Aramızdaki mesafesi indirdim sıfıra..
“Söz verdim..” dedim.
Anlamsızca çatıldı kaşları..
“Söz verdin..!” diye tekrardı beni..
“Senin hakkın bu toprak bile değildi oysa.. Ama ben sevdiğim kadına söz verdim Nihat ağa..”
İyice çatıldı kaşları..
Yutkunma sesi değdi kulaklarıma..
Bir adım geri çekildi, ama gözleri öfkeden alev alev..
“Sevdiğim dediğin kadın benim karım ulan kansız..” diyip silahını dayadı alnıma..
Cevap vermedim..
Karşılıkta..
Zaten silahımı Cemil’e bırakıp gelmiştim buraya..
Onun öfkeden kudurmasını izlemek, kafasına sıkmaktan daha keyifliydi zaten..
Ama tam o anda tek el silah sesi yankılandı mezarlıkta..
Cemil..
Öfkeyle alıp verdiği soluğu duyuyorum..
“İndir lan silahını..!” diye kükreyip dayadı namlusunu Nihat’ın şakağına..
Sultan hanımın korkuyla attığı çığlık yankılandı ortamızda..
“İndir dedim silahını Nihat efendi..” derken sesi daha da sertleşmişti Cemil’in..
Nihat bir bana bakıyor, bir Cemil’e..
“Can korkusundan adamlarınla mı geziyorsun Agir ağa..” dedi alaylı bir sesle..
Baktım yüzüne gülerek..
Ben daha ağzımı açmadan Cemil girdi araya..
“Kardeşlik..” dedi sesi hafif alaylı..
“Yengeye sözü sen verdin.. Senin sözün seni bağlar, ben sıkayım bu iti kafasına, dünya bir pislikten kurtulsun..”
Yenge..
Nihat’ı delirtmeye yetmişti o tek kelime..
“Laaaan..!” diye kükreyip, silahı birden çevirdi Cemil’e..
Ardından kulakları sağır eden bir kurşun sesi yankılandı mezarlığın ortasında..
Cemil..
Yerde, gömleği kana bulanmıştı kardeşimin..
Korkuyla açıldı gözlerim, kalbim yerinden çıkacak gibi..
Bir an zaman durdu sanki, kulaklarımda koca bir uğultu.
Hani insanın eli ayağı birbirine dolasır ya..
İşte öyle bir an..
Bir kaç saniye geçmeden toparladım kendimi;
“Kardeşim.. Cemil..” dedim, çöktüm yanına..
Ellerim titriyordu, kanı avuçlarımı ıslatıyordu..
Nihat ise bu defa bana doğrulttu namlunun ucunu..
“Haleyi benden alamazsın Agir ağa..” dedi..
Tam tetiği çekecekken, işittiği siren sesiyle büyüdü gözbebekleri..
Şaşkınca bakındı etrafına..
“Jandarma.. Nihat jandarma geliyor.. Ver silahı bana..” dedi Sultan hanım korkuyla..
Süzdüm ikisini baştan aşağıya..
Cemil’in silahını alacakken, tuttu elimi kardeşim..
“Mekan kundaklama, ev yakma, yengeyi vurma, bir de şimdi beni de vurdun.. Nah çıkarsın o delikten it soyu..” dedi gülerek..
Cemil’in dilinden dökülenler ile Nihat’ın gözlerini de bir korku kaplamıştı.
“Seninle işim bitmedi Agir ağa..!” diyip döndü arkasını.
Tam o anda Sultan hanım dikildi oğlunun karşısına, tuttu kolundan..
“Nereye gideceksin Nihat..” derken titremişti sesi. Acaba onca mazlumun canını yakarken yüreği bir nebze titredi mi?
Sanmam..
Nihat’ın gözlerinde öfke..
Sertçe çekti kolunu anasının ellerinden..
“Bırak..! Seninle de hesaplaşacağız ana..! Ben kimim bir bir anlatacaksın bana..!” diye bağırıp hızla uzaklaştı mezarlıktan..
O an arkasından gitmek, hatta kafasına sıkmak geldi içimden..
Ama bir yandan kardeşim vardı yerde canıyla cebelleşen, birde Hale’m vardı, ona verdiğim söz..
İçimde biriken öfke ile sertçe geçirmişim yumruğumu toprağa..
“Sakin ol ağam.. İyiyim ben..” dedi Cemil gülerek..
Bir yandan da ayağa kalkmaya çalışıyor..
Hemen tuttum elinden..
“İyisin demi.. hadi gidiyoruz hastaneye..”
Güldü Cemil..
Ama canı yanıyor, gözlerinden belli..
“Tek kurşunla ölecek adam mıyız biz ağam.. İncindim bak hele..” diyip tutundu omzuma..
O an karşımda bana nefretle bakan kadınla göz göze geldik..
Elinde olsa benide gömerdi bu toprağa, öylesine bir nefret akıyordu gözlerinden..
“Oğlunu benden de, Haleden de uzak tut Sultan hanım.. Bana sözümü çiğnetmeyin..” diyip geçip gittim yanından..
Çok geçmeden hastaneye varmıştık,
Kurşun Cemil’in kolunu sıyırıp geçmişti.
Birkaç dikiş… birkaç pansuman.
Ama o kan kokusu hâlâ genzimdeydi, hâlâ aklımda.
İfademi verdim jandarmaya, şikayetçi oldum Nihat’tan.
İçim rahat mı?
Hayır..
Ama Sözümü tuttum,
Halenin yüzüne bakabilecek olmanın rahatlığı var içimde..
İşlemleri bitirip Cemil’in odasına doğru attım adımlarımı.
Tam kapıdan girmiştim ki bir adım geri çekildim..
Gördüğüm manzara…
Alışık olduğum Cemil değildi bu.
Serumu hâlâ koluna bağlı, ama bakışı başka yerde.
Kolu sargılı, yüzü solgun…
Ama gözleri bambaşka bi alemde.
Serumu değiştiren hemşireye bakıyor.
Öyle bir bakıyor ki…
Sanki biraz önce kurşun yememiş gibi.
Dayadım omzumu duvara.
Sessizce izledim.
İlk kez böyle görüyorum kardeşimi.
Öylesine dalgın, öylesine savunmasız.
Gülmek geldi içimden istemsizce.
Ama tuttum kendimi.
“Ah be kardeşlik.. sen şimdi düşmedin mi elime..” dedim mırıldanarak..
Kıza kaydı gözüm bir an.
Ufak tefek bir şey.
Sapsarı saçları var, masmavi gözler..
Yaşı taş çatlasa yirmi üç, yirmi dört.
Naif bir hali var ama görünüşünün aksi olduğu bakışlarından belli..
“Hadi bakalım Cemil efendi bu kız sana kök söktürmezse benimde adım Agir değil..” dedim alayla..
“Geçmiş olsun Cemil bey.. Nasıl hissediyorsunuz.?” dedi hemşire..
Ama bizimkinden tık yok..
Öylece bakıyor kıza..
Çattı kaşlarını kız, biraz daha yaklaştı Cemil’e..
“Cemil bey.. İyi misiniz?” dedi merakla..
O an kendine geldi bizimki..
“İ..yiyim iyiyim.. sağolun şey, hanım.. adınız neydi..” dedi.
Kapının ağzında gülmemek için var gücümle sıkıyorum çenemi..
Baktı kız ters ters bizimkine..
“Serumunuz bitince çıkabilirsiniz.. tekrar geçmiş olsun..” diyip döndü arkasını..
“Eee adını söylemedin bana..” diye seslendi Cemil..
Döndü tekrar yüzünü kız..
“Hemşire diyin kafii Cemil bey..” dedi sesi fazlasıyla sert..
“Ama olmaz ki böyle..”
“Olmayan ne anlamadım..!”
“Dünya kadar hemşire var burada.. Sana seslendiğimi nereden anlayacaksın.. Hem sen benim adımı biliyorsun ama ben seninkini bilmiyorum.. Hak geçer, olmaz..” dedi Cemil..
Sınırları zorluyor belli..
Birazdan serum hortumu bile boğacak gibi bakıyor kız Cemil’e..
Hemşire Yaklaştı yatağın kenarına, elleri cebinde..
“Hani siz benim hastamsınız ya Cemil bey adınızı bilmem normal değil mi?” dedi. Cemil’in cevabını beklemeden döndü arkasını..
Güldü Cemil..
İlk kez gülüşü kalpten gelmişti..
“Doğru.. ben sana hastayım boncuk..” diye seslendi kızın arkasından..
O an gördüm..
Kızın da kıvrıldı dudakları iki yana, ama beni gördüğü gibi sertleşti ifadesi..
Geçmiş olsun diyip geçip gitti yanımdan..
Hemşirenin gitmesiyle usul usul girdim odaya..
Ellerim cebinde, dudaklarımda keyif ıslığı..
Dikildim Cemil’in başına..
“Hayırdır kardeşlik..” dedim gülerek..
Cemil’in gözü hala kapıda..
“Bu nedir be ağam.. Öldüm cennetteyim sandım vallaha..” dedi gülümseyerek..
Yavaşça çöktüm yanına;
“Cenneti garantiledin yani, he Cemil..” dedim..
Baktı yüzüme, dudakları kıvrık..
“Buda dünya cenneti demek ki..” dedi.
İlk kez gözlerinde umut vardı, ve ben onu hiç böyle görmemiştim..
“Ulan ne adamsın.. Daha iki saat önce mermiyi koluna kondurdular , sen utanmasan teşekkür edecen o kansıza..” dediğimde kahkahayı bastı Cemil..
“Bilseydim daha önce yerdim o kurşunu kardeşlik.. beni öldürmeyen mermi sevdaya düşürdü baksana..” dedi..
Eğdim başımı, dudaklarım hafif ince bir tebessüm..
“Gazan mübarek olsun o vakit kardeşlik.. Sevda zor zanaat..” dedim koydum elimi elinin üzerine..
Cevap vermedi, salladı başını sadece..
Gözlerinde umut, yüreğinde mavi bir boncuk..
Ben bir çift gece karasına düşmüştüm,
Cemil ise bir çift mavi boncuğa..
Dedim ya Sevda zor zanaatti.. İnsanı hem yorar, hem yaşama bağlar..