Kurşun sesiyle sarsıldı gece.
Ve o an…
Kollarıma yığılan Hale’yi gördüm.
Kanı gömleğime, avuçlarıma, ruhuma aktı.
Bir an aklımı yitirecek gibi oldum.
Silahıma sarıldım…
Ve dışarıya, karanlığa, gözüme görünen her gölgeye ateş ettim delirmişcesine.
Ama olmadı…
Onu bırakıp çıkamadım.
Kanlar içinde yatan bu kadın…
Onun bedeninden akan her damla benim cehennemimdi artık.
“Hale!..” dedim hıçkırığa karışan bir sesle.
“Hale bak bana… kapatma gözlerini… kurban olayım bak bana!”
Gözleri yarım yamalak açıldı.
Nefesi titrek, dudakları solgun…
“Canım çok yanıyor…” dedi zar zor çıkan sesiyle.
O an yüreğimden bir şey koptu.
“Senin canın için yaşıyorum ben…” dedim dişlerimi sıkarak.
“Dayan… kurban olduğum..dayan Hale..!”
Çekip çıkardım gömleğimi, bastım kanayan yarasına.
Ellerim titredi, kan parmaklarımın arasından akıyordu ahşap zemine, ama vazgeçmedim.
Her bastığım an, sanki kendi kalbimede kor bastım.
Tam o sırada…
O kansız tekrar kaldırdı silahını.
Nihat.
Namluyu doğrulttu bana,
ve gözlerinde tarifsiz kini gördüm.
Yanına bir adam geldi, nefes nefese.
“Hallettim ağam…” dedi.
Benim içimdeki ateşi duymadan, görmeden.
Cevap vermedi Nihat ..
Sustu..
Baktı bana ölüm kokan gözleriyle..
Sonra dudaklarından buz gibi bir cümle döküldü:
“Geberin ikiniz de…” dedi ve elindeki çakmağı çaktığı gibi attı evin dibine.
Bir anda alev aldı her yer.
Rutubet kokulu duvarlar, yılların pası, tozla örtülmüş mobilyalar…
Hepsi alevin diline teslim oldu.
Ben ise hâlâ kollarımda kanlar içindeki Hale’ye bakıyordum.
Dünyam yanıyordu,
ama ben yalnızca onun gözlerini açık tutmaya çalışıyordum.
Bir an eli ellerimden kayıp düştü boşluğa..
“Hale ..?” dedim titrek bir nefesle..
Ama göz kapakları kapandı Halenin usulca..
Bir damla süzüldü kirpikleri arasından yanağına..
Dünyam durdu sanki..
Kalbim durdu..
“Hale.. hayır.. hayır..” dedim canhıraş sesimle..
“Haleeeeeeee..!”
Sesim ciğerimden taşıp gelmişti sanki..
“Sakin ol Agir.. bişey olmayacak..” dedim kendi kendime..
Çaresizce Umudun dile dökülüşüydü benimki..
“Seni bırakmam Hale.. dayan.. çıkacağız buradan..” dedim bastım göğsüme başını..
Ama alevler git gide dahada sarmıştı dört bi yanımızı..
Duvarlardan , ciğerimize yürüyordu sanki dumanı..
Kalktım ayağa, aldım kucağıma onu..
Kollarımdaydı Hale..
Duman evin içini hızla sararken, ben kendimize bir çıkış aradım gözlerimle..
Onun soluğu kesilmesin diye, kendi nefesimi tuttum dumanın içinde.
Onun gözleri kapanmasın diye,
kendi gözlerimi kırpmadım duman gözlerime yakarken.
Alev topunun ortasında kollarımda Hale’yi tutuyordum sıkıca..
Kenara çekildim, çıkacak bir yol aradım ama yoktu.
Her adımda ateş, her nefeste duman…
Umutsuzluğun ağırlığı çökmüştü üzerimize.
Dış kapı göründü ama çatıdan kopan kirişler yolu tıkamıştı.
Ve Yeniden duman, yeniden ateş.
“Dayan Hale… az kaldı…” diye fısıldadım, kendi sesim bile boğuk çıkıyordu artık..
Haleyi ateşin henüz ulaşamadığı bi yere usulca bırakıp, seçmeye çalıştım bir çıkış yolu..
Tam o anda, mutfak kapısına çevrildi gözlerim.
Alevlerin biraz az olduğu bir köşe…
Umudun incecik ışığı sızdı yüreğime.
Hale’ye doğru bir adım attım…
Ama ikinci adımı atamadan sırtımda hissettiğim felaket acı ile yere savruldu bedenim..
çatının bir parçası kopmuş, alev topuna dönmüş kiriş düşmüştü omzuma..
Canımın acısıyla “Ahhh!” diye feryat koptu dilimden.
Ama düşemezdim, şimdi değildi zamanı.
Zor bela doğruldum düştüğüm yerden.
Omzum, sırtım yanıyor, canım acıyor, ama duracak lüksüm yok..
Hale’nin canı her şeyin önündeydi.
Kendi canımın bile..
Tekrar kucağıma aldım onu, adımlarımı ateşin ortasında sürükleyerek attım.
Mutfak kapısına doğru yürüdüm…
Her adımda bedenim yanıyor, her nefeste ciğerlerim kavruluyordu.
Ama bir tek şeydi önemli olan: kollarımdaki can..
Dizlerimin gücü tükeniyordu, onu dahada yukarı çektim ,
göğsüme bastım sıkı sıkı..
Çünkü nefesi zayıflıyordu, her saniye elimden kayıyordu sanki..
“Çıkıyoruz buradan.. biliyorum duyuyorsun beni.. dayan.. biraz daha dayan ne olur..” dedim boğuk bi sesle, dayadım dudaklarımı alnına..
Daha hızlı sürükledim adımlarımı mutfağa doğru..
Onun ise nefesi hâlâ incecikti.
Onu korumak için unuttum kendi acımı, kendi yanışımı.
Tam o anda bir ses değdi kulaklarıma..
“Agir… agiiirr… ses ver!” dedi bağıran o ses..
Cemil’di..
Dudaklarım kıvrıldı, iki yana…
Yetişmişti kardeslik..
Buruk bir tebessüm yayıldı yüzüme.
“Bura…dayım… kar.deşlik…”
Sesim zar zor çıktı, boğuk, kırık, ama umutlu.
Sonra silüeti belirdi dumanın içinden..
Elinde ıslak bir battaniye…
Hiç tereddüt etmeden, kollarımdan Hale’yi aldı ve koştu dışarıya.
Ben hâlâ oradaydım, dudaklarımda o buruk tebessüm…
“Kurtulacaksın, Hale…” dedim,
Bir adım daha attım kapıya doğru.
Ama nefesim kesildi artık, ciğerlerim yanıyordu, adımlarım ağır…
Sendeledim.
Bir adım daha atmak için kendimi zorladım… ama gücüm tükenmişti.
Gözlerim boşluğa kaydı, düşerken…
Ve o anda Cemil tuttu elimden:
“Buradayım, kardeşlik… geldim…” diyip kavradı koltuk altımdan, sürükledi dışarıya.
Gözlerim hâlâ açık, son gördüğüm suret Cemil’in kararlı bakışlarıydı…
Dudaklarım titreyerek fısıldadım;
“Kar.deşlik… Ha..le…”
Ve kapandı gözlerim..
~~~
Gözlerimi araladım.
Anlamsızca bakındım etrafa…
Soğuk duvarlar..
Beyaz tavan ve keskin ilaç kokuları..
Dumanın, ateşin ve kanın sıcaklığı hâlâ içimde yankılanıyordu.
Ama burada, burası başka bir dünya gibi sessizdi.
Sadece makina sesleri,
adımların tıkırtısı ve nefeslerin ritmi vardı.
Ağzıma taktıkları zımbırtıyı çıkardım önce, doğrulmaya çalıştım yerimden…
ama güçsüzdüm.
O an aklıma düştü Hale…
Gözlerim açıldı korkuyla..
Kolumdaki serumu kopardım attım,
kalktım ayağa..
Duvarlara tutuna tutuna ilerledim odanın dışına..
Kapıdaydı Cemil..
Beni görünce, elindeki telefonu soktu cebine::
“Dur, dur… yeni kendine geliyorsun ağam… az sakin…” dedi ama ben duymuyordum bile.
Aklımda yalnızca Hale...
“Hale… Hale nerede?.. İyi değil mi..” dedim.
Yutkundu Cemil, gözleri kaçamak.
İçime bir kor düştü o an…
“Hale iyi değil mi!” diye bağırdım..
Sesimle inledi soğuk koridor..
“İyi… iyi ağam… kurşun sıyırmış… ama…” diyip eğdi başını Cemil..
Yutkundu bir kez daha..
Kaşlarım çatıldı.
“Ama?” dedim baktım Cemil’e,
Belli ki haber iyi değildi…
Bu amanın ardı belli ki felaketti.
“Ama..!” diye tekrarladım.
Daha sert, daha keskin…
“Kadının… hamile olduğunu biliyor muydun, kardeşlik?” dedi Cemil..
O an zihnim durdu.
“Ne..!” dedim şokla.
Kıstım gözlerimi.. Ellerimin uyuştuğunu hissettim bir an.
İdrak edemiyordum… belki de inanmak istemiyordum.
“Ha… hamile miymiş Hale..”
dedim içine düştüğüm girdabı anlamaya çalışarak::
Cevap vermedi Cemil, başını salladı yalnızca.
“Hamileymiş… ama kaybetti bebeği…”
O anda dünyam bir kez daha yıkıldı başıma..
Sevdiğim kadının canından bir parça düşmüştü toprağa.
Canı sağdı ama canından can gitmişti…
Nefesimin kesildiğini hissettim.
“Allah belanı versin, it soyu..!
Kendi evladının canına kıydın… Allah belanı versin..!” dedim, geçirdim elimi beton duvara..
Nihat’ın ardından haykırdım,
tüm acım, öfkem, çaresizliğim bir anda döküldü dışarı..
Ama geçmedi...
Acımsa sol yanımı delecek kadar şiddetli..
Kendi evladımı kaybetmişim gibi sızladı göğsüm..
“Nerede..” dedim titreyen sesimle..
Başıyla koridorun sonunu işaret etti Cemil..
Ona doğru attığım her adımda, içimden birsey koptu ama durmadım..
Kapının önüne geldiğimde ise derin bi nefes alıp, girdim içeriye..
Öylece yatıyordu gül yüzlüm..
Gözleri kapalı, yüzü solgun..
Kolunda ağır ağır damlayan bir serum..
Yaklaştım yanına, usulca çektim sandalyeyi..
Çöktüm yatağın dibine..
“Koruyamadım seni..” dedim elimi uzattım saçlarına..
“Ne seni, ne yavrunu koruyamadım Hale..”
O an gözümden bir damla yaş süzüldü sakallarımın arasına..
Okşadım saçlarını yavaş yavaş..
Titredi parmaklarım dokunduğum her telde..
Olurda bir teline zarar veririm,
Olurda acıtırım sandım canını..
Sonra yavaş yavaş kıpırdanmaya başladı Hale..
Çektim hemen ellerimi ondan..
Göz kapakları ağır ağır titredi, birdenbire açılmasa da…
İçimde bir umut kıpırdadı, ince ama kırılgan…
Serumlu eli karnına gittiğinde kalbimin tam orta yerine bi bıçak saplandı sanki..
Yumdum gözlerimi sıkıca..
“Be.beğim..” dedi güçlükle çıkan sesiyle..
Önce etrafına bakındı, ardından çevirdi başını bana doğru..
“Agir..” dedi.. “bebeğim.. iyi mi?”
Öyle bi baktı ki yüzüme, sırtımdaki yanık sinek ısırığı kalırdı, yüreğime düşen yangının yanında..
Bense sustum sadece, başım yerde..
Bu suskunluk başkaydı ama..
Bu sustuklarımın en ağırıydı..
Baktı yüzüme, bir cevap bekliyordu..
Haklıydı..
Ama bir anneye nasıl denirdi ki bu evlat acısı..
Benim suskunluğumdan aldı cevabını Hale..
o anda gözlerini öyle bi yıkım kavradı ki anlatamam..
“Bebeğim iyi değil mi?” diye bağırdı birden.
Karnını sıkı sıkı tutmuş, sanki elini çektiği an kaybedecek yavrusunu..
“Cevap versene be adam.. susma.. susmaaa..! Bebeğin iyi de.. iyi bebeğim demi..” diye bir kez daha bağırdı doğrulmaya çalıştı yerinden..
Ama dikiş yeri sızlamış olacak ki, bir Ahh koptu dilinden..
Kaldırdım başımı..
“Özür dilerim.. kaybettik..” dediğim anda öylesine büyüdü ki gözleri..
Korku mu, çaresizlik mi belli değil..
“Yok.. olmaz..” dedi gözlerinde yaşlar birikirken..
“Olmaz.. bırakmaz bebeğim beni..” diyip kolundaki serumla fırladı yerinden..
Serumun iğnesi kolundan fırlarken,
Bende hemen kalktım çöktüğüm yerden..
Tuttum çektim kendime Haleyi, bastım göğsüme..
İçindeki tüm acı aksın istedim benim ruhuma..
“Ben onu çok bekledim Agir.. ben anne olmayı çok bekledim..” diyip yığıldı kollarıma..
Taşıyamadı içindeki acıyı dizleri belkide..
Bende onunla çöktüm beton zemine…
Onun hıçkırıkları göğsümü deldi, gözyaşları ıslattı yüreğimi..
“Özür dilerim.. sizi koruyamadım.. affet beni Hale..” dedim..
Onun yaşları kaybettiği evladınaydı, benimse hem ona, hem onun evladına..