21.Bölüm

1722 Words
Zar zor sakinleştirdi doktorlar Haleyi.. Acısını dindirmeye yetmedi ama birazda, olsa işe yarar diye yaptılar iğneleri.. Gözleri usulca kapanırken hala dilince bebeği vardı.. Elini karnına dayamış öyle bi bebeğim dedi titreyen sesiyle. En son canım ne zaman yandı böyle hatırlamıyorum.. Elimin tersi ile sildim gözyaşlarımı, çöktüm yatağın dibine.. Aldım avcuma onun soğuk ellerini, “Artık suskunluk bitti Hale.. Tüm sustuklarımı senin için konuşma vaktidir artık..” dedim dudaklarını dayadım avuç içlerine.. “Ben seni yine sessiz severim.. istersen yanında dağ olurum, istersen peşinde gölge.. ama bunda böyle tek bir insan evladının canını yakmasına izin vermem..” diye fısıldadım. O sırada kapı tıklatıldı usulca, Cemil odaya girmeden kapının ağzından seslendi; “Bi bakacan mı kardeşlik..” dedi başını yerden kaldırmadan. Kalktım yatağın dibinden, yürüdüm kapıya doğru. Konuşmadan baktım gözlerine ne diyecek diye.. “Nihat itini, alalım mı ağam..” derken sesinde ki nefret insanın içini üşütürdü. Gözlerim boş duvara kaydı anında, kaşlarım çatık, nefesim keskin.. Salladım başımı iki yana.. “Yok..! Şuradan çıkalım da hele.. Ben onunla özel olarak ilgilenecem ..” dedim. Cemil’de salladı başını, tamam diyip.. Nihat.. Yıllarca içimde ona duyduğum nefreti büyüttüm.. Ama şimdi.. Bu başkaydı.. İçimden taşan bu öfke.. bu nefret tarifsizdi.. Hiç tanımadığım, mecbur kaldığımdan nikahıma aldığım kadının gidişiyle başlayan nefretim.. Sevdiğim kadına uzanan namlu ile körüklenmişti artık.. “Başka diyeceğin bişey yoksa, ben içeri gireyim..” dedim. Cevap vermedi Cemil.. Eğdi başını sadece.. Ama ben anladım, bu susmanında ardı boş değildi.. “Söyle..” dedim ellerim cebimde, gözlerim Cemil’de.. “Ne olacak bundan sonra.. Kadın.. nereye gidecek..” dedi bir nefeste.. Baktım gözlerine öylece.. Nereye gidecekti Hale sahiden.. Bir kadının bu denli çıkmaza düşmesi, Bu kadar yalnız kalması kanıma dokundu.. “Bakacağız Cemil.. Nereye gidecek bilmiyorum ama..” dedim, çevirdim başımı içeride yatan Haleye.. “O nereye gidecekse, bende oraya gideceğim..” Döndüm ardımı, tam kapıyı kapatacakken tekrar göz göze geldik Cemil’le.. “Gölge oyununa devam ha ağam..” dedi buruk bi tebessümle.. bende gülümsedim, salladım başımı.. İçeri girdiğimde çekip oturdum sandalyeyi yatağın dibine.. Öylece baktım yüzüne.. İzledim doyasıya her milimini.. Gözümün değdiği her hücresine şükretti dilimde, gönlümde.. Tam sol yanağının kenarında ki küçük bene kaydı gözüm.. tam gamze çukurunda.. Böyle bi güzellik görmedim ömrüm boyunca.. uzattım elimi, Dokundum yanağına.. Her dokunuşumda titredi içim.. Birde kirpikleri var.. kapalıyken bile ok gibi.. Gözleri zaten benim ömrüme ömür katan cinsten.. Dedim ya; sanki Allah’ın özene bezene yarattığı kullardandı Hale.. Derin bir soluk aldım önce.. işaret parmağımla sevdim pamuk tenini usulca.. “Yolum senden geçiyor Hale.. ama biliyorum, kaderimsin benim.. Kavuşamasam da sana, biliyorum kalbimin kaderi sensin..” diye mırıldandım.. tam o anda açıldı kapı, hemşire elinde bir kaç evrak ve serumla geldi.. “Geçmiş olsun Agir bey..” diyip serumu değiştirdi yavaşça.. Sonrada elindeki evrakları masaya bırakıp yöneldi kapıya.. Kalktım ayağa, aldım o kâğıtları.. Bir kaç film, hastane evrağı birde Halenin kimliği.. Kimliği elime aldığım gibi çatıldı kaşlarım.. Hale Gül Kalaycı.. “Hale.. Gül..” diye mırıldandım şaşkınca.. “Gül..” diye tekrarladım gördüğüm ismi.. “Bu kadar tesadüf gerçekten olamaz demi.. sen o olamazsın demi Hale” diyip baktım Haleye.. Bir kaç saniyelik sessizlikten sonra çıkardım telefonu cebimden.. “Buyur evlat.. bir sıkıntı yoktur inşallah..” dedi Rıdvan amca.. “Yok Rıdvan amca yok.. bişey soracam ben sana..” “Buyur Agirim..” dedi.. “Hani bizim kocagovuk arazi vardı.. oraya çalışmaya işçiler gelirdi Işıkdere köyünden..” derken sesim istemeden heyecanlı çıkmıştı.. “Evet, bildim.. hayır olsun..” “İşte orada benim oynadığım bi çocuk vardı.. Kara kuru bişey..” dedim bir umut.. “He bildim Gül’ü dersin sen.. İdris’in kızı..” “Heh onu derim, neydi soyadları onların.” dedim, kıs kıs gülmesini işittim Rıdvan amcanın.. “Kalaycı evlat… Gül’de yıllar evvel evlendi diye biliyorum. Rahmetli deden iki büyük başla hediye gönderdiydi İdris’e düğün için..” diyip sustu bi anda.. Gözlerimi çevirdim geri Haleye.. dudaklarım kıvrıldı iki yana.. “Tamam Rıdvan amca sağol..” diyip kapattım telefonu, yaklaştım yatağa.. “Demek sen o’sun.. demek gözlerindeki bu tanıdıklık çocukluğumun izleriymiş Gül’üm..” diyip eğildim usulca, dayadım alnımı onun alnına. O an içimde yıllar birikti sanki… Çocukluğum, kaybettiklerim, arayışlarım… Hepsi onun teninde birleşti. Bir Buse kondurdum alnına… “Gül’üm…” dedim fısıltıyla. “Meğer ben seni hep tanıyormuşum, meğer sen benim çocukluğummuşsun..” Birkaç saat geçmişti. Hale yeni yeni kendine geliyor, gözkapakları yavaşça aralanıyordu. Odayı dolduran sessizlikte, hemen dibinde ki sandalyeye yığılıp kalmış Agir’i gördü. Uyurken bile yüzündeki sertlik çözülmemişti; yalnızca biraz daha savunmasız, biraz daha kırık görünüyordu. Eğdi başını usulca Hale, içinde taşıdığı bu his öylesine büyüktü ki, bu acı hisle şu an yıkabilirdi önüne gelen herseyi. Ama yapmadı.. Elini karnına götürdü yavaşça.. “Beni cennette bekliyorsun meleğim, biliyorum..” diye mırıldandı titreyen sesiyle.. “Belkide gitmekte haklıydın.. böyle bi adamın kanını taşımak sana kötülükten başka bişey getirmeyecekti belkide.. Şimdi güvendesin, en güzel yerden izliyorsun beni.. seni çok seviyorum annecim..” diyip okşadı karnını. Sessizce vedalaştı yavrusuyla, ardından da gözünden akan yaşı silip çevirdi başını yanındaki adama.. Ne zaman zorda kalsa, ne zaman yalnız kalsa hep dibinde bitiyordu Agir.. Ve bunun tesadüf olmadığını biliyordu Hale.. Adını koyamadığı bu tesadüfü çözemediği gibi, bu adamın hangi tarafta olduğunuda çözemiyordu.. “Kimsin sen, Agir Ağa?” dedi neredeyse duyulmaz bir sesle. Derin bir nefes alıp; “Bana gösterdiğin bunca merhameti Şimal’e niye göstermedin…” diye ekledi.. baktı uzun uzun yüzüne.. Belki ilk kez bu kadar uzun bakmıştı Agir’in yüzüne.. “Neden yanımdasın..” derken sesi daha da karışmıştı fısıltıya.. Derin bir nefes alıp, çevirdi başını camdan dışarıya.. “Geçmiş vicdan azaplarının kefaleti mi bunca iyilik? Günah mı çıkarıyorsun yoksa…”diyip eğdi başını usulca.. “Ama kalbim… neden dilime hükmediyor? Neden senin kötü olduğunu kabul etmiyor?” Çevirdi gözlerini geri Agir’e.. Ne kadar sessiz, ne kadar savunmasızdı uyurken, bir o kadarda yaralı.. Masum gibiydi.. Bir çocuk masumluğu sinmisti yüzüne sanki.. Aklına Mevânın hastanede anlattıkları geldi, çatıldı kaşları.. Şimâl’i her hatırladığında içinde Agir’e karşı duyduğu her iyilik sönüp gidiyordu anında, sustuyordu kalbinin dilini Hale. “Ne kadar masumsun.. Ama Şimâl.. o daha masumdu.. meğer katiller de uyurken masum görünürmüş…” dedi yutkunarak.. Tam o an açıldı Agirin gözleri, İlk sözlerini duymamıştı; ama son cümlesi, ok gibi saplandı içine. Katil. Gözlerinde bir anlık boşluk… ardından yakıcı bir yanma. Dolan gözlerini kaçırdı, eğdi yere. Bir şey söylemedi. Söyleyemedi. “Ben hemşireyi çağırayım,” diyip, aceleyle çıktı odadan. Ama koridora adımını atar atmaz nefesi kesilmişti sanki.. Bir el vardı boğazında, soluğunu kesmek için uğraşan bir el.. Hemen yan odaya girip kilitledi kapıyı ardından. Kendisi için hazırlanmıştı zaten bu oda. Odaya girdiği gibi yerde buldu kendini, sırtını kapıya dayayıp elleriyle beton zemini yumrukladı, defalarca, defalarca… Onun bir sözü, bütün ağırlığını paramparça ediyordu. Dünyaya kafa tutabilen adam, tek bir cümleyle toprağa gömülüyordu sanki.. “Ne zaman içime bir umut dolsa, onu canımı Söke söke alıyorsun Hale.. Tüm dünyaya kafa tutarken, senin bir bakışına yeniliyorum.. tek bir sözün ölmeden toprak ediyor beni.. Yapma..yapmaa” diye mırıldandı acı içinde.. Canı çok yanıyordu Agir’in, sırtındaki yanıktan daha beter, daha keskin.. Usulca kalktı ayağa, lavaboya girip baktı aynadaki yansımasına.. Derin bi nefes aldı önce, “Olsun.. varsın beni katil bil.. sen iyi ol, sen sağ ol yeter bana..” diyip elini yüzünü yıkayıp çıktı odadan.. Odadan çıkan hemşireyi görünce hemen yaklaştı yanına.. “Bir sıkıntı yok değil mi?” dedi panikle.. “Yok Agir bey, çıkış işlemlerini yapabilirsiniz..” diyip gitmişti hemşire. Odaya girdiği gibi göz göze geldi Haleyle.. İkiside konuşmuyordu ama bakışlarında binlerce kelime vardı sanki.. Hale Agir’i kırdığının farkındaydı ama, içindeki öfke daha ağırdı. İki damla kan için bir kadının canını alabilen bir adam vardı karşısında ve bu his içindeki tüm minneti yok ediyordu. “Bunu.. o mu yaptı ?” dedi buz gibi sesiyle Hale. Yutkunup eğdi başını Agir, konuşmadan salladı başını evet dercesine.. “Hepiniz aynısınız biliyosun değil mi Agir ağa.. ikinizinde kaybetmeye tahammülü yok..” derken sesi istemeden sert çıkmıştı. Zor bela doğrulup oturdu yatağın kenarına. Agir ise hiç konuşmadan öylece bakıyordu Halenin yüzüne.. İki adımda yaklaştı yatağın dibine. Eğilip Halenin terliklerini ayaklarına giydirdikten sonra kalktı ayağa; “Kaybettiklerimi anlatmaya ne benim dilim döner , nede senin dinlemeye yüreğin Hale xanım.. beni kimseyle kıyaslama..! Hele o itle hiç..” diyip uzattı elini kadına. Hale ise öylece bakıyordu adamın yüzüne.. Bunca sakinlik.. bunca sessiz ama yıkıcı kelimeler anca Agir’den beklenirdi zaten. İçinde koca bir gizem vardı, sadece içinde değil.. Sesinde, gülüşünde hatta bakışında sırlarla dolu bir kutu vardı sanki.. konuşmadan çok şey anlatana kara gözleri.. İnsanı içine çekip alırdı, ama Haleninde inadı vardı işte.. cevap vermeden adamın uzattığı elini tutmadan yataktan doğrulmaya çalıştı ama saniye geçmeden sendeleyip tutunmuştu mecburen adama.. “Şu inadın yok mu şu inadın.. İnsan 7sinde neyse 70inde de o diye boşuna dememişler..” dedi mırıldanarak Agir.. Odadan çıkacakken; “Eşyalarım.. eşyalarım kaldı..” diyen kadınla kıvrıldı dudakları iki yana.. “Ne kıymetli malın varmış Hale xanım.. bi bavulunun derdine düşersin bi iki parça eşyanın.. korkma adamlar getirecek tüm eşyalarını..” diyip gülen adamla çatılmıştı Halenin kaşları.. “Evet kıymetlidir benim malım.. Tabi sen ne bilcen çalışıp çabalayıp kazanılan malın kıymetini.. Bizim önümüze altın tepsiyle sunulmadı onca hiçbişey Agir ağa.. alın teri hepsi..” diyip hırsla döndü önüne.. kadının ettiği sözler ile bir kez daha kıvrıldı dudakları Agir’in.. Onun geçtiği yolların dikenini bilmeden nede güzel ediyordu çatır çatır saydırıyordu kadın. Ama alışmıştı artık Agir.. “Altın tepsi.. Haklısın..” dedi sadece.. koluna giren kadınla ilerlediler asansöre doğru.. “Az duralım.. yoruldum biraz..” dedi Hale, kolunu Agirin kolundan çekip, yasladı sırtını duvara.. Ama anında kendini adamın kucağında bulmuştu.. gözleri şaşkınlıkla açıldı önce, sonrada öfkeyle kaplandı.. “Manyak mısın sen..! Bırak beni hemen..” diyip debelendi ama dikiş yeri sızlamıştı. “Az sakin dur Hale xanım.. kendine zarar vereceksin..” “İndirsene beni.. Hadsiz..! Biri görecek rezil olucam..” diyen kadınla Agirin kahkahası inletti hastane koridorunu.. Adamın gülmesi ile herkesin gözü ikisine çevrilmişti anında.. Bakmayanlar bile dönmüştü ikisine.. Herkesin kendilerine baktığını anlayan Hale, “Allah belanı versin Agir ağa.. bunun hesabını sorarım sana..” diyip hem yüzünü gizlemek için, hemde utancından yüzünü gömmüştü adamın göğsüne.. Halenin saçları adamın sakallarına karışırken, Agirin umrunda olan tek şey, burnuna dolan Yasemin kokusuydu.. Yüzünde huzurlu bi gülüş, içinde tarifsiz bir hisle devam etti arka çıkışa.. kendilerini bekleyen araca önce Haleyi bindirdi usulca, sonra kendi geçti diğer kapıya doğru.. O an Cemil geldi yanlarına; “Ne yapıyoruz karar verdin mi ağam?” dedi. Usul usul salladı başını Agir, “Verdim Cemil verdim. Ama sen burada kalıyorsun. Ben Haleyi güvenli bi yere yerleştirip, tüm hesapları kapatmaya dönecem..” diyip bindi arabaya..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD