Temizlediği odanın kapısını çekip çıktı Hale.
“Kız hadi, Taner bey acil toplanın demiş..” diyen arkadaşına baktı şaşkınca.
“Hayırdır Ümran, ne toplantısıymış bu..”
“Vallaha bilmiyorum, acil demiş. Hadi bırak elindekileride gel.” diyip yanından hızla uzaklaşan kadının arkasından baktı bir süre. Ardından da elindeki temizlik arabasını bir kenara bırakıp hızla ilerledi asansöre doğru.
Personel girişinin etrafında toplanan iş arkadaşlarının yanına gittiğinde her kafadan bir ses çıkıyordu. Kimisi eleman çıkarılacak diyordu, kimisi büyük patron gelmiş..
Çok geçmeden müdürün gelmesi ile sonunda susmuştu tüm uğultular.
“Arkadaşlar otelimiz büyük bir tadilata gireceği için hepiniz izne çıkmak durumundasınız. Yarından itibaren size işbaşı için telefon gelene kadar izinlisiniz.” dedi Taner bey. Müdürün sözleriyle yine her kafadan ayrı bir ses çıkmaya başlamıştı.
“Ne kadar olduğu belli değil mi müdürüm. Yıllık iznimizden mi kesilecek?” diyen adama döndü tüm gözler.
“Dönüşün ne zaman olacağı belli değil ve yıllık izinleriniz kalacak, maaşlarınız eksiksiz yatacak içiniz rahat olsun. Herkese iyi tatiller..” diyip gitmişti müdür. Bu haber tüm personele bayram havası yaratmıştı adeta.
Bir tek Halenin içine bir sıkıntı oturmuştu.
“Taner bey, bi bakar mısınız?” diyip koşarak gitti adamın peşinden.
“Buyrun Hale hanım.”
“Şey ben, izin kullanmasam. Belki bi faydam olur. Ne bilim hiç bişey yapmazsam çay yaparım. Ben izin kullanamam..” diyip eğdi başını. İçten içe bu iş onun kurtuluşuydu. O evde Orhan denen adamla ne kadar az yüz yüze baksa o kadar iyiydi onun için.
“Anlamıyorum Hale hanım. Maaşınız kesilmeyecek, neden kalmakta ısrar ediyorsunuz.?” diyip baktı anlamsızca kadına müdür. Hale ise ne diyeceğini bilemeden eğmişti başını sadece.
Kadının bir derdi olduğu belliydi, fazla üstelemek istemedi Taner bey.
“Maalesef Hale hanım, büyük patronların emri bu doğrultuda. Görüşmek üzere..” diyip gitti müdür. Agir ise tüm olan biteni koridorun sonunda sessizce izliyordu.
“Taner bey..” diye seslendi yanından geçmek üzere olan adama.
“Buyrun Agir bey..” diyip hemen önünü iliklemişti Taner.
“Kadının, Hale xanımın bir sıkıntısı mı var?”
“İzne çıkmak istemiyormuş Agir bey, maaşlar ödenecek dedim ama yinede kalayım, çay çorba yaparım dedi. Size sormadım ama olmaz dedim..” diyen adamla içine bir sıkıntı oturmuştu Agir’in.
“Demek o evde kalmak bu kadar zor senin için.. ne yaşıyorsun orada Hale..” diye mırıldandı kendi duyacağı ses tonuyla.
Patronunun kendi kendine mırıldandığı şeyi anlamamıştı Taner.
“Birsey mi dediniz efendim..” diyen adamla başını salladı Agir iki yana..
“Yok Taner.. iyi demişsin. Kimse kalmayacak otelde..” dedi.
“Güvenliklerde dahil mi peki?”
“Onlarda dahil, sende.. Hadi iyi tatiller..” diyip adamın omzuna elini koyup tebessüm etti ve uzaklaştı Agir.
Hava kararmaya başlamış, Hale ayakları geri geri gitsede mecburen gelmişti yine o evin önüne. Bir yandan kuzeni sabah isteyken Orhan’la o evde nasıl yalnız kalacağını düşünüyordu, bir yandan da yarın ki boşanma davasını. Çaresizce oturdu kaldırımın kenarına, başı ellerinin arasında.
Bir anda Yanına oturan çocukla irkilmişti biraz.
“Korkuttun be Serçe..” diyip çocuğun başını okşadı. Serçe elindeki cips paketini kadına uzattı önce,
“Sen niye korkuyorsun ki Hale abla. Senin arkan sağlam..” dedi ciddi bir tonda. Çocuğun ettiği sözle kaşları anlamsızca çatılmıştı Hale’nin.
“O ne demek len.. Niye sağlammış benim arkam..”
“Öyle işte..” diyip ayaklanıp koşa koşa gitmişti çocuk. Hale ise şaşkınca bakakalmıstı çocuğun arkasından. Biraz daha bekledi oturduğu kaldırımda, o sırada sokağın köşesinden görünen kuzeniyle rahat bir nefes alıp kalktı oturduğu yerden.
“Hale, hayırdır gülüm niye bekliyorsun sokakta..” dedi Malike.
“Yoruldum canım, ondan oturmuş kalmışım burada..” diyip sahte bir tebessüm kondurdu yüzüne.
“Orhan aradı izne çıkmışsınız, hemde ücretli. Ne şanslı kadınsın kız. Utanmasalar bizi eve yollamayacak bizim serefsizler..” diyip güldü Malike. Onun şans dediği şey Halenin sabahtır başına ağrı olmuştu oysa.
“Sizin oraya gündelikçi felan lazım mı canım? Bulaşık olur çay olur.. Bizim otelden haber gelene kadar boş durmayayım.”
“Yok be gülüm nerdeee.. Eleman almayı bırak bugün iki işçi çıkardılar. Ben sana diyorum böyle sefillik çekeceğine, yarın mahkemede o Nihat’ın donuna kadar al, ömrün boyunca yaşa hanımlar gibi işte..” diyen kuzenine baktı Hale ters ters..
“Onun lanet parasını nasıl geçireyim kursağımdan Malike.. Bir an önce düşsün yakamdan başka bişey istemem..” dedi. Üzerinde ki ceketi çıkarıp astı fortmantoya. Orhan çoktan gelmiş, kurulmuştu televizyonun karşısına.
“Ooo hoşgeldiniz kızlar..” diyip sırıtarak baktı karısıyla Haleye.
“Hoşbulduk Orhan..! erken başlamışsın demlenmeye.” dedi Malike, kocasının sehpaya dizdiği içki şişelerine bakıp.
“Ne yapayım yahu, bu fırsat her zaman geçmez elime. Hem evde yatacam, hem para gelecek.. bırakta tadını çıkarayım az..” diyip içki şişesini dikti tepesine.
Malike elleri belinde, ters ters bakıyordu kocasına..
“Su zıkkıma verdiğin parayla bakkalın borcunu ödeseydin keşke.. Önünden geçemiyorum utancından.” diye söylene söylene geçti mutfağa. Hale ise bişey demeden sessizce girmişti odasına.
Odaya girer girmez başladı kara kara düşünmeye.
“Allahım bi yol göster bana..” diye mırıldandı. Aklına gelen şeyle hemen çıkardı telefonunu çantasından. Bir kaç kez çalıp açılmıştı telefon sonunda.
“Alo..” dedi telefonun ucundaki kadın ama Halenin boğazına dizilmişti cümleler.
“Anne..” diyebildi zor bela çıkan sesiyle.
“Ne annesi kız..! Ne yüzle arıyorsun bizi sen..” diye bağırmaya başlamıştı annesi telefonun ucunda. Hale daha ağzını açamadan telefonu babası almıştı bu defa..
“Seni arsız sürtük..! Hem kocanı boşamaya kalk, hem bide bizi ara..! Hangi deliktesin lan sen..! Namussuzluğunun cezasını göstercem ben sana..” diyen adamla artık aldığı soluk bile inmiyordu ciğerlerine. Seslice yutkunup, kapattı telefonu ve serbest bıraktı gözyaşlarını.
Sanki odanın içi boğuyordu onu, camı nasıl açtığını bilemeden uzattı başını camdan dışarıya.
“Dayanamıyorum Allahım.. Yardım et bana..” diye mırıldanıp sildi gözünden düşen yaşları. Onu uzaktan izleyen, ona ondan daha çok yanan adamdan bi haberdi.
Halenin gözünden düşen yaşla, Agir’in yüreğine bir ağırlık çökmüştü. İstemsizce götürdü elini göğsünün üzerine.
“Akmasın o karalarından tek damla.. Sana yetememek ölümden beter dilêmîn(kalbim)..” diye mırıldanıp elini uzattı camdaki kadına.
“Bir adım ötemdesin, sana dokunamıyorum.. Bu nasıl bi acı hiç bilme Hale..” diyip sıktı yumruklarını. Yanına yaklaşan adamıyla çaktırmadan sildi gözünün yaşını.
“Ağam sabah aradım ama meşguldün..” dedi Seydi Ali..
“Bi sıkıntı mı var?
“Yok ağam.. Yengenin hemen yan dairesi kiralıkmış. Belki bilmek istersin dedim..” diyen adamla gözlerini Haleye çevirmişti tekrar Agir.
Kafasında bi şeyleri ölçüp tarttığı belliydi.
“Ev sahibi nerede?”
“En üst kattaymış ağam, tutacak mısın?”
“Alacağız Seydi Ali..”
“Ev sahibi cinsmiş yalnız ağam. Ondan gelen kiracı durmuyor evde. Bize maraz çıkarırsa..”
“Hallederiz koçum, hallederiz..” diyip çevirdi başını tekrar Halenin camına. Hale girmişti içeriye.
Kadının camda olmadığını görüp hemen ilerledi apartmana doğru. Merdivenleri çifter çifter çıkıp, çaldı kapıyı. Akşam akşam çalan kapıyla ev halkı şaşırmıştı haliyle. Kapıyı açtıkları gibi karşılarında gördükleri takım elbiseli adamla şaşkınlıkları katlanmıştı yaşlı adamla kadının.
“Buyrun..” dedi adam merakla.
“Selamın aleyküm dayı, lafı uzatmayacağım ben aşağıdaki daireye talibim..” diyip hemen lafa girmişti Agir.
Agirin kılık kıyafetini süzdü adam baştan aşağı, böyle varlıklı bir adamın bu mahallede ne işi var diye düşünmeden edememişti.
“Gündüzler torbaya mı girdi. Sabah gelirsin konuşuruz..” diyen adamla Agir başını eğdi kıvrıldı dudakları iki yana. Haklıydı adam.
“Benim işim acil dayı.. sabahı bekleyemem..” diyen adamla çatıldı yaşlı adamın kaşları.
“İyi madem bu kadar acil, kira 50 bin tl..” dedi. Yanında duran karısı bile adamın verdiği rakamla bakakalmıstı kocasının yüzüne. Eve şimdiye kadar en fazla 10 bin tl kira veren olmuştu zaten.
“Sen yanlış anladın dayı.. Evi satın alacağım..” dedi Agir sakin bir tonda. Yaşlı adam bir kez daha şoka girmişti ama belli etmemeye çalışıp, çıktı kapının önüne..
“Bu işler böyle ayak üstü konuşulmaz, buyur geç dışarı çıkalım..”
“Çıkalım dayı çıkalımda, sen hazırlıklanda gel, satışı hemen yapacağız..”
“Bu saatte noteri nereden bulacağız, evrak kürek işleri falan..”
“Ben hallederim sen merak etme.. Ne kadar istiyorsun sen onu söyle..”
“Vallaha hiç satma niyetim yoktu aslında. Geçen iki milyon verdiler vermedim.. Ama..” demesiyle,
“Beş milyon..” diyip adamın sözünü kesmişti Agir. Duyduğu rakamla yaşlı adamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı anında.
“Tamam olur olur..” diyip ağzı kulaklarına gelmişti. Hemen hızla üzerini giyinip çıktı yaşlı adam. Agir ise bir telefonla noteri açtırmıştı hemen. Satış işlemlerini yapıp helalleştiler yaşlı adamla. Adamı apartmanın önüne getirip, elini uzattı.
“Bereketini gör dayı, yalnız bir şartım var. Kimse burayı sattığınıda benim aldığımıda bilmeyecek..” dedi.
“Tabi, merak etme sen beyim.. Hadi hayırlı uğurlu olsun sizede..” diyip para dolu poşeti koynuna basıp girdi adam apartmana.
Yaşlı adamın gitmesiyle Agir, hemen ileride bekleyen adamının yanına yürüdü ağır ağır. Cebinde ki anahtarı çıkarıp uzattı Seydi Ali’ye.
“Al bakalım koçum, hayırlı olsun..” dedi tebessüm ederek.
Seydi Ali şaşkınca baktı Agir’in yüzüne
“Nasıl yani, benim mi?” diyen adama başını salladı Agir olumlu olarak.
“Yok.. yok ağam olur mu öyle şey. Kabul edemem..” dedi, eğdi başını mahçupca.
Adamın avuçlarına uzandı Agir, bıraktı anahtarını avcunun içine.
“Bal gibi olur.. Aylardır buraya kök saldın.. Yaptıklarının mükafatı say..”
“Senin yaptıklarının mükafatını ödeyebilir miyim ben ağam.. hakkın ödenmez, etme gözünü seveyim..”
“O başka bu başka koçum.. sen bana çocukken verdiğin sözü tuttun, temiz kaldın ya hesap kitap kalmadı aramızda.. hadi al bakalım, ama bi müddet, yengen buradan gidene kadar misafirin et beni evinde..” diyip gülümsedi.
Agirin sözleriyle Seydi Ali’de basını eğip gülmüştü..
“Hadi sen şimdi git dinlen, sabah olmak üzere zaten. Yarında gelmene gerek yok..” diyip göndermişti adamı.