Baktı yüzüme Hale..
Ne düşünüyor anlamak zor..
Ama tepki vermemesi, bağırıp çağırmaması da bir umuttu benim için..
“Hadi girelim içeriye..” dedim, salladı başını..
İçeri girdiğimizde Peri anne karşıladı bizi önce..
Gözleri bir bende bir Hale de.
Yüzünde memnun bir tebessüm..
“Hoşgeldiniz çocuklar..” dedi o sıcak sesiyle..
Haleye baktım, biraz çekingen..
Eğmiş başını, tebessüm ediyor naif naif..
Bilmesem o cazgır hallerini inanacağım..
Bir gülme geldi o an..
Ama tuttum kendimi, hemen ilerledim Peri annenin yanına..
“Hoşbulduk ana..” dedim öptüm elini..
Baktı yüzüme..
Sorgu sual yoktu bakışlarında..
“Bu defa diğer yarınıda alıp gelmişsin Agir.. Aferim oğlum..” dedi sessiz bir fısıltıyla, koydu elini omzuma..
“Öyle değil ana.. anlatırım sonra..” desem de, o göreceğini görmüştü..
Benim kalbimi görmüştü..
Salladı başını, ilerledi Halenin yanına..
“Sende hoşgeldin kızım.. geç buyur, çekinme..” dedi samimiyetle..
Halede hemen öptü elini, “Hoşbuldum efendim.. böyle damdan düşer gibi geldim, rahatsız ettim kusura bakmayın..” dedi mahçupca..
Gülümsedi Peri anne..
Gözleri bir yandan Haleyi tarıyor habire..
Kendi içinde ölçüp tartıyor.
“Estağfurullah kızım.. Olur mu öyle şey.. Hadi geçin içeri yemekleri soğutmayın..” diyip ilerledi salona doğru, bizde peşinde..
Sonra birden durdu olduğu yerde;
“Dışarının yükünü bırakında gelin sofraya..” dedi arkasını dönmeden ve devam etti yoluna..
Anlamsızca bakmaya başlamıştı Hale yüzüme..
“O ne demek..” dedi şaşkınca..
Haklıydı..
Peri annenin dilini herkes anlayamazdı..
Onun dili, yükü yüreğinde olanların diliydi çünkü..
“Anlarsın elbet.. Hadi geçelim sofraya..” dedim buyur ettim önden.
Hale önümden bakınıyor etrafa merakla.
Sofranın başına geldiğimiz gibi yine doldu burnuma naneli tarhana kokusu..
“Yine yapmışsın ana.. eline sağlık..” dedim gülümseyerek..
Halede çekine çekine oturdu yanımdaki sandalyeye..
Ama ne eli kaşığa uzanıyor, ne başı yerden kalkıyor..
Peri anne baktı Haleye uzun uzun..
“Tarhana sevmez misin kızım?” dedi ince sesiyle..
Kaldırdı başını Hale..
“Olur mu öyle şey, çok severim efendim..” diyip aldı bi kaşık..
“Nenem de böyle yapardı, bol naneli, birazda acılı..” dedi gülümseyerek..
Peri annede gülümsedi..
“Afiyet olsun kızım..” diyip döndü yönünü bana..
“Cemil yok mu? Oda severdi bu çorbayı..” dedi..
Yine yüzüne hasret akmış..
Koydum elimi elinin üzerine..
“Onun memlekette işleri vardı ana..” dedim burukca gülümseyip..
Ama gülümsemedi Peri anne,
bir buğu çöktü gözlerine..
“Bitmedi mi daha oğlum..” dedi.
Sesi ne sertti ne kızgın..
Biraz buruktu, birazda korku..
“Bitmedi ana.. Bitecek az kaldı..” dedim bende.
Başım yerde, bakamadım gözlerine..
Kısa bir sessizlik çöktü sofranın ortasına..
Ne ben basımı kaldırabildim, ne Peri anne çekti gözlerini üzerimden..
Sessizliği böldü onun ince ama keskin sesi.
“O hesaplar kolay kapanmaz Agir.. Ziyan etmeyesin kendini de kardeşini de..” dedi, kalktı sofradan usulca..
Neden böyle dedi anladım, ama ilk kez böyle bi laf etmişti bana..
Korkusu bizim canımızdı..
Cemil’in de benimde canıydı tüm derdi…
Onca yıldır biz onu ana bildik, o bizi evlat..
Bir evlat acısı daha yüklenmek istemiyordu omuzlarına..
Haklıydı..
Cevap veremedim, derin bi soluk alıp eğdim başımı..
Hale ise anlamsızca bakıyor yüzüme..
“İyi misin?” dedi, kaldırdım basımı baktım gül yüzüne..
“Gerçekten merak ediyor musun Hale xanım?” dediğimde yutkunduğu gördüm..
Çekti gözlerini gözlerimden hemen, çorba kaşığını bıraktı usulca tabağın kenarına..
Kısa bir sessizlik çöktü sofraya..
“Ediyorum..” dedi tek nefeste.
Sessiz bir fısıltı ama içten..
Tek bir kelime insana umut olurmuş ya bazen..
İşte öyle bi andı içimdeki coşku..
“İyi değilim..” dedim baktım yüzüne..
Kaldırdı başını Hale, dikti gece karası gözlerini gözlerime..
“Görüyorum onu..” dedi yine yüzüme bakmadan..
“Ne görüyorsun Hale xanım..” dedim, baktım yüzüne..
“Sen bana bakınca ne görüyorsun..”
cevap vermedi..
Ne diyeceğini bilemedi belli ki..
“Ne görmemi istersin Agir ağa..” dediğinde kıvrıldı dudaklarım iki yana..
“Ben arsızımdır Hale xanım.. saymaya başlarsam sonu gelmez.. ama sen görmeye yüreğimden başla yeter bana..” dedim.
Yutkundu yine..
İki gündür ardı arkası kesilmeyen itiraflarım..
Bocalamıştı Hale..
“Neden öyle dedi Peri anne.? Neyin hesabı sizi ziyan edecek Agir ağa..?” dedi
Sesinde sorgu yoktu.. konuyu değiştirmekti niyeti..
Yada anlamak istiyordu nereye düştüğünü, kimin yanında durduğunu..
Bense sustum..
Cevap vermedim..
Ve yine bir sessizlik..
Cevap vermeyeceğimi anladı Hale..
Kaldırdı başını, baktı yüzüme çattığı kaşları ile..
“Neden döndün Agir ağa?” dediğinde çatıldı kaşlarım.. yine cevap vermeden yutkundum, çevirdim basımı camdan dışarıya..
Ben sustukça, o inadına soruyordu içinde biriken tüm suallerini..
“Burada bir düzen kurmuşsun, düzeni ardında bırakıp seni toprağına döndürecek hesap neydi?” diye de ekledi daha ben ağzımı açmadan..
Kafamda ölçüp biçmeye başladım..
Hangi hesabın ağırlığı döndürdü beni yeminimden..
Bunu kendime ben bile sormamıştım daha önce..
Babam mı?
Raşit mi?
Şimâl mi?
Yoksa beni hiç kabul etmeyen Amed toprakları mı ?
Sustum..
Kendime bile veremeyeceğim kadar ağırdı cevabı..
Kalktım sofradan, çıktım bahçeye..
Dışarısı serin, hafif hafifte çiseliyor yağmur..
Hava içimden de karanlık..
“Ben neyin hesabı için döndüm..” dedim içimden kendi kendime..
“Sen kime neyin hesabını soracaksın Agir..
Raşit..
Kanı soyuma yazılmıs kara bir leke..
Mevâ’ya yaptığı şerefsizliklerin bedelini ödedi..
O hesap kapandı..
Babam..
Yapamadığı babalığın bedelini kıymetli oğluyla ve topraklarına hasret kalmakla ödedi ..
O hesapta kapandı..
Şimal..
Onun hesabı daha açık.. yarası gibi..
Ama o hesap kime sorulacak..
Nihat’a mı? Bana mı ?
Yoksa bir genç kızı ölüme sürükleyen töre illetine mi?
Peki ya Amed..!
Üzerinde onca mazlumun, onca günahsızın kan hakkı varken kime neyin hesabını verecek koca Amed..!
Aklımda hesap kitap..
Yolum yine çıkmaz sokak..
Tam ensemden girdi yine o ince sızı..
Usul usul işledi beynimin sol tarafına uyuşma..
Yumdum gözlerimi sımsıkı..
Tam o anda adım sesleri değdi kulağıma usulca.
Sonra da burnumdan ciğerlerime inen bi yasemin kokusu..
Arkamda dikildi bir süre ses çıkarmadan Hale..
Farketmediğimi düşünüyor muhtemelen..
“Hava serin, şal şöminenin yanında..” dedim sakince..
Şaşırdı..
Cevap vermeden bekledi bir kaç saniye daha arkamda..
Sonrada geçip oturdu karşıma..
“Müneccim misin sen? “ dediğinde kıvrıldı dudaklarım yukarıya..
“Yoo değilim neden?”
Gözüm onda, her hareketini her mimiğini hafızama kazımak niyetim..
Zihnim 30 yılı silip atmak isterken, unutmaktan korktuğum tek şey onun gül cemâli..
“Nereden bildin arkanda olduğumu?” dedi sesi bir tık sert..
Ama kızgın değil, öfke yok..
Sert görünmek için iniyor o kaşlar biliyorum..
Güldüm, salladım basımı iki yana..
Bu kadın hem ömür törpüsü, hem ömrüme şifa..
“Kokundan..” dedim.
Şaşırdı önce, sonra yine çatıldı o yay gibi kaşları..
“Napıyorsun sen Agir ağa?” derken sesi biraz daha sertleşmişti..
Hiç bozmadım duruşumu, çekmedim de gözlerimi gözlerinden..
“ Ne yapıyormuşum?” dedim umursamaz bi tınıda..
Sert bi soluk aldı, eğildi biraz daha bana doğru..
“Benimle oyun oynama.. Aklına da, kalbine de mukayyet ol Agir Perwan.. Sakın ola düştüğüm şu durumu kendine koz bilme..! Sen hala benim gözümde..” dedi..
Sustu..
Getirmedi gerisi, ama ben anladım..
O cümlenin sonu yine Şimâl’e varıyordu..
“Eee..” dedim, sesim titredi bir an..
“Ben hala neyim senin gözümde Hale Gül Kalaycı..”
Baktı yüzüme, gözlerinde bir burukluk..
Dili kalbiyle değil aklıyla konusuyor belli..
“Söyletme.. Canını yakacağını bile bile söyletme Agir ağa..” dedi kalktı ayağa..
Geçip gitti yanımdan..
Tam içeri girecekken,
“Can yakmak değil bu, can almak Hale xanım.. Bu kadar zalim olma..” diyip kalktım ayağa..
Derin bi nefes alıp, geçip gittim yanından..
Arkamdan bakışını gördüm aynaya yansımasından..
Buruk..
Birazda pişman sanki..
Ama dili öylesine zehirli ki, tek bir kelime ile tarumar ediyor yüreğimi..
Her sözü içimi delik eşik ediyor, farkında değil..
Yada farkında ama öfkesi vicdanından daha diri..
Bilmiyorum..
İçimde kabuk tutmayan yarayı her defasında özenle kazıyor..
Şeytan diyor ver mektubu..
Ver ki görsün Katil kimmiş..!
Ama yok..!
Suçsuz olduğumu bir kağıt parçasından değil,
gözlerimden görecek..
Kalbi görecek.. inanacak..
Elbet inanacak..
zor olacak.. belki imkansıza yakın, ama olacak..
O benim kaderim biliyorum..
Çocukluğum..
Kalbimin kaderi..
Aklımdakileri bi kenara bırakıp, çaldım kapıyı..
Ses gelmedi, ama uyumadı biliyorum..
Kapıyı araladım usulca, yine camın önünde dikiliyor Peri anne..
Gözleri yine karışmış gecenin ardına..
Geldiğimi gördü ama hiç dönmedi ardını..
Bende yaklaştım yanına..
Uzattım elimdeki ilaç kutusunu..
“İlaçlarını içmemişsin ana..” diyince baktı yüzüme..
Aldı ilaçları, yuttu..
“Bu ilaçlar bedenimi iyi ediyor Agir.. Ama ruhumu hasta ediyor..” dedi.
Baktım yüzüne anlamsızca..
Yine yüreğinin yükü vurmuş diline..
“O ne demek ana..”
Çevirdi gözlerini camın ardına, sanki orada biri vardı onu izleyen..
“Her yudumu belki ömrümü biraz daha uzatıyor.. ama şu dünyada kaldığım her gün bana azap oğlum..” dedi sesi titreye titreye..
25 Kasım’dı bugün..
Sabah Zeyno’nun ölüm yıldönümü..
Kızını kaybettikten sonra her nefesi kendine işkence sayıyor Peri anne..
Yutkundum, çevirdim basımı baş ucundaki resme..
Zeyno..
Daha 15inde anasından koparılmış taze bir fidan..
Yaklaştım yanına, sarıldım sımsıkı..
Kırılacak gibi zayıftı, ama yüreği taş gibiydi hâlâ.
“İyi ol ana… sen iyi ol ki biz de iyi olalım. Rabbim seni eksik etmesin başımızdan.” dedim.
Cevap vermedi..
Ne gözünden bir damla yaş aktı, ne tek söz düştü dilinden..
Uzun, derin bir soluk aldı sadece..
Her soluğu kim bilir neler diyor..
Geçip oturdu sonra yatağın köşesine, eliyle de yanını işaret etti bana, oturmam için..
Gittim, çöktüm yanına..
Baktı gözlerimin ta içine.
Sustu uzun süre.
Sonra dudaklarından ağır ağır döküldü sözler:
“O kız çok yaralı, Agir…” dedi sessizce..
Yutkundum.
Anlamıştım kimin sözünü ettiğini.
Eğdim başımı, bir şey demedim.
“Yara üstüne yara olma oğlum.
Ya sar şifa ol,
Ya da uzak dur, kendi kendine iyileşsin.” diye ekledi..
İçimden bir sızı yükseldi o an..
Önce Cemil, sonra Peri anne..
Herkes benim Haleye yara olacağımı düşünüyor..
Kalbimi bilen gören iki insan, sevdamı görmüyor..
Salladım basımı iki yana..
“O bana yâr olmaz, bilirim ana..
ama bende ona yara olmam, olamam.. Ama yarasını sararım ben.
Kendi içimde kanasam da… sararım.
Sessiz… uzaktan.”
Peri annenin elleri kavradı ellerimi.
Sımsıkı,
sanki elimi değil yüreğimi tuttu o an..
“Yara olmuş o kız yüreğine…
Ama yar da olur… çok güzel olur hem de.” dedi gülümseyerek..
Gözlerim yandı, sıktım kendimi bakamadım yüzüne..
“Önce…” dedi,
“Önce kendi yaralarını iyileştirmen lazım oğlum.
Geçmişin yükünü bırak.
O hesapları göm toprağa.. Senin sırtın böyle doluyken… Ona şifa değil, zehir olursun ancak..” dedi.
Eğdim başımı,
İçime taş gibi düştü Peri annenin sözleri.
Sustum.
Sanki sustukça daha derin işledi yüreğime.
“Ben ne yapacam ana..?” dedim.
Sesimde çaresizlik..
Elini uzattı yüzüme, sevdi bir anne şefkatiyle..
“Sev oğlum.. Tıpkı böyle, tertemiz sev..” diyip uzattı elini sol yanıma..
“Senin rehberin burası Agir.. O dinlersen yolun aydınlık.. Ama bunu dinlersen..” diyip bu defa başıma koydu elini..
Sustu bir süre,
Sesini aldı bir ciddiyet..
“Bunu dinlersen, yolun kan.. toprak oğlum.”