Peri annenin yanında kaç saat kaldım bilmiyorum.
O , ilaçların etkisi ile uykuya dalınca çıktım odadan.
Aşağı indiğimde Hale hala bıraktığım yerdeydi,
gözü boşlukta öylece izliyordu geceyi..
Masanın üzerindeki ilaç poşetine baktım, hala bıraktığım gibi duruyor.
İçmemiş ilaçlarını..
Tepeden tırnağa inada bulanmış bir kadın vardı karşımda..
Ve ben ömrüm boyunca sabrımı ilk kez bu kadar zorluyordum..
Poşeti alıp, içinden içmesi gereken ilaçları çıkardım ve ilerledim bahçeye..
Masaya sakince bırakıp, bir bardakta su koydum yanına.
Önce masadaki ilaçlara baktı Hale,
sonra bana döndü gece karası hareleri..
“İçmem ben..” dedi, birde omuz silkti çocuk gibi..
Sinirle ısırdım dudak kenarlarımı, bardağı masada sürüyerek uzattım ona..
“İçeceksin..” dedim net bir tonda.
Çattı kaşlarını yine, baktı gözlerimin içine..
“İçmem dediysem içmem Agir ağa..” diyip yaslandı arkasına..
Derin bi soluk aldım önce, sonra kalktım ayağa.
Haplardan birini kutusundan çıkarıp, suyla beraber uzattım burnunun dibine..
“İçeceksin dediysem içeceksin Hale xanım.. Sağlığın üzerinden inatlaşma benimle ..”
Elimi ittirdi elinin tersiyle,
“İnat olsun diye değil.. Yutamıyorum..” derken incelmişti sesi..
Bir çocuk gibi masum, mahur gözleri..
“Nasıl..?”
“Baya yutamıyorum hap.. Geçmiyor, inmiyor buradan..” dedi, eliyle boğazını işaret edip.
Bir gülme aldı beni o anda..
Sanırsın karşımda üç yaşında çocuk var..
Salladım basımı iki yana, ağır adımlarla girdim içeriye.
Bir kaç saniye sonra elimde bir parça ekmekle geldiğimi görünce anlamsızca baktı yüzüme.
Bu ne der gibi..
“Al, bununla yut o zaman..” dedim gülerek.
Dalga geçtiğimi düşündü muhtemelen, yine yüzümü aldı o sinir..
“Arasına mı koyayım..” diyip birleştirdi kollarını göğsünde..
“Yok katık et..” dedim bende gülerek..
keskin bakışlarını bir an olsun çekmedi yüzümden.
O gözlerde ne küfürler saklıydı kim bilir.
Kulağım duymadı ama kalpten hissettim tüm sövmelerini..
“Önce hapı iç, arkasına ekmeği yut hemen. Böylelikle hapta iner aşağıya..” diyip oturdum yerime.
Söylene söylene aldı hapı.
Dediğim gibi yapıp içti ama yüzünde memnuniyetsiz bir şekil.
Sanırsın zehir içmiş..
“Oldu mu? Rahatladın mı?” dedi sinirle.
Baktım yüzüne, cevap vermeden salladım başımı.
Daha çok sinirlendi, hırsla kalktı yerinden.
“Yukarıda, ikinci oda.. İhtiyacın olabilecek hersey var. Ama eksik varsa yarın hallederiz..” dedim arkasından.
Birden durdu yerinde, döndü yüzünü bana..
“Neye ihtiyacım olduğunu ne biliyorsun?” dedi.
Sesi sakindi, ama bir o kadar da merak dolu..
Eğdim başımı, gülümsedim..
“Bilmiyorum..” dedim.
Yaklaştı bana bir adım..
“Bilme..!” dedi hırsla ve geri döndü arkasını..
baktım ardından öylece, yüzümde yılların hasreti..
“Gece lambası çekmecede..” diye seslendim.. Duydu..
Adımları yavaşladı ama dönmedi geriye..
Oysa o bilmiyordu..
Onu ondan daha iyi tanıdığımı..
Gece lambasız uyuyamazdı mesela..
Zemherinin ortasında bile pikeyle yatardı..
Sıcağı sevmez çünkü..
Birde tek yastık kesmez onu..
Üç yastıkla uyur, rahat ediyor demekki..
Ve sayamayacağım bir ton şey..
“Seni senden daha iyi tanıyorum Hale.. Sende birgün beni görür müsün acaba..” diye mırıldandım..
Yasladım basımı geriye..
Gece ilerledikçe, hava daha da serinlemişti..
Ama ben üşümeyi unutalı yıllar olmuştu sanki..
Bir tek o..
Onun nefret kaplı gözleri titretiyordu içimi..
Bir onun bakışlarının karşısında buz kesiyordu yüreğim..
Derin bir soluk aldım, sonrada telefonu aldım elime.
Tek çalmada açıldı zaten;
“Uyku tutmadı mı ağam..” dedi Cemil gülerek..
Bende güldüm..
“Hadi benim sebeplerim var uyumadım, sen niye uyumadın lan..” dediğimde ince bir gülme sesi değdi kulaklarıma..
“Derdin derdim ya ağam.. ondan tutmadı” dedi.
Yüzümde buruk bi tebessüm..
“Eyvallah Cemil..” dedim sadece..
“Buralar sakin ağam, aklın kalmasın.. Biraz dinlen dönme hemen..” dedi Cemil.
İçime bir kurt düşmüştü..
Cemil bana dönme demezdi..
“Bi sıkıntı mı var Cemil?” derken sesim istemsizce sertleşmişti..
Kısa bir sessizlik oldu o anda..
Artık emindim, bi sıkıntı vardı ve Cemil beni korumak için çabalıyordu..
“Yok kardeşlik.. Kadını yalnız bırakma koca memlekette, ondan dedim..” dedi..
Lafları kaçamaktı..
“Eyvallah..” dedim sadece, kapattım telefonu.
Belli ki Cemil’den laf çıkmayacaktı bu gece..
İş başa düştü dedim, bu defa çevirdim başka bir numara..
Bir kaç çalmada açıldı telefon;
“Buyur ağam.” dedi Seydi Ali..
“Kusura bakma, bu saatte aradım.. memlekette sıkıntı varmış, hayırdır Seydi Ali?”
Sustu çocuk..
Cemil örgütlemiş onuda belli..
“Seydi Ali..!” dedim tekrar..
Ama sesim daha sert..
“Ağam, oteli kundakladılar bir kaç saat önce..”
Duyduğum şeyle öfke ile açıldı gözlerim, oturduğum yerden fırlamışım farkında olmadan..
“Ne diyorsun Seydi Ali..! Kimseye bişey oldu mu?” dedim..
İçimde dolup taşan bir öfke tufanı..
“Yok ağam.. Hemen müdahale edilmiş. Bir lobi kısmında hasar var. Birde bi kaç çalışan dumandan etkilenmiş az biraz..” diyince rahat bi nefes aldım.
Otel küle dönsün umrumda olmazdı..
Ama olurda orada ekmeğinin peşine düşen insanlarının tekine dahi zarar gelirse..!
İşte o zaman vicdan yüküm bırakmazdı peşimi..
“Tamam.. ben yarın gelecem..” dedim.
Sustu Seydi Ali..
Belli ki sadece kundak değildi mesele..
“Söyle..!” dedim.
Sesim ne sert ne yumuşak..
“Ağam bide Nihat ağa.. heryerde seni arıyormuş. Namusuma göz koydu diye yaygara çıkarmış..” diyince başımdan aşağı kaynar sular döküldü..
İstemsizce sıktım yumruğumu..
Ömrüm boyunca böyle kahpe bi adam görmedim ben..
“Kansız it..!” diye mırıldandım öfkeyle..
“Takip et Seydi Ali.. Ben yarın gelince onunda hesabını kapatcam..” dedim.
Kapattım telefonu..
İçime çöreklenen sıkıntı ile, şu dağın başı bile nefesi kesiyordu sanki.
Nihat’ın iftirası aşiretin kulağına giderse..
Dilim varmıyor söylemeye..
Ama yok..
Ne Nihat.. ne aşiret.. kimsenin Haleye zarar vermesine müsade etmem..
O sinirle attım kendimi koltuğa..
İçimdeki dertten sırtımdaki yanığı unutmuşum..
Acı bir sızıyla buruşturdum yüzümü..
Usulca kalkıp masadaki poşetten aldım yanık kremini..
Çıktım odama..
Gömleğimi çıkarıp geçtim aynanın karşısına..
Kendi yaramı kendim sarmayı öğreneli çok olmuştu..
Ama insan arıyordu işte..
Düştüğünde yanında bir soluk olsun istiyor..
Kremi sürmeye çalışırken, sırtıma dokunan elle irkildim..
Hale..
Elleri buz kesmişti..
Aynadaki yansımasında göz göze geldik bir an..
Gözlerinde bir buğu..
Yarama bakıp yutkundu sessizce..
“Çok acıyor mu?” dedi elimdeki kremi alırken..
Ve sürmeye başladı yaranın üzerine yavaş yavaş..
Dudaklarımda buruk bi tebessüm..
“Artık acımıyor..” dediğimde kaldırdı başını..
Baktı gözlerimin ta içine..
Sanki orada bişey arıyor gibi..
“Neden söylemedin Seninde yaran olduğunu.. sabahtan sürerdik..” dedi bu defa..
Onun yüreğindeki merhameti o kediyi severken görmüştüm zaten.
Ama..
Ama benden böylesine nefret ederken, bana merhamet göstermesi..
Derin bi soluk aldım..
Döndüm yüzümü Haleye.
Aramızda bir adımlık mesafe.
Tuttum elini usulca, koydum sol yanımın üzerine..
“Yaram burda.. Buraya şifa ol Hale xanım..” dedim..
Dudaklarımda buruk bir tebessüm,
Bir damla süzüldü gözlerimden sakallarıma..
Önce yüzüme baktı, sonra gözümden süzülen damlayı takip edip, kaldı sakallarımda..
“Şifanı yanlış yerde arıyorsun Agir ağa..” diyip elini çekecekken, daha sıkı tuttum..
Biraz daha yaklaştım, daha sıkı bastırdım göğsüme elini..
“Bırak elimi..” dedi.
“Benim orada yerim yok.. olamaz..”
Sesinde öfke yoktu..
ama umutsuzluk işlenmişti ses tellerine..
“Senin yerin burası.. hep burasıydı Hale xanım..” dedim..
“İster yâr ol, ister yara.. senin yerin hep burası..”
O an bir damla süzüldü onunda gözlerinden..
Uzattım elimi silmek için..
Müsade etmedi, çekildi bi adım geri..
“Bizim aramızda koca bir mezar var Agir ağa.. Yapma… ne kendini yak ne beni..” dedi
Hızla çıktı odadan..
Arkasından baktım öylece..
Gitmek istedim.
Ayağa kalkıp çıkmak, bu evden bu geceden kurtulmak istedim.
Ama elim kolum bağlandı sanki.
Ayağımda bir pranga..
Beni çektikçe çekiyordu o mezarın içine..
Derin bir nefes bıraktım içime gömülmüş bütün yangınlarla beraber.
Ve fısıldadım karanlığa, kendi kendime:
“O mezar aramızda değil Hale… o mezar benim içimde. Ve ben senin gözlerinde yeniden diriliyorum.”
~~~~
Gözlerine vuran gün ışığı ile araladı gözlerini Hale..
Sabaha kadar gözüne uyku girmemişti..
Bir yandan bebeğini kaybetmenin acısı, bir yandan Agir’in aklını bulandıran sözleri ile tüm gece dalmıştı düşüncelere..
Çalınan kapı ile, doğruldu yerinden..
“Müsait misin kızım..” dedi Peri anne yine o ince sesiyle..
Hale hemen yataktan kalkıp, üstünü başını düzeltip, açmıştı kapıyı yaşlı kadına..
“Buyrun..” diyip tebessüm etti hafifçe..
“Aç karnına içmen gereken ilaçlar varmış kızım.” diyip uzattı tepsiyi Haleye..
Hale tepsiye baktığında istemsizce kıvrılmıştı dudakları iki yana..
Hap kutusunun yanına bir parçada ekmek koymuştu Peri anne..
“Teşekkür ederim, siz niye zahmet ettiniz ben inince içerdim..”
“Agir gitmeden tembihledi kızım, içene kadar yanında dur dedi..” diyen kadınla çatılmıştı Halenin kaşları..
“Nereye gitti Agir?” dedi merakla..
“Memlekete döndü..” derken sesi hüzün dolmuştu Peri annenin..
Haleninde ondan farklı yoktu zaten, hemen bir buğu çökmüştü gözlerine..
“Bu kadar çabuk mu.. hiç demedi gideceğini.. sabah mı çıktı? Ben niye duymadım..”
“Yok kızım gece yarısı çıktı.. uyuyosundur diye rahatsız etmek istememiştir.. gelir bir kaç gün sonra.. hadi sende hazırlan gel, çay hazır..” diyip indi aşağıya Peri anne..
Hale ise elindeki tepsiye bakakalmıştı öylece..
“Ne oluyor kızım sana.. nereye giderse gitsin.. Haber etse ne olcak..! Sanki su dökeceksin arkasından..” diye kendi kendine söylene söylene girdi banyoya..
Yarım saat sonra aşağı indiğinde aldığı çay kokusuyla derin bir soluk çekti içine..
“Çay mis gibi kokmuş Peri anne.. Sende mi kaçak çaydan başkasını içemiyorsun..” dedi gülerek, geçip oturdu sofraya..
Hafifçe gülümseyip, baktı Halenin yüzüne yaşlı kadın..
“Ben çay içmem kızım, dokunuyor.. sen kaçak çaydan başka içmezmişsin.. Agir koca çuvalla getirmiş..” diyip tezgahın kenarındaki çay çuvalını işaret etti gülerek.. Yüzü anında utançtan kızarmıştı Halenin. Tabii gülümsemesine engel olamıyordu dudakları..
Çatalını alıp, sofraya baktığında, kendi tabağının yanındaki poğaçayı görünce anlamsızca baktı tabağa..
Tabaktan bi poğaca alıp ikiye böldüğünde, şaşkınlığı ikiye katlanmıştı..
“Zeytinli..” diye fısıldadı yalnızca kendisinin duyacağı ses tonuyla.. Ve yine kıvrıldı dudakları iki yana..
Bir parça koparıp attı ağzına. O an anladı… aylarca gizlice gelen zeytinli poğaçaların sahibini.
Sessiz sedasız bir edilen kahvaltının ardından, Hale toplamaya başladı sofrayı.. Ama neye elini atsa Peri anne “sen iyileşene kadar elini bişeye vurma kızım..” diyip alıyordu elindekileri..
Tüm sofra toplandıktan sonra, yaklaştı yaşlı kadına Hale..
“Sen onca zahmet ettin, bırak bende kahvelerimizi yapayım..” dedi gülümseyerek..
Gülümsedi Peri annede. Tamam dercesine basını sallayıp geçip oturdu bahçeye..
Bir kaç dakika sonra kahvelerle beraber gelmişti Hale..
Önce yaşlı kadına ikram edip, kendiside oturdu yanına..
Fincanı parmaklarının ucunda evirip çeviriyordu habire , gözlerini bir türlü sabitleyemedi. Arada Peri Anne’ye bakıyor, sonra hızla ormanın içine kayıyordu bakışları. Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıpırdadı.
“Agir… hep böyle miydi?” dedi usulca, sesi hafifçe titremişti.
Peri Anne dudaklarında ince bir tebessümle salladı başını. Anlamıştı, neyi kastettiğini… ama bilmezden geldi. Gözlerini dumanı üzerinde fincana dikti, sessizce.
“Nasıl mıydı?” diye sordu sakince, cevabı üzerine bırakır gibi.
Gözlerini kaçırdı o an Hale, omuzları hafifçe düştü.
“Böyle… sessiz. Hep susar mı mesela?”
Kahvesinden küçük bir yudum alıp fincanı masaya yavaşça bıraktı yaşlı kadın.
“Agir susmaz kızım. Sustuklarıyla konuşur, çok şey anlatır insana.. yeterki anlamak iste.. Bazen bir bakışı, bin söze bedel olur.… O’nun susması işte öyle. “ dedi.
Dudaklarını bastırdı birbirine Hale, gözleri tekrar Peri Anne’ye kaydı.
“Peki… hep mi böyleydi? Hiç mi içinde taşıdığı dışına çıkmazdı? Hiç mi derdini paylaşmazdı?” diye sordu. Aslında Agir’i birazda olsa tanımak içindi tüm çabası..
Peri Anne sessizce eğdi başını, gözleri kısa bir an daldı uzaklara.
“Derdini anlatacağın kimsen kalmayınca, susarak konuşmayı öğrenirsin..” diyip derin bir nefes aldı..
“O adam.. hep yanında olan, Cemil’di adı.. Onada mı hep susar?” diyen kadınla gülümsedi Peri anne..
“Cemil.. Cemil var elbet.. Anlatır, konuşur.. ama çoğu zaman gerek kalmaz.. onlar susarak anlar birbirinin dilini kızım.. Yara aynı yerden olunca, acının dili sessiz olurmuş..” dedi Peri anne..
Her sözü taş gibi ağırdı.. insanın içine oturan cinsten..
Sessizce yutkundu Hale..
Peri annenin açık açık söylemediği ama bas bas bağırdığı bir gerçek vardı..
Agir yaralı bi adamdı..
Ve Yaraları ona susmayı öğretmişti..
Elindeki fincanı masaya bırakıp, eğdi başını..
Peri anne ise izliyordu Halenin her hareketini, her mimiğini..
Hale dolu gözlerini masadan kaldırıp baktı Peri Anne’ye, sessizce başını salladı.
“Anladım…” dedi, ama kelimelerin ardında hâlâ cevapsız sorular, merak ve karşı koyamadığı bir çekim vardı.
eğdi başını.. İçinde Agir’le ilgili şimdiye kadar yaşadığı her şeyi sorguluyordu; her bakışı, her sözünü, her suskunluğunu… İçinde bir fırtına kopuyordu sanki..
Elinde hissettiği sıcaklıkla kaldırdı başını, Peri anne bir anne şefkatiyle tutmuştu elini..
Hafifçe eğdi başını;
“Aklında cevaplanmamış bir dünya soru var biliyorum kızım… Benden sana bir anne tavsiyesi; kulak duyar, kalp hisseder. Ve duydukların değil, hissettiklerin seni doğru yola ulaştırır. Kalbini karartma… karartmaki yolundaki ışık sönmesin,” dedi sessiz ama derin bir ağırlıkla.
Ardından da kalktı oturduğu yerden. Tam içeri girecekken, Hale’ye döndü gözleri tekrar.
“Bir de Agir’i Agir’den dinle kızım.. Sözlerini anlamazsan… gözlerine bak. İnsan dilinden sakınır da, gözünden sakınamaz ya. Gözleri, dilinden daha çok konuşur onun.” diyerek sessiz adımlarla girdi içeriye.
Öylece kaldı Hale, Peri Anne’nin sözlerinin yankısı hâlâ kulaklarında… Kalbinde hem bir hafifleme hem de yeni bir merakın kıvılcımıyla.
Agir… Hep böyle miydi? Neden bir türlü kendini açmazdı? Öfkesi, sessizliği, bazen gözlerinde beliren o kırılgan bakış… Ve sessizce haykırdığı sevda sözleri.. Hepsi bir bilmece gibiydi.
Başını kaldırdı yüzüne vuran güneşe Hale, düşünceler kafasında dönüp duruyordu habire;
“Neden böylesin Agir ağa.. Neden susturdular senin dilini..” diye geçirdi içinden
Parmaklarını fincanın kenarına sıkıca bastırdı. Kalbi daha hızlı atıyordu o an..
Peri Anne’nin sözleri ise hala yankılanıyordu kulağında; “Gözleri dilinden daha çok konuşur…” demişti.
O an aklına Agirin ettiği söz geldi..
“Kalbini dinle..” demisti ona..
İstemsizce elini götürdü sol yanına Hale..
Onu anlamak istiyordu. Sadece gözlemlemek yetmeyecekti. Hislerini dinlemek , bakışlarının ardındaki her şeyi okumak istiyordu...
“Sen birine.. bir kadına zarar verecek bi adam değilsin Agir ağa.. Sen katil olamazsın.. ama neden.. neden susuyorsun.. neyi saklıyorsun..” diye mırıldandı, eli hala göğsünde..
“Kalbim sana inanıyor.. ama korkuyorum.. Sana inanmak, senin suskunluğun beni korkutuyor..” diyip yumruk yaptı elini..
Derin bi soluk aldı önce.. sonra kalktı ayağa..
“Seni senden dinleyeceğim Agir ağa.. Agir Perwan kimmiş.. neler yaşamış sen anlatacaksın bana..” diyip girdi içeriye..