2.Bölüm :Hüküm

918 Words
Aşiretin ileri gelenlerinden biri, yaşlı bir adam, kararın sonrasında sessizce kalktı ve bana doğru ilerledi. “Kızım, sen de gel. Hazırlanman gerek,” dedi, sesinde hiçbir yumuşaklık yoktu. Ben sadece başımı eğdim, ne kadar direnmeye çalışsam da, ellerim titriyordu. İçimde bir fırtına kopuyordu ama dışarıya hiçbir şey yansıtmadım. Zaten kimseyi ilgilendiren bir şey yoktu. Ne de olsa, töre kendi hükmünü vermişti. Ebru’nun gözleri, bir şeyler söylemek istercesine bana odaklanmıştı, ama ben sadece gözlerimi kaçırdım. O da, ne yapacağını bilmeden sustu. Konaktan hızla içeri girmemi söylediler. Yavaşça adımlarımı atarak içeri girdiğimde, babam ve annem göz göze geldiler. Babamın gözlerinde derin bir pişmanlık vardı, annem ise suskun, kendi dünyasında kaybolmuş gibiydi. "Zerrin," dedi babam, sesi titreyerek. “Bunu sana zorla yapmıyoruz... Ama bu, tek çözüm. Bütün aşiret senin aranda bu evliliği görmek istiyor.” Bunları söyledikçe, içimdeki her şey biraz daha paramparça oluyordu. Annem suskun kaldı, ama gözlerindeki acı, her şeyden daha fazla şey anlatıyordu. “Ama ben…” dedim, sesi titreyen bir şekilde. “Ben bu hayatı istemiyorum! Hiçbir şekilde! Halil İbrahim’i tanımıyorum, onu evim, hayatım yapamam!”** Babam, başını iki yana sallayarak, “Bunun bir yolu yok, kızım. Töre bunu emrediyor, aşiret buna karar verdi. Her şey buna göre şekillenecek,” dedi. O an, bir şeyler kırıldı içimde. Ne yapacağımı bilemiyordum. Kaçmak istedim, ama gitmek, arkamı dönüp bir yere kaybolmak… Her şey zorla üzerime geliyordu. O anda Şiwan Ağa’nın sesi, dışarıdan geldi. “Hazır mısınız? Saat işliyor, karar verilmiştir!” Bir an, düşüncelerim bulanıklaştı. Ne yapmalıydım? Geriye dönüp konak mı bırakmalıydım, yoksa bir şekilde bu berbat durumu kabullenip, Halil İbrahim’in karısı mı olmalıydım? Ama sonra, bir anlık cesaretle içimden bir ses yükseldi: “Hayır!” İçimdeki o küçük umut kıvılcımı, birden büyüdü. “Hayır!” diye bağırmak istedim ama sesim boğazımda sıkıştı. Derin bir nefes alarak, kafamı kaldırdım ve babama, anneme bakarak tekrar söyledim: “Hayır! Bunu kabul edemem.” Gözlerimdeki kararlılığı görebilen babam şaşkın bir şekilde bana bakarken, annem gözlerini yere indirdi. Bir an sessizlik oldu, sadece dışarıdaki rüzgarın sesi ve Şiwan Ağa’nın sabırsız adımları duyuluyordu. “Zerrin,” dedi babam, sesinde eski otoriterliği yoktu, yerine bir çaresizlik vardı. “Bunu böyle yapmazsan, çok daha büyük felaketlere yol açarsın. Halil İbrahim, oğlumuz gibi biri, sana zarar vermez. Bunu düşünmelisin.” Ama ben düşünmek istemiyordum. İçimden bir şey bana kaçmam gerektiğini söylüyordu. Yıllardır bu evde yaşadım, yıllardır bu topraklarda, bu kurallarda boğuldum. Artık bir şeyleri değiştirme zamanıydı. "Yapmam gereken tek şey bu değil!" dedim, sesimdeki kararlılık gittikçe büyüyordu. "Bir şekilde buradan kaçmalıyım. Halil İbrahim'i tanımıyorum. Onunla evlenemem! Bunu kabul etmiyorum." Babam bir adım geri çekildi, annem sessizce gözyaşlarını sildi. O an, içimden bir şeyler kırıldığını hissettim. Ama bir yandan da cesaretim arttı. Şiwan Ağa’nın baskısı, bu evliliğin dayatılması, hiçbiri beni korkutamazdı. Artık bir yol seçmeliydim. Konaktan çıkmalı, kaçmalıydım. Her şeyimi bırakıp, bu kasvetli dünyadan uzaklaşmalıydım. Biraz daha cesaret bulabilmek için Ebru'yu aradım gözlerimle. O, beni anlamıştı. Gözlerinde bir umut, belki de bir plan vardı. Ne olursa olsun, yalnız kalamayacağımı biliyordu. O da bana destek olmalıydı. İçimden bir karar verdim. Eğer bir şekilde Şiwan Ağa’nın hışmından kaçmak, evlilik dayatmasını engellemek istiyorsam, bu tek şansı değerlendirmeliydim. Kaçmak… En büyük korkum ama aynı zamanda tek kurtuluşum. "Bunu yapmak zorundayım," diye mırıldandım kendi kendime. “Kaçmalıyım. Bir yol bulmalıyım…” Annem, gözlerindeki acı ve korku ile yanıma geldi. Yavaşça, her kelimesinde bir tehdit vardı. “Mecbur evleneceksin, Zerrin. Yoksa ağabeyin ölür, o zaman seni affetmem. Zerrin bilesin, Ağa gelini olacaksın. Yine elin sıcak sudan soğuk suya girmeyecek. Ne bekliyorsun? Senin yüzünden oğlumu öldürmelerine asla izin vermem. Evleneceksin, başka çaren yok.” Duyduklarım beynimde yankı yaptı. O an her şey birdenbire başıma yıkıldı. Annem, beni bir ömür boyunca ateşlere atacak birini daha mı yaratacaktı? Hiç mi düşünmüyordu? Hiç mi görmüyordu benim ne durumda olduğumu? Benim tek suçum, ağabeyimin hatalarını taşıyor olmaktı. Ama annem, beni sevmediğini, sadece ağabeyimi korumak için, onun hayatını kurtarmak için beni bir aracı olarak kullanacağını söylüyordu. “Ben ne yaptım anneme? Ben onlara ne kadar kötülük yaptım?” diye içimden geçirerek kendimi sorguladım. Ağabeyimin hatası, şimdi bir ömür boyu bana fatura ediliyordu. Ne olursa olsun, benim hayatım umurumda değildi. Bu evliliği kabul etmezsem, ağabeyim ölecek, ama kabul edersem, kendi hayatımı kaybedecektim. Annemin sözleri zihnimde çığlık gibi yankılanıyordu. “Evleneceksin! Başka şansın yok!” Ama içimde, bir şey bana bunu kabul etmemem gerektiğini söylüyordu. Bir yol bulmalıydım. Kaçmalıydım. Ama nasıl? Hangi yolu seçmeliydim? Şimdi ne yapmalıydım? Annem bana, her şeyimi kurban ederek bir başkasının hayatını kurtarma yolunu dayatıyordu. Ama ben? Ben kendi hayatımı seçebilecek miydim? kabul edildi. Artık tanımadığım bir adama karı olmak zorundaydım. Ne kadar direnmeye çalışsam da, işler daha da kötüleşiyordu. Babasının bu kadar zalim olması, onun oğlu Halil İbrahim’i de aynı şekilde zalim yapıyordu. Bir yanda canımı acıtan, bir yanda belirsiz bir korku… Onun ne kadar soğuk, karanlık bir adam olacağına emindim. "Babası bu kadar zalimse, oğlu nasıl olur? O da ona benzer," diye düşündüm içimden, ama söylediklerim neyi değiştirirdi ki? Gözlerimi kapattım, bir kaç saniye için dünya gözümden kayboldu. Zihnimde, Halil İbrahim’i düşündüm; sert bakışları, ifadesiz yüzü, beni sadece bir "varlık" olarak görecek o adamı. Onun karısı olacaktım, belki de bir ömür boyu. Ama buna nasıl katlanacaktım? Eğer bir yolunu bulup kaçmazsam, gerçekten kaybedecektim her şeyimi. Ama ne yapmalıydım? Evden kaçmak imkansızdı, ailem buna izin vermezdi. Aşiret gözlerimin önündeydi, onları geçmek bir hayaldi. Ne yapmalıydım? Ağabeyimin ölmesi, benim bu evliliği kabul etmem, her şeyin sonu olacaktı. Ama bu hayatı yaşamak da beni öldürüyordu. Ya da belki çok daha kötü bir şekilde ruhumu yok edecekti. Bir çıkış yolu bulmalıydım. Bir yol, bu lanet olası zalim dünyadan kaçmak…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD