Castle Comb
Ve zaman ;
Telafisi olmayan hataların mezar bekçisiydi...
Leydi Farah Clayton, atlı arabasından inip toprağa adım attığında temiz havayı bir kaç kez içine çekmekten geri durmadı. Londra'nın kirli havasında-ki lüks için yeşil alan bırakmayan soylulara lanet ediyordu -yeterince uzun süre oyalanmıştı. Fakat her zaman ait olduğu yerin Londra olmadığını biliyordu. Bunu bilecek kadar uzun yaşamıştı Londra'da.
Castle Combe ise gerek yaşamı gerek insanları yönünden sıcakkanlıydı. Bu küçük kasabanın kendine has enerjisi ve gizemli bir havası vardı. Iste bu yüzdendir ki ne zaman gürültüden uzaklaşmak istese kendisini bu şirin kasabada buluyordu.
Gözleriyle etrafını inceledi. Oldukça sessiz olması gözlerini şüpheyle kısmasına neden olmuştu.
Tam da önünde durduğu Blade'lerin hanı her zamankinden daha sakin görünüyordu. Zaten küçük bir yer olduğu için çok müşterisi olmayan bir yerdi fakat yine de garip sessizlik tüylerini diken diken etmeye yetmişti.
Taşınma ihtimallerini göz önünde bulundurmak zorun kaldı. Bir kaç yıldır uğrayamadığı kasabada haberdar olmadığı değişiklikler yaşanmış olabilirdi.
Fakat kendi yaşlarında olan samimi arkadaşı Bayan Blade her zaman bu kasabayı ne kadar sevdiğini dile getirir, burdan gitme ihtimallerinin imkansızlığından bahsederdi. Hanın arka tarafında kendilerine ait bir ev olduğunu hatırlayarak adımlarını o tarafa yöneltti . Yaklaştıkça seslerin artışı ,yüzünde oluşan bir tebessüme neden olmuştu. Gitmediklerinden emindi.
Bütün sakinleri görebileceği bir açıda durduğunda gördüğü sahne şaşkınlıkla dudaklarının aralanmasına ve kaşlarının hayretle kalkmasına neden olmuştu.
Bay Blade omzunda -dört beş yaşlarında olduğu kanısına vardığı - küçük bir çocuğu gezdiriyor, küçük çocuğun kahkahaları Bayan Blade ve Grace'in kahkahalarına karışıyordu. Bahçeye kurdukları masa etrafında bir de tanımadığı genç bir adam vardı.
Yavaş yavaş onlara yaklaştığında kendisini fark eden Bayan Blade'e gülümsedi.
"Aman Tanrım , Leydi Clayton !"
Margaret uzun zaman sonra evlerine gelen süpriz ziyaretçiyi fark ettiğinde şaşırarak ayaklandı. "Hoş geldiniz," diyerek Leydi Clayton'a yaklaştı. "Bu ne süpriz?"
Onunla beraber kahkahalar da yarıda kesilmişti. Arwin Margaret'ın seslenişiyle Leon'u omzundan indirip kucağına almış , Grace ve Johnson da oturdukları yerden kalkarak Leydi Clayton'un geldiği yöne doğru , Margaret'ın arkasından ilerlemişlerdi.
" Bayan Blade, nasılsınız?" Leydi Clayton Margaret'a sarılıp Arwin'e bir baş hareketi ile selam verdi. Margaret'ın arkasında kendisini izleyen Grace'e doğru yaklaşarak "Grace tatlım , bu sen misin? Oldukça değişmiş ve güzelleşmissin," dedi ve aynı şekilde ona da sarıldı.
Bu arada Johnson kendisini tanıtma gereği hissederek, Leydi Clayton'un eline uzandı. "Doktor Johnson Gerald leydim."
"Johnson bizim aile dostumuz," diyen Margaret'a "Grace'in doktoru ," diyerek eşlik etti Arwin .
Leon kendisini tanıtan olmayınca Arwin'e sitemli bir bakış atarak kendisini indirmesi için öne atıldı. Arwin Leon'u yere indirince Leon yaşının aksine dik bir duruşla Leydi Clayton'a yaklaşarak John amcasının öğrettiği şekilde reverans yaptı . "Hoş geldiniz Bayan , ben Leon Catelin,"
Onun bu hareketi herkesi güldürürken Leydi Clayton bu yaşından büyük hareketleriyle kendisine selam veren küçük çocuğa doğru eğilerek ,yüzünde kocaman samimi bir gülümseme ile "Merhaba küçük adam ,"dedi.
Gözleri bir süre küçük çocuğun üzerinde oynanırken ne kadar da Leonard'a benzediğini düşündü ve bu duruma şaşırdı. Siyah saçları ,siyaha yakın gözleri ve asil bir soydan geldiğini düşündüren dik duruşu yeğenin bir kopyasının yaratılmış olduğu düşüncesine kapılmasına neden olmuştu.
"Ah, Leon'un kusuruna bakmayın . Henüz ünvan konularında kime nasıl hitap edeceğini bilmiyor ," Margaret'ın mahçup bir şekilde kurduğu cümleye Grace de bakışlarıyla katıldığını gösteriyordu.
"Henüz çok küçük . Fakat yine de etkilendiğimi itiraf etmeliyim ," dedi Leydi Clayton yerinden doğrularak. Yüzündeki gülümseme ne kadar eğlendiğini ele veriyordu. "Yalnız..." diyerek durakladı. Grace'e dönerek "Senin çocuğun mu ? " diye sordu.
Bu soru ortamda ani bir gerilime sepep olurken Margaret "Ayakta kaldınız , lütfen oturun ," dedi .
Başını onaylar şekilde sallayan Leydi Clayton kendisini takip eden yardımcısına dönerek
"Eşyaları malikaneye götür Kingsley. Daha sonra da arabacıyı yollarsın" dedi.
Yelpazesini bir kaç kere sallarken sorusuna henüz bir cevap alamadığını fark ediyordu. Yardımcısı yanlarından ayrılığında Bay Blade'in kendisi için geriye çektiği sandalyeye her zamanki zarafetiyle oturdu. Dik duruşu ve soru dolu bakışları ortamda her geçen dakika artan sessizliği bir bıçak gibi kesiyordu.
Küçük çocuğa gülümseyen bir bakış attığında gözleri doktor Gerald ve Grace arasında gidip geliyordu. Çocuğun Leon Catelin soy ismiyle kendisine selam verdiğini biliyordu. Fakat sorusunun cevabının neden bu kadar geciktiği başka bir soru doğuruyordu. Babası nerdeydi ? Ve daha önemlisi neden babasının soy adını almamıştı?
Daha fazla dayanamayan Grace "Evet leydim ,Leon benim oğlum ,"dedi ve bununla beraber masadaki herkes derin bir soluk almıştı. Yine de ... zor kısmın henüz bitmediği Leydi Clayton'un bakışlarından belliydi.
Leydi Clayton bir süre kendisine diken üstündeymiş gibi bakan Bay ve Bayan Blade'e çevirdi gözlerini. Bu meselenin daha derin olduğunu anlaması uzun sürmedi. Böyle bir ortamda, bu meseleyi konuşmak Grace'e acı veriyormuş gibi bir yüz ifadesi oluşturmuştu. Zavallı kız ellerini neye koyacağını şaşırmış gibi bir masa altına çekiyor bir yukarı çıkarıyordu. Bu yüzden hiçbir şey olmamış-bu konu hiç açılmamış -gibi gülümseyerek "Neden bunu daha sonra konuşmuyoruz , oldukça aç olduğumu söylemeliyim," dediğinde
Margaret Leydi Clayton'un meseleyi şimdilik irdelememesine sevinerek "Elbette , ne isterseniz..." cevabını verdi .
"Kendinizi yormanıza gerek yok . Hazırda neyiniz varsa yiyebilirim,"
"Fakat ..."
"Lütfen Margaret, buraya müşteri olarak değil dostunuz olarak geldim ,"dedi Leydi Clayton Margaret'a gülümseyerek. Onun minnet dolu bakışları uzaklaştığında kendi bakışlarını Doktor Gerald'a yöneltti. "Siz Bay Gerald, Arwin Grace'in doktoru olduğunuzu söyledi . Bu meselede yeriniz nedir ?"
"Grace'i hamileliğinin ilk zamanlarından beri tanıyorum. Artık bir aile gibiyiz, " Johnson Leydi Clayton'un fazla sorgucu olduğunu düşünerek doğruldu. Anlaşılan konunun peşini bırakmaya niyetli değildi. Fakat cevaplamak kendisine düşmezdi.
"John amca , benimle uçurtma uçuracağına söz vermiştin," Leon bu ciddi ortamdan sıkıldığını belli eden cümleyi kurduğunda Grace "Ama tatlım misafirimiz varken bunun sırası olduğunu sanmıyorum "diyerek atıldı.
"Hiç sorun değil , küçük adamın ayak uydurabileceği bir ortam değil. Her çocuk gibi eğlenmeyi tercih ediyor ,"
Johnson"O halde şu uçurtmanın durumuna bir göz atalım," diye cevap verip de Leon'un ellerinden tutarak uzaklaştığında Arwin masada fazlalıkmış gibi hissetmiş olacak ki "Margaret'a yardım edeyim ," diyerek ayrıldı.
O gider gitmez ise Leydi Clayton tekrar ciddi havasına bürünerek "Seni dinliyorum Grace ... Tanrı aşkına ben burdan gitmeden önce on dokuz yaşında içi kıpır kıpır olan bir kızdın. Şimdi ise çocuklu bir anne . Üstelik bir ölüden farklı görünmüyorsun?"dedi. Grace'in duygusuz bakışlarını onu ilk gördüğünde fark eden Leydi Clayton sanki içinden ruhu alınmış bir kadın görmüştü. Öyleki solgun bir çiçekten farkı yoktu. Ne kadar gülüyor olsa da gözlerindeki parıltıyı kaybetmişti.
"Ben... anlatırsam bana kötü gözle bakmayacağınızın garantisini verebilir misiniz Leydi Clayton?" Grace gözlerine doluşan gözyaşlarını geri göndermek adına bir kaç kez gözlerini kırpıştırdı.
"Ah... Tatlım , seni tanıyorum ve asla sana o gözle bakmayacağımı bilmelisin," Leydi Clayton uzanıp Grace'in elinin üstüne ellerini koyduğunda sözlerinde gayet samimiydi. Grace 'i Margaret ve Arwin'in yanına geldiği ilk günler tanımış, öğrenmeye ve okumaya olan hevesini görüp ona kitaplar getirmiş, kendi bildiklerini el verdiği ölçüde öğretmeye çalışmıştı. Ve onca yıl boyunca tanıdığı kızın kötü şeyler yaptığına ihtimal dahi vermiyordu. Fakat gözleri , gözyaşları ile buğulanan genç annenin vicdanına dokunan bakışları kendi gözlerinin de yaşarmasına neden olmuştu.
"Sana yardımcı olabilirim Grace... Belli ki zor zamanlar geçirmişsin ve ben burda olmadığım için şu an kendime kızıyorum . "
"Hatalar Leydim, telafisi olmayan hatalar yaptım ," Grace gözlerini ilerideki meşe ağacının yanında duran oğluna çevirdi. "Fakat yine de Tanrı'nın bana iyi davranarak Leon'u gönderdiğini düşünüyorum ,"
"Akıllı bir çocuk. Fakat sana benzemediği ortada .Babasının kim olduğu ..."
"Bunun bir önemi yok Leydim, oğlunu istemeyen bir babanın kim olduğu neyi değiştirir? "
"Aman Tanrım , bu...bu çok zalimce." Leydi Clayton önce Grace 'e sonra da onun baktığı yöndeki Leon'a çevirdi bakışlarını. Bu küçük çocuğa olan sempatisi artarken daha bu yaşta yaşamaya mecbur bırakıldığı hayata, bir leydi olmasını umursamayarak lanet etti.
"Bazen o kadar da zalimce olduğunu düşünmüyorum leydim . Ama yalnızca bazen."
"Ah Grace ... Her zaman iyi niyetli olmanı taktir etmişimdir fakat bu konuda beni oldukça şaşırtıyorsun," Leydi Clayton Grace'in hala o adamı seviyor oluşundan şüphe ederek "Onu hala seviyor musun?" diye sordu. Fakat aşkın her şeye göğüs germeye yetmeyeceğini bilecek kadar çok tecrübe edinmişti . Grace'in bu konuya bu kadar iyimser bir şekilde yaklaşması , çocuğu ile tek başına kalmış bir annenin alacağı bir tutum değildi.
"Inanın bunu bilmeyi en az sizin kadar çok isterdim fakat sözlerim aşkımdan ötürü değil ,"
"Peki ya ne kastediyorsun?
"Bana bir dükün yattığı kadınların haddi hesabı olmadığını söyleyen sizdiniz leydim hatırlıyor musunuz ?"
Leydi Clayton şaşırdığını belli eden bir ses çıkardığında Grace ile böyle bir konuşma yaptıklarını hayal meyal hatırlıyordu. Grace'e getirdiği, bir dükün tek bir kıza aşık olduğu ve onun için her türlü fedakarlığı yaptığı romanlarından konuşurken aslının böyle olmadığını ve gerçek düklerin nasıl olduğu hakkında bir düzine nutuk çektiğini biraz düşündükten sonra daha iyi anımsıyordu. Fakat Grace'in bir dükten bahsedeceğini tahmin etmemişti.
"Evet fakat ..."
"Fakat siz haklıydınız leydim. Ben inanmak istemesemde siz haklıydınız, " Grace tekrar gözyaşlarına boğulduğunda Leydi Clayton Grace'in elini daha sıkı tuttu. Ne söylemeliydi? Ya da ne yapmalıydı? Bunca yıllık hayatında ilk kez nasihat vermek yerine susuyordu. Ilk kez dili bağlanmıştı. Karşısında çaresizce ağlayan kızın gözyaşları kendi yaşlı ellerine damladığında hangi aptal dükün bu denli temiz yürekli bir kızı incitmeye cüret ettiğini düşünerek sinirlendi. Kendi başka kadınlarla gününü gün ederken hangi kendini bilmez dükün çocuğu ve çoğunun annesini yüz üstü bıraktığını düşünerek öfkelendi.
"Kim Grace ? Sana bunu yapan kim?"
Grace başını kaldırdığında "Leonard ... " dedi . "Oğlumla aynı adı fakat farklı soyadlarını taşıyan Leonard Harrington,"
.....
Leydi Clayton iki saat önce geldiği Malikânesinde bir ileri bir geri sallanmaktan yorularak oturma gereği hissetti. Fakat içindeki hıncı dışarı atabilmesinin başka bir yolu yokmuş gibi tekrar ayaklandı.
"Sakin olun efendim, fazla öfkelenmemelisiniz. Doktorunuzun kesin emri... "
"O doktor bozuntusu benim öfkeme karışamaz!" Leydi Clayton'un sesi odada yankılandığında bütün çalışanlar kapı önünde Leydilerini daha önce bu denli öfkeli görmedikleri için şaşkınca bekliyorlardı.
Fakat Leydi Clayton nasıl öfkelenmezdi? O hergele yeğeninin yaptıklarını duymak yerine kulaklarının sağır olmasını yeğlerdi.
Şimdiye kadar evlenmesi için baskı yapan yeğeni meğerse bir çocuk babasıydı!
Ulu Tanrım!
Üstelik kendi çocuğu olmadığını idda edecek kadar da kendini bilmezdi.
Zavallı Grace tek başına
yeğenini- ki hala buna alışmakta zorlanıyordu- büyütürken babası olacak hergele başka kadınların yatağında eğleniyordu. Hah! Leydi Clayton daha önce Castle Combe'a gelebilmiş olmayı dilerdi. Yeğeninin hakettiği gibi büyümesini sağlayabilmeyi . Fakat pişman olmak giden zamanı geri getirmeyecekti.
Aptal yeğeni yaptıklarının bedelini ödeyecekti.
"Kingsley!"
"Evet efendim ,"dedi Kingsley saatlerdir yerinde durmayan Leydisinin ismini seslenmesiyle saklandığı yerden çıkarak .
"Eşyaları topla gidiyoruz,"
"Ama.. daha yeni ..."
"Evet Kingsley yeni geldik. Ve şimdi de gidiyoruz ." Leydi Clayton herhangi bir soruya yer bırakmayacak şekilde baktığında Kingsley verilen emri yerine getirmek için ayrıldı.
Leydi Clayton ise yüzünde az önceki öfkesinin aksine büyük bir gülümseme ile pencereye yaklaştı. Öyle ki diğer çalışanlar Leydilerinin aklını kaçırdığını düşünüyorlarsa onları ayıplamazdı. Fakat Leydi Clayton'un aklında yer edinmeye başlayan planlar herkesin dilini yutmasına neden olacak cinstendi. Aslanı kafese koymanın zamanı gelmişti.
.....
"Bunu yaptığıma inanamıyorum" dedi Grace arabanın nal sesleri duyuldukça, her geçen dakika daha çok heyecanlanıyordu.
Geri dönmek için geç değil .
Belki geç değildi fakat Grace geri dönmek istemediğini biliyordu.
Leydi Clayton handan ayrıldıktan iki saat sonra geri dönüp 'Londra'ya gidiyoruz ' dediğinden bu yana kaderini belirleyecek olan yoldan geri dönmek istemiyordu.
Fakat Londra'ya gittiğinde ne yapacağı konusunda en ufak bir fikri yoktu. Leydi Clayton onu bir kenara çekip sadece kendisine güvenmesini ve bundan sonra hayatının daha güzel olacağını söylediğinde ona neden inandığını bilmiyordu. Belki de oğlunun gidelim anne diyen ısrarlarına dayanamamıştı. Belki de Leydi Clayton'un umutla ışıldayan gözlerine aldanmıştı.
Başını arabanın penceresinden ayırıp karşısında Leon ile uyuklayan Johnson'a çevirdi. Yine de o, olmasaydı bunu yapacak cesareti kendinde bulamayacağını biliyordu.
"Sende uyumalısın tatlım önümüzde uzun bir yol var ," Leydi Clayton arabaya bindiğinden beri derin düşüncelere daldıgı belli olan Grace'i izliyordu. Arada kendi kendine söylendiği cümleler ve ardından oluşan sessizliği kendisine acaba doğru olanı mı yapıyorum ? diye sordursa da herkesin iyiliği için bazı fedakarlıklar yapmak gerektiğini biliyordu. Buna yalan söylemek de dahildi.
Grace , kendisinin henüz Leonard'ın
öz teyzesi olduğunu bilmiyordu.
Bunu bilseydi şüphesiz gelmeyeceğinden emindi.
Eskiden olsa itirazsız kabul ederdi fakat yıllar ona cesaretini kaybettirmişti. Üstelik ilk defa büyük bir şehre gidiyor oluşu her halinden belliydi. Yol boyunca gördüğü bir çok şeye şaşırarak bakmış arada heyecanına yenik düşüp uyuyan Leon'u uyandırarak ona da gösterme çabasına bile girmişti.
Bunlara bakarak Grace'in Londra'daki ortamda nasıl ayakta kalacağını kestiremiyordu. Daha kötü şeylerin olmamasını ancak umabilirdi.
"Uzun süredir uykusuzluğa alışkınım," Grace gecelerine bir zehir gibi damlayan kabuslardan fırsat bulabilseydi her normal insan gibi uyuyabilirdi . Fakat uzun süredir uykusuzluk bir lanet gibi üzerine çökmüştü . Karanlık derin bakışların etkisi ilk günkü gibi sürerken hep diken üstünde uyumaya alışmak oldukça zordu. Bir süre sonra ise uyumayı rafa kaldırmıştı.
Başını Leydi Clayton'a çevirdiğinde cevabını beklemeden uyduğunu fark ederek gülümsedi. Her ne kadar dinç dursa da yaşlı olduğunu kabul etmeliydi.
Bugün ikinci yolculuğunu yapıyordu. Bir anda bana gelip kendilerini Londra'ya götürmek istemesine anlam veremese de küçük bir değişikliğin hem kendisine hem Leon'a iyi gelmesini umuyordu.
Fakat bir yandan da acaba diyordu . Dükü görebilir miydi ?
Görmesi neyi değiştirecekti peki ? Kendisini hatırlamayan ve çocuğu olduğunu kabul etmeyen bir adamı görmek kabuk bağlayan yaralarını yeniden kanatmaktan başka ne yapabilirdi? Acı çekmekten zevk almaya başladığını düşündü Grace. Gözyaşlarının tükendiğini umarken yeniden sele kapılmasına neden olacak adamı görmek istiyor muydu?