Rüya Mı? Gerçek Mi?

909 Words
Simya, sabaha karşı garip bir sıcaklık hissiyle uyandı. Yatak beklediğinden çok daha sıcaktı, adeta vücudunu ateşin içinde gibi hissediyordu. Gözlerini tam açmadan sağa sola kıpırdanmaya çalıştı, ama bir şey onu durduruyordu. Birkaç saniye boyunca uykunun sisli örtüsününden ne olduğunu anlamaya çalıştı çalıştı, ama sonra bedeninin sıkışmış ve çerçevelenmiş olduğunu fark etti. Bir şey onu sıkıca kavramıştı. Bir şey değil… Birisi. Ve o an, bedenini tamamen saran güçlü kolları fark etti. Nefesi kesildi. Arkasında, sırtına tam olarak yaslanmış sert, sıcak ve kaslı bir vücut vardı. İbrahim… Şok içinde gözlerini açtı ama hareket edemedi. İbrahim, derin bir uykuda gibi görünüyordu. Nefesi ensesine vuruyor, her sıcak nefes teninde yeni bir ürpertiye neden oluyordu. O koyu, erkeksi, derin nefesler… Simya’nın göz bebekleri büyüdü, kalbi sıkışır gibi oldu. İlk defa ona bu kadar yakındı. Ama asıl kalbini yerinden oynatan şey, bedeninin en hassas noktasına dayanan o sertlikti. İbrahim’in sertleşmiş erkekliği, sabaha karşı istemsiz bir uyanışla, kalçalarına dayanmıştı. Simya’nın nefesi düzensizleşti. İçinden bir ateş fışkırıyordu sanki. Bu… bambaşka bir histi. İbrahim'in güçlü bedeni tamamen ona yaslanmıştı. Ve… onu hissediyordu. Erkekliğini hissediyordu. Taş gibi sert, aralarındaki tüm mesafeyi kapatan, inkar edilemez bir arzu. Bir an için panikler gibi oldu ama sonra içinde bambaşka bir his yükseldi. Korku değildi bu. Utanma da değildi. Bu… istenildiğini bilmenin büyüleyici, baş döndüren duygusuydu. İbrahim, uykuda mıydı? Yoksa bunu bilinçli mi yapıyordu? İbrahim onu istiyor muydu? Simya, gerçekten istenen bir kadın gibi hissettiği bu anın içinde kaybolmuştu. İçinde, hayatında hiç bilmediği bir titreme yayıldı. İlk defa İbrahim’in arzusunun merkezinde olduğunu hissediyordu. Ve bu onun da arzu dolu hissetmesine neden oluyordu. Simya nefes almak için zorlandı. Kendi teninin de ısındığını, nefesinin düzensizleştiğini fark etti. Bunu fark etmemeliydi. Ama artık her hücresi onu fark ediyordu. Nefesi kesilirken, tenindeki bu baskıyı daha da derinden hissetti. Sıcaklığı… kokusu… güçlü kasları… İbrahim’in geniş göğsü sırtına tam olarak oturmuştu. Kolları, belini saran çelikten bir kelepçe gibi sıkıydı. Ve en çok da… o arkasındaki sıcaklığı, İbrahim’in erkeksi sertliğini hissediyordu. Kalbine sanki bir yumruk inmiş gibi çarpmaya başladı. Damarlarında bir ateş yürüdü. Bu his de neydi? Nefesini kontrol etmeye çalıştı ama göğsü hızla inip kalkıyordu. Bedeninin kendi iradesine karşı koyamadığını fark etti. Kıpırdanmalı mıydı? Ama ya kıpırdarsa ve onu… ve onu daha fazla hissederse? Tam yerinde hafifçe oynadığında, İbrahim’in sertliği daha da belirginleşti. Ve işte o an… İbrahim’in nefesi değişti. Derin bir iç çekiş duydu. Teni diken diken oldu. İbrahim içgüdüsel bir sahiplenmeyle kollarını daha da sıktı. Artık nefes alması imkansızdı. Simya, onun ağırlığını hissettikçe hem korkuyor hem de kendini tamamen kaybediyordu. Bu his… bütün hücrelerini sarıyordu. Tutku dolu bir çekim... Öyle bir çekim ki, bütün damarlarında dolaşıyor, içini sımsıcak yapıyordu. Bunu istememesi gerekiyordu. Ama istiyordu. İbrahim’in erkeksi varlığı bütün dünyasını ele geçiriyordu. Onun sahiplenici, güçlü dokunuşu içindeki tüm korkuları ve tereddütleri eritiyordu. İbrahim… Onu gerçekten istiyor muydu? Yoksa bu sadece bir rüya mıydı? ... İbrahim... Simya’nın yüreği hızla çarpmaya başladı. Bu, rüya olamazdı. Daha önce onunla aynı yatakta yatmışlardı ama İbrahim hep mesafeli olmuştu. Şimdi ise her şey bambaşkaydı. Kolları Simya’yı tamamen sarıyordu. Bedeni, onun bedenine sıkıca yapışmıştı. Ve en çok hissettiği şey... Kalçalarına dayanan erkekliğinin sertliğiydi. Simya’nın nefesi düzensizleşti. O anda içini garip bir heyecan sardı. Kaçıp kurtulması mı gerekiyordu, yoksa kalıp hissettiği o tatlı ürpertinin tadını çıkarması mı? Ama fazla düşünmeden nefes almak için kıpırdanınca, İbrahim’in güçlü kolları refleks olarak onu daha da kendine çekti. Kalçası, şimdi onun en sert ve en gizli arzusuna daha çok yaslanmıştı. İçinden bir ses, "O uykuda... Ne yaptığının farkında bile değil," dedi. Ama ya farkındaysa? Ya şu an gerçekten onu istiyorsa? İbrahim’in nefesi ağır ve düzensizdi. Simya, onun da uykunun sersemliği içinde mi olduğunu, yoksa bilinçli mi davrandığını anlayamıyordu. İçinde bir merak, bir korku ve tuhaf bir heyecan vardı. Yerinde biraz daha kıpırdanınca, İbrahim’in derin ve mahmur sesi ensesinde yankılandı: "Kıpırdanıp durma..." Sesindeki kalınlık ve otorite Simya’nın nefesini kesti. Bu, bir uyarıydı. Ama aynı zamanda içinde gizli bir ihtiras saklıydı. Simya’nın zihni allak bullak oldu. Bu uykulu ama otoriter ses, içine ince ince işleyen bir şeyleri tetikliyordu. Ama yine de, nefes alamıyordu bu yüzden böyle kalamazdı. Biraz daha hareketlendi. "Nefes alamıyorum... Kolların çok sıkı," diye fısıldadı, ama sesi kendine bile yabancı geliyordu. İbrahim, iç çekerek kolunu biraz gevşetti ama bu sefer de Simya’nın kalçalarını daha sıkı kavradı. Başını ensesine yasladı ve nefesi boynunu okşarken, sesi kısık ve karanlık bir şekilde fısıldadı: "Eğer o güzel götünü bana biraz daha sürtmeye devam edersen... kendimi tutamayabilirim." Simya’nın bütün vücudu alev aldı. İşte o an, bunun bir rüya olmadığını anladı. İbrahim uyanıktı. Bilinçliydi. Ve onu istiyordu. Simya’nın bedeni aniden gerginleşti. Çünkü bu, şimdiye kadar hiç deneyimlemediği bir şeydi. İbrahim’in sesi, ona fısıldadığı kelimeler, kalçalarına dayanan sertliği... Bunlar Simya’nın vücunda ateşli bir karmaşa yaratıyordu. Simya’nın dudakları aralandı, nefesi sıklaştı. İbrahim’in nefesi hâlâ boynunu ısıtıyordu. Kalçalarına yaptığı baskı, hala aynıydı. Sonunda, Simya dayanamayıp yerinde biraz daha kıpırdandı. Bu, bir hataydı. Çünkü İbrahim, onun bu hareketini bir davet gibi algıladı. Kalçalarını daha sıkı tutarak Simya’yı tamamen kendine çekti ve onun sertliği, yalnızca belli belirsiz bir his olmaktan çıkıp arzu dolu sert bir gerçeklik haline geldi. İçinde yükselen kıvılcım, şimdi bir yangına dönüşüyordu. Simya’nın zihni, mantığı ve kalbi birbirine düğümlendi. İbrahim’in dudakları, boynuna küçük bir dokunuş bıraktığında, Simya irkildi. İçinde bir ürperti yükseldi. Ama bu, korkunun değil, bir keşfin ürpertisiydi. İbrahim’in sesi tekrar duyuldu: "Kaçmaya çalışma..." Simya’nın gözleri büyüdü. Çünkü bu, İbrahim’in rüyada olmadığına dair en net kanıttı. Bunu bilerek yapıyordu. Simya, içindeki yoğun duygularla gözlerini kapadı. Bedenindeki sıcaklık dalga dalga yayıldı. İlk defa... İbrahim’in ona gerçekten dokunduğunu hissediyordu. Ve bu düşünce, içinde tarifi zor bir heyecan yaratıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD