2

1202 Words
Bütün bildiklerim koca bir yalandan ibaretti. Ve ben, o yalanın bir parçasıydım. Aydınlanmamak üzere kararmış parçası... ~ Koridorda ilerlerken dengemi kaybedecek gibi savrularak yürüyordum. Başım dönüyordu, midem bulanıyordu, gözlerim kararıyordu... Berbat hâldeydim. Zorlukla sınıfı bulduğumda içeri girmeden aralık kapının önünde durdum ve sırtımı duvara yasladım. Gözlerimi kapattığım an karanlık anılar bir hançer misali zihnime hucüm edecekken içerden gelen sesler keskin bir makas gibi böldü düşüncelerimi. "Bu kızın bir anda karşına çıkması tesadüf mü sence Kaan? Ya o da sana kurulan tuzağın bir parçasıysa?" Kutay'ın sesiydi bu. Bahsettiği kişi de tabiki bendim. Patron olayından ve gönderdiği notlardan haberi yoktu. Bunu sadece Kaan'la ben biliyordum ve beni hâlâ tuzağın parçası sanıyorlardı. Harika bir hayatım vardı. Düşmanlar, kavgalar, ölümler, ihanetler, tuzaklar, planlar, gizli notlar, entrikalar, karanlık geçmişim... Bence buraya kadar iyi dayanmıştım. Ölüm gelip alsa nefesimi sesim çıkmazdı. Gerçekten çıkmazdı çünkü gerçekten yoruldum. Taşıyabileceğimden tonlarca ağır yükü omuzlamıştım sırtıma ve artık dayanamıyordum. "Öyle bir şey mümkün değil, daha kaç kere söylemem gerekiyor sana?" Kaan'ın sesiydi bu. Neden bilmiyorum ama onun kendinden emin, erkeksi ve sert sesini duymak bana iyi geliyordu. "Nereden biliyorsun? Sana güven damgası mı verdi?" Bu sefer Anıl'dı konuşan. Ah, kahretsin. Neden Kaan'ın arkadaşlarını kendime düşman etmiştim ki? Lanetliydim ben. Kimse beni sevmiyordu. "Onu tanıyorum. Küçüklüğünü biliyorum, yaşadıklarını biliyorum." Ve sessizlik... Benim içimde fırtınalar koparken onlar susuyordu. Beklediğim itiraf burada, bu şekilde gelmemeliydi. Artık ne düşüneceğimi bile bilmezken geçmişin acı ihaneti, koynunda kıvrılan bir yılan misali zehrini sokmuştu içime. Kaan beni geçmişten beri tanıyordu. Peki neden bu gerçeği gizleme ihtiyacı duydu? "Bu kız o mu yoksa? Hani şu kurtardığın..." "Evet." dedi tereddütsüz. Ve benim kalbim bir kez daha yerinden çıkacamış gibi atmaya başladı. İşin daha da tuhafı Bengü bana itiraf ettikten dakikalar sonra Kaan'ın ağzından gerçeği duymamdı. Bu kaderin bir cilvesi miydi, yoksa üstüme oynanan onlarca oyundan biri miydi bilmiyordum. İyi değildim. "Kapı mı dinliyorsun sen?" Pek yabancı gelmeyen sesi duyduğumda bakışlarımı hızlıca o tarafa çevirdim. Sesi tanıdık gelse de, yüzünü biraz geç çıkarmıştım. Bengü'nün yanında oturan yeni çocuktu bu. Neydi ismi? Akın? Ayza? Ayaz? "Sen kimsin?" Mavi gözlerini hafifçe kıstığında dudakları yana doğru kıvrıldı. Pekala itiraf etmeliyim Kaan kadar olmasa da fazla, hatta çok fazla yakışıklıydı. Ve fazla uzun. Kaan kadar değil ama. "Ayaz." dedi kaba bir sesle. Başımı salladım sadece. Neden bilmiyorum ama korkutucu bir havası vardı. Yüzünün yanındaki yara izi ona aşırı kötü çocuk havası katmıştı ve güven vermiyordu. "Şimdi kapının önünden çekil de sınıfa gireyim" Yutkundum. Sınıfta sadece Kaan, Anıl ve Kutay vardı ve benim hakkımda konuşuyorlardı. Eğer Ayaz girerse konuyu kapatacaklardı ve ben, gerçekleri Kaan'dan öğrenemeyecektim. Nereden çıktın kötü çocuk? Onu bir şekilde göndermem lazımdı buradan. "Okulda yeni değil misin sen? Git okulu dolaş ne yapacaksın sınıfta yanlız başına?" Harika ikna yeteneğim ve ben... Sözlerim üzerine dolgun dudakları hafifçe yana doğru kıvrılmıştı. Beyaz tenindeki gamzeler çok çekici duruyordu. "Ne o, ben içeri girersem kapı dinleyemeyecek misin?" Öfkeyle omzunu ittim ama çok güçlüydü ve bu, onu etkilemedi. Bunun üzerine daha da sinirlenmiştim. "Ya oğlum siktirip gitsene ne uğraştırıyorsun insanı ya!" Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken arkaya ittiği siyah saç tutanları alnına düştü. Evet anladım yakışıklı çocuksun da bunu bu kadar belli etmesen olmaz mı? "Sınıfa girmek için senden izin isteyecek değilim. Ayrıca ders ziline birkaç dakika kaldı. Çekil kapının önünden de sinirimi bozma benim!" Kaşlarımı çattım. "İnek misin oğlum sen? Bir öğrenci için birkaç dakika ne kadar kıymetli bilmiyor musun?" Oflayıp kapıyı açmaya çalıştığında sertçe tuttum kolunu. Bu temasın üzerine kaşları daha fazla çatıldı. "Bela mısın lan sen? Hem kapı dinliyorsun, hem içeri geçmeme izin vermiyorsun." Acilen bir bahane bulmalıyım çünkü haklıydı. "Tamam şöyle yapalım, birlikte kantine inelim. Ama sen sınıfa girme, olur mu?" Onlar konuşmaya devam etmeliydi ve bunu bölmemeliydim. Ayrıca aniden sınıfa girersem kapı dinlediğimden şüphelenebilirlerdi. Ayaz'a rezil olma pahasına böyle bir teklif sunmam çok utanç vericiydi ama başka çarem yoktu. "Tamam, gidelim." Onu kapıdan uzaklaştırıp ileri doğru bir adım attım. O da hızla yanıma geldi. Aramızdaki boy farkı canımı sıkmıştı. "Ulan ne kadar gurursuz herifsin. Saniyesinde kabul ettin. İnsan iki naz yapar, burun kıvırır. " Güldüğünü duydum. "Niye naz yapayım, onlar siz kızlara has bir durum." Yüzüne sorgular bir bakış atıp merdivenleri ikişer üçer inmeye başladım. Çünkü o benden daha hızlı yürüyordu ve ona yetişemiyorum. "Çok kız arkadaşın oldu galiba, bu kadar iyi bildiğine göre bu işleri?" Yüzündeki tebessümü bozmadan başını iki yana doğru salladı. "Hayır hiç olmadı." Şaşkınlıkla yüzüne baktım. "Yanlış anlama ama giderin var. Baksana koridorda yürürken bile çoğu kız sana alıcı gözüyle bakıyor." Durdu. "Yani ne demek istiyorsun?" Lafı hiç uzatmadan aklımdaki soruyu sordum. "Gay mısın?" Kahkaha attı. Evet, ciddi ciddi gülüyordu bu söylediklerime. Okulun içinde boş bulduğum bir banka oturup surat astığımda bile yanıma oturup gülmeye devam etti. "Değilim. Hem de hiç değilim." Gülmesini zorlukla durdurup bakışlarını bana çevirdi. "Hayırdır, niye merak ediyorsun? Beni kendine mi alacaksın?" Kaşlarımı çatıp öfkeyle yüzüne baktım. Yanlış anlayacağını bile bile sormuştum. Ve tahminimde yanılmadım. Yanlış anlamıştı. Ulan erkekler, ne kadar meraklısınız ego kasmaya. "Ne alaka be, ne alaka?" Ellerimle bankta ritim tutarken söylenmeye devam edecektim ama aklıma zihnimi kurcalayan bir soru geldi. Ayaz, Bengü'yle birlikte oturuyordu. O zaman... "Bengü'yü tanıyor musun?" Aniden konuyu değiştirmem garibine gitmemişti, aksine sanki bu soruyu daha önceden bekliyormuş gibi rahat bir tavırla cevap verdi. "Evet." Yutkundum. Şimdi ne diyecektim? "Nasıl tanıştınız?" Yüzü gerildi. Sanki bu sorunun cevabı çok tehlikeliymiş gibi kararan mavi bakışları üzerine içime istemsiz bir şüphe düştü. Sorun neydi? "Neden merak ediyorsun?" Sorusu üzerine ürperdiğimi hissettim. "Çünkü Bengü benim kardeşim." dedim dürüstlükle. "Yani, üvey kardeşim aslında." Sanki bunu daha önceden biliyormuş gibi bir şey sezdim onda ama bakışlarını ustalıkla gizledi benden. İçimdeki şüphe, pervasızca geçen her saniye şiddetini arttırırken aynı şekilde olayı irdelemek isteyen bakışlarla ona karşılık verdim. "Bir şey mi saklıyorsun, bana mı öyle geliyor?" "Sana öyle geliyor." dedi anında tersleyerek. Dişlerimi sıktım, sinirlendiğim zaman duygularımı asla saklayamazdım ve şuan da tam olarak böyleydim. Kendimi o kadar kötü hissediyordum ki içimde sönmek nedir bilmeden yanan duyguların bir tarifi yoktu. Bir şey oluyordu. On bir yıl önceki o karanlık ve lanetli gece tam da bugün sillesini bütün gücüyle yüzüme patlatmıştı sanki. Hayatım ellerimden kayıp giderken susuyordum, duruyordum, karşı koyamıyordum. Canım acıyordu ama sadece acımakla kalıyordu. Onu dindirecek kimsem yoktu, milyonlarca yıldızın arasında tek başıma parlıyor gibiydim. Işık vermeye çalıştıkça patlayıp toza dumana karışacaktım. Aslında istediğim de tam olarak buydu. Beni kimsenin bulamayacağı bir şekilde kaybolmak... Kendimi karanlığa hapsetmek ve orada kalmak istiyordum. Yorgundum. İnsan sadece bedenen değil, zihnen de yorgun olabilirdi. Zihnimin her bir köşesi on bir yıl önceki anıyla kaplıydı. Silah sesleri kulağımdan gitmiyordu, yerde yatan ölü beden ve ondan sonra yediğim dayak... Yerde yatan ölü beden... Ölü beden... Ölü... Onu gördükten sonra yediğim dayak... Onu gördükten sonra... Onu... "BULDUM!" O kadar çok bağırmıştım ki çevredeki herkes bana delici bakışlarla bakmaya başladı. Umursamadım. Bengü'yü bulup konuşmam lazımdı. Hatırlıyordum. Kesik kesik olsa da... Zihnimde dağılan yapbozun bazı parçaları yerine oturuyordu. Her ne kadar eksik olsa da... Bilmemi istemedikleri çok büyük bir sırrı biliyordum. Ve eğer o gece, o adamların elinden beni Kaan kurtardıysa... O da benimle birlikte hiç bilmemesi gereken o sırrı biliyordu. Batu'nun o gün o ormanda peşimden gelmesinin, beni bilerek elinden kaçırmasının ve peşindeki adamlarla Kaan'ın olduğu karanlık depoya sürüklemesi... Bunların hiçbiri tesadüf değildi. Sonun başındaydık. Ya kaybeden biz olacaktık, ya da onların sırrını bütün aleme duyuracaktık. Bu intikam kanla başlamıştı ve ölümle sonlanacaktı... o((*^▽^*))o
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD