Üstümde hissettiğim ağırlık ile yavaşça gözlerimi araladım odayı dolduran ışık gözlerimi kısmama neden olurken üstümdeki kalın yorgana ve yatağın sağ tarafına baktım. Berdan yoktu. Bir kaç dakika sonra banyodan gelen su sesi ile yeni uyandığını ve duş aldığını anlamak zor olmadı. O bamyadan çıkmadan ben hızlıca yataktan çıkıp giyinme odasına girdim ve üzerimi giyinip saçlarıma şekil verdim. Berdan'ın çıkmasını beklemeden bu koca konakta bana güven veren tek kişinin yanına gittim.
Tatlı kısa sohbetin ardından merakımı dile getirdim. "Zümrüt hala düğün için hazırlıklar bugün mü başlayacak? Eğer öyleyse benim için hiç bir konuda sorun yok tamamen kendi zevkinize ve kafanıza göre takılabilirsiniz. Bugün biraz ağrım var da kendimi iyi hissetmiyorum kahvaltıya inmesem sorun olur mu?"
"Sorun olmaz güzel kızım. Hazırlık konusunu da düşünme, zaten bugün Meyra gelecek o senin yerine halleder her şeyi." Teşekkür ederek yukarı odama çıktım.
Berdan'a göz ucuyla baktığımda kol saatini takıyordu. Hiç bir şey demeden tekrar yatağa girdim. Gözü gözüme değince sordu. "Hasta mısın?"
Onunla muhattap olmak istemediğim için kısaca yanıtladım "Evet."
Titreyen bedenimle üzerime kalın yorganı çekerken yanıma gelip anlıma dokununca irkilerek geri çekildim. "Ateşin de yok aslında. Gidelim mi hastaneye?" Sorusu ile gözlerim kara gözleri buldu.
"Hayır hastaneye gitmek istemiyorum. Halsiz ve yorgunum, biraz da ağrım var. Beni rahat bırakırsan geçer gibi.” Cümlemi bitirecekken aklıma gelenle devam ettim. “Ha bir de ben kahvaltıya da inmeyeceğim," dedim ve gözlerimi kapattım.
"Tamam çıkma bugün odadan Hülya'ya söylerim seninle ilgilenir. Ben de kahvaltıya kalmayacağım sana da odaya gönderirim,"diyerek odadan çıktı.
Odaya gelen kahvaltı tepsisini alıp kahvaltımı etmem kısa sürsede sıkıntıdan odada dolanmak vaktin geçmesini zorluyordu. Volta attığım odanın kapısı çaldığında istemsiz kaşlarım çatıldı. Kapının çalmasıyla açılması bir olurken içeri giren güler yüzlü yeşil gözlü genç kızın sevecen tavrı yüzümü güldürmüştü. "Ben Meyra, Urfa'dan geldim sanırım bir kaç gün çok yoğun geçecek ondan önce seninle tanışmak istedim,” diyerek direkt konuya girince kıkırdadım.
Tanışma faslı sonrası Meyra ile geçen güzel zamanın sonunda hava kararmıştı. Tıpkı annesi gibiydi onun da kalbi çok güzeldi. Newal’in odaya gelip Meyra’yı çağırmasıyla günümüz son bulurken yorulmuşcasına yatağa uzandığımda gözlerim yarım saat önce Hülya’nın getirdiği yemeğe takıldı. Uzandığım yerden bıkınca kalkıp yemeği yiyip ilaçları içerek tepsiyi kenara bıraktım ve giyinme odasına geçip elime geçen ilk pijama takımını üzerime geçirirken gözüme takılan laptopa bakındım. Bugün sahiden de hiç odadan çıkmamıştım, tıpkı ilk günlerde ki gibi… Bunun vermiş olduğu can sıkıntısıyla ve yüzüme yerleşen sinsi sırıtış ile laptopu alıp yatağa girdim.
Açılırken şifre olmaması için içimden sayısızca kez dua ederken laptop açıldı, şifresizdi. Hemen sosyal medya hesabıma girip abimle konuşmak istedim ama Netfilix hariç her uygulamada şifre vardı. Tam olarak Berdan’dan beklenecek hareketti. Sinirle yine de tüm uygulamalara girmeye çalıştım saçma sapan bir sürü şifre denedim fakat bir türlü açılmadı. Sonunda vazgeçerek Netfilixe girdim ve sürekli izlemeyi ertelediğim Su ve Ateş filmini açtım.
Dolu gözlerle izlediğim filmin sonuna doğru açılan kapıya irkilerek gözlerimi kapattım ve bir yaş süzüldü yanağımdan. Bu aralar bu kadar fazla duygusal olup ağlamam hiç normal değil. Hemen gözümden süzülen yaşı silip karanlık odada içeri giren Berdan'a bakınıp titreyen sesimle konuştum. "Işığı açma.“
Saniyeler içinde açılan ışıkla gözlerim kamaştı. Gözlerimi kısıp ışığa alışmayı bekledim. "Film izlerken bile ağlıyor musun sen, çocuk gibi?" Yadırgayan bir tonlamayla sorduğu sorusuna dolu gözlerimle başımı iki yana salladım.
"Bu öyle normal bir film değil, karışma ayrıca sanane ki yani ister ağlarım ister ağlamam. Zaten çok az kaldı bitince uyuyacağım." Gözyaşlarımı silerek tekrar izlemeye devam ettim. Berdan yadırganan bakışlarını üzerimden çekmeden giyinme odasına girerken dikkatle filmin sonunu getirmeyi bekledim. Kısa sürede biten filmle laptopu kapatıp kenara koydum ve yorganı kafama kadar çekerek gözlerimi kapattım. Yatağın sağ tarafına çöken ağırlıkla Berdan'ın geldiğini anlamak zor olmadı.Uzun ve gür saçlarım yastığa dökülmüşken saçlarımın arasında hissettiğim parmaklar irkilmeme neden oldu.
"Saçlarımı özgür bırakır mısın Berdan?" Sorumu yönelttim sakinliğimi korumaya çalışarak.
"Bırakamam."Derken sesi oldukça netti.
"Lütfen,"dedim hafif bir sinirle.
"Lütfen,"dedi hafif bir naiflikle.
Sanki geldiğim günden beri hayatı bana zehir eden adam gitmiş gibiydi. Berdan'ı tanımıyorum anlayamıyorum. Anı anını tutmuyor adamın. Saçlarımın her telinde gezinen parmakları uykumu getirmişti. Daha fazla dayanamayan bedenimde kendini uykuya teslim etti.
Gözlerim yavaşça aralanırken başımda hafif bir sızı vardı. Gözlerim uyku mahmuru etrafta gezinirken Berdan yüz üstü uyuyor halde iken yorganı bedenime dolamamla üzeri açıktı bedenime doladığım yorganı yataktan çıkararak kendimden ayırırken yorganı da Berdan’ın üzerine örterken tenime değen soğuk teniyle irkilerek elimi çektim ve sessizce banyoya girip hızlıca bir duş alarak vücuduma havluyu sararak banyodan çıktım hala uyuyordu Berdan. Saat kaçtı ki ben mi erken uyandım acaba?
Giyinme odasına girip rahat bir şeyler giyinerek odaya girdiğimde yeni uyanan Berdan "Erkencisin,"dedi uyku mahmuru bir sesle.
"Sana da günaydın Berdan Ağa."Saçlarımı savurarak odadan çıktım. Avluda oturup soğuk havanın beni üşütmesine izin verdiğimde dozu kaçırmamak için yarım saatin sonunda odaya girdim. "Ben kahvaltıya inmesem olur mu?" Berdan gömleğinin düğmelerini iliklerken başını hafif kaldırıp gözlerime baktı.
"Bugün olmaz dün inmedin zaten en azından bir görün sonra çıkarsın yine odaya,” dediği gibi soğuk alan vücudum beni uyarır gibi hapşırmama neden oldu.
"Bugün de çıkmayayım odadan. Kimseyle muhattap olmadan film izlemek istiyorum sadece. Yorucu günün arifesinde saçma sapan konuşmalara dahil olup kendimi daha fazla üzmek yormak istemiyorum," dedim açık açık. Tekrar hapşırınca Berdan bana baktı.
"Gözlerin de kızarmış hasta mısın sen Arin?" B aşımı iki yana salladım fakat aklıma gelenle saniyeler içinde aşağı yukarı salladım.
"Evet hastayım ve çok üşüyorum. Ve hatta bugün Film izlemekte istemiyorum sadece uyumak istiyorum," dedim ve artık yatmaktan sıkılan bedenime ihanet ettim.
Bana anlam veremiyormuşcasına baktı tıpkı benimde ona anlam veremediğim gibi. Daha sonra tamam diyerek odadan çıktı. Aslında hiç bir şeyim yoktu sadece kaçış yolu arıyordum.
İkindi vaktine doğru elinde koca bir paketle odaya gelen Zümrüt halanın zoruyla alınan gelinliği deniyordum. Asla bu şekilde hayalini kurmamıştım ben. Sevdiğim adam için giyecektim beyaz gelinliği. Celladım olan adam için değil...
Düşüncelerim yüzümün asılmasına ve ruhsuz ruhsuz etrafa bakınmama sebep oldu. Zümrüt hala yüzümü avucuna alıp üzgün bir tonla konuştu. "Yapma güzel gözlüm. Sadece kendini yıpratıyorsun bu şekilde. Sana dediklerimi sakın unutma o dağ senin tek kurtuluşun olacak."
"Beni biraz olsun anlamaya çalışın Zümrüt hala. İçim kor bir alevde cayır cayır yanarken yüzüm çok zor güler. Lütfen beni biraz bana bırakın." Anlayışla gözlerime bakarken bir adım geriye çıktı.
Denediğim gelinliğin ardından üstümü çıkardım ve rahat bir pijama giyerek yatağın en uç köşesine kıvrılıp gözlerimi kapattım.
Bir telaş içindeydi herkes yarın düğün vardı. Benim düğünüm, benim cehennemim, benim acım, benim kaybım, benim...
Berdan'la anlaşamıyorduk olmuyordu birbirimize çok terstik ama bir kaç gündür eskisine göre biraz daha iyiyidi. Birbirimize çok fazla muhattap olmuyorduk. En iyisi buydu bizim için sanırım düğünden sonra da böyle olacak, tabii eğer düğünde onun istediği gibi davranırsam. Hiç şüphesi olmasın sadece bir gün için çok güzel rol yapabilirim. Hatta en mutlu gelin rolünü bile yapabilirim yeter ki beni azad etsin. Zümrüt hala ise sürekli bir telaş içinde Yaşe hanımı yönlendirip her şeyi eksiksiz halletmişti ara ara odaya gelip bir kaç şey söyleyip gidiyordu. Ben de bu süreçte odamdan hiç çıkmamıştım. Depresyona mı giriyorum acaba?
Zifiri karanlık odada yanlız başına bir yatağın sol tarafında bacaklarımı karnıma çekmiş ellerimi de bacaklarıma dolamıştım.
Bugün Berdan'la konuşmam gerekiyordu. Annemin sesine, Aziz abimin neşesine, babamın sevgine ihtiyacım vardı benim. Bir dakika da olsa konuşmak istiyordum.
Gözüm saate değdi 23:55'ti.
Bekledim saat 01:17 gösteriyordu fakat hala gelmemişti.
Bekledim saat 02:39 gösteriyordu fakat hala gelmemişti.
Bekledim saat 04:23 gösteriyordu fakat hala gelmemişti.
Bekledim saat 06:48 gösteriyordu fakat hala gelmemişti.
Son kez değdi gözlerim saate 07:20 ve hala gelmemişti...
Ve artık gözlerim kapanmak için bana yalvarıyordu. Saatlerdir kapının açılmasını bekledim fakat açılmadı her gece gelen adam bu gece ben beklerken gelmedi...
Bir kaç saat sonra uyanacaktım, düğün için erkenden hazırlıklar başlayacaktı belki ama o hala gelmemişti ve benim de daha fazla dayanacak gücüm kalmadı. Gözlerimi kapattım ve uyandığımda gözlerimin hayırlı bir güne açılması için dua ettim.
Çalan kapı ile huzursuzca araladım gözlerimi. Kapı kırılırcasına çalmaya devam ederken yataktan kalıp kapıyı açtım.
Bir kaç kez gördüğüm yardımcı "Berdan ağam yarım saate kahvaltı yapmış olsun dedi. Hazırlık için birilerini gönderecekmiş,"diyerek elindeki tepsiyi bana uzattı manalıca.
Tepsiyi alıp sinirle sordum. “Berdan Ağan hangi cehennemdeymiş?” Aval aval yüzüme bakan kızın yüzüne kapıyı kapattım. Yüzümü yıkayıp iştahsızca bir kaç lokma atıştırdım. Tekrar çalan kapı ile derin bir nefes aldım ve bir kaç saniye için gözlerimi kapatıp açtım.
Bugün ağlamak yok, bugün bu gözlerimin tek damla göz yaşı dökmesine izin yok. Unutma Arin, bugün başarılı olursan o adam ne sana dokunur ne de seni tutsak edebilir. Sadece bir gün, sadece bir kaç saat!
Başlıyoruz o halde…
Sahte bir tebessüm kondurdum yüzüme ve kapıyı açtım. Yaklaşık beş kişi kapıda dikilirken şaşkınca onlara baktım. Ardından "Buyurun."diyerek kapı eşiğinden çekildim ve onları içeri aldım.
Hiç bir şey söylemeden sadece masaya geçtim ve yaptıkları şeyleri konuşmadan ruhsuzca izledim. Zümrüt halanın kızı Meyra gelinlik seçmişti sağolsun ve saç makyaj içinde kuaförlere gerekenleri söylemişti.
Sanırım bu bir kaç günde alıştığım ve sevdiğim kişi Meyra olmuştu. Onunla çok konuşmadan bile samimiyetini görebildim. Gün içinde ara ara yanıma uğrar seçenekleri gösterirdi. Umursamadan herhangi birini seçince giderdi.
Yaklaşık üç dört saatin sonunda biten saçım ve makyajım rahat bir nefes almamı sağladı. Başımı kaldırıp aynaya baktım. Ela gözlerimin feri gitmişti ve koyulaşmıştı. Ama her şeye rağmen istemeden de zorla olmuş olsa saçım ve makyajım güzel olmuştu.
Kuaförler odadan çıkınca Zümrüt hanım ve Meyra odaya girdi. Burukca onlara bakıp tebessüm ettim. Meyra heyecanla yanıma gelip içtenlikle sarıldı bana. "Çok güzel olmuşsun Arin."
Tıpkı onun gibi karşılık verdim sarılmasına. "Teşekkür ederim Meyra." Annesi gibi zümrüt gözleri gözüme değdi. Kızarmış gözlerime.
Zümrüt hala Meyra'ya "Meyra sen aşağı bak bakalım hazırlıklar ne durumda. Berdan'ı da ara artık gelsin,@ deyince Meyra başını sallayıp odadan çıktı.
Zümrüt hanım elindeki kutuyu açarak yanıma geldi. "Gönül isterdi ki gönlünce olsun Arin'im. İnan gözümde Meyra'dan farksızsın. Senin mutluluğun benim için çok önemli. Sana dediğim hiç bir şeyi aklından çıkarma tamam mı güzel kızım. Güçlü dur hep." Kutudan kocaman zümrüt taşı olan, kalın altın işlemeli bileklik çıkardı. "Allah utandırmasın güzel kızım. Dilerim bu evlilik en çok sana mutluluk, huzur getirir,” diyerek bilekliği bileğime taktı.
Elim bileklikte gezinirken "Umarım Zümrüt hala bu evlilik mutluluk getirebilir,” dedim ve çaresizce Zümrüt halaya sarıldım.
Ağlamamak için var gücümle dişlerimi sıkarken çıplak omzumda bir ıslaklık hissettim. Zümrüt haladan ayrılıp gözlerine baktığımda o gözlerin yaş döktüğünü gördüm. "Ağla Zümrüt hala kaderime ağla çünkü ben ağlayamıyorum. İçim paramparça oluyor bir başkası için hayalini kurduğum şeyleri istemeyerek yapmak beni daha da öldürüyor. Ben hiç böyle hayal etmemiştim." Ondan cevap beklemeden banyoya girdim. Kapıya yaslanıp yavaşça yere çöktüm. Ağlamamak için kendimi sıkarken bir hıçkırık peyda oldu dudaklarımdan boğazımı ateş gibi yaktı. Derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım.
Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama yerden kalkıp aynaya baktım ellerimi ıslatıp enseme değdirip banyodan çıktım. Sakindim ve bugünü başarılı bir şekilde bitirebilirim. Giyinme odasına girerek bir kaç gün önce alınmış gelinlik isimli kefeni giydim. Aynaya bakmaya cesaret edemedim.
Acı bir iç çekip giyinme odasından çıkarak yatak odasına girdim. Camdan baktığımda havanın kararmak üzere olduğunu gördüm. Saat kaçtı ki? Berdan hala ortalıkta yoktu. Kendi kendime düşünürken açılan kapı ile yere basan sert adımlar ve tok sesler onun geldiğine işaretti. Ona dönmek bir yana sesini duymamak için kulaklarımı kapatmak istedim. O da aynı düşüncede olsa gerek ki sesini dahi çıkarmadan giyinme odasına girdi.
Hala cam kenarında dışarıdaki telaşı izlerken omuzlarımdan tutulup döndürülünce irkildim. Sinirle gözlerimi Berdan'da gezdirdim. Benim aksime simsiyah bir takım giyinmişti. Beyaza dair en ufak bir şey bile yoktu. Sinirle "Dokunma bana,"dedim ve bir adım geriledim.
"Gece neden gelmedin? Neredeydin?" Sorularıma yanıt beklerken öfkeme hakim olamadım.
Dalgayla "Daha ilk günden kıskançlık krizleri sana hiç yakışmadı Arin,” deyince göz devirdim.
"Ciddiyim gece neden gelmedin? Başka biri mi var" Her ne olursa olsun başka biri söz konusu dahi olmamalıydı.
Sinirine hakim olmak isteyen bir tonlamayla girdi cümlesine. "Arin kes sesini yok başka biri." Yanımızda duran masanın üzerindeki kutulardan birini açtı. Çıkardığı altın bileziği bana doğru uzatınca sinirle elinden alıp bileğime taktım.
Sağ koluma yedi burma, sol koluma sekiz hasır bilezik, boynuma ağır bir kolye, altın seti ve bir çift küpe taktıktan sonra bir kutu daha açtı. Künyeyi bana uzattı elinden alıp bileğime takmaya çalışırken yere düşen künye ile öylece yere baktım.
Berdan önce gözlerime ardından yerdeki künyeye baktı. Dizinin üstüne çöküp künyeyi yerden aldı ve az önce hitaben daha sakin bir sesle "Uzat bileğini."dedi.
Ona karşı çıkmak yerine sessizce bileğimi uzattım. Ardından açtığı diğer kutudan çıkardığı kolyeyi boynuma taktı. Eli boynumda ve omzumda gezinirken irkilerek gözlerine baktım. "Dediklerimi unutmadığını var sayıyorum. Hazırsan çıkalım,” diyerek duvağımı örttü.
"Unutmadım senin sesini ve yüzünü göreceğim son gün için sadece bir kaç saat dayanmam gerekiyor." Önüne geçtim ve kapıyı açtım.
Odadan çıktığımız gibi zılgıt seslerinin kulağımı doldurmasını beklemediğim için irkildim. Berdan'ın yanıma gelip elimi tutması sinirimi bozarken kendimi sadece bir kaç saat diyerek temkinliyordum.
Birden aşağıdan yükselen;
Ki zava
Ki zava
Berdan zava
Sözleri ardından yükselen zılgıtlar ve hemen ardından;
Ki buke
Ki buke
Arin buke
Sözlerinden sonra yeni zılgıt seslerine eklenen müzik sesleri ve kadınların halaylarına eşlik eden erbane sesleri görülmeye değer bir şölen gibiydi.
Lê bûkê lê narê
Bûka me bûkan e
Lê bûkê lê narê
Tiriya nava rez e
Lê bûkê lê narê
Zava da ber gez e
Lê bûkê lê narê
Bûka me diyar e
Lê bûkê lê narê
Tiriyên ber dikan e
Lê bûkê lê narê
Zava jê nexwar e
Lê bûkê lê narê
Bûka me bûkan e
Lê bûkê lê narê
Bûka hez û mez e
Lê bûkê lê narê
Bûka me bûka me
Kadınların şarkıları ve zılgıt sesleri eşliğinde aşağı indiğimizde tekrar zılgıt sesleri doldurdu kulağımı.
Bugün ki zılgıtlar benim acılarıma bir haykırış olarak semaya ulaşıyordu...
Herkes fazlasıyla mutluydu ben hariç. Bana zehir zindan olan hayatımı kutluyordum ben. Berdan elimi bırakınca Dilzar daye bana yaklaşarak karşımda durdu ve duvağımı kaldırdı.
Çantasından çıkardığı kutuyu açıp yadigar olduğunu düşündüğüm yüzüğü "Bize hayırlı gelin, kocana hayırlı eş, çocuklarına hayırlı ana olasın Arin. Allah utandırmasın hayırlı uğurlu olsun."ağır aksanı ile söylediklerinin ardından yüzüğü parmadığıma takınca elini uzatmadan elini öptüm Dilzar daye hiç beklemediğim bir şey yaparak saçlarımı öptü.
Daha sonra Hozan bey karşıma geçti büyük kutuyu açtı ve özel yapım olduğu her yerinden belli olan altın kemeri "Hayırlı olsun gelin. Keşke şartlar böyle olmasaydı ama yapacak bir şey yok bu saatten sonra. Artık sen bize biz sana alışmaya çalışacağız. Hayırlı uğurlu olsun."diyerek ağır kemeri belime taktıktan sonra elini uzattı, elini öptüm ve geri çekildi.
Yaşe hanım elindeki kutudan çıkardığı seti hem taktı hem "Saygıda kusur etmezsen, lafımı ikiletmezsen iyi anlaşırız. Hayırlı uğurlu olsun gelin."dedi ve seti takarak elini uzattı, elini öptüm ve geri çekildi.
Daha sonra herkes altın taktı ve büyük zılgıtlar eşliğinde tekrar davullar zurnalar çalmaya başladı.
Hiç beklemediğim şekilde Welat tüm sesleri susturdu ve elinde kırmızı kuşak ile karşımda durdu. Welat bana Aziz abimi hatırlatıyordu. "Hiç sevmem ama adettendir iste." Omuz silkip kırmızı kuşağı açtı.
Derin bir nefes alarak "Arin güzeller güzeli kardeşim ne zaman başın sıkışsa bir kardeşinin de burada olduğunu sakın unutma."diyerek kuşağı belimden geçirdi bir kez ve bir damla süzüldü gözümden. "Ben, sen haksız da olsan hep senin yanında olurum. Tıpkı abin gibi."bir kez daha geçirdi kuşağı belimden, bir yaş daha süzüldü yanağımdan. "Sen benim için ilk andan itibaren çok özel oldun bir ablam, bir kardesim gibiydin. Güçlü ol ve benim ablam, kardeşim olduğunu göster herkese."diyerek kuşağı belime bağladığında bir yaş daha süzüldü yanağıma.
Bana sıkı sıkı sarıldığında fısıldarcasına "Çok teşekkür ederim Welat, her şey için."diyerek daha fazla göz yaşı döktüm herkesin gözleri bizdeyken.
"Güçlü dur Arin. Kendini annem dahil tek bir kişiye bile ezdirirsen sana bir daha kardeşim demek bir kenara, yüzüne dahi bakmam,"dedi kısık sesi ile.
"Söz veriyorum Welat." Kollarımı ona daha sıkı sardım benim burada ki kardeşim olan çocuğa.
Ardından beni bıraktı ve kızarmış gözlerle "Ağlama kız beni de ağlatacaksın. Hem biraz daha ağlarsan makyajın akar çirkin gelin olursun, sus"deyince tebessüm ettim.
Berdan'ın cebinden çıkardığı kutudaki yüzüğe ve kolyeye baktım. Ardından gözüm Dilzar dayeye ve Hozan beye değdi. İkiside arkası dönük bir şey konuşurken Berdan parmağıma yüzüğü taktı.
Ardından kolyeyi takarak anlımı öptü ve duvağı kapattı. Zılgıt sesleri bütün konağı doldurunca kapıdan çıkacağımız sırada bir hoca tarafından usulünce dualar okundu.
Kapıdan çıktığımızda ucu bucağı gözükmeyen arabalara değdi gözlerim. Berdan elimi tutarak siyah üst düzey bir araca binmemi sağladı ve kendisi de arabaya bindi. Öndeki şoför de arabaya binip arabayı çalıştırdığı gibi silah sesleri doldurdu dört bir yanı ardından kadınların zılgıtları, davul ve zurna sesleri.
Kornalar eşliğinde giden uzun sıralı araçların içinde çalan müzikler ara ara kulağımı doldururken Berdan'ın suratına dahi bakmıyordum.
Konvoy tüm trafiği durdurunca merakla etrafa bakındım. Bizim olduğumuz araba da durunca tekrar patlayan silah sesleri durmuyordu. Tüm konvoy durunca kadınlar ve erkekler yolun ortasında tüm trafiği kapatarak şarkı söyleyerek halaylar çekiyorlardı.
Keçê binêr çerxa cihan
Zor girêdane me re zor
Jin çûne pêş pir dixwînin
Êdî qelem ket şûna şûr
Keçê em dixwazin bi me re werin şerê
Dilo em dixwazin bi me re werin cengê
Hayê hayê em keçikê Kurdan in
Şêrîn in şekir in em li hêviya merdan in
Hayê hayê em kulîlkê Kurdan in
Derdê nezana berbendî serhildan in
Halayı arabadan izlerken arabanın kapısı açıldı Welat, Berdan'ın gözlerinden onay aldıktan sonra "Hadi yenge olan ablam beni yanlız bırakma çok bilmiyorum, halay karışmasın yardım et bana."deyince dudağım kıvrıldı.
Beni çekiştire çekiştire zorla arabadan indirince Berdan da indi arabadan. Welat halay başına geçip mendili eline alırken elimi bırakmadan halayı ustaca yönetmeye başlayınca beyaz yalanı üzerine gözlerim şaşkınlıkla açıldı, Welat benim gözlerimi bakarak,
Serê xwe rake keça Kurdan
Dil û cegerêm heliyan
Ka niştiman ka azadî
Ka dayika me sêwiyan
Keçê em dixwazin bi me re werin şerê
Dilo em dixwazin bi me re werin cengê
Hayê hayê em keçikê Kurdan in
Şêrîn in şekir in em li hêviya merdan in
Hayê hayê em kulîlkê Kurdan in
Derdê nezana berbendî serhildan in.
Welat'tan zorla parmağımı kurtarıp "Welat az daha devam etseydik parmağım elinde kalabilirdi."dedim sitemle.
"Kusura bakma yenge kendimi kaptırdım."diyince kaşlarımı çattım.
"Hani bilmiyordun yalancı."diyerek sigara içen Berdan'ın kara gözlerine baktım ve yanına yürüdüm. Yanına doğru yürüdüğümü görünce elindeki sigarayı attı.
Konvoy o sıra toparlanıp yavaş yavaş harekete geçince biz de arabaya bindik ve kornalar eşliğinde düğün salonuna kadar ara ara silah sesleri ile ulaştık.
Salondan ziyade kocaman bir otele gelmiştik. Girdiğimiz otelin kapısında zılgıt sesleri ve alkışlarla ile karşılandık. Kapının girişindeki kızlar erbanelere sertçe vurup söyledikleri şarkıya uydurdu.
de bi lûr lûr lûr lûr lûr
de bi lûr lûr lûr lûrl ûr teşîyê
tejîya min ji dara darê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr
lê di rêsim ji herîya karê
de bi lûr lûr lûr lûrl ûr teşîyê
ez işev çûm dîlanê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr
ketime milê wê yarê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr teîyê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr
de bi lûr lûr lûr lûr lûr teşîyê
tejîya min ji dara bîyê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr
lê di rêsim herîya mîyê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr teşîyê
ez işev çûm dîlanê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr
ketime milê ber bukê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr teşîye
de bi lûr lûr lûr lûr lûr
de bi lûr lûr lûr lûr lûr teşîyê
tejîya min ji dara merxê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr
lê di rêsim herîya berxê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr teşîyê
ez işev çûm dîlanê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr
ketime milê wê keçkê
de bi lûr lûr lûr lûr lûr teşîyê
Genç kadınların sesi ile uyumlu erbane çalışı onları hayran hayran izleyemememe sebebiyet verdi. Beklemediğim büyük bir kalabalık bizi karşılarken çalan parça ile büyük otele giriş yaptık.
Gelin ve damat için hazırlanan büyük masaya oturunca Berdan hafif bana yaklaşıp kulağıma fısıldarcasına "Bu gece ne kadar güvenilir olduğunu göster Arin."dedi anlamsızca. Duvağı kaldıracağım sırada elini elimin üstüne koyup "Açma."dedi sadece.
"Bana emir vermeyi kes Berdan. Zaten canım burnumda size eğlence bana azap olan bu gün için benden daha fazla şey bekleme. Söz verdiğim gibi sizlere ayak uyduracağım, sen de söz verdiğin gibi benden uzak duracaksın."dediğimde gözlerini kapatıp açarak başını aşağı yukarı salladı.
Yeni yeni başlamak üzere olan düğüne sürü sürü insanlar akın ediyordu. Ne susan şarkı sesleri ne duran halaydı ve halayı bir kez bile bırakmayan ikili Welat ve Meyra da dahil durmaksızın devam ediyordu her şey en güzel şekilde.
Nikah için gelen memura değdi gözlerim. Birazdan tamamen bir Karaşah olacaktım. Hayatım artık tamamen bitecekti. Ben Arin Karaşah değil Arin Koçer olarak kalmak istiyorum öyle devam etmek istiyorum.
Hayat isteklerimizi görmeyecek kadar kör ne yazık ki...
Nikah memuru gelip Berdan'a "Hazırsanız başlayalım Berdan bey." dedi.
Berdan nikah memuruna oturması gerektiğini işaret ederek "Bir kaç dakikaya şahitler gelecek. Başlarız o zaman."dedi net bir dil ile.
Her şeyi öylece durmuş izliyordum sanki hiç bir şey bana ait değildi. Benim düğünüm değildi de bir başkasının düğünü gibiydi.
Soluma baktım Berdan yoktu, kim bilir yine hangi cehennemde. Bir kaç dakika sonra masamıza gelen bir çift ile öylece duraksadım. Fazla güzellerdi...
Masmavi gözleri olan bir adam ve simsiyah gözleri olan bir kadın. Adam kadının gözlerini anımsatan simsiyah bir takım giymişti. Kadın ise simsiyah göğüs dekoltesi ve derin yırtmaçlı uzun kollu dar bir elbise giymişti. Öyle ki fazla görülmeye değerlerdi. Uyumları ve adamın kızın gözlerine bakışı kıskanılmayacak gibi değildi. Herkes bir gün öyle sevilmeli duasını ettiriyorlardı istemsizce.
Adam kadının gözlerine bakıp "Ruhumun Deva'sı biraz sakin mi olsan acaba?"diyince kadın omuz silkti. Adamın kadına olan hitap şekli beynimde dolanıyordu 'Ruhumun Deva'sı...'
Adam kadının elini tutunca "Özgür sana hala sinirliyim."diyerek çemkirince adam kadını bir bebek gibi kolları arasına alıp sardı kadın başını saniyeler içinde adamın göğsüne koydu.
İsmi Deva olan kadın, Özgür olduğunu düşündüğüm adamın göğsünde iken başını hafif kaldırıp adamın çenesini öptü ve "Tamam özür dilerim biraz fazla çıkıştım."dedi. Onların gözleri birbirinden başkasını görmezken, ben ise sadece onları izliyordum sessizce ve dikkat çekmeyerek.
Özgür de eğilip Deva'nın anlını öperek "Sen yeter ki sesini benden esirgeme Deva. Ben seninle ve senle olan her şeye razıyım." diyince Deva'nın gözleri parladı.
Berdan masaya gelince Özgür'ün elini sıkıp "Hoş geldiniz sefa getirdiniz."dedi ve ardından Deva'ya baş selamı verdi.
Özgür de ciddiyetle "Hoş bulduk Berdan."diyince bir an şaşkınlıkla bakındım Özgür'e bu daha demin ki adam mı diye. Az önceye göre fazla ciddiydi.
Deva'nın elini tutup "Biliyorsun Deva."diyerek Deva'yı hafif kendine doğru çekti.
"Merhaba Berdan ve güzeller güzeli gelini ? " dedi ismimi sorarcasına.
"Adım Arin."diyerek tebessüm ettim.
"Ben de Deva. Çok memnun oldum Arin. Çok mutlu olursunuz umarım."diyince tebessüm ettim.
Berdan nikah memuruna "Başlayalım." dedikten sonra duvağımı örttü tüm çalgı ve halay durunca herkes bize pür dikkat bakındı.
Nikah memuru "İsim Soyisim?"diyerek mikrofonu bana yöneltti.
"Arin Koçer."
Berdana sordu bu kez "İsim Soyisim?"
"Berdan Karaşah."
"Siz şahitlerin ismi ve soyismi?"diyerek sahitlere uzattı mikrofonu.
"Özgür Beyoğlu."
"Deva Erşen."diyerek yanıtladılar memuru.
Ardından klasik sorular üzerine resmi nikah kıyıldı ve evlilik cüzdanı elime tutuşturuldu ve Berdan herkesin içinde duvağımı kaldırıp anlımı öptü.
Her ne kadar Berdan'a haz etmesem bile her şeyi benim için yaptığını görebiliyordum. Beni öpmesi bile helali olduğumu kabul ettiğini ve bunu herkesin bilmesini istediği için de nikahı bugün düğünde kıydı.
Özgür ve Deva da bizimle birlikte kalkınca Özgür hafif Deva'ya doğru eğilerek "Ne dersin hazır nikah memuru varken biz de kıyalım mı nikah?"diyince Deva başını kaldırıp Özgür'ün gözlerine baktı.
Birbirlerine bakarken gözleri parlayan çifti kıskanmamak elde değildi. Deva hafif başını yana yatırıp "Okyanusunda boğulmaktan korkmasan hemen derdim, hemen..."diyerek başını Özgür'ün göğsüne yasladı.
Özgür Deva'nın kendisine yaslanan bedeni ile kolunu Deva'nın beline koydu ve Berdan'a "Hayırlı olsun Berdan."diyerek elini sıktı.
Berdan da Özgür'ün elini sıkıp "Eyvallah sağolasın."dedi.
Deva da bana bakıp narin ses tonu ile "Hayırlı olsun Arin umarım hep mutlu olursun."diyerek bana sarıldı.
Aynı samimiyetle karşılık verip "Teşekkür ederim Deva. Bu arada söylemeden edemeyeceğim çok güzelsiniz gözlerimi sizden alamadım."diyerek ayrıldım.
Deva'nın gülen gözleri bana önce Berdan'la konuşan Özgür'e ardından bana değdi "Teşekkür ediyorum Arin umarım sizin mutluluğunuz çok daha güzel olur."dedi ve gözlerini kapatıp açtı.
Özgür tekrar Deva'nın belinden tutup son kez tebrik ederek bir masaya geçtiler.
Berdan bana yaklaşıp "Çok mutlusun sanki güzeller güzeli karıcım. Bu mutluluğunu birazdan dans ederken de görmek isteriz."diyince kaşlarımı çatarak ona döndüm.
"Ben dans etmeyi bilmiyorum hem bilsem bile seninle dans etmem."diyip omuz silkerek güldüm. "Ama halaya da hayır demem. Bundan sonra ki halaya biz de kalkalım oturmaktan sıkıldım."dedim sitem edercesine.Başını aşağı yukarı sallayıp gözlerini açıp kapattı.
Başlayan bir diğer halayın başına geçen Welat ve Meyra coşku ile halayı yönetirken aralarında sıradan bir kuzen ilişkisi olamadığı anlaşılıyordu ikiside bir birine korkarak bakıyordu ama o korkunun ardında bir sevda olduğuna emindim.
Yanımıza gelen Zümrüt hala "Bu halaydan sonra siz de kalkın. Alem gelin görsün, düğün görsün biraz."dedi gülerek.
Zümrüt halaya bakıp gözlerimi kapatıp açtım. Zümrüt hala gidip Meyra'yı gönderince Meyra "Arin bir şeye ihtiyacın var m?"diyince başımı sağa sola salladım.
Ardından Meyra yanımıza oturacakken çalan halay ile oturmadan hafif kulağıma eğilip "Halayı biraz toparlayayım sonra siz gelin."diyince tamam diyerek gidişini izledim.
Meyra ve Welat el ele halay ile birlikte bağırarak şarkının nakaratını söylerken biz de halaya dahil olduk. Fakat Berdan hiç denecek kadar az durdu ve hemen halaydan çıktı.
Meyra'nın ısrarı üzerine halaydan ayrılıp ortaya geçerek karşılıklı oynamaya başladık omuzlarımızı bir birimize değdirerek büyük bir coşku ile elimdeki mendili Meyra'nın başından geçirince zılgıt sesleri doldurdu kulağımı. Zümrüt hala büyük bir gururla bizi izlerken Newal köşede tırnaklarını yemekten kıpkırmızı olmuştu.
Görülmeye değer oyunumuz Dilzar dayeye bile tebessüm ettirirken Yaşe hanım Newal'i dürterek bir şeyler söylüyordu.
Son bulan şarkı ile yerime geçecekken birden etrafımı erbane çalan kızlar sardı. Şaşkınlıkla Meyra'ya baktım gözleri gülerken dudağını oynatıp "Anı yaşa Arin."dedi ve erbane çalan kızların oluşturduğu halkanın içinden çıkıp beni yanlız bıraktı.
Elimde ki mendille halkanın içinde oynarken erbane çalan kızlar ritme uygun erbaneleri kaldırıp daha gür çalmaya başladılar.
Hiç beklemediğim şekilde şekilde halkanın içine giren Berdan'la gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Berdan da elindeki mendili sallayıp bana yaklaşınca Zümrüt halanin ve daha bir çok kişinin gür zılgıtlarını işittim.
Berdan elindeki mendilli sallarken ben de elimdeki mendili sallayarak etrafında dönmeye başladım öyle ki ben bile böylesine güzel bir şey beklemiyordum.
Etrafımızda ki halka yavaş yavaş dağılırken saniyeler içinde çalan dans şarkısı ile Berdan'ın gözlerine baktım. Benim aksime keyifle bana yaklaşıp ince belimi tutarak beni kendisi ile birlikte ağır ağır hareket ettirdi.
"Dans etmek zor olmasa gerek öyle değil mi Arin?"diye sordu kulağıma eğilerek.
"Halay çekmek daha cazip ve güzel geliyor Berdan."dedim gözlerine bakarak. Siyahtan daha siyah olan gözler...
"Kendini daha fazla yorma bu danstan sonra dinlen."diyerek beni düşündüğünü ya da düşünüyor gibi yapışını gösterdi.
Fakat ne kadar da ön yargılı olsam beni bir kez ayağa kaldırıp her defasında oturmamı da engellemiş olsalar çok güzel dans ettik. Ardından biten dans şarkısı ile Berdan masaya kadar bana eşlik etti. Ardından tekrar gözden kayboldu.
Koca gelinlikle hareket etmenin ne kadar zor olduğuna kanaat getirerek yerime geçtim. Meyra yanıma gelince nefes nefese "Meyra bana acil su getirir misin? Astım krizim tutabilir ilacım Berdan da muhtemelen o da acil ilacımı getirsin muhtemelen çok uzaklaşmamıştır buralardadır."diyerek zar zor konuşunca Meyra hiç bir şey demeden hızlıca yanımdan uzaklaştı.
Bir kaç dakika sonra getirdiği suyu bana uzatıp "Berdan abimi de hemen gönderiyorum."dedi ve tekrar uzaklaştı. Nefes nefese su içerken Berdan yanıma geldi.
Suyu masaya bırakınca Berdan cebinden çıkardığı ilacı bana uzattı. Hafif arkamı dönerek kullandığım ilacı tekrar Berdan'a verip "Teşekkür ederim."dedim.
Sinirle yanıma oturup "Ne diye o kadar kaldın ki zaten sen Arin? Hasta olduğunu mu unutuyorsun çocuk musun sen?"diyince sinirle gözlerimi devirdim.
"Susar mısın rica etsem? Malum en mutlu günüm zehir etme bana şu günü."diyerek omuz silktim dalga geçercesine.
Ne ben onu anlayabiliyorum ne de o beni anlayabiliyor. Sonumuz ne olacak karmaşıktı ama içimden bir ses ikimizinde hayatı zindan olacak diyordu.
Gözüm soluma değdi Berdan yine yoktu. Sürekli ortadan kaybolması hiç hoş değildi özellikle de kendi düğününde..
Ardından yavaş yavaş dağılan kalabalık saatin geç olduğunu ve yavaş yavaş düğünün son bulacağına işaretti. Vedalaşarak gidenleri uğurlarken Berdan yine ortadan kayboldu fakat bu kez telefonunu masada unutmuştu.
Düğün sesi yavaştan azalırken insanlarda biraz olsun azalmıştı Berdan'ın çalan telefonuna değdi gözlerim. Musa arıyor.
Telefon dört beş kez kapanıp tekrar çalarken bu kez telefonu açtım ve hiç konuşmadan kulağıma koydum.
Karşı taraftan gelen endişeli sesi idrak etmeye çalıştım. "Berdan Ağam Arin Hanımın babası Firuz Ağa dün gece girdiği yoğun bakımdan sağ çıkamamış, vefat etmiş. Firuz Ağayı bir kaç saat önce kaybettik!”