Sabah güneşi, perdeden süzülerek tenime dokunduğunda gözlerimi araladım. Odanın içinde hâlâ geceden kalma bir dinginlik vardı ama içimde yeni günle birlikte yükselen başka bir telaş vardı. Yavaşça doğruldum yatakta, yanımda boş yatan yastığa göz gezdirdim. Berdan kalkmıştı. Giyinmek için doğrulurken kapı nazikçe aralandı. Elinde bir fincan kahveyle içeri girdi. “Uyandın mı?” dedi. Gözleri yüzümdeydi, ama kahveyi uzatırken sesi sıradandı. Başımla onayladım, fincanı aldım. İlk yudumu içtikten sonra kahveyi püskürttüm. Kendi acı kahvesini vermiş insafsız sabah sabah. “Bu ne be çok acı. Neden kendi kahveni vermek yerine bana da kahve getirmiyorsun?” Elimden kahve fincanını alıp kahvesini içmeye devam ederken aynı zamanda bıyık altı gülüyordu. “İki gün öncenin sabahına sayarsın güzelim.” Yüz

