“Belki, birazcık olsun diye seversin diye Sinem..”
Deli yürek, bir damla sevgi dilenirken sevdasından, kör olası kader bırakmıyordu peşini.
“Sevinmez miyim Yusuf!”
Hayal kırıklığını bir perde daha arkasında bırakıp, kahvelerine tutunmaya çalıştı Sinem’in. Avuçlarının arasında olan elleri, sıkı sıkı tutarken buruk bir tebessümle, yanıtladı.
“Ne mutlu bana o zaman, amacıma ulaşmışım.”
Sinem, birleşmiş olan ellerine bakarken, içinden ılık ılık akan bir şeyler hissetti. Bu duygunun adı neydi?
Yusuf’u gördüğü için farklı hissetmesi normal miydi?
Sadece bu yabancı ülkede, tanıdık bir sima farklı hissettirmişti.
Cesurca baktığı yeşil gözlerin buğulandığını görünce, kendi incilerini serbest bıraktı. Dayanamazdı Yusuf’u böyle görmeye, en iyisi bakış açısını bulanıklaştırmaktı.
Yusuf’un yaptığı gibi, dudaklarını Yusuf’un avuç içlerine bastırdı.
Yusuf, Sinem’in başını göğüs kafesine yaslarken, kulağına dolan Sinem’in çatallaşmış sesiyle yutkundu.
“Çok özledim, Yusuf...”
...........................
“Yusuf’um nasıl, Yusuf?”
Yusuf, önündeki kahvesinden bir yudum alıp, Sinem’in sorusuna cevap verdi.
“Onur Bey’le buraya gelmeden önce konuştum, durumu şu anlık iyi.”
Sinem, elbette Yusuf’un nasıl olduğunu biliyordu, Onur Bey’le her gün görüşüyordu. Ama Yusuf’un buraya gelmesine bir sebep arıyordu. Daha dün aradığında Yusuf yeni çıkmıştı hastaneden. Üstelik Sinem’in yerine palyaçoluk yapıyordu, onun miniklerine. Herşeyden haberdardı, bilmediği tek gerçek Yusuf'un kalbinden geçenlerdi.
“Yoldan geldin Yusuf, eğer yorgunsan Asım amcamı arayıp haber vereyim. Eve geçelim, geldiğin için çok sevinirler.”
Yusuf elini olumsuz manada sallayarak, itiraz etti hemen.
“Sinem, bu aramızda kalmalı. Bizimkilerin haberi yok buraya geldiğimden, ani bir karar oldu. Söyleseydim, sömestr tatiline erteler birlikte gelmemizi isterlerdi. Onun için benim dönüş biletim hazır, haber vermesen daha iyi.”
Sinem, eline aldığı telefonu masaya bırakırken, çalmaya başlayınca ekrana baktı. Arayanın Kutup olduğunu görünce, müsaade isteyerek kalktı.
“Efendim, Kutup”
“Beni ne zaman aramayı düşünüyordun, ufaklık?”
Sinem, göz ucuyla Yusuf’a bakarken, tedirginlikle sordu.
“Kimseye bir şey söylemedin değil mi?”
“Hayır, yanındakinin kim olduğunu bildiğim için söylemedim.”
“Peki, o zaman söylememeye devam et. Ben akşam eve gelince sana her şeyi anlatacağım Kutup.”
“Duygularını, ve kendini korumayı unutma ufaklık! Ve sakın--”
“Peki, denerim. Ve asla senden bahsetmeyeceğim.”
Sinem, göz hapsinde olduğu Yusuf’a minik bir tebessüm yollarken, telefonu avucunun içinde sıkıp masaya geri döndü.
Yusuf, gördüklerini sormak için çıldırırken, cevapsız kalmaktan korktuğu için susmayı tercih etti.
Ve şimdi yeni Sinem, sahalardaydı.
“Yusuf, buraya neden geldin?”
Yusuf, ikinci defa aynı soruyla karşılaşınca, aynı cevabı vermeye yeniden yanlış anlaşılmaya hazır hissetmiyordu kendini.
Sessiz kalarak kahvesini yudumlarken, cevap bulmaya çalışıyordu kendine.
“Bak Yusuf, buraya sana yapmamam gereken bir hatayı yapmış olduğum için geldim ama, kendini suçlu hissetmene gerek yok. Ben burada mutluyum, evet ailemi özlüyorum ama üstesinden gelmek çok zor değil. İleride burada okumuş olmak benim için büyük bir avantaj olacak.”
Yusuf, duyduklarını duymazdan gelerek, ellerini masanın üzerinde birbirine kenetleyerek, kaşlarını çatarak cevapladı Sinem’i.
“18 olduktan sonra, sana karışamayacaklarını biliyorsun değil mi?”
Sinem derin bir nefes alıp, sabır dilendi içten içe. Bunu elbette biliyordu ama, onlar modern bir sosyete mensupları değildi.
Babası Oflu Serkan Ulusoy, annesi bir zamanların efsane Mit ajanı Yaren Ulusoy’du. Onların kıskacı altına kısılıp kalmasa da, onlardan kaçacak hali yoktu.
Ama hayatın gerçekleri 35 günde Kutup Ulusoy tarafından gözlerinin önüne serilmişti.
O eski Sinem olmadığı gibi, Yusuf’ta eski Yusuf değildi.
Aşk insanı değiştirir derlerdi, Yusuf aşktan değişmişti de, Sinem’in özlem kafasına falan vurmuş olabilir miydi?
Zamanla tipik Kutup’a dönüştüğünü hisseden Sinem, doğrunun bu olduğuna kanaat getirmişti.
“18 Olduktan sonra bir şey değişmeyecek Yusuf, ben yine aynı Sinem olacağım.”
Yusuf, kaşlarını havalandırıp, Sinem’e doğru eğilirken kısık sesiyle sordu.
“Yine geceleri tek başına uyuyamayan, karanlıktan korkan, şarkı dinlemeden banyo yapamayan, denizden korkan, astım hastası, motordan ölümüne tırsan bir Sinem yani, öyle mi?”
Sakin....Bir...iki....Üç....Duygularını...
Koru...Evet...Tamam..
Yusuf’un keskin bakışlarının tesiri altına girmeden, arkasına yaslanıp sakince konuşmaya başladı. Aslında bu dilin adıydı Kutup'ça...
“Geceleri tek başıma uyuyabiliyorum, karanlıktan eskisi gibi korkmuyorum, şarkı dinlemek yerine söylemeyi tercih ediyorum. Deniz korkum...Oda çok yakında yakamı bırakacak bir korku.
Astımım buraya geldikten sonra hiç tutmadı, ve Motor yalnızca ölüm kusan bir alet, ondan korkmuyorum.”
Yusuf, duyduklarına sevinse mi, yoksa Sinem’in gururu için böyle davrandığına kendini mi inandırsa bilemiyordu.
Günlerce nasıl uyuduğunu düşündüğü Sinem, mışıl mışıl uyuyordu ha?
Tek kelimelik bir cevapla, kapattı konuyu Yusuf. Amacı Sinem’in canını yakmak değil, bencillik yaparak Türkiye’ye geri dönmesini sağlamaktı. Hepsi hasrettendi işte!
Onun yüzünden gelmemiş miydi buraya?
Neden tatile gelmiş gibi davranıyordu?
“Sevindim.” diye kuru bir kelimeyle geçiştirdi.
Sinem, Yusuf’un yüzünde gördüğü duyguyu acıma olarak nitelendirdiğinde, içi burkuldu. Yusuf’u buraya getiren şeyin ona acıdığı için olmasını istemiyordu. Hangi sebeple burada olmasını dilerdi bilmiyordu ama, kesinlikle ona acımasını istemiyordu.
Yusuf, artık gitmesi gerektiğini düşünürken, içinden gelenleri söyleyemediği için bir kaç saniye saçlarında gezdirdi bakışlarını.
Ardından bakışlarını yüzünde gezdirdi...
Vedalaşıp ayrılırken, dilinden tek bir cümle, kalbinden satırlar döküldü Yusuf'un.
“Gitmem gerek...”
Gitmem gerek...
Çünkü, kalırsam seni içime hapsedercesine sarılmak istiyorum.
Kalırsam, senide götürmek istiyorum.
Kalırsam, yanımdan ayırmamak istemekten korkuyorum.
Korkuyorum, sevgimle, aşkımla seni hırpalamaktan.
Korkuyorum, bu yeni seni, eski senle karıştırmaktan.
Korkuyorum, bu seni, ben yapmaktan. “Biz” yapmaktan korkuyorum senle beni.
“Yan yana” ayrı yazılır, ben “sımsıkı” olalım istiyorum...
İstiyorum, varlığını her an yanımda, sevgini göğüs kafesimde, ellerini avuçlarımın içinde, kahvelerini yeşillerimde...
Kaybolan eski seni, benle harmanlamak, benliklerimizden bir bütün oluşturmak istiyorum.
Seviyorum be, sevdiğim. Seviyorum be Azap meleğim... Göğüs kafesimi zorlayan kalbime acısıyla, aşkıyla dolduran kadınım. Seni senden gidecek kadar çok seviyorum...
Sen iyi ol, ben hep mutsuz olurum.
Olurum sen iste, ben kapında köle, sana bir ömür hizmetçi olurum.
Yeter ki sen ol göz hizamda, ben son nefesime kadar Köle, Aşık, acı çeken Yusuf olurum.
Bir sen ol sol yanımda, başkası olmasın hayatımda...
Merhabalar Deli Yürek, Azap Meleği severlerim.
fırsat bulduğum an, burada alıyorum soluğu ;) ve bekletmeyi sevmeyen Fadime, yazar yazmaz paylaştırıyor bölümleri son kısımda yazılı olan şiirimsi şey, bana ait. Yusuf sağolsun yazdırıyor da yazdırıyor!
yorumlarını bekliyorum, uzun olanlarından lütfen :D