Bu bölüm, merakla bekleyen tatlı okurum Meryem'e gelsin :)
Yusuf, yüzüne kapanan telefonla kolları iki yana düşerken, okyanus kolunu sıkıca kavrayarak kendine gelmesin için hızla sarstı.
"Hey! Sana ne oldu diyorum Yusuf!"
Yusuf, Okyanus'a dönerek, düz bir sesle yanıtladı. Söylediklerine kendi bile inanamazken, şoktaydı.
"Sinem, gidiyor abi."
Okyanus, Yusuf'un söylediklerine anlam veremeyince, onu tekrar kalktığı yere omuzlarından bastırmak suretiyle oturtarak, Ezgi'yi arayıp olanları öğrendi.
Okulda yayılan söylenti Kahraman malikanesine ulaşmış, o esnada Yaren hanım ve Serkan beyle birlikte oldukları için, Ezgi'nin yanlarından ayrıldığı kısa müddet içerisinde misafir olarak gelen arkadaşı her şeyi anlatmıştı.
Serkan bey, kızı istediği için doğum gününü New York'ta kutlamak üzere, pasaport ve vize işlemlerini halletmişti iki hafta önce.
Daha sonra Sinem, Yusuf cezalı olunca babasını güzel bir dille ikna etmiş, doğum gününde gitmemişti. İsteyip te gitmediği New York'a cezalı olarak gidecekti.
Yaren hanımın ayırttırdığı uçak biletiyle, sabahın erken saatlerinde kızını uğurlarken bu yolculuğun onun için ne kadar zor olacağını biliyordu.
Yusuf'a bilhassa haber vermemişlerdi. Sinem, yaptığı hatanın büyüklüğünü farkına vardığı için, Yusuf'u arayarak ondan özür dilediğinde ikna çabalarına girişmemesi için, böyle istemişti Serkan bey.
Serkan bey, kızlarını el üstünde tutsa da, laz damarı tuttuğunda fazla otoriter bir kişiliğe bürünüyordu.
Ufak tefek hatalara göz yumsa da, bir insanın hayatını etkileyecek bir hatayı affedemezdi. Affedilmesine de müsaade etmeyeceği için, Sinem'i sıkı sıkı uyarmıştı. Sinem, babasını daha fazla kızdırmamak adına Yusuf'u aramazken, öte yandan 'benden kurtuluyor, sevinir bile' diye düşünüyordu. Oysa bilmiyordu ki, Yusuf'un canı şu an daha çok yanıyordu.
Okyanus öğrendiklerini Yusuf'a söylerken, artık Aşkın failini de biliyordu.
Böyle bir Aşka layık görülen kız, Halasının kızıydı. Gözleri Yusuf'un üzerinden ayrılmazken, ne yapabileceğini düşünüyordu.
Yusuf yumruk yaptığı elini masaya vururken, sinirliydi. Öfkeliydi, kırgındı, Aşıktı...
İçinde tutmakta zorlandıklarını bir bir dökmeye başladı kelimelere.
"Abi! Sinem orada tek başına yapamaz, o alışkın değil yalnızlığa. Korkar tek başına uyuyamaz, anlamazlar onu. Yusuf'u merak eder, abi olmaz Sinem New York'ta kalamaz! Oraya gidemez, giderse gözünün yaşı kurumaz!"
Okyanus, Yusuf'un omuzlarına kemikli ellerini yerleştirip, sakinleşmesi için keskin bakışlarını gözlerine dikti. Bu deli Aşığı sakinleştirmeliydi.
"Bak koçum, bunları ailesi de biliyor! Yaren halam bunları bilerek yollamıyor mu Sinem'i? Canın yanıyor biliyorum, bir çözümünü bulacağız sakin ol! Mantıklı düşün şimdi."
"Yusuf'u bilmiyor abi, geceleri uykusunda sayıkladığını bilmiyor! Eğer biliyorsa neden yolluyor başka Ülkeye?!"
Yusuf, derin derin solurken, oturdukları mekan dar gelmeye başlamıştı.
Sandalyesinden kalkıp arkasını döndüğü esnada, telefonu çalınca masanın üzerinden alıp Ekranda Ezgi yazısını görmesiyle, beklemeden açtı.
"Serkan dayım vazgeçti değil mi Ezgi?"
Aslında duyacakları değil, duymayı arzuladığı sözlerdi bunlar.
Bin bir umutla sorduğu soruya karşılık, beklemediği bir şekilde geldi.
"Hayır, Sinem'in uçağı rötar yapmış, haberin olsun istedim. O seni dün aramak istedi ama, babam izin vermedi."
Yusuf, oldukları havaalanını sorarak, telefonu kapattı. Son defa Sinem'i görebilmek adına mekandaki bir çalışanın motorunu yüklü bir miktarla kiralayarak, son gaz yola çıktı. Okyanus, Yusuf'u izlerken çırpınışlarından anlıyordu Sinem'e karşı olan duygularını.
Yusuf, harbiden seviyordu.
Arkasında bıraktığı kırmızı ışıklar, çalan kornolar, söylenilen fahiş sözlere sağır olmuştu kulakları. İçinden ettiği dualar dur durak bilmiyordu. Dün gece yarısı eve gittiği içinde, kendine sayıştırmayı ihmal etmiyordu.
Yirmi dakika boyunca hız ibresinin sonunu gören Yusuf, havaalanına geldiğinde bulduğu ilk yere motoru bırakıp, Ezgi'nin söylediği kısma koşarak ilerledi.
Motoru götürecek olma ihtimalleri umurunda değildi.
Kontrollerden geçtikten sonra, Sinem'in olduğu bekleme salonuna geldi.
Gözleri etrafta karış karış Sinem'i ararken, uçağın kalkış saatinin yazılı olduğu ekrana baktı. beş dakika kaldığını gösteriyordu.
Bu kalabalığın içinde Sinem'i bulmak ne kadar zor olsada, son kez onu görecekti. İnsanların önünden geçerken, bir çift kahverengi göz ararken en sonda duvar kenarında oturmuş, rengarenk tırnaklarıyla yüzünü kapatan Sinem'i gördü.
O an yalnızca ona odaklanmıştı, etrafta ki insanların varlığını görmüyordu bile.
Bir kaç adımda önüne gelip oturduğunda, sabırsızlıkla ellerini Sinem'in bileklerine koyarak, ismini fısıldadı.
"Sinem."
Sinem, hıçkırıklarını dudaklarını sıkı sıkı kapatarak engellerken, duyduğu isimle hayal olduğunu düşünürken, bileklerinde ki baskıyla ellerini yüzünden çekti.
Buğulu kahveler, yeşillerle kucaklaşırken, vedaya hazır değildi her iki tarafta.
Yusuf, içinden tonlarla küfür ederken kendine, Sinem'in yüzünde ki yaşları silip ona bakmasını sağladı.
Eğer 14 yaşında bir saçmalık yapmasa, 18 yaşında karşılığında bu sahneyi yaşamayacaktı. İçini acıtan kahveler ona böyle savunmasız bakarken, bir kaç şey söyleyebilmek adına alev gibi yanan dudaklarını araladı.
"Bak, Sinem gitmek senin için çok zor ama--"
Yusuf bir türlü düzgün kelimeleri bulup bir araya getiremiyordu. Korkuyordu 5 dakikanın sonunda olacaklar için, Sinem gideceği için.
Aslında için geçen şeyler " Ben gururumu, söylediklerini Siktir ettim. Seviyorum Seni, gitme. Gerekirse birlikte gidelim." Kelimeleriyken, çıkmıyordu dudaklarından.
Sinem, hıçkırıklarını koy verirken, Yusuf dayanamadı. Kollarını iki yana açıp "Gel" dediğinde, Sinem tereddütsüz sığındı Yusuf'un kollarına.
Sadece dakikaları vardı Yusuf'un, Sinem'in kokusunu içine haps etmek için.
Gözlerini hafızasına kazımak, sesini duyana kadar unutmamak için.
O an Yusuf, Sinem'i düşünmesi gerektiğinin farkına vararak, kulağına fısıldadı.
"Ben seni affettim Sinem, sende kalbini kıran Yusuf'u affet. Gitmek zorunda kaldığın için elim kolum bağlı, ne zaman istersen söyle yanına gelirim. Tamam mı?"
Neredeydi o asabi Yusuf?
Sinem'le konuşma tenezzülünde bile bulunmayan, onu herkes gibi gören, tarafına bakmayıp, konuştuğunda tersleyen Yusuf?
Buhar olup uçmuştu, Aşk gönlünü mesken edince...
Yusuf, hasret kalacağı bu kokuyu derin derin içine çekerken, Sinem Yusuf'un duygularından habersiz sarıldıkça sarılıyordu ona. Kopmamak ister gibi, Yusuf'un yanlış anlamasına mahal verecek gibi.
Azıcık daha sarılsa Aşık diyeceği kadar duygu yüklü bir sarılmaydı bu. Dışardan bakan iki aşığın vedası derken, Yusuf'un içi yangın yeriydi.
Uçağın kalkacağını anons eden kadın sesi, ayrılık çanlarını çalmıştı.
Sinem, Yusuf'tan ayrılırken, aklında olan en önemli şeyi söyledi.
"Yusuf'um sana emanet Yusuf, senden tek istediğim bu. O'na iyi bak."
Yusuf başıyla onaylarken, Sinem, yeni hayatına, sürprizlere merhaba demek üzere arkasını dönerek uzaklaştı.
Yusuf gözü yaşlı Sinem'in ardından iki kelimeyle ant içiyordu unutmayacağına dair.
"Seni seviyorum"
Ve devam ediyordu...
"Değil New York'a, nereye gidersen git arkandan geleceğim, ve asla sen bu kalpten çıkmayacaksın deli kızım."
Huh! Bir adet Aşık Yusuf getirdik size Fadimemle :)
Ne olacak bu Deli Yürek Yusuf'un hali?
Adam kaçayım derken, bir hafta boyunca bastırdığı duyguları serildi ortaya. Oda yetmiyor gibi birde kız uçtu gitti.
Bu yazar ne acımasız ayoool ???