"Sen bana hediye almadın mı Yusuf?"
Yusuf, yüzüne alay içeren bir gülüş yerleştirerek, bakışlarını Sinem'den çekip denize doğrulttu.
Sinem, Yusuf'la oynamak istiyordu belki ama, artık ikisi de çocuk değildi.
İfadesiz bir yüzle Yusuf'u izleyen Sinem, vereceği cevabı deli gibi merak ediyordu.
Bir kaç dakika boyunca gelmeyen cevap, Sinem'in sinirlenmesi için yeterli olmuştu. Yusuf'un kolunu tutarak kendisine bakmasını sağladığında, iğneleyici bir sesle sordu.
"Yoksa bana layık bir hediye mi bulamadın kuzen?"
Yusuf, Sinem'in yüz ifadesine kahkaha atmak isterken, yine o tanıdık his bedenine yayılınca ciddiyeti kenara atarak dalga geçmeyi tercih etti.
"Benim alacağım hediyeye mi muhtaçsın Kuzen?"
"Seni bana muhtaç ederim, o zaman bu lafının altında ezilirsin Bay yürüyen Ego!"
Sinem, Yusuf'un kolunu bırakıp, salona geri dönerken fazlasıyla gergindi. Elbette Yusuf'un hediyesine muhtaç değildi, lakin bir hırs haline gelmişti Sinem için. Bir gün Yusuf ona hiç kimseye almadığı o hediyeyi alacaktı, ve Sinem reddedecekti.
Yusuf, topuklarının üzerine vurarak uzaklaşan hırçın kıza bakarken, derin bir iç çekti. Silueti karanlıkta kaybolduğunda başını göğe kaldırıp, fısıldadı.
"Ben sana zaten muhtacım be deli kızım."
...............................
Her gecenin bir sabahı olduğu gibi, her güzelliğin bir sonu ardından getirdiği bir felaketi vardı.
Yusuf; bir hafta boyunca Sinem'in dediği her şeyi yaparak Huzurun içinde boğulacağını zannederken, kimi zaman sinirden kendini kasmaktan patlayacak noktaya gelmişti.
Sinem'e hediye almadığı için, kalan son dört gün boyu yapmadığı iş kalmamıştı.
Sinem'e sekreterlik yapmak, ojelerini sürmek, onunla kuaföre gidip kapıda saatlerce beklemek, alışverişe gidip mağaza mağaza dolaşmak, Sinem'in arkadaşlarıyla buluştuğunda bir masa arkalarında onu beklemek.
Maalesef ki kız muhabbetlerine şahit olmak, gece bir yarısına kadar Sinem'in ödevlerini yapıp, sabahın bir köründe onunla yürüyüşe çıkmak. Her anın fotoğrafını çekip, köle Yusuf olarak i********: da paylaşmak. Twitter'da olup olmadık taglara destek verip, Sinem'in on defa değiştirdiği sözleri yazarak tweet atmak.
Ve daha nice nice kasti olarak yaptırılan, kız- Sinem- işleri.
Yusuf, bu haftanın ona kazandırdığı en güzel şeyin, şüphesiz küçük Yusuf olduğunu düşünüyordu. Çocukların hepsi Sinem'i sevse de, Yusuf bir başkaydı ona karşı.
Tıpkı; Yusuf Kahraman gibi. Yusufların Sinem'e karşı savunmasız olduğunu düşünüyordu Yusuf, yoksa bunca şeye rağmen hala isyan etmemesi normal değildi.
Sinem, doğum gününde onu zorla öpmeye kalkışan, okuldan bir arkadaşını döven Yusuf için, merhametli davranarak yaptıracağı işleri minimum seviyesine indirmişti. Şu yaşına kadar sevgilisi olmayan, ne zaman birisi ondan hoşlandığını itiraf etse günler sonra yüzünü göremez hale geliyordu.
Zorlamanın alemi yok diyerek, esas oğlanını beklemeye koyulmuştu Sinem'de.
Yusuf'la birlikte en son yaptıkları şey, minik Yusuf'u ziyaret etmek olmuştu.
Ardından Yusuf, cezasının sona ermesi şerefine kendisiyle konuşmaktan hazzettiği tek kişinin yanına gitmek için, evinden çıktı.
Sabahın erken saatleri olduğu için, henüz annesi ve babası uyanmamıştı.
Garajda duran motoruna göz ucuyla bakarken, kendisini yeni bir cezaya daha hazır hissetmediğini fark etti. Bu bir hafta Sinem'in yanında olmak, duygularını iyice tepe taklak olmasına sebep olmuştu. Bir haftaya daha kalbi dayanmazdı.
Uzaklaşmayı çalıştığı Sinem'le iki gece birlikte uyumak, kokusunu derin derin solumak hiç iyi olmamıştı Yusuf için.
Taksiye binerek kahvaltı yapacakları kafeye geldiğinde, her zaman oturdukları masaya baktı. Tahmin ettiği gibi abisi onu bekletmeden önce gelmişti.
Yanına gittiğinde, kollarını açarak adeta öz kardeş gibi sıkı sıkı sarıldılar.
Yusuf, abisinin karşısına oturduğunda, gelen garsona sipariş verip arkasına yaslandı önce.
"Nasılsın abi?"
"İyiyim Yusuf, sende bir haller var koçum, anlat bakalım."
"Olmaz mı Okyanus Abi, ben kaçmaya çalışırken burnumun dibine soktular."
Okyanus, Yusuf'un yüzündeki ifadeye tebessüm ederken, kaşlarını havalandırarak cevap almayı ümit ettiği soruyu sordu.
"Yusuf, artık bana bu aşk mevzusunu, failini anlatacak mısın?"
Yusuf, cebinden çıkardığı sigara paketinin içinden bir dal alıp, çakmakla yaktığında derin bir nefes çekti içine. Bu mereti ne zaman konuşmaktan kaçmak istese içerdi ama, Okyanus'a bu numara sökmüyordu.
Okyanus'un onu beklediğini biliyordu ama, senin kuzenine deli gibi yıllardır vurgunum diyemezdi ya rahat rahat. Bir yerden başlaması gerektiğini düşündüğü için, göz teması kurmadan bir şeyler gevelemeye başladı.
"Bak abi, nasıl oldu ne ara oldu, bende bilmiyorum. Ama başımı çevirdiğim her yerde, her yüzde ilk onu görüyorum. Adı neyse bu duygunun ben onu yaşıyorum abi."
Yusuf, sigarasından derin bir soluk alırken, Sinem'i o nefesle içine haps etmek ister gibiydi.
Okyanus, Yusuf'un çatık kaşlarına bakarken, bu soğuk adamın içini ısıtan kızın kim olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Garson kahvaltılarını getirip servis yaptıktan sonra, Okyanus Yusuf'un yeni bir dal aldığını görünce elinden çekerek kahvaltıyı işaret etti.
Onlar konuşarak değil, genelleme olarak bakışlarıyla anlaşırlardı. Çünkü Okyanus ve Yusuf olmak bunu gerektirirdi.
Okyanus, Yusuf'un kendisi haricinde pek insanla konuşmadığını bildiğinden dolayı, ne zaman abi "gel" dese ikiletmezdi.
Uzun yıllardır çocukluklarından bu zamana kadar, Yusuf'u hiç böyle görmemişti.
Ne olduysa son bir haftada olmuştu Yusuf'a. Bu apaçık belli oluyordu.
Kahvelerini içene kadar tek bir soru daha yöneltmedi Okyanus, Yusuf'un huyunu biliyordu. Bir kaç dakika kalmaz Abi diye başlardı anlatmaya.
Nitekim düşündüğü gibi oldu, Yusuf yeni bir dal daha dudaklarının arasına yerleşirken başladı efkarını tüttürmeye.
"Abi, ben böyle boktan bir duygu bilmiyorum yemin ederim. Son bir haftayı yaşamamış olsaydım, belki unutmamın imkanı olurdu ama, artık öyle bir şeyin ihtimali bile yok."
Okyanus kahvesinden bir yudum alırken, gözleri Yusuf'u mercek altına almış durumdaydı.
Harbiden çaresiz gözüküyordu ama, her derdin mutlaka bir devası olurdu. Oda sevdiğiyle Leyla'sıyla imkansız değil miydi? Günde kaç paket içtiği sigarasını Leyla'sı için bırakmıştı.
Şimdi tek alışkanlığı, vazgeçilmezi Leyla'ydı. Yusuf'ta elbet, bu duygularına bir gün ket vurmaktan vazgeçerek özgürlüğüne kavuşturacaktı.
"Peki, bu son bir hafta da ne oldu Yusuf?"
Yusuf, sigarasını kül tablosuna bastırırken, dişlerinin arasından tısladı.
"Aşık oldum, abi."
Okyanus, Yusuf'u tanıyorum diyordu ama, Aşkta bu kadar cesur olacağını düşünmemişti. Kabullenmesi, dile getirmesi Yusuf için büyük bir adımdı bir kere.
"Sonra?"
"Ben havai, duygusuz, egoist, insanların duygularını önemsemeyen bir kız olduğunu düşünürken, o bambaşka birisi çıktı.
Tek başına uyuyamayacak kadar savunmasız, kanser hastası çocuklara palyaço olup güldürecek kadar temiz yürekli, ve bir o kadarda benim kalbime göre olduğunu öğrendim."
Okyanus oturduğu yerde dik bir pozisyon alırken, ellerini masanın üzerinde birbirine kenetleyerek, Yusuf'a doğru kelimeleri söyleyebilmek adına bir kaç saniye bekledi.
"Hayatta insanın karşısına kalbine göre tek bir kişi çıkar, eğer onu kaçırırsan asla bir daha o mutluluğa el uzatamazsın. Bak günümüzde aşık olduğunu zannederek leyla gibi gezen, ama bir yandan da karı kız peşinde koşturmaktan vazgeçmeyen evli- bekar sözde adamlar var Yusuf. Duygularından emin misin? Getireceği zorluklara, olaylara hazır mısın?"
Yusuf, kaşlarını çatarak yumruk yaptığı elini masanın üzerine koyarken, bu konuda olan net tavrını ortaya serdi.
"Abi, namusun erkeği kadını olmaz. Namus, namustur. Ötesini bilmem, ben ondan başkasına da açmayacağım kalbimi. Getireceği her şeye hazırım, yeter ki beraberinde onu bana getirsin."
Okyanus, elini Yusuf'un omuzuna koyarak sıktığında, aralarında iki yaş olmasına rağmen Yusuf büyük gibi konuşurdu çoğu kere. Okyanus gerçekleri söylerdi, Yusuf çarelerini, seçeneklerini. Şimdiyse devran dönmüştü...
"Yusuf, o kadar doğru söyledin ki, helal olsun sana kardeşim."
Yusuf, ortamı dağıtmak adına Okyanus'un gözlerine dik dik bakıp, sırıtarak konuştu.
"Bir kaç gün önce onun için, adam dövmüş olabilirim."
Okyanus, kahkaha atarken Yusuf'un telefonu çalmaya başladı. Eğer bilseydi o telefon yeşeren umutlarının üzerine benzin döküp yakacağını, o zaman asla açmazdı o telefonu.
Telefonu cebinden çıkartıp açtığında, ekranda ki Sinem yazısını görünce endişelenerek, ayağa kalkıp açtı.
Açma! kapıda yalnızlık, böylesi haksızlık... (Bengü)
"Sinem?"
"Yusuf"
Sinem'in çatallaşmış sesi, Yusuf'un endişesini artırırken elini boynuna götürüp sıkıntıyla soludu.
"Bir şey mi oldu, Sinem?"
"Yusuf, ben yalnızca 13 yaşında sana kırılan Sinem'in sesine kulak vererek yaptım bu hatayı. Özür dilerim, ben New York'a gidiyorum. Okuluma orada devam edeceğim. Senden son bir şey istiyorum, affet beni."
Yusuf, söylediklerinden bir anlam çıkartmaya çalışırken, aklına bu hafta boyunca yaptırdığı işlerinden başka bir şey gelmiyordu.
Sinem, neden ondan özür dilesindi ki?
Gitmesini gerektirecek ne yapmış olabilirdi Sinem?
Okyanus, oturduğu yerden kalkıp arkasına geldiğinde, Yusuf aklına gelen ilk cümleyi kurdu telefon kapanmadan, iki saniye önce.
"Sinem, ne yaptıysan affettim seni, Gitme!"
Merhabalar, Sinem Ve Yusuf'un hikayesine bir türlü içime sinen bir isi m bulamadım.
Yangın da karar kılıyorum gibi.
Öneriniz var mı?