19.Bölüm

1241 Words
Sinem, parmağına takılan yüzüğe bakarken, arabayı süren Yusuf’un aklında tek bir şey vardı. Öğretmen Sedat beyin akşam yemeğini dayısıyla yiyecek olması. Sinem, parmağındaki yüzüğe bakmayı sona erdirerek, oturduğu koltukta yan dönüp Yusuf’un yola odakladığı gözlerine bakmaya başladı. “Yusuf” Yusuf, sesinin şiirimsi bir tonda kulağına dolmasıyla, arabayı kenara park ederek Sinem’e doğru döndü. Ellerini avuçlarının arasına alıp, gözlerine baktığında buğulu olmaları içine oturmuştu. “Bak, seni öyle apar topar çıkardım ama önemli şeyler oldu. Sedat öğretmen yüzüğümü sorunca, nişanlı olduğumu söyledim.” Sinem, Yusuf’un nişanlı olduğunu söylemesiyle tebessümü genişlerken, tek düşüncesi başlarına olumsuz bir şey gelmemesiydi. “Sedat Hoca, bu akşam babanla yemek yiyecek. Ve yüksek ihtimalle benim nişanlı oluşum konusu aralarında geçecektir. Seni zor durumda bırakmak istemiyorum, onun için akşam olmadan gidip dayımla konuşacağım.” Sinem, yüzüne düşen saçlarını kulağının arkasına doğru iterken, gözlerini kırpıştırarak sordu. “Peki, babam sana olumsuz bir şey söyleyecek olursa? Bilirsin Laz damarı tuttuğunda annemden başka kimse onu ikna edemez.” Yusuf, Sinem’in yüzünü elleriyle kavrayarak alnına bir öpücük bıraktı. “Merak etme, aşkı için en çok savaşan erkeklerden birisidir Serkan dayım. Bizi anlayacağını umuyorum.” ??? Yusuf, şirketin önünde taksiden indikten sonra, dayısının onunla aynı zamanda şirketten çıktığını gördü. Birlikte yemek yiyecekleri restorana gidene kadar sıradan olan konuşmalarda bile kasılmıştı Yusuf. Rahat gözükmek için çaba gösterse de, asıl çabası dayısına “Baba” diyebilmek içindi. Cebine koyduğu yüzüğünü sıkarken, avucuna yaydığı acıyla elini cebinden çıkardı. Yemek yedikten sonra, Yusuf kahve sipariş veren dayısından müsaade istedi. “Dayı seninle bir şey konuşmak istiyorum, müsaaden varsa.” Serkan Bey, bir karın ağrısı olduğunu ilk andan fark ettiği, yeğenine müsaade verdi. “Buyur yeğenim, seni dinliyorum. Sıkıntın mı var?” Yusuf’un boynunu ovuşturup elini cebine koyarken, dayısının gözlerine bakarak tüm cesaretiyle konuşmaya başladı. Aşık olduğu için utanmayacaktı, yada vazgeçmeyecekti. “Dayı, ben 13 yaşımdan beri seviyorum.” Serkan bey, Yeğeninin sıkıntısını duyduktan sonra arkasına doğru yaslanırken, gür bir kahkaha attı. “Oğlum, insan bu yaşına kadar saklar mı dayısından aşık olduğunu?” Yusuf içinden “Ne yapsaydım dayı kızına aşığım haberin olsun mu deseydim” diye hayıflanırken, Serkan bey kahvesinden bir yudum alıp, aşık olduğu her halinden belli olan yeğenine sordu. Bunu dillendirmesine gerek yoktu Yusuf'un, Serkan bey herhalinden anlardı. “Tanıdık mı bari? Kimden isteyeceğiz kızı? Bak baştan söyleyeyim, Yaren yengen izmirli diye babaannen bir müddet bana laf atmıştı. Gerçi sana kimden kız istesek verir. Hem Babaannende eskisi gibi değil, torunlarına kıyamaz o.” Ellerini masanın üzerine koyup, devam etti. Keyfi yerine gelmişti Serkan beyin, yeğeni onu yakın bularak anlatmaya gelmişti gönül derdini. “Demem o ki, senin gönlünü çalan o şanslı kims---” Yusuf, dayısının daha fazla bir şeyler söylemesine müsaade edemezdi. Her söylediğiyle batıyordu sanki. Dayısının sözünü bölerek içini kemiren sözleri birer birer döktü dudaklarından. Gözlerinin içine bakarken, başladı konuşmaya. “Ben henüz 13 yaşında bir çocukken, kaçmaya başladım Sinem’den. Kafamın içinde bir ses, siz kardeşsiniz olmaz öyle şey deyip durdu. Ama olmadı dayı, New York’a gitti, aylar yıllar geçti yine unutamadım.” Serkan beyin kaşları an be an çatılırken, Yusuf’un konuyu Sinem’e getirişine bir anlam yüklemeye çalışıyordu. Onun kızıyla, yeğeninin ne alakası olabilir sorularına cevap, gözlerinin içine bakan yeğeninden geldi. “Ben Sinem’i seviyorum dayı, şu ana kadar yanlış bir hareketim olmadı. Senin arkandan iş çevirmek istemedim, şimdi senden iznini istiyorum.” Serkan beyin gözleri ölüm kusarken, Yusuf’un gözlerine korkusuzca bakmasına hayret etti. Gerçi o değil miydi, Yaren hanımın abisiyle ilk karşılaşmasında rahat rahat kahvaltı yapan? Her şey bir kenara, evlatlarım bir tarafa diyen Serkan bey, 50 yaşında bir kız babası olarak ateş püskürmek üzereydi. “Yusuf, bu söylediklerini sakın bir daha tekrar etme.” Yusuf, Serkan beyin zifiri bir karanlığı andıran gözlerine bakarken, cesaretinden ve karanlığından ödün vermiyordu. “Maalesef dayı, sana baba diyene kadar susmayacağım. Sende beni oğlun kabul edeceksin, bu sevdanın başka çözümü yok. Ben unutmaknüçin çok yılımı verdim, şimdi izin ver kızına ömrümü vereyim.” Yusuf’un son sözleriyle, yumruğunu masaya vuran Serkan bey hiddetle konuşurken etraftaki masalardan onları izliyorlardı. “Sinem, senin kardeşin Yusuf. Bu asla değişmeyecek, zamanı geldiğine sana değil bir başkasına oğlum diyeceğim. Şimdi elimden bir kaza çıkmadan, çık git buradan.” Serkan beyin net tavrı üzerine umutları başına yıkılan Yusuf, omuzları dik bir şekilde son defa dile getirdi vazgeçmeyeceğini. “Üzgünüm dayı, anneannem ve dedeme haber verdim. Akşam size geleceğiz.” Serkan bey, Yusuf'a doğru eğilerek, kısık bir sesle, kesin bir dille konuştu. “Annemle babamı misafir ederim ama, senin bu akşam benim evimde işin yok, Yusuf!” ??? “Anne beni neden anlamak istemiyorsun? Sende aşık olmadın mı babama? Yusuf’la birbirimizi seviyor olmamızın neresi yanlış?” Yaren hanım, oturduğu koltuktan kalkarak Sinem’in olduğu tarafa doğru yöneldi. “Aranızda o minik Yusuf’un vefatında duygusal boyutta bir şeyler geçti diye, aşık olduğunu sanıyorsun. Sen Yusuf’la anlaşamazsın, karakterleriniz çok zıt. Son defa söylüyorum, o defter açılmadan kapanacak Sinem!” Yaren hanım salondan çıkıp giderken, Yağmur annesinin kızgın yüzüne baktı. Bir şeyler olduğu apaçık belliydi ama, ne olduğu anlaması biraz güçtü. Sinem’in yanına gidip oturduğunda, yeşil gözlerini mutlulukla kardeşine çevirerek, baş parmağıyla çenesini tutarak sordu. “Benim güzelime ne oldu?” Sinem, titreyen dudaklarıyla tek cümle kurabildi. “Aşık oldu, Abla.” Yağmur, kardeşinin yanaklarından dökülen yaşları görünce, sessizce sordu. “Kime?” Sinem, ablasının gözlerine bakarak, onunda kötü bir tepki vermesinden korkarak cevapladı. “Yusuf’uma” Yağmur, kardeşine sarılıp saçlarını okşarken, göğsünde ağlamasına ses çıkarmadı. Aşk ne demek son günlerde en derinden anlar olmuştu. Onun tutulduğu adam, imkansızın imkansızıydı. Sinem’in göz yaşlarını silerken, onunla konuşmayı tercih etti. “Ablacım, annem ne dedi sana?” “Yusuf’un ölümünde aramızda geçen şeylerle hareket ettiğimizi düşünüyor. Abla yemin ederim öyle değil.” Sinem, ablasına duygularını inandırabilmek için kalbinden geçenleri söylerken, koltuğun üzerine bıraktığı telefonu çalmaya başladı. Elinin tersiyle göz yaşlarını sildikten sonra ekrana bakmadan açma kısmını kaydırdı. “Efendim” Sinem’in çatallaşmış sesi, Yusuf’un kulaklarına dolduğunda seslice yutkundu. “Sinem, bahçenin arka tarafındayım, seni bekliyorum.” Sinem, telefonu kapattıktan sonra, ablasına kısa bir açıklama yapıp yüzünü yıkadıktan sonra Yusuf’un yanına gitti. Yusuf’un karşısına geçtiğinde, nemli gözlerini kaçırıyordu sürekli. Yusuf’un babasıyla ne konuştuğunu deli gibi merak etse de, kötü bir şeyler duyma düşüncesi dilin lal ediyordu. Annesinin tepkisinden çokta farklı olmazdı Babasının tepkisi. Yusuf, Sinem’in kahvelerini bal rengine dönüşmüş olduğunu görünce, belinden tutarak kendine doğru çekti. Dudaklarını göz kapaklarına teker teker bastırırken, fısıldadı. “Kızlar ağlayınca çirkin oluyorlar diye duymuştum, sen şazsın galiba?” Sinem, ellerini Yusuf’un göğsüne koyarken, acıyla tebessüm edip gözlerini açmadan cevapladı. “Acıyla güzelleştik biz, aşkımıza acı değmeyeceğini söyle bana.” “Aşkımıza eğer benimle gelmeyi kabul edersen, acı değmeyecek Sinem?” Sinem, gözlerini açmadan Yusuf’tan güç almaya çalıştı. Belli ki babası da, annesi gibi olumsuz bakmıştı olaya. “Eğer seninle gelirsem, bir daha onların yüzüne bakamam.” Yusuf, Sinem’in onunla gelemeyeceğine dair ima dolu sözlerine karşılık, sessizce yutkunurken alnını alnına yaslayarak sordu. “Bir kez daha bana arkanı dönmeni kaldıramam, Sinem.” Sinem, gözlerini açarak nefesini Yusuf’un yüzüne doğru verdi. Yusuf’un yüzünü yakıp geçen, ferahlatıcı o koku, git gide yaklaşıyordu ona. Son olarak dudaklarına milim mesafe kala durunca, Sinem’i ilk defa bu kadar yakın hissetti kendine. Onunla gelemeyeceğini ima eden Sinem, giderken kendine daha fazla mı hapsetmek istiyordu Yusuf’u? “Eğer evlenirsek, sana arkamı dönmek zorunda kalmam Yusuf” derken, dudakları her bir kelimede Yusuf'un dudaklarına değiyor, nefesi ılık ılık içine akıyordu.  Yusuf, dudaklarını tek saniye Sinem’in dudakların bastırıp geri çektiğinde, aralarında ki mesafeyi açmadı. Şimdi tüm vücuduna bir elektrik yayılmış, nefes almasına engel oluyordu adeta. Tek bir kelime döküldü dudaklarından o pozisyonda. “Evlenelim Sinem. Benimle evlenir misin?” Finale galiba iki bölüm kaldı :)
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD