Hayat Beklemez 🌈

1025 Words
Sabah kahvesinden sonra oturma odasında otururken Duru, Halit’e baktı ve içinden “Artık dışarı çıkma zamanı geldi” diye geçirdi. “Halit,” dedi hafifçe tebessümle, “Bugün dışarı çıkacağız. Senin için alışverişe gitme vakti.” Halit kaşlarını çattı, biraz şaşırmıştı. “Dışarı mı? Yani bu evden mi çıkacağız? Kervanlar, atlar yok mu?” Duru güldü. “Yok artık, Halit. Artık otomobiller, motosikletler, otobüsler var. Kervanlar tarihi müzeye kaldırıldı. Ama merak etme, yanında olacağım.” Halit doğruldu, ciddileşti. “Peki, buyurunuz, beni bu garip çağda dışarıda neler bekliyor, anlat.” Duru derin bir nefes aldı, “Tamam. Dışarısı kalabalık, sesli ve bazen çok hızlı. Arabalar kornalarını çalar, insanlar birbirine çarpar. Bazen senin gibi tarihî kıyafetli birinin orada ne işi var diye bakarlar ama sen onları önemseme.” Halit gözlerini büyüttü. “Kornalar mı? Neymiş o?” “Yani kocaman demir kutular var, içlerinden yüksek sesler çıkarıyorlar.” Halit hafifçe gülümseyerek, “Bu dünya ne garip, ama ben buradayım ve sana eşlik edeceğim.” Duru, kapı önüne yöneldi, kapıyı açtı ve birlikte adım attılar dışarıya. Sokaktan gelen sesler Halit’in kulaklarına çok farklı geldi. “İnsanlar koşuyor, bağırıyor, yanlarından hızlı bir şeyler geçiyor!” dedi heyecanla. Duru, “O hızlı şeyler arabalar, dikkat et!” diyerek onu elinden tutup kaldırımı gösterdi. Halit, kaldırıma basarken biraz sendeledi ama gözlerindeki merak ve heyecan büyüktü. “Duru, bu çağ ne kadar da karmaşık ama seni mutlu edecek her şeyi yapmak isterim,” dedi. Duru, gülerek, “O zaman ilk durak alışveriş merkezi. Hazır mısın?” Halit kararlı bir şekilde başını salladı. “Hazırım. Hadi bakalım, modern zamanların savaş meydanına.” Metro istasyonuna doğru yürürken Duru Halit’in elini sıkıca tutuyordu. Halit, etrafına hayretle bakıyor, her şeye şaşırıyordu. “Duru, bu yer altı karanlığı ve o garip vızıltılar… Burası bir mağara mı yoksa cehennem kapısı mı?” diye fısıldadı. Duru güldü: “Hayır, Halit, burası metro. İnsanların hızlıca şehirde dolaşmasını sağlayan bir araç.” Halit kaşlarını çattı: “Arabalar yetmiyormuş gibi, şimdi de yerin altında hareket eden kutular mı yapmışlar?” Perona geldiklerinde, gelen metroyu görünce Halit hafifçe geriye çekildi. “Oha! O ne böyle? Nefes alıyor mu?” Duru, “Hayır, nefes almıyor ama içine biniliyor. Hadi bakalım, birlikte deneyelim.” İkisi metroya bindiler. Halit koltuğa otururken biraz tedirgindi ama bir yandan da meraklıydı. Tren hareket edince, Halit hafifçe sarsıldı ve “Şey… bu atın üzerinde olmak gibi ama çok hızlı ve sarsıntılı.” dedi. Duru, “Evet, ama daha güvenli. Korkma.” diye teselli etti. Metro istasyonundan çıkıp alışveriş merkezine geldiklerinde Halit gözlerini kocaman açtı. “Burası… sanki bir saray gibi! Ne kadar çok ışık, ne kadar çok insan!” Duru gülerek, “Evet, burası alışveriş merkezi. İnsanlar burada yiyecek, giyecek, eğlence bulur.” Alışveriş merkezine girdiklerinde, etraftaki kalabalık Halit’i biraz ürkütmüştü. “Hanımefendi, burası adeta bir savaş meydanı gibi kalabalık,” dedi. Duru, Halit’in elini sıkıca tuttu. “Evet, senin zamanından beri nüfus oldukça arttı ve insanlar para harcamayı çok seviyor,” dedi, tuttuğu eli hafifçe sallayarak, “Ama merak etme, ben senin yanındayım.” Halit’in yüzüne sıcacık bir gülümse yayıldı. “Bu beni çok bahtiyar biri yapıyor, efendim,” dedi. Rengârenk vitrinlerin önünden geçerken, Duru Halit’i bir mağazaya doğru çekti. İçeri girer girmez Halit etrafı dikkatle süzmeye başladı; raflarda, askılarda birbirinden farklı kıyafetler vardı ve her baktığı parçada yüz ifadesi biraz daha değişiyordu. Birden parlak, modern görünümlü bir gömleği eline aldı, inceleyip kaşlarını çatarak, “Hanımefendi, bunları gerçekten giyiyorlar mı? Ben eski kıyafetlerimi giymek isterim. Bunları giymem, bana hiç uygun değil,” dedi biraz da şaşkınlıkla. Duru gülümseyerek karşılık verdi: “Halit, böyle fazla dikkat çekiyorsun. Sana uygun kıyafetler almak zorundayız artık. Şu an sana garip gelebilir ama birkaç gün içinde alışacaksın, merak etme.” Elinde tuttuğu yumuşak beyaz tişörtü Halit’e doğru uzattı. “Bence bunu denemelisin, çok rahat,” dedi nazikçe. Halit tişörtü aldı, kumaşını avuçladı, biraz kokladı ve düşündü. “Hımm… bunu giymek mümkün görünüyor, sanıyorum,” dedi, hafif tebessümle. Duru gözlerinde hafif bir umut ışığıyla, “İşte böyle! Biraz zaman ve cesaretle, sen de bu çağa uyum sağlayacaksın,” diye ekledi. Halit ise hafifçe başını sallayarak, “Zamanla, hanımefendi… zamanla,” dedi, deneme kabinine doğru yürürken. Duru eline yumuşak kumaşlı, rahat görünümlü bir kot pantolon aldı. “Halit, bunu da bir denemelisin,” dedi, gülümseyerek. Halit pantolonu eline aldı, biraz inceledi ve hafifçe itiraz etti: “Bu pantolondan hiç hoşlanmadım ama…” Duru, hafifçe onu iterek, “Hadiii amaa, deneme kabinine git bakalım,” dedi neşeyle. Pantolonu eline verip, hafifçe deneme kabinine doğru itti. Halit, itiraz edemeden yavaş adımlarla kabine yöneldi. Bir süre sonra hala deneme kabininden çıkmayınca, Duru meraklandı. “Halit, her şey yolunda mı?” diye sordu hafifçe kapıya doğru. Kabinden hafif bir ses geldi, “Evet, yolunda ama… bu şekilde dışarı çıkmaya utanıyorum,” dedi biraz mahcup. Duru gülerek kapının önünde beklerken, “Hadi ama gel, bir bakayım nasıl olmuş,” diye teşvik etti. Bir süre sonra Halit, kapıyı araladı ve yavaşça dışarı çıktı. Üzerinde yumuşak dokulu beyaz tişört ve Duru’nun seçtiği kot pantolon vardı. Pantolon biraz salaş durmuştu ama Halit’in üzerinde beklenmedik bir şekilde rahattı. Duru gözlerini kısıp onu süzdü, hafifçe gülümseyerek, “Bak! Hiç de fena durmuyorsun. Bu pantolon senin o eski zırhından çok daha rahat görünüyor, değil mi?” dedi. Halit bir an sessiz kaldı, sonra dudaklarını hafifçe bükerek, “Doğru… Ama senin o modern kıyafetlerin ne işe yarar, bilemiyorum. Bu tişört de çok ince, bir savaşta beni koruyamaz,” diye espri yaptı. Duru kahkahasını tutamadı. “Haklısın, belki kışın biraz üşürsün ama bugün burada savaş yok, sadece alışveriş var,” dedi. Halit hafifçe başını salladı. “Anladım hanımefendi, bugün için bu kıyafetleri giymeyi deneyeceğim. Ama bir şartım var,” dedi merakla. “Buyurun, nedir o şart?” diye sordu Duru merakla. “Bana bu pantolonu giydiğim için bir kahve ısmarlamanız şartıyla,” dedi ciddi bir ifadeyle. Duru kahkahalarla, “Anlaştık! Kahve benden,” dedi ve elini uzatıp onun elini sıktı. O an Halit’in yüzündeki hafif utangaçlık ve Duru’nun neşesi arasında aniden bir sıcaklık doğmuştu. Birlikte mağazadan çıkarken Duru, “Hadi bakalım, devam edelim, daha keşfedecek çok şey var,” dedi. Halit ise biraz temkinli ama merakla, “Evet, hanımefendi, modern dünyayı keşfetmeye devam edelim,” diyerek yanından ayrılmadı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD