Sessiz Öpücük 🌙✨

929 Words
Barda üçüncü şişeyi de önümde bulduğumda, dudaklarımın kenarı alkolün etkisiyle iyice gevşemişti. Kahkahalarım sahilin uğultusuna karışıyordu. Halit ise yanımda dimdik, hâlâ elinde meyve suyuyla oturuyordu. “Sen… sen var ya…” dedim parmağımı sallayarak, gözlerim yarı kapalı, “çok sıkıcısın. Hiç mi içmez insan, ha?” Halit kaşlarını kaldırdı, alaycı bir tebessüm dudaklarına yayıldı. “Benim için içki, karanlığı daha da koyulaştırır Duru. Zaten yeterince gördüm,” dedi. Bir an sessizce baktım ona, sonra kahkahayı patlattım. “Aaa… sen romantiksin! Şair mi olacaksın yoksa askerlikten sonra?” dedim, eğilerek yanağına doğru iyice yaklaştım. Gözlerim bulanıktı ama yüzündeki çizgileri seçebiliyordum. Halit usulca başını yana çekti ama gülüyordu. “Sen iyice sarhoş oldun.” “Ben sarhoş değilim, Halit!” dedim, masaya avuçlarımı vurup toparlanmaya çalışarak. “Ben sadece… özgürüm. Hah! Özgürlük bu işte!” Ayağa kalkmaya çalıştım ama sandalyem biraz kaydı, sendeledim. Halit hızla kolumdan tuttu. “Duru, otur. Daha fazla içmeyeceksin.” Ben onun gözlerinin içine bakıp kıkırdadım. “Neden? Yoksa sen beni kıskanıyor musun? Ben böyle olunca daha mı güzelleşiyorum?” Halit derin bir nefes aldı, gözlerini kısıp bana baktı. “Sen zaten güzelsin. Ama bu hâlin… kırılgan.” O an içimde bir şey cız etti, gözlerimden yaşlar süzülmeye hazır gibiydi ama alkolün verdiği cüretle güldüm, “O zaman… kalbimin anahtarını buldun mu, asker?” dedim fısıltıyla. Halit yanıt vermedi, sadece gözlerimin içine baktı. Yazarın anlatımı Denizin üstünde ay ışığı ince bir çizgi gibi uzanıyordu. Barın ışıkları hafifçe yanıp sönüyor, fonda belli belirsiz bir melodi çalıyordu. Duru’nun gözleri dolmuştu, dudakları titriyordu. Bir anda bardağını masaya bıraktı ve Halit’e doğru yaslandı. Başını onun omzuna koydu, titreyen sesiyle fısıldadı: “Biliyor musun… iki sene önce sevgilim vardı. O da bana söz vermişti… hiç bırakmayacağına, hep yanımda olacağına dair. Ama… gitti.” Halit, gözlerini denize çevirdi, sustu. Kollarını yavaşça Duru’nun etrafına sardı. Onun omuzları hıçkırıklarla sarsılırken, Halit’in bakışları derin bir acıyla gökyüzüne kaydı. “Kalbinin neden kilitli olduğunu şimdi anlıyorum,” dedi, sesi hem şefkatli hem de hüzünlüydü. Duru gözyaşlarını durduramıyordu. İçinden kopup gelen o büyük acıyı nihayet dışarı bırakıyor gibiydi. Halit’in göğsüne yaslanmış, kalbinin ritmini duyuyor, sanki kısa bir anlığına bile olsa güven buluyordu. Halit, onun saçlarının arasından fısıldadı: “Artık yalnız değilsin Duru. Ben buradayım.” Halit’in sözleri Duru’nun yüreğine dokunmuştu ama aynı anda acıyı daha da canlandırmıştı. Duru, gözyaşlarını silmeden, Halit’in göğsüne yaslanmış halde fısıldadı: “Nereye gitti biliyor musun?..” dedi, sesi parçalanmış gibiydi. Başını hafifçe kaldırıp gözlerini onun gözlerine dikti. “Bir trafik kazasında… öylece… bir anda elimden alındı. Daha o sabah bana gülümsemişti, ‘seni hep seveceğim’ demişti. Ve… o akşam toprağın altındaydı.” Boğazı düğümlendi. Masadaki boş bira şişelerine baktı, sonra tekrar Halit’in kollarına sığındı. “Ben de işte o gün anladım… verilen sözlerin hiçbir anlamı olmadığını. Çünkü hayat, bir saniyede her şeyi elinden alabiliyor.” Halit, derin bir nefes aldı. Duru’nun saçlarını okşarken dudaklarının arasından kısık bir sesle çıktı kelimeler: “Ben seni anlıyorum Duru. Çünkü ben de kaybettim… çok şey kaybettim.” Halit, Duru’nun gözlerindeki yaşları eliyle sildi, derin bir nefes aldı. Ardından yumuşak bir sesle, ama kararlı bir tonda konuştu: “Hadi kalk, otele dönelim. Yarın daha iyi hissedeceksin eminim,” dedi. Duru başını salladı ama ayaklarını yere bastığında vücudu onu taşımadı. Dengesi bozulunca Halit hızlıca kolunu beline doladı, omzunu da destek olsun diye Duru’nun omzuna yasladı. “Ben… tek başıma yürüyemem galiba,” diye mırıldandı Duru, sarhoşluğun ağırlığıyla gözlerini kapatırken. Halit hafifçe gülümsedi, onu rahatlatmak istercesine: “Merak etme, ben buradayım. Yalnız bırakmam seni.” Sokak lambalarının solgun ışığında ikisi yan yana yürümeye başladılar. Duru, adımlarını sürükler gibi atıyor, Halit’in koluna sıkı sıkıya tutunuyordu. Her sendeleyişinde Halit daha da sıkı sarıldı ona. Barın gürültüsü arkalarında kalıp sahilin sessizliği sardığında, Halit bir an durdu, Duru’nun alnına bakarak içinden geçirdi: Ne kadar kırılgan… ama bir o kadar da güçlü görünmeye çalışıyor. Otelin tabelası uzaktan göründüğünde Halit daha kararlı adımlarla yürümeye devam etti, sanki sadece Duru’yu değil, onun yükünü de taşıyordu. Halit, Duru’yu omzundan destekleyerek otelin lobisinden geçirdi. Görevlilere kısa bir bakış atıp hiçbir şey söylemeden yukarı çıktı. Duru’nun odasının kapısını açtığında içeride loş bir ışık vardı; perde aralığından şehrin soluk ışıkları süzülüyordu. Duru’nun adımları iyice ağırlaşmıştı. Halit onu yatağa doğru yönlendirdi, kollarıyla neredeyse tamamen taşıyarak yumuşacık yastıklara bıraktı. Üzerine ince battaniyeyi çekti. Duru’nun yüzü, tüm yorgunluğuna rağmen huzurlu görünüyordu. Bir süre başucunda bekledi Halit. Duru’nun nefesi yavaşlayıp derinleştiğinde, uykuya daldığını anladı. Saçlarının alnına düşen birkaç telini usulca geriye itti. Gözlerini kapamış, savunmasız bir haldeydi. Halit, içinde engel olamadığı bir şey hissetti; eğildi, dudaklarını hafifçe Duru’nun saçlarının kenarına, şakaklarına değdirdi. O an nefesini bile tutmuştu sanki. “İyi uykular, Duru…” diye fısıldadı kendi kendine. Halit kapıya yönelmişti ama elini tokmağa götürdüğünde tereddüt etti. Gözleri istemsizce tekrar Duru’ya döndü. Yatağın kenarında küçücük kıvrılmış, yüzü yastığa gömülmüştü. Yanaklarında hâlâ silinmemiş gözyaşı izleri vardı ama uyku ona sanki bir masumiyet geri vermişti. Halit sessizce geri döndü, yatağın kenarına oturdu. Uzun bir süre sadece onu izledi; nefes alışlarının ritmini, ince omuzlarının battaniyenin altında yükselip alçalışını. Kalbinde, uzun zamandır unuttuğu bir sıcaklık kıpırdadı. Parmak uçlarıyla Duru’nun eline dokundu, avucunun içinde bıraktığı o narinliği hissetti. Dudakları aralandı ama ses çıkmadı; söylemek istediği şeyler boğazına düğümlenmişti. Sonra eğildi, bu kez daha yavaş, daha dikkatli… saçlarının arasından yanağına hafif bir öpücük kondurdu. Dudakları onun tenine değdiğinde, zaman bir anlığına durdu sanki. “Keşke içindeki yaraları alabilsem…” diye fısıldadı, sadece kendisinin duyabileceği kadar sessizce. Duru derin bir nefes alıp battaniyenin içinde biraz kıpırdandı ama gözlerini açmadı. Halit ise, sanki onu rahatsız etmekten korkar gibi hemen geri çekildi. Yine de kalbinin bir köşesinde tatlı bir umut filizlenmişti. Ardından usulca kalktı, son kez üzerine battaniyeyi düzeltti ve bu kez sessizce odadan çıktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD