Kıskanırım seni ben👁️

1056 Words
Jüri masasında sessizlik hâkimdi. Ben hâlâ biraz heyecanlı, biraz da tedirgindim. Halit yanımda, gözleri üzerimdeydi; arada başını hafifçe sallayıp “Sakin ol, sen harikasın” der gibi bakıyordu. O bakış, kalbimi hızla çarptırıyordu. İçimden “Ne yaparsam yapayım bu adam beni delirtmeye devam edecek galiba” diye geçirdim. Ciddi bakışlı jüri derin bir nefes aldı, gözlüğünü düzeltti ve masadaki kağıtları karıştırmaya başladı. “Tebrikler, Duru Altan. Rol için seçilen kişi sizsiniz,” dedi. O an sanki elektrik çarptı gibi oldum. Aklımda hiçbir şey düşünemedim; sadece gözlerim büyüyerek Halit’e baktım. Halit ise başını iki yana sallayarak sessiz bir “Bunu hak ettin” bakışı attı. Ben dayanamayarak, bir anda “Gerçekten mi?” diye fısıldadım, sesim hâlâ titriyordu. Jüri ciddi bakışlı kişi ekledi: “Evet, gerçekten. Karakteri taşıyabilecek en uygun kişi sizsiniz. Bir ay sonra provalara başlanacak.” Diğer jüri, arada bir bana gülümseyerek, “Hazır ol, Duru. Sahne seni bekliyor,” dedi. Göz kırpmaları, cesaret verici ve hafif komik bir şekilde, beni hem rahatlatıyor hem de gülümsetiyordu. Saatine bakmayı seven üçüncü jüri ise kaşlarını kaldırıp, “Bir ay sonra… Evet, zaman hızla geçecek. Şimdiden hazırlıklarınızı yapın,” diyerek sözü kapattı. Ben hâlâ heyecanla nefes alırken Halit, omzuma hafifçe dokundu. “Görüyor musunuz hanımefendi? Sizi daha ilk adımda sahneye taşıdılar. Artık ciddi bir prenses olacaksınız,” dedi. “Ciddi bir prenses mi?” diye fısıldadım, gülümseyerek. “Beni deli prenses olarak seçmediler mi?” Halit hafifçe gülerek, “Eh, biraz deli ama çok yetenekli prenses,” dedi. Gözlerindeki alaycı parıltı, tam romantik-komedi tadı veriyordu. Jüri salonundan çıkarken, Halit yanımda bana hafifçe eğildi ve fısıldadı: “Seni tebrik ederim. Şimdi bir ay boyunca tüm dikkatini provalara vermen lazım.” “Bir ay… Halit, ben deli prenses olacağım, unutma,” dedim şakayla karışık. O ise gözlerini kısıp ciddi bir şekilde, “Deli prenses, benim korumam olarak işim zor olacak. Ama merak etme, seni sahnede kimseye kaptırmayacağım,” dedi. Seçmelerin yapıldığı binadan çıkarken, Halit bana dönüp, “Peki, prenses… bu zaferi nasıl kutlayacağız?” dedi. Gülümseyerek, “Sanırım önce kendimi bir kahve ile ödüllendireceğim,” dedim. Halit başını eğip ciddi bir şekilde, ama gözlerindeki parıltıyı gizleyemeden, “O zaman ben de yanındayım. Kahve ve koruma hizmeti, bir taşla iki kuş,” dedi. Kafeye doğru yürürken telefonum çaldı.Ekranda Ercan’ın adı parlıyordu. “Duru! Neredesin? İstanbul’a gelmişsin öyle duydum. Müsaitsen görüşelim mi?” dedi neşeli sesiyle. Bir an düşündüm, sonra gülümsedim. “Aslında bir arkadaşımla kahve içmeye gidiyordum, sen de gel istersen,” dedim. Ercan hemen kabul etti: “Harika! O zaman gideceğiniz yerin konumunu at, geliyorum.” Gülerek telefonu kapattım ve Halit’e baktım. Halit kaşlarını hafifçe kaldırdı, gözlerinde merak ve hafif bir kıskançlık vardı. “Kimmiş bu Ercan?” diye sordu, sesi sakin ama belli ki dikkatle dinliyordu. “Arkadaşım, o da bizimle kahve içmeye geliyor,” dedim, gülümseyerek. Halit dudaklarını kıvırdı, hafif alaycı bir tonla: “Umarım koruma rolüm gerçeğe dönmez.” “Abartma Halit… Hem sen çok konuşma, dikkat çekiyorsun,” dedim, hafifçe omuz silkip gülerek. Halit, küçük bir sitemli tebessümle başını salladı: “Peki Duru hanım, öyle olsun. Ama unutmayın, gözüm üzerinizde olacak.” Kafeye girdiğimizde Ercan cam kenarında oturmuş bizi bekliyordu. Bizi görür görmez ayağa kalktı. “Duru…” dedi, samimi gülüşüyle, baştan aşağı süzerek. “Yine güneş gibi parlıyorsun.” “Teşekkürler Ercan, sen de yine formundasın,” dedim gülerek. “Tanıştırayım, arkadaşım Halit. Bu da Ercan,” dedim, Halit’in biraz gerildiğini hissederek. Ercan elini uzattı. “Memnun oldum,” dedi neşeyle. Halit, elini uzattı ve Ercan’ın elini biraz fazla sıktı. Ercan kısa bir an için şaşırdı, yüzü hafifçe kızardı ama bir şey söyleyemedi. “Ben de memnun oldum,” dedi Halit, sesi sakin ama gözlerinde hafif bir uyarı ışığı vardı. Ercan biraz gerilmiş bir hâlde oturdu. “Nasılsın, seçmeler nasıl geçti?” diye sordu, gülümseyerek. “Çok iyi geçti, kazandım,” dedim, hafif gururla. “Bir ay sonra provalar başlayacak.” Ercan başını salladı, gözlerinde hayranlık vardı. “Vay canına… Yani gerçekten yeteneklisin Duru. Hangi sahnede prova yapacaksın ilk olarak?” “Henüz belli değil, haber verecekler,” dedim tebessüm ederek. Halit yanımızda oturuyor, bakışlarıyla Ercan’ı süzüyor, hafif bir ciddiyetle neredeyse yerden yere vuruyordu. Ben havayı yumuşatmaya çalıştım: “Halit de provalarda bana yardımcı oluyor, biliyor musun? Ben deli bir prensesi canlandıracağım, Halit de korumam oluyor.” Ercan merakla sordu: “Öyle mi? Siz de mi tiyatrocusunuz?” Halit kaşlarını kaldırdı ve ciddi bir ifadeyle: “Hayır, ben askerim,” dedi. Ercan hafifçe gülerek: “Ciddiyetinden anlamalıydım. Bu kadar kasma adamım,” dedi. Halit’in bakışları daha da sertleşti; gözleri adeta “seni buraya gömerim.” der gibiydi. Ben içten içe gülmeye çalıştım, havayı yumuşatmak için: “E, Halit işte… rol icabı değil ama koruma titizliği hep onda,” dedim. Ercan kaşlarını kaldırdı, hafifçe gülümseyerek: “Anladım… Yani ciddi ve disiplinli bir dostsun. Peki… Duru, Halit’in bu tavırları her zaman mı böyle yoksa bana mı özel?” Halit hemen araya girdi, sesi sakin ama keskin: “Her zaman değil… ama gerektikçe.” Ercan bir an tereddüt etti, sonra kahkaha atar gibi güldü: “Yani kısaca… sen benim için tehlikelisin, değil mi?” Ben utanarak dudaklarımı ısırdım, “Ercan, abartma. Halit sadece… yani bazen fazla ciddi olabilir.” Halit gözlerini devirdi, ama bir anlığına bile olsun tebessümünü gizleyemedi. Ardından hafif alaycı bir tonla: “Evet, özellikle senin gibi yakışıklı ama lafını esirgemeyen biri varsa…” Ercan’ın gülüşü dondu, sonra hafifçe başını sallayıp oturdu. Ben ise içten içe Halit’in bu kıskanç tavrına gülüyordum ama yüzüme yansıtamıyordum. Havayı yumuşatmak için ben araya girdim: “Tamam, tamam… kahvelerimizi söyleyelim, yoksa bu koruma kıskançlığı hepimizi yiyecek.” Halit kaşlarını kaldırdı ama sessiz kaldı; gözlerinde hem ciddiyet hem de eğlenceli bir kıskançlık parlıyordu. Ercan ise hâlâ hafif şaşkın ama gülümseyen bir ifade takındı. Kahvelerin sıcaklığı bile ortamın soğukluğunu dağıtmaya yetmemişti. Halit neredeyse bir yumruk atacakmış gibi bakıyor, Ercan ise hafif tedirgin ama erkekliğini de kaybetmiyordu. Ben dayanamayarak kahvemi yarıda bıraktım, alelacele: “Biz artık gidelim, bi işimiz vardı, sonra yine görüşürüz Ercan,” dedim ve Halit’in kolundan tuttum, kafeden dışarı attık kendimizi. Dışarıda Halit’e bakıp ellerimi belime koydum, hafif sırıtarak: “Sen ne yapıyorsun öyle içeride, tavrın neydi öyle?” dedim, sesi hem merak hem de biraz alaykar bir tonla. Halit gözlerini devirerek “ Görmedin mi sana neredeyse ilanı aşk edecekti.” “Saçmalama… Seninle işim var belli oldu.” dedim hafif tebessüm ederek yürümeye başladım. Halit’te sessizce beni takip etmeye başladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD