Seçmeler 🎭

1018 Words
“Şşşt, sessiz ol!” dedim fısıltıyla, gözlerimi kocaman açarak. “Annem uyanacak yoksa!” Halit, elimdeki tabaktan koca bir lokma almıştı, ağzı doluydu. Çiğnemeyi bile ağırdan alıyordu sanki. Başını yana eğdi, muzip bir ifadeyle bana baktı. “Yarın annem gidecek.” dedim hızlıca, içimden geçen panikle. “Gidince gelirim, merak etme. Şimdi iyi geceler.” Bunu söylerken kalbim deli gibi atıyordu, ama yüzümü ciddi tutmaya çalıştım. Halit’in gözlerinde bir anlık hayal kırıklığı parladı, sonra hemen sustu ve başıyla onayladı. Yavaşça sırtımı döndüm, basamaklardan aşağı inmeye başladım. Yatağıma geçip yattım. Yorgunluktan göz kapaklarım ağırlaştı, hiç düşünmeye fırsat bulamadan uyuyakalmışım. Sabah olduğunda mis gibi çay ve kızarmış ekmek kokusuyla uyandım. Gözlerimi ovuşturarak salona çıktığımda annem çoktan masayı donatmıştı. “Vay vay vay…” dedim gülerek, ellerimi belime koydum. “Oo sultanım, neler yapmışsın böyle? Şahane sofra olmuş!” Annem başını kaldırıp bana baktı, yüzünde tatlı bir gülümseme vardı. “Kalkmıyorsun diye ben de kahvaltıyı hazırladım işte. Gel, sıcacık çay var.” Kahvaltıya oturduk, ben daha ilk lokmayı ağzıma atmadan annem söze girdi. “Bugün Ayşe teyzene uğrayacağım. Çok ısrar etti, onda kalayım bir gece, sabah erkenden de Bursa’ya dönerim. Sen de gelir misin?” Bir an düşündüm, sonra çatalımı tabağa bırakıp gülümseyerek başımı salladım. “Ben gelemem anne. Seçmelere çok az kaldı, hazırlanmak zorundayım. Biraz daha çalışmam lazım.” Annem onaylar gibi başını salladı ama gözlerindeki o hafif burukluğu görmemek mümkün değildi. Kahvaltıdan sonra annem hazırlanıp kapıya yöneldi. Çantasını omzuna takarken bir yandan bana tembih üstüne tembih ediyordu. “Evi toparla, çok geç yatma, aman dikkat et.” Başımı salladım, kapıya kadar uğurladım. “Tamam annecim, merak etme.” dedim. Kapıyı kapatıp da kilidi çevirdiğim anda içimde tuhaf bir heyecan kıpırdadı. Sanki kalbim “Şimdi!” diye çarpıyordu. Ve tam o sırada üst odanın kapısı açıldı. Halit, sanki dakikasını hesaplamış gibi koridora çıkmıştı. Göz göze geldik. Ben daha bir şey söyleyemeden o, koşar adım yanıma geldi. “Annen gitti mi?” dedi fısıltıyla, gözlerinde çocukça bir parıltı vardı. Ben şaşkınlıkla kapının kolunu tutarken sadece başımı sallayabildim. “Gitti ama—” dememe kalmadan yanımdan bir rüzgâr gibi geçti. “Çok acıktım ben!” diye homurdandı ve doğruca mutfağa daldı. Arkasından bakakaldım. Hemen mutfağa atan bu adama inanamadım. Birkaç saniye sonra tabakların takırtısını duydum. Ben koridordan seslendim: “Sen var ya… resmen açlıktan gözün dönmüş!” O ise başını buzdolabının içinden çıkarmadan, ağzı dolu dolu cevap verdi: “B-bana kızma, sabahı zor ettim.” Dayanamayıp kahkaha attım. Halit’in o hali, sanki yıllardır aç bırakılmış gibi telaşlıydı. ***** Sabahın köründe uyanıp hazırlanmak hiç bana göre değildi ama heyecandan uykum da doğru dürüst olmamıştı. Dolabı açtım, karşıma çıkan kıyafetlerin hepsi birden birbirine karışmış gibi geldi. “Seçmeler var, sahneye çıkacağım, ne giyeceğim acaba?” diye kendi kendime söylenirken, Halit kapının önünden seslendi: — Acele et! Sen bir tek hazırlanıyorsun sanki. Kapıyı araladım, yüzünü gördüm. Üzerinde gömleği var ama düğmelerin ikisini yanlış iliklemiş. Kahkahayı bastım. — Sen de aynaya bakmadın mı hiç? dedim. Halit kaşlarını çatıp aşağı baktı, sonra bana öfkeyle değil de şaşkın şaşkın güldü. —Yooo… Ne olmuş ki… dedi ve gömleğine baktığında yanlış iliklediği düğmeleri gördü. -Hatasız kul olmaz hanımefendi. Yine kahkaha attım. “İyi ki sen varsın,” dedim içimden. *** Yolda beraber yürürken Halit’in bakışları sürekli etraftaydı. Arabalara, vitrinlere, insanların kıyafetlerine öyle dikkatle bakıyordu ki, bazen kendi kendine kısık sesle “Vay be…” diye mırıldanıyordu. — Neye bu kadar şaşırıyorsun? dedim. — Şu arabaya bak! Küçücük, at arabasının yarısı kadar ama kendi gidiyor. Hem de kimse çekmiyor! dedi, parmağıyla bir arabayı göstererek. Gülmemek için dudağımı ısırdım. — Onun adı araba, evet kendi gidiyor. At yok, tekerlek var. Motor diye bir şey var, anlatırım sonra. Halit, dudaklarını büzüp başını salladı. — Eh, yaşlandıkça insan öğreniyor demek ki. ***** Seçmelerin yapılacağı binaya vardığımızda kapının önünde uzun bir kuyruk vardı. Herkesin elinde dosyalar, kimisinin yanında gitarı, kimisi şarkı mırıldanıyor. Benim kalbim gümbür gümbür atmaya başladı. Halit yanımda dikildi, bana eğilip fısıldadı: — Korkma. Sen yürüdüğün yeri aydınlatıyorsun zaten. Birden yüzüm kızardı. “Sen ne güzel şeyler söylüyorsun böyle,” diye geçirdim içimden. İçeri girdiğimizde görevli isimlerimizi yazdırdı. Halit sıranın başındaki devasa ışıklara bakıp gözlerini kısmıştı. — Bu nedir böyle? Güneş mi doğmuş içeriye? dedi. Ben kahkahaya boğuldum. Görevli kız bize tuhaf tuhaf bakınca hemen toparlanıp sustum. Sıra bana yaklaşırken Halit iyice ciddileşti, sanki o sahneye çıkacakmış gibi nefes nefese kaldı. — Hadi, dedi. Yapabilirsin. — Sen bana mı cesaret veriyorsun, yoksa kendine mi? diye sordum. Halit hafif gülümseyip, — İkimize de lazım, dedi. Ben ismim okunduğunda içim titreyerek sahneye yürüdüm. Arkama dönüp baktığımda Halit’in gözleri benim üzerimdeydi; o kadar güven dolu bakıyordu ki, sanki bütün korkum eriyip gitmişti. Jüri masasında üç kişi oturuyordu; biri ciddi bakışlarla not alıyor, diğeri arada bana gülümseyip cesaret veriyor, üçüncüsü ise sürekli saatine bakıyordu. — Adınız? dedi ciddi bakışlı jüri. — Duru… Duru Altan, dedim, sesi titreyerek ama olabildiğince kendimden emin çıkarmaya çalışarak. — Rolünüzü biliyor musunuz? diye sordu bir diğer jüri. — Evet… prenses… ama biraz deli ve yanlış anlaşılmalar yaşıyor, dedim. Kaçamak bir gülümsemeyle Halit ‘e bakarak. Prensesin repliklerini söylerken, Halit izleyici koltuğunun biraz arkasında, gözleri üzerimdeydi. Arada başını hafifçe sallayarak “Sakin ol, sen harikasın” işareti veriyor, ellerini hafifçe yumruk yapıyordu. Sahnede küçük bir hata yaptım; bir replik yanlış çıktı. Tam o anda Halit başını hafif yana eğip dudaklarını büzerek: — Hah, hemen toparladınız! dedi sessizce. Ama o ton, hem ciddi hem de hafif komik geldi. Ben de istemsizce gülmeye başladım. Sahnedeki “deli prenses” rolüm ile Halit’in ciddi ama sevimli tepkileri birleşince bir an için kendimi hem heyecanlı hem de gülmekten kendini alamayan biri gibi hissettim. Jüri masasında ciddi bakışlı kişi kaşlarını kaldırıp not aldı; saatine bakan jüri arada başını kaldırıp bizi izledi; arada gülümseyen jüri ise başını sallayarak cesaret veriyordu. Her yanlış anlaşılma ve aksilik, Halit’in tepkisiyle komik bir hâl alıyor, ben de sahnede akıcı kalmaya çalışıyordum. Sahneler bittiğinde jüri: — Çok iyi! dedi. “Karakteri hem komik hem de canlı yansıtıyorsunuz.” Ben derin bir nefes alıp Halit’e baktım. O hâlâ ciddi ama gözlerinde hafif bir gülümseme vardı. Kalbim hem rahatlamış hem de hafif hızlı atıyordu; Halit’in desteği olmasa, sahnedeki gerginliği atlatmam çok daha zor olurdu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD