"Bahçede demlenen çaylar, kahkahalarla bölünen sohbetler ve kucağa alınan o üç aylık "Şimşek" bebeğin masumiyeti... Hazer ailesi, parçalanmış hayatlarını Mardin’in bu kadim topraklarında yeniden birleştirirken; her gülümsemenin ardında saklı kalan bir sızı vardı. Karan, yarı çıplak gövdesiyle o meşhur ciddiyetini korumaya çalışsa da, Işık’ın zekice hamleleri karşısında "simülasyonda" kalmanın o tatlı mahcubiyetini yaşıyordu. Fakat mutfak tezgahının üzerinde duran o küçük flaş bellek, tüm bu neşeli tabloyu yırtıp atmak için pusuda bekleyen karanlık bir el gibiydi." — "Yüzbaşı... Dur... Aahh... Dur lütfen ya, daha uyanamadım bile..." Yanı başımdan, o her duyduğumda içimi gıdıklayan erkeksi kıkırtısını işittim. Karan’ın sesi, sabahın o en tatlı mahmurluğuyla iyice kalınlaşmıştı. — "Daha

