bc

MENZİL 🧭🧭🧭

book_age18+
361
FOLLOW
3.7K
READ
dark
HE
opposites attract
stepfather
drama
bxg
kicking
soldier
highschool
musclebear
like
intro-logo
Blurb

Yıllarca "mükemmel asker" olarak görülmüş, duyusal hassasiyetlerini ve sosyal mesafesini "disiplin" sanmış. Ancak ağır bir travma sonrası yapılan testlerde yüksek işlevli otizm (Asperger Sendromu) teşhisi alıyor ve orduyla ilişiği kesiliyor İki hayat, tek bedel: Biri zihninin hapishanesinde, diğeri törenin gölgesinde.Karan: Eski bir Kıdemli Yüzbaşı. Hayatı boyunca disiplini kalkanı sanmış, ancak ordudan atılmasına neden olan Asperger Sendromu teşhisiyle dünyası başına yıkılmış bir adam. Onun için hayat; emirler, rutinler ve katlanamadığı yüksek seslerden ibaret.Işık: İnsan ruhunun labirentlerini çözen uzman bir psikolog. Abisinin suçunun bedeli olarak bir "berdel" gelini. Şimdi, profesyonel bilgisini kendi hayatını kurtarmak ve hiç konuşmayan, göz teması kurmayan kocasının zihnine sızmak için kullanmak zorunda.Bir yanda duygularını ifade edemeyen, gürültüden ve belirsizlikten kaçan bir asker; diğer yanda bir obje gibi satılmanın acısıyla yanan ama karşısındaki adamın "tanısını" koyan bir kadın.Bu, bir aşk hikayesi değil; iki yabancı zihnin aynı evin içindeki hayatta kalma savaşıdır.

chap-preview
Free preview
✥ 1. BÖLÜM: SESSİZLİĞİN KANLI GÜRÜLTÜSÜ 🥀
Zerdeştê Dilê Min (Kalbimin Közü) ───○────────────────────── ◄◄⠀▐▐ ⠀►► ⠀⠀⠀ 1:24 / 4:12 ⠀⠀⠀ ───○ 🔊 Kirasê spî, li min bû kefen (Beyaz gelinlik, üzerimde kefen oldu) Mêrdîn dinale, bi dengê defen (Mardin inliyor, davulların sesiyle) Agir ketiye nava vê zewacê (Bu evliliğin tam ortasına ateş düştü) Xwîn û barût, li ser rûyê min ken (Kan ve barut, yüzümdeki gülüşe karıştı) Ax welato, ax eman... (Ah vatanım, ah aman...) Toreya kor, dilê me kir xeman (Kör töre, kalbimizi keder eyledi) Dengê teqînê, asîman qelişî (Patlama sesiyle gökyüzü yarıldı) Em man di nav pûş û duman... (Kaldık toz ve dumanın ortasında...) Tu "Çelîk" î, lê birîna te kûr e (Sen "Çelik"sin ama yaran çok derindir) Riya me tarî, qedera me dûr e (Yolumuz karanlık, kaderimiz uzaktır) Ev bûk û zava, ne şa ne îşev (Bu gelin ve damat, mutlu değil bu gece) Eşqa me winda, di şeva reş û kûr de (Aşkımız kayıp, bu kapkara ve derin gecede) Mardin’in dar, labirentvari sokakları, binlerce yıllık taşların üzerine sinmiş hüzünlü hikayeleri fısıldıyordu. Gökyüzü, Mezopotamya’nın uçsuz bucaksız ufkunda erirken, güneş son kızıl ışıklarını kadim şehrin üzerine bir matem örtüsü gibi sermişti. Şehrin tepesindeki o devasa konak, bu gece sadece iki aşiretin birleşmesine değil, iki hayatın kurban edilişine şahitlik ediyordu. Binlerce ışıkla donatılmış avluda, her köşe başında bir töre fısıltısı, her takılan altında bir kan davasının sönmüş külü, her zılgıtta bir kadının sessiz çığlığı vardı. ​Işık, konağın ağır ahşap kapısından içeri adım attığında, rüzgarın taşıdığı tozun genzini yaktığını hissetti. Bu kapı, onun için bir yuvanın değil, bir hapishanenin girişiydi. Üzerindeki dantel detaylı, zarif gelinlik içinde adeta bir peri kızı gibi görünse de, o kendini bir kefene sarılmış gibi hissediyordu. Uzun, gür siyah saçları örgülerle ensesinde toplanmış, ela gözleri Mardin gecesinin gizemini kuşanmıştı. Yüzündeki hafif makyaj bile, kaderin acımasız çizgisini silmeye yetmiyordu. ​Işık bir psikologdu; insanların ruhlarındaki enkazları kaldıran, kırık kalpleri birleştiren bir uzmandı. Ama şimdi kendi ruhu bin parçaya ayrılmış, ait olmadığı bu dünyaya bir töre kurbanı olarak fırlatılmıştı. Gelinliğinin her bir dantelini, özgürlüğüne vurulan bir zincir olarak hissediyordu. Bakışları, onu bir mal gibi takas eden babası Mirzan Ağa’ya kaydı. Adamın yüzündeki o sarsılmaz gurur, Işık’ın içindeki öfkeyi harlıyordu. 'İstanbul'daki hayatım, hastalarım, hayallerim... Hepsi bir gecede bu tozlu avluya mı gömüldü?' diye düşündü. 'Bu bir başlangıç değil, bu benim sonumun ilk perdesi. Bir doktor olarak geldim, bir bedel olarak gidiyorum.' ​Karşısında, omuzları dağlar gibi heybetli duran Karan vardı. Üzerindeki lacivert takım elbise kusursuzdu ama duruşu bir askerin disipliniyle kaskatıydı. Karan’ın yüzü Mezopotamya rüzgarlarıyla yontulmuş gibi sert, bakışları ise zifiri bir gecenin karanlığını taşıyordu. O, "Çelik" lakaplı bir komutandı; kurşunlara meydan okuyan, ölüme her saniye göz kırpan bir asker. Ama o çelik zırhın altında, paramparça olmuş, barut kokulu bir ruh taşıyordu. Elif’in ve doğmamış evladının mezarını o soğuk dağlarda bırakıp gelmişti. ​Karan yanındaki kadına bakmıyordu bile. Onun için Işık, sülalesinin temizlemek zorunda olduğu bir "leke"nin karşılığıydı. Dişlerini öyle sıkıyordu ki çene kemikleri dışarıdan seçiliyordu. 'Beni bu masaya oturtan törenin de, sönmeyen bu intikam hırsının da...' diye geçirdi içinden. Elif’e ettiği yeminlerin üzerine her saniye yeni bir toprak atılıyordu. Etraftaki davul sesleri beyninin içinde birer balyoz gibi patlıyordu. Asperger sendromunun ona verdiği o aşırı duyarlılık, bu düzensiz kalabalık ve anlamsız gürültü karşısında onu bir barut fıçısına çeviriyordu. ​Davullar coşkuyla vuruluyor, zurnalar en keskin ezgilerini fısıldıyordu. Işık, profesyonel refleksleriyle Karan’ı gözlemliyordu. Adamın parmak uçlarındaki o sinsi seğirmeyi, gözlerini kaçırırken verdiği o mikro tepkileri fark ediyordu. "Mecburiyetin getirdiği bu birleşme sadece bir yanılsama," diye düşündü Işık. "Bu adamın gözlerindeki şey nefret değil, katı bir nizamın arkasına gizlenmiş korkunç bir travma. Asperger’in getirdiği o kontrol deliliği... Bu düğün onun zırhını mı güçlendirecek, yoksa onu tamamen mi parçalayacak?" ​Tam o sırada, düğün alayının coşkusu zirveye ulaşmışken... ANİDEN! ​Davullar en gür sesiyle vururken, o devasa patlama konağın asırlık temellerini yerinden oynattı. Gökyüzü bir anlığına kızıla boyandı, ardından her yeri toz, duman ve keskin bir barut kokusu sardı. Misafirlerin çığlıkları birbirine karışırken, zaman o avluda ağır çekime girdi. ​Karan, o sesi duyduğu an beyninin içindeki tüm Mardin gerçeği silindi. Artık damat değildi. Artık o avluda değildi. Gözleri karardı, kulakları sağır eden o tiz çınlama geri döndü. Yanı başında titreyen bembeyaz bir karaltı gördü: Işık. Bir saniye bile düşünmedi. "Çelik" komutanın refleksleri uyandı. Karan, tek bir hamleyle Işık’ın belini kavradı ve onu kendine doğru sertçe çekti. Işık, daha ne olduğunu anlamadan yüzünü Karan’ın taş gibi sert göğsüne çarparken buldu. Karan, dev gövdesiyle kadını bir kalkan gibi sarmalamış, onu havadan yağan taş parçalarından korumak için üzerine kapanmıştı. ​Işık, hayatında ilk kez bu kadar yoğun bir güvenlik hissini yaşıyordu. Karan’ın kalbi bir makineli tüfek gibi hırçın atıyordu. Karan, Işık’ın saçlarındaki yasemin kokusunu duyduğu an, zihnindeki pusu sahneleri sarsıldı. Elif’in kanlı yüzüyle, kollarındaki bu canlı kadının sıcaklığı birbirine karıştı. ​HAKKARİ – PUSU ANI (10 GÜN ÖNCE) ​Hakkari’nin dumanlı tepelerinde, gece bir kurt gibi sessizce çökmüştü. Karan, timinin önünde bir gölge gibi süzülüyordu. Telsizden gelen cızırtılı sesler gecenin sessizliğini bozuyordu: "Kartal-1, hedef bölgeye 200 metre. Sessiz kal." ​Karan yanındaki Elif’e baktı. Elif, elini hafifçe karnına götürmüştü. Karan bu işareti biliyordu; bebekleri oradaydı. "Bu son görev Elif," diye fısıldamıştı operasyon öncesi. "Dönüşte sadece biz ve huzur olacak." ​Karan’ın Asperger’den gelen o insanüstü dikkati, aniden havada değişen bir şeyler yakaladı. Rüzgarın yönü mü değişmişti? Hayır, kuşlar susmuştu. Kayaların arasındaki o mutlak sessizlik, yaklaşan felaketin gürültüsüydü. "Pusu! Geri çekilin!" diye bağırdı Karan. ​Ama sesini, toprağı göğe savuran devasa bir patlama kesti. Zaman büküldü, sesler suyun altından geliyormuş gibi boğuldu. Karan havada savrulurken sadece Elif’in adını haykırmak istedi ama ağzına dolan metalik kan tadı buna izin vermedi. Gözlerini açtığında her şey bir sessiz film gibiydi. Elif’i gördü; birkaç metre ötesinde, o tozun içinde cansız yatıyordu. Karan ona ulaşmak için parmaklarını toprağa geçirdi ama bedeni komut almıyordu. O gece orada sadece timi değil, Karan’ın merhameti de öldü. ​MARDİN GECESİNİN KANLI SIRRI ​Geri dönüş: Patlamanın yankısı dindiğinde, avluyu ölümcül bir sessizlik kapladı. Karan yavaşça geri çekildi ama elleri hala Işık’ın kollarındaydı. Göz göze geldikleri o birkaç saniyede; Işık, Karan’ın buz gibi bakışlarının arkasındaki o derin korkuyu; Karan ise Işık’ın ela gözlerindeki o parçalanmış merhameti gördü. ​"Bana böyle bakma," diye haykırmak istedi Işık içinden. "Beni sadece abimin borcu olarak görme." Karan ise kendine öfkeliydi. Bu kadını korumuştu. Bu kadına dokunmuştu. "O sadece bir emanet," dedi kendine. "Törenin getirdiği bir mecburiyet." ​Tam o sırada, avlunun en arka köşesinde, konak duvarının gölgesinde uzun boylu, kapüşonlu bir figür karanlığa karışarak uzaklaşıyordu. Elinde bir telsiz vardı ve kısık bir sesle fısıldıyordu: ​"Hedef vuruldu. Kaos başladı. İlk adım tamamlandı. Karan’ın zırhı parçalandı." ​Mardin’in tozu dumana karışmış düğün avlusu, gizemli bir gölgenin izleriyle doldu. Gece, sadece bir düğüne değil, yeni bir savaşa gebeydi. Ve bu savaşın en büyük cephesi, birbirine nefretle ama aynı zamanda mecburiyetle bağlı bu iki yaralı ruhun arasında açılacaktı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
46.1K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
89.9K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.9K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
555.5K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
58.4K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
37.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook