"Bazen en parlak yıldızlar, gökyüzünün en zifiri karanlığında doğar; ve bazen bir mermi, öldürmek için değil, yaşatmak için namludan çıkar." On gün sonra... Suriye sınırından sızan zırhlı araçların içinde, hırıltılı motor sesinden başka sadece ölümün o soğuk sessizliği vardı. Kağıt üzerinde iki devlet el sıkışmıştı ama Sednaya’nın o günahkâr, kanlı duvarlarının arkasında yazılan planlar, diplomatik imzalardan çok daha başkaydı. Orası adaletin bittiği, vahşetin başladığı yerdi. Işık, kaskının altından süzülüp şakaklarından inen ter damlasını elinin tersiyle sildi. Göğüs kafesi, sanki içindeki kalbi dışarı fırlatacakmış gibi şiddetle sarsılıyordu. Hemen yanında, koca bir dağı andıran heybetiyle o adam duruyordu. Yüzünde kapkara bir maske; sadece keskin, buz gibi bakan gözleri dışarıdayd

