
Andrew onun için getirilmiş esir kızlara bakarken biraz olsun sinirinin yatışmasını umuyordu. Savaş başarısız olmaya ramak kala elinde 50'ye yakın asker ve esir kızlar vardı. Geri çekil emrini beklerken bu kızlarla biraz olsun nefretini Türk ırkına kusmak istiyordu.
"Şu mavi gözlü olanı çadırıma yollayın" diyerek cadırına yöneldi. Sinirleri son derece harap olmuştu. Stresini en iyi atma şekli düşman kızı becermek olabilirdi. Cadıra girip pelerinini çıkardı. Kızı beklerken
"Yüzbaşı Andrew, efendim binbaşı Samuel geldi" dedi. Andrew sinirli bir soluk bıraktı. Pelerinini yeniden giyerek dışarıya çıktı. Binbaşına selam verirken nefretini saklamakta zorlanıyordu.
"Binbaşı Samuel! Seni burda görmeyi beklemiyordum" dedi. Binbaşı ona sırıtarak baktı.
"Çekil emrini vermeye geldim." diyerek esirlere baktı. Andrew gerilse de bir şey söylemedi. Samuel onun üstüydü.
"Kızların hepsini alıyorum" dedi hepsinde göz gezdirirken.
"Onlar benim esirim" dedi Andrew. Bu kadarı da fazlaydı.
"Ah bu konuda haklısın yüzbaşı. O yüzden bir tanesini sana bırakabilirim" dedi alayla. Andrew'in elleri yumruk oldu.
"Kızların en çirkinini yüzbaşı Andrew'e bırakın, diğerlerini alın" dedi binbaşı. Andrew karşı çıkmakla boyun eğmek arasında kaldı.
"Bir itirazın yoktur umarım binbaşı" diye ekledi. Andrew bir süre sessiz kaldı. Arkasına dönüp
"Siz nasıl isterseniz binbaşı" dedi sinirle. Cadırına girdiği zaman artık iki kat nefret doluydu. Bir gün Samuel'i gebertecekti ve o güne fazla yoktu.

