İnce sözlerin ağır yükü

1204 Words
Ertesi günün sabahı İstanbul’un masmavi gökyüzünde süzülen bembeyaz bulutlarının arasından açan ışıklar pencere perdelerine vuruyor, evin içinde derin bir sessizlik dolaşıyordu. Herkes bir önceki gecenin yorgunluğunu üzerinden atmaya çalışırken, Armina kahvaltı sofrasının son hazırlıklarını yapıyordu. Masada sade ama özenli bir kahvaltı vardı; ince belli bardaklarda buharı tüten çaylar, tereyağlı simitler, peynir tabakları ve Saida ananın elinden çıkmış börekler… O an her şey dışarıdan bakıldığında mükemmel görünüyordu — ama Armina’nın içinde garip bir sıkışma vardı. Kapı çaldığında evin havası bir anda değişti. Alp’in annesi, Nermin Hanım, her zamanki zarif ama yapmacık gülümsemesiyle içeri girdi. Memnuniyetsizliği yüzünden okunuyor ama sanki belli etmemeye çalışır gibi görüntü sunuyordu. Üzerinde koyu mavi tonlarında başörtüsü kolunda siyah rengi bir çanta vardı. ama her detayı bir hesapla yapılmış gibiydi. Sanki her adımında, her kelimesinde bir anlam gizliydi. “Canım Armina, nasılsın?” dedi gülümseyerek. “İstanbul havası sana yaramış bak, yüzüne renk gelmiş.” Armina hafifçe tebessüm etti, ama yüzündeki o zarif gülümsemenin arkasında derin bir tedirginlik gizliydi. “Sağ olun Nermin anne siz nasılsınız? Buyurun, kahvaltı hazır, hemen çayınızı tazeleyeyim.” “Ah canım, zahmet olmasın, zaten senin çok yorulduğunu duydum. Gerçi gençsin tabii, her şeye yetişiyorsun maşallah.” Sesi tatlıydı, ama kelimelerin içinde bir diken gizliydi. Dilruba, yan masada çayını karıştırırken bakışlarını fark ettirmeden onlara çevirdi. Nermin Hanım çantasını sandalyenin arkasına asıp sofraya oturdu. Bakışlarını masadaki tabaklarda gezdirdi, sonra sanki çok doğal bir şey söylüyormuş gibi ekledi: “Bizim ailede kahvaltılarda genelde reçelleri ev yapımı tercih ederiz, bilirsin. Market reçellerinde katkı çok oluyor. Neyse tabii, herkesin düzeni farklıdır.” O an ortamın içindeki huzur, neredeyse duyulamayacak kadar küçük bir çıtırtıyla çatladı. Armina hafifçe gülümsedi, ama Dilruba’nın gözleri bir anlık öfkeyle parladı. Bekzat ise masanın diğer ucunda gazeteyi açar gibi yaptı ama aslında kulak kesilmişti. “Annem her reçelini kendi yapar,” dedi Dilruba alttan ama belirgin bir tonda. “İsterseniz size de bir kavanoz hediye ederiz.” Nermin Hanım kısa bir kahkaha attı. “Ne güzel, el emeği gibisi yok tabii. Armina da zamanla alışır böyle şeylere. Sonuçta Alp işinde çok yoruluyor, onun ihtiyaçlarını düşünmek ayrı bir hassasiyet ister.” Bu sözler masaya taş gibi düştü. Armina bir an çayını karıştırmayı bıraktı, yüzünde belli belirsiz bir duraksama oldu. Sonra toparlanıp kısık bir sesle, “Tabii… elimden geleni yaparım, ama her şey karşılıklı sonuçta bende çalışıyorum ve okuyorum” diyebildi sadece. Nermin Hanım’ın gözlerinde o anda kısa bir zafer parıltısı belirdi. Kadın, karşısındakini küçük küçük sözlerle sıkıştırmayı iyi biliyordu; doğrudan söylemez, ima ederdi. “Senin yaşında ben de evlendiğimde,” diye devam etti, “eşimin iş çevresine hemen uyum sağlamak zorunda kalmıştım. Zor gelir ama, sonunda kadın dediğin her şeye ayak uydurmalı değil mi?” Saida ana, uzak köşeden söze karıştı: “Kadın her şeye ayak uydurmaz, önce yüreği razı olmalı. Kalp istemezse hiçbir iş yürümez.” Ortamdaki sessizlik derinleşti. Nermin Hanım zarif bir şekilde başını salladı ama yüzünde gergin bir tebessüm vardı. “Elbette efendim, yürek önemli… ama biraz da sabır gerek tabii. Gençler bazen anlamıyor, evlilik kolay değil.” Bekzat’ın kaşları çatıldı, ama annesine saygısından ses etmedi. Dilruba ise Armina’ya bir anlık, anlamlı bir bakış gönderdi. “Dayan kardeşim,” der gibiydi. Kahvaltı sessizce tamamlandı. Nermin Hanım giderken kapıda Armina’ya yaklaşıp elini nazikçe tuttu. “Tatlım,” dedi yumuşak ama bir o kadar da ölçülü bir sesle, “Alp seni çok seviyor, belli. Ama bazen erkeklerin kalbini tutmak için sadece sevgi yetmez. Biraz da... uyum gerekir. Sen güçlü bir kızsın, bunu yaparsın, değil mi?” Armina o an sadece başını sallayabildi. kahvaltı bitince Dilruba mutfağa geçti, tabakları toplarken dişlerini sıktı. “Kadın bildiğin iğne batırıyor ama gülerek yapıyor…” dedi sinirle. Bekzat omzunu silkti. “Boş ver, o tür insanlar hep böyle. Ama senin yerinde olsam, her lafını aklıma yazardım. Çünkü bu kadının niyeti belli.” İçeride annesi ve kayınvalidesi düğün nişan takı konuşurlerken Armina mutfakta dalgın dalgın oturuyordu. bir an elindeki fincana baktı. Çay çoktan soğumuştu. İçinde, boğazına düğümlenen bir şey vardı; adı olmayan, ama yakıcı bir his. Ve o anda anladı ki… bu evlilik sadece iki kişinin değil, iki dünyanın çarpışması olacaktı. Ev sessizleşmişti. Gidenlerin ardından kapı kapanınca, içeride bir tür ağırlık kaldı geriye. Sanki duvarlar bile konuşulan her kelimeyi içine çekmiş, şimdi yankısını taşımak istemiyor gibiydi. Armina mutfağı toplarken elleri otomatik hareket ediyordu; bardakları yıkıyor, masayı siliyor, yerleri süpürüyordu ama aklı hâlâ o sofradaydı. Nermin Hanım’ın her kelimesi, dudaklarından süzülürken bile Armina’nın içine birer diken gibi batmıştı. Son tabağı rafa koyduğunda iç çekti. Evin içindeki hava ağırdı, ne konuşmak istiyordu kimse ne de gülmek. Dilruba ve Bekzat sessizce kendi işlerine dağılmıştı, çocuklar odalarına geçmişti, Saida ana ise misafir odasında seccadesinin başında dua okuyordu. Armina mutfağın ışığını kapattı, sessiz adımlarla balkona çıktı. Akşam serinliği yüzüne vurdu; şehrin sokak lambaları, uzaktan gelen vapur düdükleri, köprü ışıklarının dansı… Her şey bir film karesi gibiydi ama o, o filmin içinde değil, dışından izleyicisi gibiydi. Elinde yeşil çay dolu bir kupa vardı. İncecik bir limon dilimi yüzeyde yavaşça dönüyordu. Buharı yüzüne vurdukça gözleri doluyor, içini ısıtan çayın aksine kalbi giderek soğuyordu. “Ne yapıyorum ben?” diye fısıldadı kendi kendine. “Gerçekten… neyin içindeyim ben?” Kapı aralandı. Önce Dilruba, ardından Bekzat çıktı balkona. Bekzat’ın elinde yarım dolu bir çay bardağı. İkisi de sessizce Armina’nın iki yanına oturdu. Bir süre konuşmadılar. Şehrin sesi, onların suskunluğunu dolduruyordu. Sonra Dilruba derin bir nefes aldı. “Armina…” dedi, sesinde yumuşak ama sarsıcı bir tını vardı. “Bak, sana karışmak istemem ama… emin misin bu yola girmek istediğine?” Armina gülümsedi, ama gülümsemesi yorgun bir savunma gibiydi. “Eminim abla… yani… sanırım eminim. Alp iyi biri. Beni seviyor.” “Sevgi bazen yetmez,” dedi Bekzat birden, sigarasını yakarken gözünü uzaklardaki köprü ışıklarından ayırmadan. “Ben o adamın masadaki halini gördüm. Gururlu, evet. Ama senin üstüne kurmak istediği bir düzen var, bunu anlamamak için kör olmak lazım.” Armina başını öne eğdi, elleri kupanın etrafında kenetlendi. “Belki de o sadece… farklı bir yetişme tarzına sahip. Nermin Hanım da öyle. Onlar başka bir dünyadan geliyor.” Dilruba kaşlarını kaldırdı. “Ve senin o dünyada nefes alabileceğine gerçekten inanıyor musun?” Bu soru Armina’nın içine işledi. Bir an cevap veremedi. Boğazı düğümlendi, kelimeler birbirine karıştı. “Ben… ben sadece artık huzur istiyorum,” dedi kısık bir sesle. “Bunca yıl koşmaktan, çalışmaktan, başkalarını idare etmekten yoruldum. Belki bu kez ben de biraz sığınmak istiyorum.” Bekzat başını iki yana salladı, “Ama yanlış limana sığınırsan, en büyük fırtına orada yakalar insanı,” dedi. Sesinde ağabey sertliğiyle karışık bir hüzün vardı. Armina kupayı dudaklarına götürüp bir yudum aldı. Limonun ekşiliği dilini yaktı. “Belki de haklısın,” diye fısıldadı. “Ama bazen insan yanlış yere demir atsa da, o limanda biraz sessizlik bulmak istiyor.” Bir süre üçü de sustu. Gökyüzünde bir yıldız kaydı. Dilruba hafifçe gülümsedi, “Dilek tuttun mu?” diye sordu. Armina gözlerini o noktadan ayırmadan cevap verdi, “Evet. Ama ne dilediğimi söyleyemem, yoksa olmaz derler.” Bekzat hafifçe gülümseyip omzunu Armina’nın omzuna koydu. “Ne dilediysen, içinde biraz cesaret olsun. Çünkü bu gidişle o dileğe en çok ihtiyacın olacak.” Armina başını dayadı, gözlerinden süzülen yaşı belli etmemeye çalıştı. Şehir o sırada derin bir nefes alıyor gibiydi. Uzaktan bir vapur düdüğü duyuldu. Ve o sesin içinde Armina, hayatının nereye gittiğini bilmediği o yola sessizce bir adım daha atmış olduğunu hissetti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD