Yalnızlığın coğrafyası yok. Ne ılıman bir iklimi, ne de bin çeşit bitki örtüsü... Ama insan en sevdiğinin kokusunu geride bırakıp, yabancı olarak damgalandığı bir şehirde oldu mu burnu yalnızlıktan başka bir şeyin de kokusunu alamıyor. İçinde kelebekler ölüyor insanın ağıtlar yakarak. Her gün bin yılın acısıyla uyanıyor. Baş edemiyor onca yükün altından kalkmayı ama yaşamayı da öğreniyor. Yalnızlığı yanında taşımayı öğreniyor sonra. Senin kokuna karışıyor, sesinden dökülen harflere bulanıyor. Adam attığın yerde senin ayak izin olarak kalıyor. Öyle çok sen oluyor ki yalnızlık, sırf bu yüzden yabancılık çekmiyorsun hiçbir yerde. Sessizlik rahatsız etmiyor artık kimseyi. Onunla da koyun koyuna yatmayı öğreniyor insan. Derya sıralanan valizlerimizi almadan hemen önce çantasındaki hırkalardan

