Sabah alarmın tiz sesiyle yataktan sürüne sürüne kalktım. Telefonun alarmını kapatıp odamdan çıkarken aklıma dün geceki olay geldiğinde oflayarak lavaboya doğru ilerledim.
Dün Anıl bizi gördükten sonra iyice saçmalamıştım. Anıl'a yaptığım açıklama "Arslan abinin arabasında bi eşyam kalmış da onu getirmişti gözüme birşey girince öyle şey oldu." ben bunu söylerken Arslan abi ise gülmemek için dudaklarını ısırıp bana bakıyordu. Ah! Salak kafam ne diye Arslan abiye uyup dışarı çıkıyorsam!
Anıl ise zaten uykulu olduğundan hiç sorgulamamış direkt içeri girmişti ardından ben de Arslan abiye son kez sinirle bakıp "Seninle çalışmayacağım!" diyerek ayaklarımı yere vura vura eve girmiştim.
Lavaboda rutin işlerimi yapıp geri odama döndüğümde odamın kapısını kapatıp koşa koşa yatağa ilerleyip bir anda zıplayarak kendimi yatağa bıraktım. Ergen hareketlerimden kurtulamıyor olmak benim suçum değil üzgünüm...
Telefonumu da elime alıp saate baktığımda sabah 9'u gösterdiğini görüp ardından w******p'a girdim.
Güne Açan Çiçekler (w******p Grubu)
Ecem: Az bakın buraya
Anıl: he söyle
Nefes Peri: Baktımm
Ecem: Abim geldiğinden beridir dışarı çıkmadım ya bugün birlikte bir yerlere mi gitsek abim sizle gezerken rahat bırakıyor beni sadece
Pamir: Bana uyar
Nefes Peri: Nereye gideceğiz ki
Esma: Bizim kafeye gelin ben şu an burdayım zaten anneme yardım ediyorum
Ecem: Ebeveynlerin bulunduğu bir yer istemiyorum çünkü manitayı da çağıracağım?
Anıl: Lan Arslan abi yakalarsa ne olacak
Pamir: Başımız belaya girecek...
Yağmur: DKWŞNSŞQKDSŞKDŞQKDŞQKSŞW
Nefes Peri: Ya Ecem gizli gizli buluşacağına izin alıp buluşsan ya
Ecem: Ya sanki abimi bilmiyorsunuz?
Esma: Arslan abi gelirse falan sevgilisini Pamir'in arkadaşı diye tanıtırız
Pamir: Neden benim ya Anıl'ın arkadaşı olsun
Anıl: Sus köpek
Pamir: ?
Ecem: Ay susun azzz
Ecem: Öğlen 1 gibi herkes Lovely Cafee'ye gelsin
Yağmur: Okişş
WhatsApp'tan çıkıp telefonu kapadım ve odamdan çıkıp iki katlı evimizin merdivenlerini inip salona indim.
"Günaydıııııın." diye bağırmamla abim göz devirip üstünde Winx Club Stella'nın olduğu eşofmanlı pijamama yüzünü buruşturarak baktı. "Tipe bak valla büyüyemedi bu kız." dediğinde ona dil çıkarıp benden yalnızca bir yaş küçük olan kardeşimin yanına oturdum ve telefonuyla komik videolar izlediğini görüp ben de ona katıldım.
Birkaç videodan sonra karşımıza çıkan komik kedi kavgası videosuyla kahkaha atarken bana uzaylı gibi bakan üç erkeğe dönüp ne oldu dercesine kafamı salladım. "O kadar izlediğimiz komik videolara gülmeyip kedi kavgası videosuna güldüğüne inanamıyorum." diyen Anıl'a kolumun kenarıyla hafifçe vurup "Zevkler ve renkler tartışılmaz canım ben de buna gülüyorum." dediğimde abim lafa girdi. "En son telefon rehberimdeki kızların fotoğraflarına bakıp," sesini kadın sesi gibi çıkarmak için inceltti ve devam etti "Ya bu ten rengine sarı saç olmuş mu sence yaaa diyen de bendim." demesiyle hem abim hem Anıl gülerken kaşlarımı çatıp onlara baktım. "O sadece bir fikir belirtisiydi." masumca söylediğim şeye abim "hmm hmm." diye bir ses çıkarınca babam lafa girdi. "Aa gitmeyin benim güzel kızımın üzerine." dediğinde babama elimle öpücük gönderip "Konuş babacım be konuş." dediğimde babam da aynı şekilde eliyle bana öpücük gönderdi. Bunu gören abim ve Anıl yüzlerini buruştururken havalı havalı yerimden kalkıp babamın yanağını öpüp mutfağa annemin yanına gittim.
Kahvaltı için yemekleri hazırlayan annemin de yanağına öpücük kondurup "Günaydın Kraliçem." dediğimde o da neşeli şekilde gülüp "Günaydın Prensesim." diyerek karşılık verdi.
"Yardım edeyim mi?" diye sordum patateslerle ilgilenen anneme.
"Domates, salatalık doğrayabilirsin." dediğinde buzdolabını açıp domates ve salatalık çıkartıp yıkayıp doğrama tahtasını ve bıçağı çıkardım. Domatesin sapını çıkartıp doğramaya başladığımda annem doğradığım domatese bakıp konuştu. "Kızım domates öyle doğranır mı hiç?" dediğinde biraz kalın, tamam fazlasıyla kalın doğradığım domatese üzgün üzgün baktım.
Mutfağa giren abim elimdeki bıçağı alıp "Ben doğrarım domatesi beceriksiz bücür." şakayla karışık söylediği şeyle kollarımı birbirine dolayıp sinirle ona baktım. "Sensin bücür! Görürsün senden aldığım iki tişört ve üç sweati sana asla geri vermeyeceğim." dediğimde bana göz devirdi. "Her gün ne hikmetse gardrobumdan neden eksiliyor bu kıyafetler diyorum ben de." dediğinde kıkırdayıp konuştum. "Tişörtlerine renkli iplerle çiçek işlemeleri yaptım artık onları benden geri alamazsın üzgünüm." dediğimde şaşkınca bana baktı. "Kızım o tişörtler sana çuval gibi olur." dedi.
"Abiciğim unutma ki ben bir stilistim o tişörtleri her türlü uydururum bi şekle." dediğimde sen iflah olmazsın bakışları atıp domatesleri doğramaya devam etti. Benimle inatlaşmadan önce bi üç kere düşünmeliydi çünkü her türlü zeytinyağı gibi üste çıkardım.
???
Kahvaltıdan sonra odama çıkmış ne giysem diye gardrobuma bakarken aklıma geçen hafta diktiğim kot elbisem aklıma geldiğinde dikiş odama doğru koştum.
Odaya girdiğimde askıyla astığım kot elbiseye bakıp bugün onu giymeye karar verip elimde elbiseyle birlikte odama geri döndüm.
Odama gecip elbiseyi üzerime geçirdiğimde aynaya bakıp kendimi inceledim. Kendime elbise yapıp giymekten çok hoşlanıyordum ve bu yaptığım ilk elbise değildi elbet. Elbisenin üstümde duruşundan hoşlanıp bileğimin biraz daha üstünde duracak kadar beyaz bir çorap ve beyaz Converse ayakkabılarımı geçirdim.
Ardından makyaj masasına geçip kirpiklerime rimel dudağıma parlak bir lipgloss sürüp topuz yaptığım uzun karamel rengi saçımı açıp saçlarımı düzelttim. Topuz yapmamdan dolayı lüle lüle olmuş saçım kötü durmadığından onları salık bırakıp kahküllerimi düzeltip masadan kalktım.
Telefonumu alıp kabını çıkarttım ve kabının arasına kağıt paraları koyup geri kabı telefona taktım. Çanta taşımadığım zamanlar yaptığım bu hareket çok kolaylık sağlıyordu doğrusu.
Odamdan çıkıp merdivenleri indiğimde benim ardımdan Anıl da indi. Salonda oturup sohbet eden annem ve babama "Anne, baba biz dışarı çıkıyoruz." dediğimde kafalarını sallayıp "Allaha emanet olun dikkat edin." dediklerinde onları kafamla onaylayıp dış kapıya doğru ilerledik.
Evden çıkıp ufak bahçemizin kapısını da aralayıp mahalleye adımımı attığım anda gözüm hemen ilerimizde Arslan abinin arabasının önünde durup sohbet eden Arslan abi ve abime gitti. Ecem'in bahsettiği kafeye gidebilmemiz için onların yanından geçmemiz gerektiği için o tarafa doğru ilerledik Anıl ile.
İlk bizi fark eden Arslan abi iken ardından abim de bize doğru döndü. Arslan abinin gözleri elbisenin darlığından dolayı vücut hatlarımı ortaya çıkarırken yavaşça vucüdumu süzüyordu fakat kaşları çatıktı.
İlk konuşan abim oldu. "Gelin sizi ben bırakayım gideceğiniz yere." dediğinde gözlerimi Arslan abiden çekip abime götürdüm. "Gerek yok biz yürüyerek gideriz." dediğimde Anıl da "Aynen." diyerek bana destek çıktı. Arslan abi hala kaşları çatık şekilde bana bakarken elbisemin açıklığının pek hoşuna gitmediğini anlamıştım fakat ben böyle giyinmeyi seviyordum. Ailem benim kıyafetlerime karışmazlardı zaten.
"Tamam o zaman dikkatli gidin." diyen abime kafamı sallayıp Anıl'ın koluna girdim ve yürümeye başladık. "Arslan abi niye sinirli sinirli baktı sana?" diye soran Anıl ile kasılıp gözlerimi ona çevirdim. "Öyle mi bakıyordu ki?" bal gibi de bilsem de Anıl'a çaktırmamak için belli etmedim.
"Yani öyle gibiydi ama bilmiyorum Arslan abinin her zamanki hali yani çok da şey yapmaya gerek yok." dediğinde kafamı sallayıp sustum. Anıl her ne kadar eğlenceli komik ve genelde salağa yatar gibi olsa da çok zeki bir çocuktu. Umarım Arslan abi ile benim aramda yanlış şeyler düşünmezdi. Her ne kadar geçmişte Arslan abi ile bir şeyler yaşamış olsam da geçmiş geçmişte kalmıştı.
*flashback*
Odamda tek başıma oturup Arslan abiyi düşünüyordum. Denize gitmemizden sonra 3 gün geçmişti. Bana mesajlar atıp arıyor olsa da açmıyordum. Çünkü bu bana hiç doğru gelmiyordu. İlk başta ailelerimiz vardı. Ben ona abi diyordum yahu!
Ama her ne kadar yanlış gelse de onu aklımdan çıkaramıyordum. Kimseye derdimi bile anlatamazken tek yapabildiğim odamda tek başıma oturup düşünmekti.
Telefonumun çalma sesiyle yataktaki telefonuma bakıp iç geçirdim. O arıyordu...
Açıp açmamak arasında kalırken kendimle yaptığım savaşta pes edip açtım.
"Alo, Nefes?" endişeli sesi ile gözlerimi kapadım. "Efendim?"
"Neden telefonlarıma çıkmıyorsun?" dediğinde gözümden bir yaş döküldü. "Arslan bu çok yanlış."
"Yanlış olan ne Nefes? Seni deliler gibi seviyor olmam mı?" söylediği şey ile iç çekerek ağlamaya başlarken sesini bir kez daha duydum. "Sen ağlıyor musun?"
Göz yaşımı elimin tersiyle silerken inkar ettim. "Hayır ağlamıyorum ben."
"Camını aç Nefes." söylediği şeyi anlamayıp, "Ne?" dediğimde tekrarladı. "Odanın camını aç." ve telefonu kapattı. Anlamayarak yatağımdan kalkıp camıma doğru ilerledim. Gördüğüm şey ile nemli gözlerim şok ile açıldı. Arslan abi camıma tırmanıyordu!
Camı açıp ona şaşkınca bakarken sessizce ama sinirli bir ses tonuyla konuştum. "Ne yapıyorsun Arslan, düşeceksin." dememe kalmadan camıma vardığında odamda kenara çekilip içeri girişini izledim. Şu anki halimi şöyle anlatmam gerekirse, üstümde kırmızı meyvelerin olduğu bir gecelik takımı vardı saçlarım baştan salma bir topuz ve gözlerim ve burnum ağlamaktan kızarmış...
Şaşkınca ona bakarken içeri girip pencereyi geri kapattı ve bakışları beni buldu.
"Ağlamışsın." diyerek gözlerini yüzümde gezdirdi. Bana adım adım yaklaşırken gözlerim daha da doluyordu. Hıçkırmamak için dudaklarımı ısırırken yamacıma kadar gelip ellerini yanaklarıma koyup kafamı kaldırdı. "Neden ağlıyorsun meleğim."
Dayanamayıp kendimi bırakırken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamam ile yüzümü bırakıp sıkıca bana sarıldı. Yüzümü onun göğüsüne saklarken ağlamaya devam ediyordum. "B-ben kendimi iyi hissetmiyorum." dediğimde ellerinden biri belimden saçlarıma doğru gelip topuzumu kıstırdığım tokayı çıkarıp karamel rengi saçlarımı özgür bıraktı.
"Ağlamanın sebebi ben miyim Nefes?" diyerek elini saçlarıma götürüp okşamaya başladı. "Benim yüzünden akan tek gözyaşın için kafama sıkabilirim." diyerek derin bir nefes çekti saçlarımdan.
Burnumu çekerek fısıldadım. "Arslan, biz birlikte olama-" diyecekken daha sıkı sarıldı. "Biz birlikte çok güzel oluruz Nefes."
Kafamı göğsünden çekip yüzümü yüzünü görebileceğim şekilde kaldırdım. "Ama ben-" yeniden sözümü kesti. "Biliyorum, beni sevmiyorsun, hiç sevmedin, sevmeyeceksin. Sevilecek bir adam değilim biliyorum ama bencil bir adamım. Senin benden gitmene izin vermem."
Bir şey diyemedim. Onu seviyor muydum? Hoşlanıyor muydum? Bunların hiçbirini bilemezken üzgünce iç çektim.
Bana sarılan ellerini üzerimden çekip elinin kenarıyla gözümdeki yaşı sildi. "Ağlayınca kızaran burnun, şişen dudakların... O kadar bencilim ki Nefes, ağlayacaksan bile benim için ağla isterim." durakladı ve eli nemli yanağımı okşadı. "Ama o kadar da seviyorum ki, tek gözyaşın bile akmasın diye gözümü bile kırpmadan canıma kıyabilirim."
Söylediği şeyler kalbimin atışını hızlandırırken ellerimi kalbime götürdüm. Ne kadar garipti. Benim için sarfettiği birkaç cümle bile kalbimi yerinden çıkacak şekilde attırıyordu.
"Senden asla vazgeçemem, ama bana git dersen giderim Nefes. Sen öl de ölürüm, öldür de öldürürüm." eli yanağımdan dudağıma değdi. "Bu dayanamadığım dudaklarından çıkacak kelimenin 'Gitme.' olması için neler vermezdim."
Gözlerimden yaşlar yeniden dökülürken ona baktım. Kızıl kahvesi gözlerine.
Üzgünüm.
"Git."
*Flashback bitti*
???
Çocuklarla kafeye gitmiş,yemiş, içmiş, eğlenmiş ve evlere dağılmıştık. Şu an saat akşam 7'yi gösterirken bayağıdır yapmadığım şey olan şeyi yapıyordum. Çocukluk fotoğraflarımızın olduğu albümlere bakıyordum. Elime aldığım ilk fotoğrafta bebektim. Babamın kucağında kırmızı elbisemle oturuyor ve ağlıyordum. Babam ise gülümseyip kadraja bakıyordu. Gülümseyip onu kenara bıraktım.
İkinci fotoğrafta yine bebektim fakat yanımda Anıl da vardı. Anıl'ın ağzından emziğini almıştım ve o ağlıyordu fotoğrafta.
Üçüncü fotoğrafa baktığımda gülümsemem soldu. Bu fotoğrafta çocuktum. Sanırsam 7 veya 8 yaşındaydım ve yanımda da Arslan abi vardı. Düğün salonunda çekilmiş bir fotoğraftı ve ben ve Arslan abi pistte dans ederken çekilen bir fotoğraftı. Üstümdeki kabarık beyaz çocuk gelinliği vardı. Arslan abi ise kot bir pantolon ve beyaz bir gömlek ile duruyordu. Bir eli belimde diğer eli elimdeydi ve bana bakıyordu. Ben ise gülümseyerek kadraja bakıyordum.
Gözlerimin dolduğunu fark ederek fotoğrafları bıraktım ve yataktan kalkıp pencereme ilerledim. Camı açıp derin bir nefes çektiğimde gözlerimi kapadım ve içimden konuştum.
'Yıllar önce Arslan abiye git demeseydim ne olurdu?'