Dolu kahvaltı tabağıyla öylece bakışıyordum. Kafamdaki düşünceler beni büyük bir huzursuzluğa sürüklüyordu ve hiçbir şey yapasım gelmiyordu. Ben gidecektim, Uygar burada kalacaktı. Ben en azından bir hayalimin peşinden gitmiş olacaktım ama Uygar yine yalnızlığına gömülecekti. Bunu düşünmekten yapamıyordum ve düşündükçe de içim acıyordu. Onu yalnız bırakmak istemiyordum. Elini bırakmak istemiyordum. Sanki onu korkunç bir ormanda tek başına bırakıp kaçıyormuş gibi hissediyordum. Kendimi kurtarıp onu yok sayıyormuşum gibi. "İyi misin?" demişti Uygar, hiç dokunmadığım tabağıma bakıp daha sonra bana bakarken. Nasıl iyi olabilirdim ki? Onun da acı çektiğini biliyordum ama o bunu ustalıkla gizliyordu ve her şeyi kendi içinde tek başına yaşıyordu. Tüm bunları biliyor olmama rağmen kendimi nasıl

