Mardin'e gideceğim
Aslında dövüş yeteneklerimi günlük hayatta pek kullanmayı istemezdim; hem insanları korkutmamak hem de şiddete başvurmanın çoğu zaman çözüm olmayacağını düşünürdüm, ta ki en yakın arkadaşım, can dostum Esra'nın sokak magandaları tarafından tacize uğradığını görene kadar. İnsan başına gelmeyince sosyal konuşmak kolay geliyordu. Esra benim aynı zamanda hiç olmayan kardeşim gibiydi. Kan bağı önemlidir ama can bağı olan bir insanı bulduğunuzda, insan kaybetme korkusuyla katil bile olabilirdi. O gün Esra benim kulübe gelecekti, yemek yiyip son kez birlikte vakit geçirecektik. Esra, Mardin'e döneceği için son gününü benimle geçirecekti. Sabah da ben onu havaalanına götürecektim. Esra, "Konya'da son günlerim" diyerek yürümek istemiş. Esra'yı tek gören 3 tane piç kurusu kızı takip etmeye başlamış, benim kulübün yan sokağında sıkıştırıp taciz etmeye kalkmışlar. Allah'tan benim de işim bitmiş, öğrencilerim gitmişti. Kendime bir keyif kahvesi yapmış, sigaramı yakıp,kulübün ön verandasına çıkmış arkadaşımı bekliyordum, ta ki kalbimi yerinden oynatan çığlığı duyana kadar. Elimdeki kahve fincanı fırlatıp, hemen çığlığın geldiği yöne doğru hızla koşmaya başladım. Seslere yaklaştıkça kalbim daha hızlı atıyordu. Neler döndüğünü anlamaya çalışıyordum. Duyduğum çığlık can dostumun korku dolu sesiydi. "Bırakın beni, hiç mi vicdanınız yok, hiç mi Allah korkunuz yok, sizin ananız bacınız yok mu?" diye yalvarıyordu. O an içimde bir volkan patlamış, adeta kan beynime sıçramıştı. Bunu sadece arkadaşım için değil, başka bir kadına yapıyor olsalar yine yerimde durmazdım.Kadın kadının yurduydu be.. nasıl sessiz kalırdı ki insan..
Duvarın hemen yanına geçtim, sokak lambası sokağa vurmuştu. Kafamı duvardan çıkarmadan sokağa baktım, 3 adet gölge saydım. Sakin ve zeki davranmam gerekiyordu. İçlerinden bir tanesi Esra'yı iyice sıkıştırmış, "Buradan kaçışın yok güzelim, bu sokaktan kimse geçmez. Burası Almancı tayfası, burada sana kimse yardım edemez. Bence zevk almaya bak, grupça takılırız ," diyordu. Duyduklarımla sinir katsayım level atlıyordu, kafamın içinde bu üç adiye nasıl pozisyonlarda tekme atacağımı düşünüyordum.
*Sessizce hemen arkalarına geçtim. Esra beni farkedince gözleri ışıldadı elimle sus işareti yaptım. Üç gerizekalı henüz beni fark etmemişti. O sırada Esra'ya odaklanmışlar; biri kızın göğsünü sıkıştırıyor, biri kalçasını, diğeri de soymaya çalışıyordu. Adi pislikler! Esra beni görünce biraz rahatlasa da korkusu gözlerinden okunuyordu. Arkalarından sesimi duymalarını sağladım: "Gücünüz anca kadına yetiyor, sizi sokak fareleri! Çok yanlış kişiyi taciz etmeye kalktınız. Az sonra hepinizin erkekliğine son vereceğim, sizi kanı bozuk erkek müsveddeleri!" Diye bağırdım.
Sözlerim üzerine Esra'yı bırakıp bana döndüler.
Biraz beni inceledikten sonra ele başı olduğunu tahmin ettiğim kişi öne çıkıp alay eder gibi bir kahkaha attı: "Ooo, bakın burada kim varmış, başka güzel hatun! Ulan, daha önce niye gelmedik biz bu mahalleye? Anasını satayım, burada fıstık kaynıyormuş da haberimiz yokmuş!" diye pis pis sırıttı pezevenk. "Dikkat et, o fıstık seni ezmesin, yerden bitme pezevenk!" diye küfür ettim. Hızla yanıma gelip kolumu tutmaya çalıştı ama ne yazık ki benim usta bir dövüşçü olduğumu henüz bilmiyordu.
Öğretmekten itina ile zevk alacaktım. Hızlı bir hamle ile elini bilek içine kıvırıp apış arasına sert bir tekme attım. Acı içinde önünü tutarken, 2 numaralı sapık üzerime doğru yürüdü. "Sen kendini boksör mü zannettin, orospu?" diyerek üzerime saldıracağı anda boşluğunu yakalayıp burnunun tam ortasına çekiç yumruğumu geçirdim. O da acıyan burnunu tutarken, 3 numaralı sapık bir an şaşırıp duraksamıştı.
* Esra'yı küçük bir çakıyla kendince rehin almıştı, salak! Sakın yaklaşma, yoksa arkadaşının boğazına küçük bir delik açarım, acımam, dedi. O sırada burnunu kırdığım öküz azıcık kendine gelip, tekrar saldırmak için hamle yaptı. Yumruğunu sıkmış, bana doğru koşuyordu. Boşluğunu yakalayıp, yumruk yaptığı elini hızla çevirip kolunu arkaya kıvırdım. Hiç vakit kaybetmeden dizinin arkasına sert bir tekme atıp önüme çömeltip. Hızla ensesine dirseğimi geçirdim, neredeyse bayılacaktı öküz ama dediğim gibi kuvvetliydi.Zorlukla yine kalktı; o kendine gelmeden birkaç çekiç yumrukla bayıltması pek zor olmadı.
*Ardından ele başı olan pislik, apış arasına tekme yediği için sinirle beni arkadan yakalayıp koluyla boğazımı sıkmaya çalıştı. Hızla karın boşluğuna dirseğimi geçirip, ani bir manevrayla kolundan kurtulup tekrar dizimle apış arasına sert tekmeyi yemesiyle bayılması bir oldu. O sırada Esra'yı aklınca rehin alan salak, korkuyla arkadaşlarına bakıyordu. "Ne oldu lan, altına mı işedin? Senin de haşat etmemi istemiyorsan, o elindeki oyuncağı hemen kuzumun boğazından çek, yoksa sonun bunlar kadar basit olmaz, komalık olursun." Korkudan bir an tereddüt etti ama erkekliğe bok sürmemek adına Esra'yı tutmaya ve bana tehdit savurmaya devam etti.
Sakin bir şekilde konuşmaya başladım; ne olur ne olmaz, Esra'nın hayatını tehlikeye sokacak bir hareket yapabilirdi.Esraya gözlerimi dikip iki kez açıp kapattım.Oda ne demek istediğimi anladı. Ona birkaç savunma tekniği öğretmiştim. Hızlıca adamın karın boşluğuna dirseğini geçirip hızlıca kolundan sıyrıldı. Ben de bu boşluğu fırsat bilip hızlıca çakı olan elini kıvırıp ters tekmemi göğsüne geçirdim. Çakı yere düştü, hızlıca ayağımla kenara itip gelişine sert yumruğumu geçirdim.Son piçide paketleyip diğerlerinin yanına fırlattım. Hızla Esra'ya sarılıp onu sakinleştirmeye çalıştım ve telefonunu isteyip Mustafa babamı aradım. Çok beklemeden açılmıştı telefon , "Hayırdır Esra kızım?" diyip cevapladı.
Baba, benim Merve acil benim kulübün oraya Bünyamin abiyi gönderir misin? Burada üç tane çöp poşeti var, her yeri kokuttular, atılması lazım dedim. Babam bir an şaşırsa da, "Tamam, geliyoruz," deyip kapattı. Gelmese olmazdı zaten. Neyse, çok geçmeden Mustafa babamın mafyayı andıran lüks arabası göründü. Aslında polisi aramak aklıma gelse de, bu zibidilerin alacağı ceza onlara ders niteliğinde olmadığı için içimden gelmedi. Ben de emekli albay, biraz da mafyatik olan babamı aradım. Babam arabadan inip hızlıca yanımıza geldi.
"Kızım, ne oldu burada?" diye önce şaşırsada ardından sapıklara bakıp yüzünü buruşturdu. Bana döndüp, "Neler oluyor Mervem, burada anlatın bakalım" dedi. Hızla olanları anlatıp, gerisini sen de Bünyamin abi deyip topu ona attım. Başıyla onaylayıp, "Tamamdır kardeşim, hemen bu çöplerin icabına bakıyorum.
"Abi, ölümsüz olsun diye uyarmadan edemedim çünkü Bünyamin abinin elinde kalabilirdi bu üç salak. Bünyamin abi oldukça güçlü ve gerçekten eli ağır bir adamdı, kadına yapılan herhangi bir saldırıya, tacize asla müsaade etmeyecek kadar mert bir adamdı. Mustafa babama dönüp teşekkür ettikten sonra, "Baba, biz kulübe geçiyoruz, evde görüşürüz," dedim. Başıyla onaylayıp üç poşetide alarak uzaklaştılar.
Esra'ya dönüp tekrar sarıldım, "Geçti kuzum, hadi kulübe geçip kendine getirelim seni," dedim, koluna girip kulübe yöneldik. Bu arada kulüp dövüş kulübüydü.
Genellikle çoçuklara ve kadınlara yönelik bir dövüş sanatları kulübü kurmuştum. Asıl amacım, kadınların hastalıklı erkeklere karşı kendini savunması, güçsüz olmamaları için, kendilerini savunabilecek hale gelmeleriydi. Bunun için ciddi eğitimler almıştım. Önce Selçuk Üniversitesi Spor Bölümü Fakültesi'nden mezun oldum, sonrasında sağ olsun Mustafa babamın desteğiyle Japonya'da karate, judo, aikido derslerini ustalarından öğrenmiş, kendimi bu 4 sene içinde baya geliştirmiştim. Esra da işletme fakültesi okumuş, bilerek Mardin'e geri dönmeyi uzatmak adına alttan ders bırakmak suretiyle dönüşünü 4 yıl kadar uzatmıştı.
Kulübe girip Esra'yı oturttum.
Hemen bir bardak su doldurup geldim, hâlâ titriyordu kuzum. Hızlıca içti suyu, bardağı bırakıp biraz nefes aldı, bana tekrar sarılıp, Mervem, sen olmasaydın belki de tecavüze uğrayacaktım; hem canımı hem namusumu kurtardın kuzum. Nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum, dedi. Saçmalama kuzum, sen benim canımsın, senin için canımı bile veririm. Sen benim sahip olmadığım kız kardeşimsin, yok teşekkür falan. Hem biz onca eğitimi boşuna mı aldık, kızım? Bak, işe yaradı dedim gülerek oda biraz olsun gülümsedi. Hah, gül bakayım, moral bozmak, strese girmek yok; geçti, bak, güvendesin. Biz neler atlattık, bu ne ki, dedim. Toparlanmaya başlamıştı ama tabii zaman istiyordu. Kolay değildi, yaşadığı birçok hemcinsim bu duruma maruz kalıyor ve maalesef birçoğunu kurtaran olmuyordu; cezasını verecek bir adalet de yok, ne yazık ki...
Esra biraz toparlanınca kulübü kilitleyip arabama geçtik. Nereye gidelim kuzum? Son değil ama artık görüşmek eskisi kadar kolay olmayacak. Görüşene kadar aklında kalmasın, ne yemek istersin dedim. O da "Akyokuş'a gidelim, orda yeriz bişeyler, son kez Konya'nın o müthiş akşam manzarasını seyredelim dedi. Tamam kuzum, emrin olur ama önce annemi arayayım, yemeğe beklemesinler. Hemen annemi arayıp durumu bildirdim. O da "Tamam kızım" diyerek telefonu kapattı.
Arabayı çalıştırıp yola koyulduk. Konya büyük bir şehirdi yolları düz ve düzenliydi. Çok geçmeden Akyokuş'a vardık. Arabayı park edip kasrın güzel ambiyansında son gün pozunu çekmeyi ihmal etmedik güzel arkadaşımla..
Kasrın ikinci katında bulunan restorana çıkıp ,dış kısımda bulunan manzaralı bir masaya yönlendirdi garson bizi ve menüyü getirdi. Esra son kez etli ekmek yemek istedi, ben de küflü peyniri çok sevdiğim için Recai söyledim. Garson siparişleri alıp uzaklaşınca Esra bianda , "Merve, sen de gelsene benimle Mardin'e" dedi.
İyi olurdu kuzum fakat kulübü bırakamam. Arzu idare eder ama yaz okulu için kayıtlar başladı, o yüzden pek mümkün değil dedim. Yüzünü asıp, Ne olur bir haftacık bıraksan da benimle gelsen, hem annem de seni çok sever, hep söylenip duruyordu "Bı gelmedi" diye. Ben senin aileni çok yakından tanıyorum, evini, odanı, her şeyini biliyorum ama sen benim sadece annemi, babamı gördün, ne evimi ne odamı ne abimi gördün. Kaç yıl oldu, evet biliyorum hep istedin, tamam fırsatın da olmadı belki. Al işte, sana fırsat, hem beni evime kadar yolcu edersin, fenamı, belki yolda yine başımı belaya sokarım, kim kurtaracak beni o zaman diye duygu sömürülerinide sıraladı.
Bir an şaşırıp yüzüne baktım. Kuzum, bu kadar içerlediğini hiç düşünmedim, özür dilerim dedim. Esra,"Yok kuzum sen benim en yakın dostumsun. Ama sen beni nasıl ki hayatının her anına dahil ettiysen, ailene, evine güvenip aldıysan, ben de sana canımı emanet edecek kadar güveniyorum ve seninle çocukluğumu, evimi, ailemi her şeyi paylaşmak istiyorum" dedi. O böyle deyince içimi tarifsiz bir güven duygusu kapladı. Bir insana güvenmek gerçekten çok güzel bir duyguydu.
Bir an ikimizde sessizleşmiştik. O sırada yemeklerimiz geldi. Mardin konusu araya kaynadı birazcık ama Esra'nın da vazgeçmeye niyeti yok gibiydi. Etliekmekten bir parça ısırıp, "Hadi bak, Mardin'in o meşhur yemekleri, gün batımı, daha birçok yeri göreceksin, hadi ne olur yaa" dedi, tekrar börekten ısırdı.Hem yiyor hem beni ikna etmeye çalışıyordu can hıraş..
Kızım boğazına duracak, "Ye de öyle konuş!" diye kızıp ben de aynı şeyi yaptım. Esra,Ayrandan bir yudum alıp, "Dinime küfreden Müslüman olsa" diyip kahkahayı bastı. Ben de ısrarlarına daha fazla dayanamayıp, "Tamam be, ama yalvardın, geleceğim tamam." dedim. Bir anda kendini tutamayıp, "oley be oley” diye bağırdı.
Sonunda can dostumu Mardin topraklarına götürüyorum diye neşelendi. "Kızım sus, herkes bize bakıyor!" diyip ben de güldüm.
Esra, "Çok mutluyum, kankime kendi dünyamı sonunda göstereceğim!" diyip iyice morali yerine geldi. Yemeklerimizi yiyip çayımızı da içtikten sonra evin yolunu tuttuk. Esra bu gece bizde kalacaktı. Çünkü kaldığı evi boşaltmıştı. Eve giriş yaptık, annem kapıyı açar açmaz Esra'ya sarıldı. "Aman benim güzel yavrum, neler yaşamışsın.Mustafa amcan anlattı, öyle korktum, öyle endişelendim .Merve, 'Yemek yiyip geleceğiz' diyince azıcık rahatladım," diye kapıda sıraladı cümleleri.
Esra, "Oy benim güzel Fatma teyzem, çok sağ ol, iyiyim. Zeyna arkadaşım kurtardı, sağ olsun, bırakmadı o magandaların elinde" dedi. Annem de, "Aferin benim kızıma." diyerek yanağımı okşadı.
Ne kadar karşı gelse de bu dövüş işlerine, bir yandan benimle acayip gurur duyuyordu.
"Anne, kapıda mı duracağız? Hadi içeri geçelim," dedim. "Tamam, tamam, ben de de akıl bırakmadınız, geçin buyurun," dedi. "Anne, biz bir rahatlayalım, hemen geliyoruz," diyip Esra'yı odama yönlendirdim. "Kuzum, banyonu yap, rahatla, ben sana giyecek bir şeyler ayarlayayım," dedim. "Tamam," deyip banyoya yöneldi. Ona giyecek ayarlayıp yatağa bıraktım. "Kuzum, sen rahatça banyonu yap, hemen geliyorum," diyip aşağıya indim. Alt kattaki lavaboda işimi halledip bahçeye sigara içmeye çıktım. Annemler bilirdi sigara içtiğimi ama saygıdan ötürü asla yanlarında içmezdim. Hafif öksürük sesiyle irkilip arkamı döndüm. Gelen Üvey olan abim Alperen'di. "Neredesin kız sen?" diyip hızlıca karşıma oturdu.
Ne zamandır sana hesap verir oldum Alperen abi deyip damarına basmayı ihmal etmedim. Anında bozulup hesap vereceksin, ben senin abinsem eve bu saatte gelinir mi dedi. Ne varmış saatte, bu ne geri kafalılık deyip karşı çıktım. Nerede olduğum belli, annemin haberi var, sana ne oluyor be diye çıkıştım. Sigaram bittiği için kül tablasına basıp tekrar Alperen'e döndüm. Bana bak, gereksiz, bana karışıp durma, abiymis filan dinlemem, elimde kalırsın. Anında bir kahkaha patlattı, bu sinirli hallerin acayip güzel dedi. Bir an affallasam da ayağına bir tekme savurdum. Ayağını ovalarken, "Oha kızım, niye vurdun şimdi?" Kendine gel, haddini aşma dedim. Tam arkamı dönüp odaya çıkacakken, kolumdan tutup kendine çevirdi. "Bana bak Merve, asıl sen benim sabrımı zorlama, sen benim niyetimi gayet iyi biliyorsun, daha ne kadar kaçacaksın benden bakalım," diyip kolumu hızlıca bıraktı. Ellerimi yumruk yapıp olay çıkmasın diye hızlıca odama çıktım.
Esra giyinmiş, saçlarını tarıyordu. Odaya girince yüzüm nasıl bir şekle girdiyse hemen yanıma geldi. "Noldu kuzum, ne bu suratının hali? Resmen betin benzin atmış," dedi. "Yok bir şey kuzum," dedim. O da inanmayan bir bakış yapıp kollarını birleştirip tekrar gözlerini dikti. "Kaç yıllık arkadaşımın suratını tanımayacak kadar saf değilim ," dedi. Dökül, çabuk, ne oldu? Bir nefes alıp, "Off kuzum, tamam anlatacağım," diyip yatağa oturdum. Esra da hemen yanıma oturup çenemi tutup ona bakmamı sağladı. "Anlat bakalım, neler oldu," on dakikada.
Derin bir nefes alıp Alperen’le olanları anlattım. Esra sinirlenip, "Vay, piçe bak sen! Hala akıllanmadı mı bu ya? İstemediğini bildiği halde kaç kez evden atıldığı, hatta dayak yediği halde, ne bu ısrar, anlamıyorum," dedi.
Ben de anlamıyorum, kuzum. Artık iyice korkmaya başladım. "Ne güzel, unuttu herhalde," dedim. "Sevgili falan yaptı, artık anladı," dedim ama belli ki vazgeçmemiş. Esra tekrar yanaklarımı iki elinin arasına aldı. "Artık itiraz yok. Merve, kesinlikle Mardin'e benimle geliyorsun. Bu olanları da hemen Mustafa amcaya anlatıyoruz, o bir çaresini düşünür," dedi.
"Tamam, önce banyo yapayım, sen beni bekle," dedim. Hızlıca duş alıp üzerimi giyinip Mustafa babamın ve annemin yanına salona indik. Alperen manyağı ortada gözükmüyordu. Mustafa babamın karşısına geçip derin bir nefes alıp konuşmaya başladım.
"Baba, anne, size söylemek istediğim bir şey var," dedim. Mustafa babam hemen atılıp, "Anlat kızım, bir derdin var belli, ne oldu, hayırdır inşallah," diyip araya girdi ,annem.Olanları bir kez de onlara anlattım. Mustafa babam hemen sinirlenip ayağa fırladı, "Bünyamin!" diye kükredi. Bünyamin abi hemen koşar adım gelip, "Buyur abi, bir şey mi oldu?" diye o da telaşlandı. "Git, bana o Alperen itini bul, getir hemen!" dedi.
İtiraz ettim, "Baba, lütfen, onunla yüz göz olmak istemiyorum. Ben bir haftalığına Mardin'e gideceğim."