2.Bölüm "T.T."

1647 Words
Zeynep Bige Toprak... Bebeğimiz üç aylık olmuşken Mahir daha bir panik hale gelmişti. Oysa ortada hiçbir sorun yoktu. Hamileliğim normal geçiyordu, daha karnım bile o kadar belli değildi. "Zeynep sakın inme merdivenleri!" diye bağırdı aşağıdan. "Geliyorum!" Merdivenlerin başında durup nefesimi bıraktım. Mahir elinde yine o karışımlardan bir tanesi ile koşar adımlarla geldi. "Bak sana ne yaptım?" derken yüzünde güller açıyordu. "Yine ne yaptın Mahir?" bardağı uzattı. Heyecanla ne yaptığını anlattı. "Mango, portakal, mandalina, yeşil elma, maydanoz, limon, tarçın ve zencefil." "Mide fesatı mı geçireyim istiyorsun?" Kaşları anında çatıldı. "Ya karıcım, harika bir şey bu. Bak o kadar araştırdım. İç şunu. Çocuğumuza da sana da enerji verecek. Böyle var ya, zıplaya zıplaya gezeceksin ama sen yine de zıplama." Başa gelen çekilir deyip bardağa baktım ve kocamı dinleyip içecekten bir yudum aldım. Tadını hissettiğim gibi yüzümü buruşturup bardağı kendimden uzaklaştırdım. "Mahir bunun tadı iğrenç." "İç sevgilim, iç güzelim. Bunun tadı harikadır." "Hepsi ayrı ayrı daha güzeldir. Birlikteyken o kadar da güzel değil." deyip bardağı ona bıraktığımda yüzünü astı. "Bir şeyi de beğen savcım." dedi. "Bekle bunu bırakıp geliyorum." "Ben kendim inerim aşağı." "Olmaz!" diye bağırdı mutfağa ulaştığında. Onu dinlemeyip basamakları yavaş yavaş indim. Bebek üç aylıktı sonuçta. Henüz panik yapmaya gerek yoktu. Mahir ile merdivenlerin sonunda karşılaştığımızda kaşlarını çattı. "Zeynep sana beni bekle dedim ama." "İndim aşağı, Mahir yürüyebiliyorum." "Ben sana demiyor muyum her gün seni ben merdivenlerden çıkaracağım. Bir daha olmasın." "Olacak. Bak hamileliğim biraz ilerlese o zaman tamam ama şu an gerek yok. Yorma kendini boş yere." "Yorulmuyorum Zeynep." "Yeni iyileştin, yaraların yeni kapandı Mahir. Çok zorlu bir süreçten geçtiğini hatırlatmak isterim." "Ben de senin vurulduğunu ve yeni iyileştiğini hatırlatmak isterim." deyip aramızdaki mesafeyi kapattı. "Güzelim kırma beni, kocalık ve babalık görevimi yapmak istiyorum. İzin ver, bari bunu yapayım." "Bizi seviyorsun ya, bu bize yeter." deyip dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım. "Beni taşımana gerek yok." "Ama bundan zevk alıyorum." deyip aniden beni kucağına aldı. "Mahir!" "Şimdi gidebiliriz işte." deyip kapıya doğru adımladı. Hava serin olduğu için ceketlerimizi aldım askıdan sadece. Sonra evden çıktık, arabaya kadar beni o götürürken adamlarından biri kapımı açtı. Mahir beni koltuğa bıraktıktan sonra bir de kemerimi bağlayıp yanağımı öptü ve geri çekildi. Kendisi de arabaya bindikten sonra o da kemerini bağladı. "Gitmeden önce bir şey ister misin? Ya da uğramak istediğin bir yer, bir tatlıcı?" "Yok canım, direkt geçelim." dedim. Bugün canım tatlı istemiyordu. Daha doğrusu bebeğimin canı tatlı istemiyordu. "Acaba erkek mi olacak? Ye tatlıyı getir atlıyı derler ya hani." dedi Mahir. Teorisi doğru olabilirdi tabi ama bilmiyorum. Canımın tatlı çekiyor olması benden kaynaklı da olabilirdi. "Bilmiyorum Mahir. Bir sonraki muayenede öğreniriz bence." "Umarım, ben cinsiyetini çok merak ediyorum." dedi Mahir. "Bir an önce öğrenmej istiyorum." "Bakalım Mahir, yakında öğreneceğiz zaten." deyip telefonumu aldım mı diye kontrol etmek için çantamı kurcalamaya başladım. "Senin davan var mıydı bugün?" "Yok güzelim, iki müvekkilim ile görüşeceğim sadece." "İşin erken biter o zaman." "Biter, belki sonra bir şeyler yaparız." "Aslında Efsun'u görmeye gitmek istiyorum ama onunla da konuşamadım daha." deyip telefonumu çıkardım. "Belki ona giderim." Bizim hamilelik aynı döneme denk gelmişti, beraber doğum yapacağımız için de heyecanlıydım. "Akşam yemeğine davet ettirelim kendimizi." deyip güldü Mahir. "Savaş'ın yüzünü görmek istiyorum." Biz aniden çıkıp evlerine gidince karısıyla vakit geçiremiyor diye bozuluyordu resmen. Efsun ve ben ise onların bu haline gülmeden edemiyorduk. "Arayayım da." deyip rehberime girdim. "Bir konuşalım, müsait mi diye." "Savaş yanındaysa müsait olsalar bile müsait değiliz dedirtir. Puşt Savaş." "Uğraşma adamla. Sen sanki evine misafir kabul ediyorsun." "Bizim kimimiz var sanki Zeynep? Annen bile arada gelip gidiyor. Onun dışında Savaş da gelmesin bir zahmet." "Resmen aynısınız, sözde kardeşsiniz ama birbirinizi yemeden duramıyorsunuz." "Kardeşlik böyledir işte. Canımızı veririz ama..." deyip duraksadı. Dikiz aynasından arkayı kontrol ettikten sonra devam etti. "Didişmeden duramayız." "Öyle." deyip başımı çevirdim. "Sen neye bakıyorsun canım?" "Takip ediliyoruz sanırım." deyip torpido gözünü işaret etti. "Silahımı ver Zeynep." "Mahir? Çok mu kalabalıklar?" diye mırıldanıp torpidodan silahını çıkarıp verdikten sonra ben de çantamdan silahıma uzandım. "Sakın Zeynep. Ben varken koy o silahını çantaya." "İki kişiyiz ve arkamızda iki araba var, emin misin?" "Oldukça eminim." deyip gaza bastığında diğer arabaların arasında makas atmaya başladı. "Mahir, dikkat et." dedim, adamlar saldırmazsa biz kaza bile geçirebilirdik. Çok hızlı sürüyordu. "Fark ettiğimizi anladılar Zeynep, başını eğ." dediğinde koltuğumda kaydım. "Mahir dikkat et." diye mırıldandım. Ellerimi karnıma götürdüğümde Mahir bunu fark etti. "Korkma. Sana da, bebeğimize de bir şey olmayacak." dedi. Ama bu sadece bir kaç saniye sürdü. Silah sesini duyduğumda gözlerimi sıkıca kapatıp karnımı koruma iç güdüsü ile eğildim. Mahir gaza bastı ama lastikleri hedef almışlardı bile. "Sikeyim!" diye bağırdı. "Pardon bebeğim." diye düzeltti sonra. Bu durumda bile onun yanında küfür etmemeye çalışıyordu, sanki anlayacakmış gibi... "Mahir ne oluyor? Ne yapacağız?" "Lastikleri hedef alıyorlar." dedi sakince. "Bizi değil." dediğinde sağa doğru çekmeye başladı. "Mahir, delirdin mi sen? Adamlar ateş ediyor." "Dikkat çekmek istiyorlar ve maalesef dikkatimi de çektiler." deyip arabayı durdurdu. "Arabadan inme Zeynep, ne olursa olsun sakın inme." dedi. "Mahir hayır." dediği gibi oldu ama arkamızdaki araba da durdu. Saldırmadılar daha fazla. "Beni bekle, sizin için geri döneceğim." kemerini açıp bana doğru yaklaştı ve yanağıma uzun bir öpücük bırakıp geri çekildikten sonra arabadan indi. Kapıları kilitlerken o dışarıda bense içeride kalmıştım. Yanında olamamak canımı yaktı ve iliklerime kadar korktuğumu hissettim. Boğazım düğümlendi. Sağ salim bana geri dön Mahir... ~ ~ ~ ~ ~ Mahir'in Anlatımından Devam Arabadan indiğimde arkadaki arabadan da yalnızca bir adam indi ve bana doğru yaklaştı. Zararsız görünüyordu ama yine de silahımı ona doğrulttum. Ellerini kaldırıp ıslık çaldı. "Sakin ol." diye mırıldandı. "Sadece konuşacağız." "Konuşmak istiyorsan karımın olduğu arabaya ateş etmeyeceksin lan." dedim, bir adım atıp ona yaklaşırken yerinde durmaya devam etti. "Kimsin?" "Önce silahını indir. Tehdit değilim." "Yok." dedim. "Silahımı indirmeden konuşamıyorum ben." "Pekala. O halde kendimi tanıtarak başlıyorum Mahir." dedi. Ben onu tanımıyordum ama o beni tanıyordu. "Yavuz Alyovalı, Vedat Alyovalı'nın oğluyum." "Yani?" "Sen de kendini tanıtsana. Ama tıpkı benim gibi." deyip piç piç sırıttı. "Mahir Toprak lan ben! Babamın adına ihtiyacım yok senin gibi!" "İyi. Sen bilirsin." dedi. "Bu taktik de güzelmiş. Babamın adına ihtiyacım yok demeler falan..." dediğinde kaşlarımı çattım. "Sen babanın adını biliyor musun ki Mahir?" Konu hiç istemediğim yerlere gelirken silahı indirip belime yerleştirdim. "Hızlı ol, ne saçmalayacaksan hızlı ol. Seninle ve boş muhabbetinle uğraşacak vaktim yok." "Boş değil." dedi. "Baban..." dediğinde yumruklarımı sıktım. "Taner Toprak." dediğinde sıktığım yumruklarım aynı saniyede tekrar gevşedi. Lan ben o adamın da annemin de adını bilmiyordum. Bilmek istemedim. Belki uğraşsam bulurdum ama beni bırakan o insanları bulmak istemedim bile. Şimdi babamın adını duyunca... "Ne yapabilirim?" dedim, sesim tahmin ettiğimden güçsüz çıktı. "Ne için çıktın karşıma?" "Babandan nefret ettiğini biliyoruz Mahir. Bizim yanımızda olman için çıktım karşına." "Lastiklere ateş ederek mi?" dedim. Karım arabanın içindeydi. Çocuğuma da ona da bir şey olsaydı karşımda bu adam duruyor olmazdı şu an. "Korku her zaman iyidir." "Korkmadım." deyip nefesimi bıraktım. "Bugün ki canına susamış puştu tanımak istedim." "Cesaretine hayranım, işte tam da bu yüzden bizimle olmalısın." "Sizinle?" "Babam ve ben." dedi. "Taner Toprak'ın suyu ısınıyorken ona karşı bizimle olmanı istiyoruz Mahir. Bizim yanımızda ol." "Kimsenin yanında olmam, kimsenin karşısında da durmam." dedim. "Şimdi git, bir daha da beni rahatsız etme." Arkamı dönüp kapıyı açtığımda lafa girdi tekrar. "Kız kardeşim o adamın elinde." dediğinde ona döndüm. "Baban kız kardeşimi saklıyor. Ve ortaya çıkması için de senin ortaya çıkman gerekiyordu." "Kız kardeşin için üzgünüm ama o adamla hiçbir işim yok. Beni gördüğünde mutluluktan havalara uçmayacak, kardeşini teslim etmeyecek." "Babanla yüzleşmek istemiyor musun hiç?" dedi. Kapı kulpunu sertçe kavradım. "Bunun için geldiysen git. Ne babamı, ne annemi... Herhangi birini görmek istemiyorum." "Annen öleli yıllar oluyor." dedi. Zeynep'in kapısının açıldığını duydum. "Bunu da bilmiyordun değil mi? Onu babanın öldürdüğünden de haberin yoktur." dedi. "Mahir?" Zeynep'in sesini işittiğimde arkamı döndüm. "Arabaya bin." dedim güç bela. Binmek yerine arkama geçip kolumu tuttu. "Yanında kalacağım." diye mırıldanıp adama bakarken tekrar Yavuz'a döndüm. Annem de ölmüştü, yıllar önce. Neden üzüntü duymuyordum peki? "Umrumda değil." dedim. "Yanlış kişiye geldin, kardeşini almak için başka birinden yardım iste, benden değil." "Senden istediğim babanı ikna etmen değil." dedi. "Senden istediğim babana karşı gelmek, kardeşimi babanın elinden alman. Bedeli ne olursa olsun bunu yapman gerekiyor." dedi. "Anneni bu hale kim getirdi? Senin yalnız olmanın sebebi ne? Kuyruğunu kıstırıp sessiz mi kalacaksın Mahir Toprak?" "Ulan..." bir adım attığımda Zeynep elimi tuttu. Dua etsin yanımda karım vardı. "Siktir git, inan bana ne babam ne annem biraz bile sikimde değil. Benim için ikisi de çoktan öldü." dedim. "Sen bilirsin Mahir." dedi, geriye doğru bir adım attı. "Bir dahaki gelişim bu kadar sakin olmayacak." dedikten sonra arkasını dönüp arabaya doğru adımladığı sırada Zeynep'e döndüm. Elimi beline koyup ona kapıya kadar eşlik ettikten sonra arabanın kapısını açtım. Tedirgin bir şekilde yüzüme baktıktan sonra arabaya bindi ve kemerini bağladı. Yavuz ve itleri uzaklaşırken ben de arabaya bindim ve kemerimi bağladım. "Mahir?" "Zeynep konuşmak istemiyorum." "Önemli bir şey söylemem lazım." dedi ve elimi tuttu. "O adam sana yalnızsın dedi ya hani..." dediğinde ona döndüm. Günümü aydınlatacak şekilde gülümsedi. "Sen yalnız değilsin ve asla yalnız olmayacaksın." dedi. Biliyorum, ailemden yana yüzüm gülmedi belki ama ben kendi ailemi kurmayı başarabildim. Ailem olmadı ama ailemi kurabildim. "İyi ki varsınız." deyip eğildim ve elini öptüm. "Sen de iyi ki varsın babası..." dediğinde elimi karnına götürüp karnını okşadım. Karım ve çocuğum yanımda, ben daha ne isteyebilirdim ki? Her şey boş, her şey anlamsız. Ama... O amanın yüreğime oturduğunu hissederken arabayı çalıştırdım, Zeynep elimi bırakmadı ama ellerimdeki soğukluğu, bedenimdeki ürpertiyi hissettim. Ama o adam yaşıyor... Anneme bu kötülüğü yapan adamın hayatta olduğunu ve bir kadını alı koyduğunu öğrendim. O adam yaşamayı zerre hak etmiyordu. Annem t3cavüze uğramamış olsa acaba beni bırakır mıydı? Bunu da düşünmeden edemiyordum. Birileri bir yerde rahatlıkla nefes alıp veriyordu, o nefes bugün benim rahatımı bozdu. Onun da rahatını bozmam gerekecekti ki belli ki. ~ ~ ~ ~ ~ Mahir ve Zeynep'in aşkı Mafyanın Esareti kitabında başlamıştı, bu devam kitabı. Birinci kitabı okumasanız da olur, bağımsız olacak. Sadece bu ikilinin nasıl tanışıp aşık olduğunu okumak isterseniz oraya bakabilirsiniz. Orada yan karakter olduklarına bakmayın, deli dehşet bir aşkları vardı. Keyifli okumalar dilerim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD