Oda Servisi…

1544 Words
Yazarın Anlatımıyla; Bazı hayatlar, çiçekli bahçelerden geçeceğini sanırken aslında yalın ayak yürünecek bir kor ateşin tam ortasına doğardı. Almila için de gök kubbe, altın yaldızlı bir yalanın üzerine değil, kanla ve sadakatle yazılmış gizemli bir levhanın üzerine kapanıyordu. Onun masalı, parmağına takılan yüzüğün sahte ışıltısıyla değil; bir rüyanın karanlığından süzülüp gelen, bakışlarında dağların sertliğini ve fırtınaların uğultusunu taşıyan o meçhul askerin gölgesiyle yeniden şekilleniyordu. Kader, en büyük oyunlarını en huzurlu sanılan uykularda başlatırdı; ruhu bir celladın kollarında uykuya dalmışken, kalbi çoktan o gizemli koruyucunun, Atilla’nın kadim davetine icabet etmişti. Şimdi zaman, sahte kahramanların tahtından indirildiği ve gerçek sahiplerinin rüyalardan uyanıp hayatın ta kendisine daldığı o masalsı, ama bir o kadar da amansız dönemece giriyordu. Yazgı baştan yazılmıyordu; aslında hep orada duran o kanlı mühür, şimdi Almila’nın alnına ilk kadersel dokunuşunu bırakıyordu. Sonunda Volkan, Almila'yı almış, hep hayalini kurduğu o düğün yapılmıştı.. Ülkenin ileri gelen bütün bürokratları, çok sayıda ordu mensubu ve emniyet mensubu ileri gelenler vardı.. Volkan, Almila'yı zorlaya zorlaya herkese tanıttı kendisini.. Çanakkale'de kanını ve canını bu toprağa vermekten asla çekinmeyen Demir Hafız'ın torunuydu o.. Ailenin saygınlığı buradan geliyordu.. Volkan, herkesin gözünü boyamayı başarmıştı, ta ki bir kişi hariç.. Günahına ortak ettiği Almila'nın okuldan arkadaş olan Bilge.. Bugün büyük bir oyun oynamak zorundaydı, zordu ama yapmak zorundaydı.. Volkan'a deliler gibi aşıktı, aşkın gözünü kör ettiği ikinci kurbandı. Bilge, Volkan'ın Almilaa'nın elinden tutuşuna bile dayanamıyordu.. Ama söz vermişti, ''Almila,sadece bir amaç..'' demişti.. Defalarca Bilge'yi de kandırmıştı böyle. Almila, canının ne kadar çok yanacağını bilmeden, defalarca bir araya getirmişti iksini.. Biri en yakın arkadaşı, yıllarca birlikte aynı zorluğu, aynı mutluluğu yaşadığı can ciğer dostu Bilge... Diğeri de hiç düşünmeden hayatının aşkı olduğunu kabul ettiği Volkan.. Nikah masasına oturduklarında hava sanki birden değişti. Memur o malum soruyu sorduğunda, Almila’nın içinde bir şeyler ters gitmeye başladı. Tam "Evet" diyecekken, salonun kapısı hafifçe aralandı ve içeriye dışarının o sıcak havasından çok farklı, buz gibi bir rüzgar esti.. Almila’nın burnuna keskin bir barut ve toprak kokusu geldi. Davetliler birbirne baktı.. O an, boynundaki dedesinden yadigar gümüş kolye, tenini yakacak kadar ısındı. Almila elini göğsüne götürdü, nefesi kesilmişti. Başını hafifçe kapıya çevirdiğinde, o kalabalığın en arkasında, rüyalarındaki o askeri, Atilla’yı gördü. Atilla orada, üniformasıyla sessiz bir gölge gibi duruyordu. Gözlerinde derin bir hüzün vardı; sanki ona "Yapma, bu senin kaderin değil" diyordu. Volkan, Almila'nın duraksadığını fark edince elini masanın altından sertçe sıktı. "Hadi sevgilim," dedi... Volkan’ın onu dürtmesi Almila’yı kendine getirdi. Almila, içindeki o korkunç huzursuzluğa ve kolyenin tenini yakan sıcaklığına rağmen, "Evet" dedi. Alkışlar salonu doldururken, Almila’nın boynundaki kolye aniden buz kesti. Sanki bir mühür kırılmış, geri dönülmez bir yola girilmişti. İmzalar atılırken kapıdaki o gölge, Atilla, sessizce kayboldu. Almila artık Volkan’ın karısıydı ama o an, hayatının en büyük hatasını yaptığını ruhunun en derininde hissetmişti. İmzalar atılmış, takı törenine geçilmişti. Salonun kalabalığı birer birer çiftin önünden geçiyordu ancak Volkan için işler hiç de planladığı gibi gitmiyordu. Gelen her üst rütbeli komutan, her bürokrat, Volkan’ın elini nezaketen şöyle bir sıkıp hemen Almila’ya dönüyordu. "Tebrik ederim kızım, deden Demir Hafız’ın kemikleri sızlıyordur bugün sevinçten," diyordu eski bir paşa. Bir diğeri geliyordu; "Sen bize şehidimizin emanetisin Almila, senin başarınız bizim gururumuzdur." Volkan’ın yanında durduğu halde sanki orada yokmuş gibi davranılması, içindeki o karanlık hırsı bir kor gibi parlatıyordu. Yüzündeki o sahte gülümsemeyi korumaya çalışsa da dişlerini birbirine kenetlemişti. Her tebrikte Almila’nın dedesinden, soylu ailesinden, askeri başarısından bahsedilmesi Volkan’ın damarlarındaki öfkeyi zonklatıyordu. İçinden, “Bu ne böyle, cenaze töreni gibi düğün amına koyayım!” diye geçirdi öfkeyle. Müzik başladığında Volkan, Almila’yı dansa kaldırdı. Pistin ortasında dönerken bile gözü Bilge’deydi; Bilge uzaktan dolu gözlerle ona bakıyordu. Volkan, Almila’yı belinden biraz daha sert kavradı. Almila bu sertliği fark etse de yorgunluğuna ve heyecanına verdi. Dans bittiğinde, düğünün o boğucu ihtişamı yerini hüzünlü bir vedaya bıraktı. Almila, annesi Nevbahar ’ın yanına gitti. Nevbahar Hanım, kızının ellerini tutup gözlerinin içine baktı. "Yolun açık olsun yavrum," dedi sesi titreyerek. "Babanın emanetisin, dedenin şerefi seninle. Dik dur, sakın omuzlarını düşürme." Ardından kardeşleri Sabiha ve Halide atıldı ablalarının boynuna. Sabiha, ablasının kulağına; "Seni çok özleyeceğiz abla, evin neşesi sendin." Halide ise sadece sarıldı, konuşamadı; ablasının askeri okul yıllarındaki ayrılığından sonra bu temelli gidiş hepsine ağır gelmişti. Almila, ailesinin kokusunu son kez içine çekerken, Volkan kapının önünde sabırsızlıkla anahtarını çeviriyordu. Düğün bitmişti, alkışlar susmuştu; ama Almila için asıl fırtına, o kapıdan dışarı adım attığı an başlayacaktı. Atilla’nın rüyadaki o rüzgarı, şimdi gelinliğinin eteklerini savuran gerçek bir esintiye dönüşmüştü. Otel odasına geldiklerinde, Volkan, artık dayanamıyordu, bu yok ayılmaya, hor görülmeye.. ''Neden ben böyle şanslı değilim ki? Neden benim ailem de böyle değil? Utancımdan kendi düğünüme bile getiremedim..'' diye hırs yapmıştı.. Ve bu hırsı çıkaracağı tek kişi yanında masum gözlerle onu bekleyen karısı Almila'ydı.. Otel odasında, yatağın üzerine oturmuş Volkan'ın duvağını çıkarmasını bekliyordu..Ama olmadı, tam tersi.. Hem de hiç beklemediği şekilde.. ''Soyun'' dedi Volkan. Almila, anlamaz gözlerle bakıyordu. ''Hadi Almila! Sanki ilk defa mı yapıyoruz niye nazlanıyorsun?'' Volkan'ın bu sözlerini şaka sanıyordu.. Öyle olmalıydı, çünkü başka türlüsü olmazdı. Gözlerinde, aşağılanmış bir adamın intikam hırsı vardı. "Paşalar, valiler, müdürler..." dedi zehrini akıtıyordu sanki. . "Hepsi senin tepende pervane oldu. Ben? Ben sanki o gelinin yanında taşıdığı çantaydım..!" Almila, yatağın kenarına ilişmiş, duvağının iğnelerini çözmeye çalışıyordu. "Volkan, neden böyle söylüyorsun? Onlar sadece babamın ve dedemin hatırına..." "Sus!" diye bağırdı Volkan. Almila yerinden sıçradı. Volkan birkaç adımda yanına gelip tepesine dikildi. "O hatıranın da, Demir Hafız'ın da... Bıktım lan gölgede kalmaktan! Madem bu kadar soylusun, madem bu kadar değerlisin; hadi göster o asaletini. Soyun!" Almila duyduklarına inanamıyordu. "Volkan... Sevgilim, yorgunuz, çok alkol aldın herhalde. Lütfen böyle konuşma." "Sana soyun dedim Almila! Naz yapma sırası geçti artık, imza atıldı. Benim karımsın!" Volkan, beklemediği bir hırsla Almila’nın kolundan tutup onu ayağa kaldırdı. Gelinliğin sırtındaki fermuarı bir çırpıda, yırtarcasına aşağı indirdi. Almila’nın omuzları açıkta kaldığında, içini bir korku ve üşüme kapladı. Bu, o her gün "canım" diyen, çiçeklerini sulayan adam değildi. Gözlerinde ne aşk vardı ne de şefkat; sadece sahip olma ve ezme arzusu parlıyordu. "Volkan, canımı yakıyorsun, dur!" "Canın yansın zaten! Onlar seninle gurur duyarken, ben içeride eridim." Volkan onu yatağa doğru sertçe itti. Almila yatağın üzerine düştüğünde, sabrı çoktan taşmıştı. Volkan kemerini çözerken, bakışları bir avcı gibi karısının üzerindeydi. Almila geri çekilmeye çalıştı ama Volkan üzerine abandı. Ellerini bileklerine kenetleyip başının üzerine sabitledi. İşte tam o an da Volkan unuttuğu şeyi yaşıyordu. Almila, askerdi ve o hiç hafife alınacak bir savaşçı değildi.. Almila beklemediği bir çeviklikle onu üzerinden savurdu. Askeri okulda aldığı yılların eğitimi, reflekslerini devreye sokmuştu. Volkan ne olduğunu anlamadan Almila yataktan fırladı. Gözyaşlarını bir elinin tersiyle sildi; o an karşısında duran adam artık kocası değil, bir düşmandı. "Yeter!" diye bağırdı Almila, Volkan bir an duraksadı. Almila hızla dolaba yöneldi. Çantasının içindeki gizli bölmeden, namusu gibi koruduğu hizmet tabancasını çıkardı. Silahın namlusunu, şaşkınlıktan donup kalan Volkan’ın tam göğsüne doğrulttu. "Sakın," dedi Almila, sevdiği adamın karısı gini değil, emir veren bir subay gibiydi. . "Sakın bana bir adım daha yaklaşma. Volkan ellerini havaya kaldırdı, yüzündeki o kibirli ifade yerini korkuya bırakmıştı. "Almila, ne yapıyorsun? Saçmalama, biz evlendik..." Almila, silahı tutan eli milim oynamıyordu. "Şimdi o kapıdan çık ve git. Tek bir kelime daha edersen, yemin ederim seni burada deviririm. Çık dışarı!" Volkan, Almila’nın gözlerindeki öfkeyi görünce işin şakası olmadığını anladı. Ceketini bile almadan, gerisin geri kapıya doğru sendeledi. Kapıyı açıp kendini koridora attığında, arkasından kapının kilitlenme sesini duydu. Yaşadığı o iğrenç andan kurtulmak için hemen banyoya girdi. Sıcak suyun altında dakikalarca bekledi; sanki su, Volkan’ın az önceki o iğrenç dokunuşlarını ve söylediklerini vücudundan söküp atacakmış gibi... Duştan çıktıktan sonra bornozuna sarındı, saçlarını kabaca havluyla topladı. Odanın sessizliği artık ona dar geliyordu. "Uyusam uyuyamam," dedi. Bir kahve yaptı, balkonun serinliğine attı kendini. Gecenin ayazı yüzüne çarptığında biraz olsun nefes aldığını hissetti. Tam kahvesinden bir yudum alacaktı ki, yan balkonun gölgesinde iki karaltı fark etti. Kafasını gayriihtiyari o yana çevirdiğinde, en yakın arkadaşı Bilge’nin bir adamla tutkuyla öpüştüğünü gördü. "Oha," dedi , gözleri fal taşı gibi açılmıştı. "Yiğit’le barıştı mı bu kız?" Kendi kendine kızdı, "Bakma Almila, ayıp," diyerek bakışlarını kaçırmaya çalıştı. O sırada kulağındaki kablosuz kulaklıklardan biri gevşeyip yere düştü. Eğilip onu almak için uzandığında, yan balkondaki adamın sesini duydu. "Az kaldı Bilge, o aptal kızı kullandık bitti... Her şey planladığımız gibi gidecek." Almila donup kaldı. Bu ses... Bu ses az önce odadan kovduğu kocasının, Volkan’ın sesiydi. Başını yavaşça kaldırdı, parmaklıkların arasından tekrar baktı. Ay ışığı Volkan’ın yüzüne vurduğunda dünya başına yıkıldı. Bilge, en yakın dostum dediği kadın, Volkan’ın boynuna sarılmış gülüyordu. Öfkeden beyni zonklamaya başladı. "Hainler," "Allah belanızı versin... Demek her şey bir oyundu." Gözyaşları akmak istiyordu ama o, buna izin vermedi. Gözlerindeki hüzün yerini bir intikam yeminine bıraktı. "Ben size yapacağımı bilirim." Hızla içeri girdi. Saçlarını kurutmaya bile tenezzül etmedi, sadece ıslaklığını aldı. Üzerindeki bornozu fırlatıp attı; altına siyah bir pantolon, üzerine de düz bir tişört geçirdi. Az önce üzerinde parıldayan o beyaz gelinliği, bir paçavra gibi buruşturup çöp kutusuna bastı. Volkan’ın valizini açtı. Adamın o çok sevdiği marka gömleklerini, ceketlerini eline geçen bir makasla paramparça etti. Her kesikte içindeki öfkeyi kustu. İşini bitirdiğinde odanın ortasında bir enkaz yığını duruyordu. Masaya yaklaştı, en iddialı kırmızı rujunu sürdü. Aynadaki kadına baktı; bu artık bambaşka bir Almila’ydı. "Bekleyin orospu çocukları," dedi , Silahını beline yerleştirdi, ceketini aldı ve odadan çıktı. Yan odanın, Bilge’nin kapısının önüne geldiğinde kalbi yumru gibi atıyordu ama eli titremiyordu. Kapıyı sertçe yumrukladı. İçeriden Bilge’nin o cilveli, ince sesi duyuldu…"Kim o?" Almila derin bir nefes aldı, sesini olabildiğince inceleştirerek ve sakinleştirerek cevap verdi.. "Oda servisi."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD