İlahi Bakış Masanın iki kutbu vardı ve her iki taraf da barut kokuyordu. Bir yanda Dağhanlar; masanın başında bir kaya gibi duran Mirza, yanında sadık adamları ve arkasında koca bir aşiretin sarsılmaz gölgesi... Diğer yanda Karahanlar; Hüseyin Ağa’nın sağında hırsıyla bilinen Haşim, solunda ise sükûnetini bir zırh gibi kuşanmış amcalar. Rıdvan Ağa köşedeydi; damarlarında Karahan kanı akmasa da bu toprağa verdiği yılların ve sadakatinin bedeli olarak o masada sarsılmaz bir yer edinmişti. Seyit, kehribar tespihini masanın tam ortasına, bir sınır çizgisi gibi bıraktı. Bu kez çekmiyordu; parmakları sabit, gözleri ise fırtına öncesi sessizliğe ayarlıydı. "Berdel bozulursa," dedi Seyit, sesi odanın taş duvarlarında yankılanarak, "Kan yeniden uyanır. Bunu hepiniz benden iyi biliyorsunuz." Mir

