bc

BENİM KÜÇÜK LEYDİM

book_age16+
789
FOLLOW
4.7K
READ
adventure
opposites attract
drama
comedy
sweet
victorian
secrets
gorgeous
stubborn
lords
like
intro-logo
Blurb

Soylu bir adam ve hizmetçi bir kızın yalanlarla başlayan komik, eğlenceli, olaylı hikâyesi... Teyzesi ve zihinsel engelli erkek kardeşiyle beraber yaşayan Joanne Leeves isimli genç kız, büyük bir kontluğa ait bir köyde, zengin bir ailenin çiftliğinde hizmetçi olarak çalışmaktadır. Topraklarında yaşadıkları Lord Burke’in sarayda vereceği davet için hizmetçi ihtiyacı doğunca Joanne de bu iş için başvurur. Neticede baloda tek gece için görevlendirilir. Ne var ki balo sırasında talihsiz olaylar yaşar. Bu olayların başrolünde Robert Markham isimli genç bir lord vardır. Robert ile sevimsizce başlayan hikâyeleri Joanne’in Robert’in amcasının hayatını kurtarmasıyla epey yön değiştirir. Amca Markham, hayatını kurtaran Joanne’e bir ödül vermek ister. Joanne çok para koparmak için kardeşinin durumundan bahsetmez. Bunun yerine kardeşinin yoksulluk yüzünden eğitim alamadığını, aslında çok zeki olduğunu, kendilerinin de kıt kanaat geçindiğini söyler. Cambridge üniversitesinde hem bağışçı hem yetkili olan amca Lord Markham kardeşini okula alacağını söyler. Aynı zamanda Robert da okulun Kings Koleji’nde ders vermektedir. Yalanları sarpa saran Joanne ve Elenor bir plan yapar. Kendisine sarkıntılık eden çiftliğin sahibinin oğlundan kurtulmak isteyen Joanne erkek kardeşinin yerine geçer. Erkek kılığına girerek Chris ismiyle Kings Kolej’ine girer. Robert Markham ise onun profesörüdür.

Kısa süre sonra Robert onun Joanne olduğunu anlar. Balodan beri aralarında oluşan kıvılcımlar artar. Fakat ikisini planlamadıkları bir ilişki doğar...

chap-preview
Free preview
BÖLÜM 1
Batı İngiltere 1830 “Tavuklar yolunacak, patatesler soyulacak, kazanlar parlatılacak, ocağın altı yakılacak.” Joanne yapılacak işlerin listesini ineklere yemini verirken hızlıca aklından geçirip yine günün sonunda yatağa ölü gibi gireceğini anladı. Orta ölçekli bir çiftliğe göre ne bitmez işleri vardı. Holmfirth köyünün en zengin ailesi olan Owenların yüz dönüm arazi üzerindeki çiftliğinde çalışıp burada kalıyorlardı. Çiftlik sahiplerinin on kadar inek, iki at ve yirmi iki koyunla birkaç sebze tarlasından başka pek bir mülkleri yoktu. Eh tabi işlerin hepsi Joanne ve teyzesi Elenor’a kaldığı için genç kızın kendini koca bir malikanede gibi hissetmesi normaldi. Hayattan bezmiş genç bedeni, yorgun ruhuyla bu düşüncelere dalmışken ansızın bir hareketlilik oldu. “Ah tatlı Joan…” diyen bir ses kulakların dolarken iki el de kalın kumaşların üstünden kalçalarını kavradı. Joanne çığlık atıp dehşetle ahırın diplerine koşarken Owen’ların tek çocuğu olan Brian genç kıza fırından yeni çıkmış kızarmış bir hindi bakıyordu. “Ba-Bay Owen lütfen efendim benden uzak durun. Yoksa çığlığı basarım.” Köşedeki tırmığı eline aldı genç kız. “Senin gibi hanım hanımcık bir kıza hiç yakışmıyor bu hareketler benim tatlı Joan’im. Hadi onu bırak da yanıma gel. Sana Londra’dan ne aldım bir görsen” diyen yirmilerinin sonundaki adam emin adımlarla kıza yaklaşıyordu. “Bak Brian ben ne hanım hanımcığım ne de bir elbise için bana dokunmana izin vereceğim. Madem kibarlıktan anlamıyorsun o zaman bu elimdeki tırmıkla müsait yerlerine anlayacağın dilden birkaç kelime yazacağım…” “Ah seni yaramaz kız… Tamam peki, sen kazandın güzelim. Şimdilik… Unutmadan, eğer elbiseni almak istersen yatağımın üzerinde bulabilirsin. Kapıyı çalmadan gir aşkım.”  diyen adam çamurlu topukları üzerinden dönerek ahırdan uzaklaştı. Lanet herif. Çapkınlık için gittiği Londra’dan yine dönmüş ve yine başına bela olmuştu. Joanne elindeki tırmığı hızla tahta zemine atarken sesten ürken birkaç tavuk kanat çırparak köşelerine sıvıştılar. Joanne’in tehdidini onlar da anlamış gibi ansızın yok olmaları genç kızı gülümsetti. Çiftliği seviyordu, köy hayatını seviyordu ancak şu alçak adamdan nasıl kurtulacağını bilmiyordu. Bir iş bulduğu an buradan kaçacaktı. Yarım akıllı kardeşi ve teyzesi burada kalmaya devam edebilirlerdi. “Kara kara kedi… Gelip popomu yedi Bayan Owen bugün Yine donsuz gezdi.” “Ah Chris sen delirdin mi! Lütfen suss. Kovduracak mısın bizi?” Kardeşi Chris yine kendi bestesi olan şarkıyla bahçede tura çıkmış ve durmaksızın kafasını kaşımaya başlamıştı. Zekâsı bir karga kadar ancak olan kardeşi ne zaman işi gücü bıraksa amaçsızca ortalıkta dolanıp şarkılarını söylüyordu. Aslında Joanne’den üç yaş büyüktü ama küçükken geçirdiği ateşli bir hastalık nedeniyle akli dengesinin önemli bir kısmını kaybetmiş ve gelişimini hep geriden gelerek tamamlamıştı. Şimdi yirmi sekiz yaşında olan bu genç adamın boyu yaşıtları kadar uzamamış, kız kardeşi Joanne kadar ancak olabilmişti. Onun da kocaman yeşil gözleri, kumral saçları vardı. Öte yandan eli işe yatkındı ve ağır çiftlik işlerinde, taşınacak şeylerde işe yarıyordu. Bu durum, Joanne ve teyzesinin işlerini kolaylaştırıyordu. Teyzesi Elenor’un kocası geçen yıl Amerika’ya gidip para biriktirmek için altın madenlerinde çalışmaya başladığından beri üçü baş başa kalmışlardı. Yatacak bir kulübeleri, çok fazla olmasa da iyi bir gelirleri, hiç olmazsa her gün yiyecek ekmekleri vardı. Ah bir de şu korkunç Brian olmasa çiftlik Joanne için bulunmaz nimet olurdu. Tabii bir de Owen’lar biraz daha az yerlerse!  Joanne hayatının tümünü onlara hizmet etmekle geçirmek istemiyordu. Kendi evi olmalıydı. Çalışacaksa o ev için çalışmalıydı. Çocukları ve elbette bir kocası olmalıydı… Elenor’un sürekli söylenip durduğu konuyu artık enine konuna düşünmeliydi. Evlenmeliydi! Elenor’un kocası üç ay önce Amerika’dan yazdığı mektupta Joanne için son derece uygun bir koca adayı bulduğunu yazmıştı. Koca adayının karakalem bir resmi mektuba konularak genç kıza gönderilmişti. Joanne teyzesinin verdiği küçük kağıttaki resme heyecanla dalmıştı. Eğer bu adam göründüğü gibiyse genç kız onunla evlenmek için tüm okyanusu yüzerek bile geçerdi. Gür, siyah, uzunca saçları, köşeli bir çene ve hafif çekik gözleri vardı. Sıra sıra kaslar kollarında bir motif gibi uzanırken işlemeli bir yelek giyerek güzelim vücudunu saklamıştı. Üstelik fazla konuşkan da değildi. Şüphesiz bilge biriydi. Elanor’un kocası genç adamın isminin “Susan Kartal” olduğunu söylediği mektupta onun bir Kızılderili olduğunu da anlatarak Joanne’nin adeta nefesini kesmişti. Owen’ların küçücük kütüphanelerinden aşırdığı bir coğrafya kitabında bu Kızılderilileri daha önce görmüştü. Tüm gün güneşin altında gezerek avlanmaya çıkar, sert ve yağız tenleri güneşten iyice esmerleşene kadar evlerine dönmezlerdi. Elbette en büyük dostları atlardı ve o atların da bir ruhu olduğuna inanan bu egzotik halk, ölünce de kendi ruhlarının bir hayvana geçtiğini düşünürlerdi. Joanne’in ruhu şüphesiz bir kargaya geçmeliydi… Susan Kartal ve Geveze Karga… Ah ne uyumlu bir çift ama. İşlerin ortasında bunaldığında Susan Kartal’ın resmini çıkarıp uzun uzun bakar ve bu sıkıcı çiftlikten kurtulup erkeğinin kendisini okyanustan geçerek alıp gittiğini hayal ederdi. Çoğu zaman hayalleri teyzesinin kafasına indirdiği kepçeyle son bulurken Joanne de durmadan teyzesine kocasının ne zaman geleceğini sorardı. Bay Martin Thomson’un gelmek için daha ayları vardı ve Elenor’dan bile heyecanla adamı bekleyen tek kişi Joanne’di. “Uzaklardaki kokan kartal Gelip de Joanne’i al Elenor ona çok kızacak İşleri bitiremedi aptal” Bu tatlı hayallerinden Joanne’i uyandıran yine aklındakileri okumuş gibi olan Chris’ti. Bakışları yere sabitlenmiş genç çocuk yeni şarkısını söylerken Joanne bu sefer ona kızmadı aksine güldü. Sonra Chris’in koluna girdi ve yanağında kocaman bir öpücük verirken, “Haydi benim tatlı kardeşim, git de odunluktan birkaç odun getir. Akşam yemeği için ocağı yakmalıyız” dedi. Chris sadece başını sallayıp odunluğa koşarken Joanne de çiftliğin mutfağına yönelmişti. “Jo tavukları didikle kızım, haydi acele et. Daha kurutulmuş et sotelenecek. Brian Londra’dan döndü ziyafet var yine. Ah, yetiştiremeyeceğiz.” “Tamam Teyze, iki dakikaya tüm yemekleri yapacağım” diyen genç kız yorgun bezgin bedenini masanın üzerindeki tavuğa doğru sürüdü. “Şu pişmiş tavuktan bile daha ölü görünüyorsun! Canlan… Zaten Chris’in ahıra değil salonun ortasına getirdiği ineklerden beri bay Owen’ın gözüne batıyoruz. İşleri aksatma. Ve unutmadan, Brian denen sapıktan uzak dur. Annesi oğlunun ırzında geçtin diyerek seni giyotine götürürse hiç şaşırmam.” “İnan bana Elenor, o alçak bana yine arkadan yaklaşıp o pis elleriyle dokunacak olursa bu sefer ne bay Owen’i düşüneceğim ne de o aptal karısını.” Elindeki bıçağı sinirle haşlanmaktan tipi kaymış tavuğa indirdi. Dört buçuk kişiye denk gelen Owen ailesinin akşam yemeği her zamanki gibi yedide hazırlanırken sunumu Elenor yapmıştı. Joanne’e arkadan gelecek bir çimdik genç kızın sinirlerine hâkim olmamasını beraberinde getirip Brian’ın suratını bıldırcın çorbasına daldırabilirdi. Genç kadın, bunu göze alamazdı. Çorbaları koyup beklerken Bayan Owen suratsız kocasına dünyanın en önemli haberini verir gibi konuşmaya başlamıştı. “Lord Burke Buckingham Saray’ında balo veriyormuş. Düşünebiliyor musun bizim biricik dükümüz Bay Burke saraylara layık bir adam oldu. Ah şu malikanesine bir girebilseydik, bizi bir kez olsun balosuna davet etseydi bir sürü soyluyla tanışırdım. Düşünebiliyor musunuz Bay Burke! Ben balodan baloya, davetten davete koşardım.” diyen kadını kocası ilgisizce dinliyordu. “Sen mi koşacaksın? Seni kaldırmak için zavallı dükün önce bir adet mancınığı olmalı” diye içinden geçiren Elenor keyifle kıkırdadı. “Ve balo o kadar büyükmüş ki saraydaki görevliler çok eksik kalmış. Eh tabii şimdi sosyete sezonu açıldığı için hizmetçi bulmaları biraz zor. Ah ah şu sızlayan dizlerim olmasa gidip ben bile hizmetçilik yapardım Bay Owen.” Adam hâlâ kayıtsızdı. Oğulları Brian ise yemeğe gömülmüş ve kıtlıktan çıkmış gibi tavuğa dalmıştı. “Biz gideri Efendim. Lütfen Joanne’i önerin” diye araya girdi Elenor. Yaşlı kadın, Elenor’a kibirli bir bakış atsa da bu fikri belli ki daha önce aklından geçirmişti. Öyle bir davette hizmetçi kızların bile güzel olanını seçiyorlardı. Joanne’in de açıkça güzel bir yüzü biraz çelimsiz olsa da ideal bir fiziği vardı. “Paranın yarısını alırım ama” diyerek Elenor’a baktı. Elenor saraydaki bir davete Jo’yu sokarsa buradaki gelirlerinin yaklaşık ayını bir gecede kazanabileceklerini biliyordu. Bir buçuk ayını bu zalim kadına verseler bile kabul etti. “Yarın malikanenin kahyası Bay Wilson ile konuşup Joanne’i aldırırım.” Bayan Owen genç kadına büyük lütuf yapmışçasına bakarken Elenor onlara teşekkür edip hızla mutfağa koştu. “Joanne sıkı dur sana müthiş bir haberim var.” Joanne zaten yorgunken bir de teyzesinin bilmecelerini çözmeye dermanı kalmamıştı. Onun bu yılgın halini gören teyzesi pes ederek mutlu haberi verdi. “Hafta sonu baloya gidiyorsun hem de sarayda!” “Külkedisi gibi mi? Yakışıklı prens de olacak mı? Ah yoksa benim peri annem de sen misin? Ha bir de Bayan Owen’ın göbeği bir balkabağı gibi at arabasına mı dönüşecek?” “Bazen o çenene denizci düğümü atmak istiyorum tatlım. Daha sözümü bitirmedim.” Gözleri heyecanla kocaman açılmıştı. “Hafta sonu sarayda Lord Burke’in balosu varmış. Hizmetçi konusunda sıkıntı çıkmış. Bayan Owen’a seni önerdim. Oraya gidip bir sürü pound kazanıp kışlık giysilerimizi karşılayacaksın hayatım.” Joanne bu haberi teyzesi kadar coşkuyla karşılamadı. “Tamam işte gerçek bir külkedisi olacağım. O kadar gerçek ki sarayda bile hizmetçiliğe devam edeceğim.” “Belli olmaz, bakarsın zengin bir aşık bulursun kendine… İşte o zaman imkânsız bir masalı gerçekten yaşarsın.” “Hayır Elenor. Ben Susan Kartal’ımı bekleyeceğim” diyen genç kız teyzesinin kolunu tutup dans etmeye başladı. “Chris’in dediği gibi Kokan Kartal’ın ne zaman gelecek merakla bekliyorum tatlım. Tabi benim kocam da… Ah şu soğuk yatağımın artık ısınması gerekiyor değil mi?” “Seni edepsiz Elenor” diyen Joanne kadına iyice sokulup onun varlığı için içten içten şükretti. **** “Sevgilim… Baloya sen de geleceksin değil mi?” Parlayan sarı saçlarıyla genç kadın, yanındaki adamı hayranlıkla bakıyordu. Northernwood vikontu Robert Markham sarışın afetin evinde, onun yanında şu an sadece uyumayı istiyordu. Gevezelik etmek için bulunmuyordu burada. Yeni sevgilisi Beatrice Higgins bu çapkın adamdan kendisine bir soyluluk unvanı gelmeyeceğinden emin olarak onun kollarına kendi rızasıyla atılmıştı. Hoş güzel hediyeleri, pahalı mücevherleri onu yanında tutmak için yeterli bir sebepti. Kadın adama sokulup omzuna bir öpücük verdikten sonra banyoya geçti. Uzun uzun yıkanıp yarın saraydaki baloyu düşündü. Robert hiçbir söz vermemişti ve şimdi ondan daha iyisini bulmak istiyordu. Ne var ki tüm İngiliz sosyetenin son gözdesi Robert’tı ve ondan daha iyi bir seçenek yoktu. Lincolnshire dükü Andrew Field Berrington bile nişanlısı Annabeth’le evlenmek yerine bir köylüyle evlenip bekarlık tahtını Robert’a bırakmıştı. Eh Robert da kendi avucunda olduğuna göre Beatrice’in endişelenmek için bir sebebi yoktu. Genç kadın banyodaki işini bitirip çıktığında yatağın boş olduğunu gördü. Konsolun üzerindeki notta Robert’in acil bir işi olduğunu okuyup, küçük mücevher kutuya baktı. İçindeki göz alıcı zümrüt küpeler genç kadının gülümsemesine sebep oldu. Robert kadının evinden çıkıp kendini Londra sokaklarına atınca temiz havanın keyfini çıkardı. İtalya gezisinden henüz dönmüştü ve gelir gelmez muhteşem bir sevgili yapmıştı kendine. Bu hafta sonu yapılacak balo da kendisini göstermesi dahası başka güzel yaratıkları görmesi için iyi bir fırsattı. Amcası Roland Simon Markham uzun yaşasındı. Arkasındaki devasa servetin tek kaynağı oydu ve yaşlı adamın sağlığı için dua etmek Robert gibi bir serseri için her gün yapılan bir rutindi. ~ Büyük gün geldiğinde Joanne servis için giydirilen komik kıyafetiyle bekliyordu. Ünlü Fransız şef talimatı verince elli kadar uşak ve hizmetçi askeri bir taburdaymış gibi nizami bir şekilde büyük kapıları geçip ellerindeki tepsiler ve içkilerle salona girdiler. Konuklar da tek tük gelmeye başlamıştı. Joanne çeşit çeşit leziz kanepelerle dolu tepsiyi içeriye taşırken burnuna keskin bir parfüm kokusu hızla yayıldı. Lavanta, portakal çiçeği ve bergamotu seçebilmişti. Tüm duyuları sonuna kadar açık bu baştan çıkaran kokunun sahibine döndü. Kim olduğunu seçmek imkânsızdı. Kalabalık bir grup erkek gürültülü bir sohbete dalmıştı. Genç kız kokuyu da sahibini de düşünmeyi bırakıp servis yapacağı masalara yöneldi… Keyfi yerindeydi ve böyle bir ortamda bulunmaktan memnundu. Belki bir gün konuklardan biri de olurdu. Gülümsedi ve biraz sonra o büyüleyici kokan adam tarafından keyfinin kaçacağından habersiz adeta sekerek masaların arasına karıştı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

HÜKÜM

read
227.2K
bc

AŞKLA BERDEL

read
85.0K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
50.0K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
535.3K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
72.7K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
30.9K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook