GÜNÜMÜZ
“Semih bu dağ evi tatili nereden çıktı böyle?”
“Uzun zaman oldu gitmeyeli, hem işlerden çok bunaldık ikimizde. İyi olur diye düşündüm”
Aslında daha çok kısa süre önce Barlasla gelmiştim dağ evine. Orada yaşadıklarımı hala saniye saniye hatırlıyordum ve oraya Semihle gitmek günahlarımla yüzleşmek gibiydi.
“Yani otele falan gitseydik en azından, şimdi ev ne durumdadır kim bilir!” dedim bu işten sıyrılmaya çalışarak.
“Merak etme ben önden birilerini gönderdim, biraz toparladı” dediğinde panikledim.
“Ne? Kimi gönderdin?” dedim korkuyla.
“Temizlik firmasına söyledim, gönderdiler birini işte” dedi ve dönüp bana baktı paniğime şaşırarak.
“Yani yabancı biri sonuçta, evde özel birşeyler var mıydı ki acaba! Keşke bana söyleseydin”
Hızlıca düşünmeye başladım. Barlasla neredeyse her odaya girip çıkmıştık ve iki gün kalmıştık orada. Çıkarken çok dikkat edip herşeyi eski haline getirmiştim ama yine de korkuma engel olamıyordum. Sanki duvarlar dahi itiraf edebilirmiş gibi hissediyordum.
“O zaman sana süpriz yapamazdım bitanem” dedi ve direksiyonu bırakıp elimi sıkıca tutup öptü.
Semih aşkla bakıp gülümserken sahici bir maske taktım yüzüme ve bende gülümsedim.
Yol boyunca Barlasla yaptıklarımızı ve arkamızda bırakabileceğimiz kanıtları düşünüp durdum. Garaja girerken dahi iki hafta öncesi canlanıyordu gözümde.
Araba durduğunda hala inmek istemiyordum, yüzleşmek istemiyordum. Semih bağajdan valizleri alırken bende yavaşça indim. Soğuk rüzgarın vücuduma çarpmasıyla ürperdim.
“Epey soğukmuş” dedim.
“Evet, mevsimin en soğuk haftasonuna denk geldik malesef” dedi Semih ve valizlerle beraber kapıya yürüdü. Montuma sıkı sıkı sarılıp çekingen adımlarla takip ettim onu.
Kapıyı açtıktan sonra bana döndü,
“Hadi bitanem” dedi ve içeri geçmemi bekledi.
Her adımım Barlasla hatıralarımı canlandırıyordu.
İki hafta önce ben kapıyı açmakla uğraşırken Barlas hemen arkamda sabırsızlıkla bekliyordu. Kapıyı açtığım anda hızla içeri girip kapıyı kapatmıştı arkamızdan. Hemen karşımdaki duvara yaslamıştı beni, öyle hızlı ve kontrolsüzdü ki vestiyerdeki biblolardan biri sarsıntıyla yere düşüp kırılmıştı.
“Beliz?”
“E-efendim?”
“Geçicek misin artık içeriye?” dedi gülerek. Elinde valizlerle arkamdan sıyrılıp içeri girmeye çalışıyordu Semih.
“Özür dilerim” deyip çekildim.
Salona doğru yürürken Semih valizleri bir kenara bırakıp arkamdan geldi. Tüm salona göz gezdirdi.
“Düşündüğümden daha iyi” dedi.
Büyük cam duvardaki perdeleri açtı ve karlı dağ manzarasının aydınlığı doldu salona.
Bu evin en özel yanı bu manzaraydı. Neredeyse bir uçurum kenarındaydı ev ve karşımızdaki tüm vadi ayaklarımızın altına seriliyordu.
Hem gece hem gündüz inanılmaz bir seyir zevki oluyordu.
Semih arkamdan sıkıca sarıldı ve boynumdan öptü.
“Tanışma yıldönümümüz kutlu olsun bitanem” dedi ve bir mücevher kutusunu çıkardı.
“Ne!”
Bunu nasıl unutabildim!
Aklımdaydı aslında!
İlk kez bir özel günü unutan ben olmuştum.
Kollarının arasında ona döndüm.
“Semih ben çok çok özür dilerim tamamen aklımdan çıkmış” dedim.
“Önemli değil bitanem” dedi ve yanağımı okşadı.
“Biliyorsun asla unutmam böyle şeyleri ama..”
“Biliyorum Beliz. Tamam üzülme artık”
“Aslında biliyordum ama zaman nasıl geçmiş anlamadım”
Yüzümü ellerinin arasına aldı.
“Bitanem sakin ol. Her yıl ben unutuyorum, ilk kez sen unuttun. Önemli değil” dedi.
Her yıl her özel günümüzü unuturdu Semih. Hep aynı şeyi savunurdu ‘sen benim için her zaman özelsin. Doğum günü, yıldönümü gibi hatırlatıcılara ihtiyacım yok’ derdi. Aslında bunun bir kılıf olduğunu biliyordum ama yine de görmezden gelip tartışmakla uğraşmıyordum.
“Teşekkür ederim” dedim mahcup olarak.
Hediye kutusunu uzattı tekrar. Heyecanla aldım kutuyu ve açtım.
Semih’in her zamanki zevkli tercihlerinden birini bekliyordum ama kutuyu açtığımda büyük bir şok yaşadım,
İki hafta önce Barlas’ın bana aldığı bilekliğin aynısıydı.
“Bu..” deyip dondum kaldım.
Bu bir tesadüf müydü?
Başımı kaldırıp Semih’in gözlerinde farklı birşey aradım.
Benimle oyun mu oynuyordu?
Biliyor muydu!
“Beğendin mi bitanem?” dedi Semih neşeli sesiyle.
“Evet, çok” dedim korkarak.
Dağ evinde aynı bileklik tesadüf olduğunu düşünmek fazla iyimserlik olurdu.
“Takabilir miyim?” dedi.
Başımı salladım gerginlikle.
Kutudan bilekliği çıkarıp kendisi taktı.
Çok sakin ve mutlu gibiydi. Biliyor olsa anlardım sanırım. Semih planlar yapabilecek kadar psikopattı ama böyle birşeyi bilse dayanamazdı heralde.
“Çok yakıştı” dedi ve bileğime bakarak.
“Çok,çok güzel. Teşekkür ederim” dedim gülümseyerek.
Bileğimden zarifçe öptükten sonra dudaklarıma yöneldi. Belimden sıkıca sarıp kendine çekti ve arzuyla öpmeye başladı.
Aklımdaki korku peşimi bırakmıyordu. Kalbim deli gibi çarpıyordu korkuyla.
“Bu kadar heyecanlanmanı beklemiyordum” dedi biraz geri çekilip.
“Yaprak gibi titriyorsun” dedi kollarımı sarmalayarak.
“Ev soğuk, o yüzden..” dedim zorlanarak.
“Klima devrede, birazdan ısınır” dedikten sonra boynuma sokuldu.
“Ama ısınmak için başka yollarda biliyorum” dedikten sonra kucağına aldı beni.
Aniden kucağına alınca şaşkınlıkla küçük bir çığlık attım ama Semih dudaklarıma yapışarak sesimi bastırdı.
Kendinden emin adımlarla yatak odasına kadar götürdü beni. Yatağa varana kadar bir çok kıyafetimizden kurtulmuştuk bile.
Semih her zamanki tavrından çok daha sertti, hatta biraz canımı yakmaya dahi başladı. Acıyla inlediğimdeyse oralı olmadı.
Birkaç dakika sonra nefes nefese yanıma uzandı. Ben ise hala rahatlayamamıştım. Zaten aklımdakilerle rahatlayabilmem pek mümkün değildi.
Semih yolculuğunda yorgunluğuyla uyuyakaldı ve bende hemen yataktan kalktım.
Valizden kıyafetlerimi çıkardım. Siyah yumuşak deri bir tayt ve beyaz dökümlü bir boğazlı kazak çıkarıp giydim. Dağılan saçlarımı hızlıca bir topuz yapıp toparladım.
Evin içini aramaya başladım. Tüm odalara, çöplere, yerlere, dolaplara baktım.
Hiçbir kanıt, rahatsız edebilecek hiçbirşey yok gibiydi.
“Unut artık!” dedim kendi kendime. Hem Barlas’ı hem yaşadıklarımızı unutmam gerekiyordu.
Kendime bir kahve hazırladım ve manzaranın önüne geçip biraz keyif yaptım. Birkaç saat sonra,
“Beliz?” diye bağıran Semih’in sesini duydum.
“Salondayım” dedim.
Semih üzerine ince bir kazak ve kanvas pantolon giymişti. Öyle özenliydi ki kombini evde kalmak için bunları tercih etmeyeceğini düşündüm.
“Bir yere mi gidiyoruz?” dedim üzerine dikkatle bakarak.
“Hayır. Ama misafirimiz var”
“Misafir mi!? Kim geliyor? Yoksa annenler mi!”
“Hayır” dediğinde derin bir nefes verdim.
Semih’in ailesinden ve onların küstahça bakışlarından nefret ediyordum. Onlarla bir haftasonu eziyet olabilirdi
“Tanışma yıldönümümüze misafir mi çağırdın yani?” dedim.
Semih kendine bir bardak kahve doldurup yanıma geldi.
“Kötü bir fikir mi?”
“Kim olduğuna göre değişebilir”
“Umarım geldiklerinde mutlu olursun”
“Söylemeyecek misin?”
“Biraz sabret. Gelmek üzerelerdir”
“Semih söyle lütfen”
“Sadece beş dakika daha bekle” diyip göz kırptı ve kalktı yanımdan.
“Peki” dedim pes ederek ve beklemeye başladım.
Semih’in dediği gibi beş dakika sonra kapıda araba sesini duyduk. Birkaç saniye sonrada zil çaldı.
Semih benden önce kapıya ulaşmıştı bile. Bende koşturarak kapıya geliyordum ki kapıyı açtı.
Çelik kapının ardında İlayda ve elinde bir valizle Barlas bana bakıyordu.
Ve onların yanında Semih’te dönmüş beni izliyordu.