Aslan Miroğlu
Öfke. Nefret. Korku. Acı.
Tüm bedenimde bunlar hakimken aklıma sahip çıkmam mümkün müydü?
Sabahın köründe telefonuma gelen bir fotoğraf ile tüm dünyam başıma yıkılmıştı.
Ve ben de tüm Mardin’i ayağa kaldırmıştım.
Fotoğrafta kardeşimin kanlar içindeki cansız bedeni bir samanlıkta yerdeydi. Bu samanlık ise bizim tarla tarafında kalan samanlığımızdı. Genelde sağılmayacak hayvanlarımızı oraya götürürdük.
Fakat asıl öfkelendiğim bir diğer konu ise, hemen onun yanında onun kanını taşıdığını düşündüğüm kanlı elleriyle yerde yatan Jiyan Dilşad’dı.
Sanki bir boğuşma olmuş da, birbirlerini alt etmiş gibi halleri vardı.
Fakat kardeşim kanlar içerisinde görmek beni dumura uğratmıştı. Mesajın hemen altında ise, ‘Bu kahpe kardeşini öldürdü! İntikamını al.’ Yazıyordu.
Korku dolu bir şekilde kimseye bir şey demeden önce samanlığa gittim ve yerdeki kan lekeleri ile karşılaştım. Fakat ne Jiyan denilen kızdan ne de kardeşim Kardelen’den iz vardı.
Kanlar yerli yerindeydi. Fakat onlar yoktu.
Sonrasında ise her şey çok hızlı gelişmişti. Önce konağa haber salmış, sonra bağlantılarımı kullanarak kan örnekleri aldırtmıştım.
“Anasını siktiğimin yerinde kardeşimin ölüsü bile yok lan! Nerede bu kız?” diyerek ortalığı yıkarken kimse benim lafımın üzerine laf söyleyemiyordu bile.
Konak'ta bir ileri bir geri yürüdükten sonra annemlerin ağıtlarını önemsemeden en sonunda fırlamıştım evden. Erkek kardeşlerim, kuzenlerim, dedem ve babam peşime takılsa da bana yetişememişlerdi tabii.
Atladığım lüks aracımla soluğu Dilşad konağının önünde almıştım.
Şimdi ise kardeşimin katili olan o kız, karşımda yaşlı gözleriyle bana bakıyordu.
Onu bilirdim.
Onu tanırdım.
Çünkü bir zamanlar evime girerken, onu deli gibi sikmek istediğim su götürmez bir gerçekti.
Kardeşimle aynı yaş olmasa belki de onu yatağa atardım ya da kardeşimin arkadaşı olmasa. Fakat kendime hakim olmayı başarmıştım.
O diri memelerini görmezden gelmiş, iri kalçalarına dokunmamıştım bile. Birkaç kez temizlikte Kardelen'e yardım ederken gizlice izlemiştim onu.
O zaman görmüştüm bembeyaz süt gibi olan memelerini. Elbiseden bile dolgunluğu belli olan güzel kalçalarını...
Fakat sonra adı çıkmıştı tabii insanlarla. O an aklıma belki de bilerek her şeyini gösterme çabasında olduğu düşmüş tamamen gözümden de düşmüştü. Herkesin sahip olduğuna sahip olmak istemezdim.
Ama gel gör ki, kız kardeşimin katili olmuştu en yakın arkadaşı.
Hoş ceset henüz ortada yoktu ama, o kanların ve mesajın başka bir açıklaması olamazdı.
“Şimdi söyle!” diye bağırdım nefretle gözlerine bakarken. Yosun yeşili gözleri, eskisi gibi merak uyandırıcı gelmiyordu bana. Sadece nefret doluydum şimdi o gözlere karşı.
“N-ne söyleyeyim Aslan abi?” dedi zar zor nefes alırken kekeleyerek. Yeşil gözlerinden yaşlar inci taneler gibi dökülüyordu.
“Kardeşimin cesedi nerede! Söyle!”
Jiyan’ın bedeni titriyordu. Sanki her nefes alışında biraz daha küçülüyordu karşımda. Ama bu beni sakinleştirmek yerine daha da deliye çeviriyordu. Öfke bedenimde bir volkan gibi patlamaya hazırdı. Sesimdeki tehdit, konağın kapısından dışarı taşacak kadar yoğundu.
“Bilmiyorum!” diye çığlık attı Jiyan. “Aslan abi, yemin ederim bilmiyorum! Ben… Ben bir şey yapmadım! Kim ne dedi sana bilmiyorum ama yalan! Ne olur inan bana!”
Yalan? Bu kan yalan mıydı? O samanlıkta gördüğüm izler yalan mıydı? Telefonuma gelen o lanet fotoğraf yalan mıydı? Öfkeyle bir adım daha attım. Aramızdaki mesafe iyice kapanmıştı. Şimdi nefes alış verişini duyabiliyordum. Ellerim, boynunu sıkmak için istemsizce hareket etti. Biraz gevşettiğim ellerimi tekrardan sıkılaştırdım.
“Samanlıkta kan vardı! O kan kime ait, ha? Senin miydi, kardeşimin mi?” dedim, kelimelerim zehir gibi ağzımdan dökülüyordu.
“Ne kan abi ne dersin sen? Yemin ederim benim bir suçum yok! Ne olmuş Kardelen’e? Ne olmuş arkadaşıma?”
Bu esnada babası araya girmeye çalıştı. “Aslan bir dur hele! Bırak kızımı öldüreceksin!”
Bu sefer yakıcı bakışlarımın hedefi oydu. “O benim kardeşimi öldürdü Zerdeşt Ağa! Bugün kendisi de ölecek!”
“Etme eyleme oğlum, benim kızım bir karıncayı bile incitmez bilmez misin sen? Bunca zaman bir kötülüğü dokundu mu size? Hele en sevdiği arkadaşına nasıl bunu yapsın?”
“Şimdi dokundu işte kötülüğü Zerdeşt Ağa!” derken sesim öfkeden öyle gür çıkıyordu ki sanki konak titriyordu sesimle birlikte. Abisi kaşları çatık bir şekilde kardeşine bakıyordu.
“Bu işin aslı astarı nedir? Nereden çıktı?” diyerek korku içerisinde sorduğunda, Jiyan’ın boynundan ellerimi çektim. Bu esnada Jiyan şiddetli bir şekilde öksürmeye başladı.
Hemen telefonumu çıkartıp fotoğrafı gösterirken abisi de iyice yaklaşmıştı bize doğru, fotoğrafı görmek için. Gördüklerinde ise hepsi şok içerisinde kendi kanına döndü.
“kKızım bu fotoğraf nedir? Nedir bu Jiyan?” Diye sordu Zerdeşt Ağa şok içinde.
Jiyan ise anlam veremez bir şekilde bizim yüzümüze baktıktan sonra titreyen bacaklarıyla zar zor yanıma yaklaşıp fotoğrafa baktı ve gözleri irice açıldı.
“Hayır hayır bu olamaz, bu imkansız.” Diyerek geriye doğru bir adım attı.
Olan bundan sonrasında oldu. Tam babamlar konak kapısında belirdiğinde abisi Cihan öfkeli bir şekilde kız kardeşine yaklaşıp yüzüne şiddetli bir tokat indirdi.
“Ne ettin kız sen he? Gece de seni kanlı bir şekilde konağın kapısında baygın bulduk ne ettin de hele!” diye bağırmaya başladığında iyice gerilmeye başladım.
Demek gecenin bir yarısı konağın önünde baygın bir şekilde bulundu? İşte şimdi şüphelerim daha da artıyordu.
Bir yanım kız kardeşimin onun öldürdüğünü kabul etmese de, diğer yanım başka şüphelinin olmadığını bildiği için ona yüklenmekten başka bir şey yapamıyordu.
Her zaman bir suçlu arardık ve benim için şu an suçlu Jiyan denilen kızdı.
Babamın öfkeyle ileri atıldığını gördüğümde hızla kolundan yakaladım. “Dur baba,” dedim soğuk bir tonda. “Ne yapacaksa ailesi yapsın. Şimdi elimizi sürersek bu iş bizim boynumuza kalır.” Gözlerim hâlâ Jiyan’ın üzerindeydi. O yosun yeşili gözler, korku ve çaresizlikle dolmuştu ama bu bana merhamet hissettirmiyordu. Babam dişlerini sıkarak geri çekilirken, gözleri alev alev yanıyordu.
Cihan bir kez daha kardeşine döndü. Onun öfkesi benimkine benziyordu ama bu öfkenin içinde utanç ve hayal kırıklığı da vardı. “Ne ettin kız sen? Ne iş bu? Konak kapısında kanlar içinde baygın bulduk seni, şimdi de bu fotoğraf… Konuş lan, konuş yoksa elimden bir kaza çıkacak!” dedi ve bir tokat daha indirdi Jiyan’ın yüzüne.
Tokadın yankısı konağın taş duvarlarında yankılanırken Jiyan dizlerinin üzerine çöktü. Yüzü solmuş, gözyaşları avlu taşlarına damlıyordu. “Yemin ederim… Bir şey yapmadım,” dedi titrek bir sesle. “Ben kardeşine zarar vermedim, inan bana abi! Ben ona zarar vermem ki! Sadece korumak için uğraşırım niye bana inanmıyorsunuz?”
“Koruma mı?” diye bağırdım alayla. “Koruyacak olsan kardeşimin kanına bulanmazdın, kızım! Kendini aklamaya çalışma. Elimizde fotoğraf var, kan var, bir de gece yarısı baygın bulunmuşsun! Neyin savunmasını yaparsın hâlâ lan?”
Bu sırada Zerdeşt Ağa, konağın avlusunun köşesine yığılmıştı. Başı ellerinin arasında, çaresizce ağlıyordu. “Allah’ım sen büyüksün, bu aileye bu utancı yaşatma… Kızım böyle bir şey yapmış olamaz,” diye mırıldandı.
Cihan ise gözlerini Jiyan’dan ayırmıyordu. Sinirle saçlarından kavrayarak onu kendine çekti. “Bunu yapmadım diyorsan, o zaman kim yaptı he? Kim?”
Jiyan’ın sesi bir inleme kadar zayıftı. “Bilmiyorum abi… Yemin ederim bilmiyorum… Ben geceye dair hiçbir şey hatırlamıyorum.”
Bu sırada Cihan, adeta kendini kaybetmiş gibiydi. Jiyan’ın kollarını silkeledi ve gözlerinin içine bakarak bağırdı: “Bir de gece hiçbir şeyi hatırlamam dersin! Bu Ne işin vardı orada? Konuş lan! Yoksa seni burada kendi ellerimle gebertirim!” dedi.
Ama Jiyan artık konuşacak durumda değildi. Gözleri kararıyor, vücudu titriyordu. Sonunda ellerini havaya kaldırarak bağırdı: “B-ben bir şey yapmadım! Yemin ederim! Oraya gittiğimi hatırlıyorum ama başka bir şey hatırlamıyorum.”
Cihan bir an durdu. Derin nefesler alırken Jiyan’ı bıraktı ve ellerini saçlarına geçirdi. O sırada babam tekrar öne çıkmaya çalıştı elinde silahıyla ama kolundan yeniden tuttum. “Dur,” dedim soğuk bir ifadeyle. “Her şeyi anlatacak sonra ölecek.”
Herkes sustu. Tüm gözler avlunun ortasında diz çökmüş Jiyan’ın üzerindeydi. Onun inlemeleri, avlunun taşlarına dökülen gözyaşları dışında her şey sessizdi. Birkaç saniye sonra Jiyan derin bir nefes aldı, gözlerini kapadı ve zorla konuştu:
“Biz her gece siz bizi konakta buluşturmuyorsunuz diye samanlıkta buluşuyorduk. Orada filmler izler, sohbetler ederdik. D-dün gece yine buluşmak için sözleştik. Oraya giderken hatırlıyorum kendimi, hatta samanlığın kapısını açtığımı da hatırlıyorum. F-fakat sonrasını hatırlamıyorum. Yemin ederim hatırlamıyorum! Allah belamı versin ki yapmış olsam yaptım derim, ama benim Kardelen ile hiçbir problemim yok ki! Biz birbirimizi çok seviyoruz. O ölmüş olamaz, yalvarırım yaşıyor falan deyin.” derken şiddetli bir şekilde sarsılarak ağlıyordu.
Tam yeniden bağırmak için ağzımı açacakken kardeşim Adar elini omzuma koydu. “Abi dur hele. Bazen kötü bir olayda anlık hafıza kaybı olabiliyor. Hatırlarsan sende de olmuştu, trafik kazası geçirmiştin ya lisede... O zaman ne yaşadığınızı hatırlamıyorsun değil mi? Sonradan hafızan yerine gelmişti. Muhtemelen korkudan anlık olarak hafıza kaybı yaşıyor. Mimiklerinden belli. Yalan söylemiyor.”
Adar tıp okumuştu ve henüz yeni mezun olmuştu. Ama dediği doğruydu. Ben de bir keresinde böyle bir hafıza kaybı yaşamıştım korkudan ötürü. Başka bir travma ile tetiklenmişti ve hatırlamıştım.
Acaba o da mı öyle olmuştu? “Hay sikeyim böyle işi!” diye öfke içerisinde bağırıp duvara yumruk attım.
Dedem o sırada diğer omzuma dokundu. Yüz ifadesi sertti. “Kızı al konağa getir. Her şeyi hatırlayıp gerçekleri söyleyene kadar o konaktan çıkmayacak!”
Bu sırada abisi öfke ile bize döndü. “Biz elaleme ne diyeceğiz şimdi? Dilşad kızı, Miroğlu konağında ne arar dediklerinde ne söyleyeceğiz ha?”
“Ne derseniz diyin lan!” diye öfkeyle çıkıştığım esnada dedem önüme siper olup heybetli cüssesi ile Cihan’ın karşısında belirdi.
“Aslan Miroğlu’nun nikahlı karısı diyin!” Demesi ile birlikte hepimiz şok içerisinde dedeme baktık.
“Ben bu hem orospu hem de katil ile nikahlanacak mıyım bir de?” diye öfkeyle bağırmaya başladım. Dedem bana yandan bir bakış attı.
“Şimdilik kanın bedeli bu olacak! Fakat gerçekler öğrenildikten sonra, bilesiniz ki kızınızı konağın önüne atacağız! Bu kız için ölüm, kurtuluş demektir! Ölmesine izin yok! Adının kirlenmesi zaten en büyük ceza olacak ona. Siz de bu cezadan payınızı alacaksınız kızınıza sahip çıkmadığınız için o kadar! Miroğulları, Dilşad kızına kapıya koydu denildiğinde bakalım ne halt edeceksiniz! Bunu unutturmayacağız da, ona hayatı dar edeceğim dar. Torunuma dokunan elleri kökünden kıracağım.”
İşte şimdi biraz daha keyiflenmeye başlamıştım.
Dedem doğru söylüyordu.
Bu kız için ölüm, kurtuluştu.
Kardeşimin ölüsünü ya da dirisini bulana dek, bana mahkûm olacaktı. Dua etsin de kardeşim ölmemiş olsun, dua etsin de yaşıyor olsun...
Peki ben bu durumu nişanlıma nasıl açıklayacaktım, işte orası muammaydı.