bc

ARTIK SUYA ANLATACAĞIM...

book_age16+
0
FOLLOW
1K
READ
family
fated
arranged marriage
shifter
sporty
heir/heiress
drama
bxb
gxg
city
highschool
mythology
office/work place
small town
rejected
stubborn
civilian
like
intro-logo
Blurb

Seksenli yıllar...

Güzin'nin büyüyüp serpildiği o yıllar. Lise tahsili bitmiş ve evliliğe adım atmasını sağlayacak 'kız isteme seremonisi' ardı ardına gerçekleşiyordu. Ama o kısmetini uzaklarda aradı. Evliliği, kasabadan büyükşehre gidiş bileti olarak gördü. İki çocuğu oldu. Fakat, hayatını olumsuz yönde etkiliyecek ani kararları bu dönemde almıştı. Yaşadığı iki pişmanlığın etkisi uzun yıllar üzerine eklenerek devam etti.

''Haklıda olsan susacaksın..! denildiğinden bu güne kadar, hala içinde kırk yılın öfkesini taşıyan bir kadın var.

" Bu öykü yaşanmış hayattan örnek alınarak yazılmıştır. "

chap-preview
Free preview
ÖNCE ÇOCUKLUĞUMA İNELİM
Merhaba Su, Sana merhaba demek için, çok düşündüm. Hayatımın su gibi aktığını düşünürsem bazen tıkandığını, bazen de insan görünümlü su samurlarının bir set çekip yolumu kapattığını da anlatmak isterim. Çocukluğumdan bu güne neşe eşiğimin git gide yükseldiğinin farkındayım ve ben o çıtayı artık aşamıyorum, gülemiyorum... Küçükken muzipliğin bana kazandırdığı neşeli olma hali, artık çok uzaklarda bana daha yakın olansa mutsuzluk... Belki de kazanamadığım, hayatımı garanti altına alamadığım içindir. Çocukken, okul eğitimini büyüklerin öğütleri ile sentezlerdim. Bunlar hayat boyu uygulamalı derslerim oldu. Öyle de olacağını zannettim. Bir çok şeyi bilipte kazanca çevirememek hayal kırıklığı yarattı. Bu yüzden '' bahtsız bedevi'' ünvanını aldım. Başarısızlık bazılarını tetikler, etkileyici şarkı sözü yazdırır. Ama ben öyle şarkılar mırıldanmak istemiyorum. Ben bildiğim değerde işler yapmak ve kazanmak istiyorum. ''Paylaştıkça güzeldir'' diyoruz ya, karın doyuracaksan paylaş, sıkıntını paylaşma ! Yoksa, şikayet ediyorsun diyorlar. Aslında o kişilerde beni arayınca kendi şikayetlerini dile getiriyorlar da , farkında değiller, Evlilik hayatımda maddi olmasa bile manevi değer kattığımı çok iyi biliyorum. Ve vicdan! Benliğime çizdiğim ince çizgilerden bir tanesi, İki tarafında benden istediği '' Güzin Müsahit '' yada ''Güzin, bunu iyi yapar'' beklentisini hep yaşadım. Ben yaparım yapmasına da, O işleri özveriyle yaparken benden neler gittiğini... işte! O nu anlatamadım insanlara, Su, biliyor musun? Çocukluğum, annem, babam olmasına rağmen anneanne otoritesi altında geçti. Bu arada anneannem memur emeklisi Hiç evlenmemiş ( Bu konuya daha sonra anlatırım sana tamam mı?) Eski ''Osmanlı Kadını,'' Namı diyar" Behice Sultan" Annem tipik bir ev hanımı, öyle de güzel ki, Hani, ''karıncayı bile incitmez'' denir ya kalbi yüzüne vurmuş, nur yüzlü anaç bir kadın. Babam ise iyi bir Terzi Gezmeyi, eğlenmeyi, iyi giyinmeyi seven, Kadınlarla arası iyi olan ( Anneannem hariç) Ağzı laf yapan maceracı bir çapkın. Yetmişli yıllar... Küçüğüm, Altmışlı yıllarda Almanya ile '' İşgücü Anlaşması ''imzalanmış, ülkeden büyük işçi göçü başlamış. Bizimkiler ancak on yıl sonra gitmeye karar vermişler. Yetmiş bir de Almanya' da çalışmak için, karayoluyla kendi arabamızla yola çıkmışlar. Annemler, yaramaz olduğu için küçük abim'i yanlarında götürmüş, Ben ve büyük abim anneannenin himayesinde kaldık. Ah bir bilseler, evde bıraktıkları kızlarının düz duvara tırmandığını... Babam'ın içinde hep umut ederek söylediği bir lafı vardı. " İyi günler ilerde" Bu sınırı olmayan bir dilekti. Hiç gerçekleşmedi. Almanya' ya gittiğinde kendini sevdirmiş deri üzerine terziliğini de geliştirmiş. öyle anlatıyordu. Babamın şahsına münhasır yapısı vardı. Konuşkan, neşeli tam bir rakı balık adamıydı. Tüccar vasfında olduğundan arkadaşlarınla yemek yediğinde tüm masanın hesap ödemeleri babam tarafından yapılırdı. '' Çünkü, o varken başkasının elini cebine atması ayıptı.'' Böyle arkadaşı kim sevmez? İyilik adı altında yaptığı işler... Babam, başkasının toprağında olduğunu unutmuş olsa gerek, Anneannemin anlattığına göre babam Almanya'da iken Memleketlisi olan bir çingenenin trafik suçunu üzerine almış, Almanlar da babamı geri yollamış tabii, O zamanlar hatırlıyorum da, Annemin çeyizlik üçgen şeklinde büfesi vardı. ''O büfe şu an benim evimde ve annemden kalan en güzel hatıra'' Orada duran radyo açık olur ve gün boyu kısık sesiyle çalardı. Anneannem annemden gelen mektubu okurken öyle hüzünlenirdi ki, O dönemin meşhur Türk Sanat Müziği şarkısını Radyo da duyduğu zaman hep ağlardı. ''Kara gözlüm efkarlanma gül gayrı İbibikler öter ötmez ordayım Mektubunda diyorsun ki, gel gayrı Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım. Herhalde Allah anneannemin dileklerini kabul etmiş olacak ki, ''Sütler kaymak tutar tutmaz, annemler memlekete döndüler. Orada kalmaları bir iki yıl bile sürmedi döndüler. Alman şef'leri ve hanımı döndüklerine çok üzülmüş, Eve dönüşlerini hayal meyal hatırlıyorum. Almanya' mı acı vatandı. Yoksa acı olan babamın gereksiz iyiliği mi? Bilemiyorum. O zamanlar, Aslında evde ne fırtınalar kopmuştur kim bilir? Onca yol neden gidildi, neden dönüldüğü konuşulmuştur ama Çocuk aklı işte, kavga gürültüyü değilde getirdikleri naneli çikolatanın tadını hala unutamıyorum. Bir de çivili oyuncağımı... Ha! O çingeneye ne mi olmuş? Almanya'dan, Mersedes arabayla gelmişte, babamı arayıp sormamış bile, yaa! Nasıl bir iyilik olduğunu bilmediğim için, denize at bile diyemiyorum. Bu Almanya işi o kadar kısa olmuş ki, turistik geziye dönmüş... İnsan kendi kendine darbe yapar mı? Babam yapardı. Elindekini, cebindekini dağıtırdı. ''Etiketim olsun, derdi.'' Yıllar önce herkezin araba sahibi olmadığı dönemler... Ama babamda araba var. Onu da ne yapmış dersin? Belediye makam aracı olsun diye, bağışlamış yaa! Hey gidi günler hey! Bak! Su, Ne aklıma geldi. Bir Almanya hatırası daha, Bir gün anneannem, taze kadayıf almış, Büyük kepçenin içinde bir güzel ceviziyle sarıp top top kadayıflar yaptı. Tepsiye dizip bir güzel tereyağlı da pişirdi. Ertesi gün, soğuttuğu kuru kadayıfları kutuya özenle yerleştirdi. Bu kadayıflar, Almanya yolcusu... O zamanlar bugünkü gibi değil, Telefon konuşmaları kısıtlı, Yurt dışı ile daha da zor. Önce santral ile bağlantı kuruluyor falan, Neyse, bir şekilde haberleşiyorlar. Annemle nadir yapılabilen bir telefon görüşmesi... " Kadayıf yaptım. Kuru olarak yolluyorum. Sen şerbetini dökersin " Anneannem, memleket özlemini bir kutuya sığdırmıştı. Ama kadayıflar bir türlü Almanya'ya ulaşmadı. Bir kaç gün sonra anneannem ile beraber postane'ye gittik. Durum anlaşıldı. Postane memurları paketten güzel kokular gelince, açmışlar, Porsiyonluk kadayıfları daha o gün yemiş bitirmişler... Sanırım, en güzel kokan kargoydu. Ama o zamanlar, Akrabalar ve komşular bizi yalnız bırakmazdı. Başımızda büyük olarak anne, baba yok! Anneanne var. Bahçede elimi yabancı bir kedi tırmaladı. O günün akşamı bunu anneanneme söyledim. Kadın sabaha kadar uyumamış Emanet çocuğum, beni hemen İstanbul'a hastaneye, Yani doğru Kuduz Hastanesine götürdü. Göbekten bir kaç tane iğne oldum. Diğer kişilerle birlikte göbeğimizi açıp beklememiz... Elindeki şırınga ile bizi bekleyen, hemşireye doğru yürümemiz... İşte o anı unutamıyorum. Hipokrat yemini, gülmemeyi kendini tutmayı kapsıyor muydu? Bilmiyorum ama, görüntü çok komikti. Emanet çocuğu oyalamak gerçekten zor Anneannem ne yapsın kadın, içeriye tavana salıncak kurmuştu. Oyalanalım diye, O zamanlar evde televizyon yok, canımız sıkılıyor. Bazen iş çığrından çıkardı. Anneannem fenalık geçirirdi. Onu herhalde üzerdik. Abim ile benim kavgalarımızı durdurmak için, bayılma rolleri yapardı. ''Ay! şimdi düşüp bayılıcam ayol, yapmayın çocuklar'' demesi hala kulağımda, Su, dinliyor musun beni? Bunları anlatırken, eski evimiz gözümün önüne geldi. Benim için sokağın en güzel eviydi. Tabii ki, tapusu anneanneme aitti. Eklemelerle nal şeklini almış tek katlı bir bina. Bahçenin kaymak betonla düzlenmiş bölümünde, mavi boyalı bir havuzu vardı. Havuzun ortasındaki fıskiyesi suyu açınca ne kadar rahatlatıcı bir görüntü olurdu. O haliyle etrafında kurulan yemek masası, o su sesi ile inceden inceye yankılanırdı. Sık sık temizlerdim. Eğer suyu bekletirsek içi kurbağa yavruları ile dolardı. Küçükken onları hep balığa benzetirdim. Meğer onlar İribaş mış. Havuzun üstteki dört köşesi Sardunya çiçekleriyle şenlenirdi. Daha üstte çavuş üzümünden üremiş asma çardağımız vardı. Yetmez tabii! Havuzun etrafındaki çiçeklikte de iri iri açmış, ortanca çiçeklerimiz , havuzdan sürekli nem aldığı ve gölgede kaldığı için tüm ihtişamı ile gözlere hitap ederdi. Ya, duvardaki yediveren gülü, etrafa serpilmiş renk renk aşı gülleri... Saymakla bitiremeyeceğim bu güzellikler kelebeği de Ateş böceğini de çağırırdı...

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
794.2K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
2.0M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
1.0M
bc

A Warrior's Second Chance

read
373.5K
bc

Not just, the Beta

read
357.1K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook