Seniha hanım o gece sabaha kadar gözünü kırpmamıştı.
Neden mi?
Hasta kadın gece uykudan uyanmış, susadığını anlayınca da mutfağa gitmek için odasından çıkmıştı.
Mutfağa girecekken bahçeden gelen seslerle yönünü değiştirip bahçe kapısına vardığında, Ömer ve Rabia'nın konuşmalarına şahit olmuştu.
Ne yapacağını şaşıran Seniha hanım, eli göğsünde yukarı çıkmış ve odasında dolaşmadık yer bırakmamıştı.
Nasıl yatıp uyuyabilirdi ki?
Oğlu ve gelini evlenmeden boşanma planları yapıyordu.
Daha doğrusu o neyin ne olduğunu bilmeden hüküm veren oğlu istiyordu bunu, Ömer'e o kadar sinirliydi ki..
Bütün gece bu durumla nasıl başa çıkabileceğini ne yaparsa bu çocukların bu fikirden vazgeçebileceğini düşünüp durmuş çareler aramıştı hasta haliyle.
En sonunda onların gözlerinde gördüğü parıltıdan birbirlerinden çabuk vazgeçemeyeceği kanaatine varıp, kendince planlar yapmıştı.
O deli oğlu yanıldığının farkına varmalıydı.
Bir hafta o kadar hızlı geçmişti ki herkes için, sonunda düğüne son bir gün kalmıştı.
Rabia yine kına istememişti ama bu sefer Seniha hanım vardı işin içinde bir kere, o gelininin kına gecesinden mahrum olmasını istemezdi hemde o gelini anne babasızken, kendini kimsesiz hissederken, ona bir anne gibi kına gecesi düzenlemek isteyecekti elbet.
Bugün Ömer ve Rabia'nın imam nikahı olacaktı.
Bir haftadır ağzını bıçak açmayan gençler bugün Allah katında karı koca olacaklardı.
İkisi de gergin ikisi de heyecanlıydılar.
Rabia o geceden beri düşündüğü gibi hala yanlış yaptığını düşünüyor ve ne yapması gerektiğini kestiremiyordu.
Eğer nikahları kıyılırsa birşey yapmak için çok geç olacaktı.
Genç kız bunları düşünürken odasına Esma girmişti.
Esma'ya ne kadar herşeyi anlatmak istese de Talha abisine söylemesinden korktuğu için herşeyi içine atmak zorunda kalmıştı.
Sanki kimseye anlatamadığı gerçekler, içine kırık cam misali tek tek batıyor ve battığı yeri kanattığı gibi, içine attıkça çoğalan kırıklar, telafisi olmayan yaralar açıyordu genç ve narin gönlünde.
Esma genç kızın bu halini farketsede bir anlam çıkaramıyor, soru sorduğunda da Rabia'nın net olmayan cevaplarıyla karşılaşıyordu.
"Eveeet, benim bir tanecik kardeşim ne yapmış bakalım." Diye neşeyle odaya giren Esma, Rabia'yı bıraktığı gibi bulunca şaşırmıştı. "Ee hala hazırlanmamışsın Rabia?" Demişti genç kız.
Rabia ise Esma'nın sorusuyla önce üstüne baktı daha sonra da Esma'ya dönüp "daha zaman var diye oturuyordum kuzum" dedi sakin çıkan sesiyle.
Esma hemen "ne zamanı gülüm? İmam yarım saate gelir. Hadi çabuk ol" dedi durduramadığı heyecanıyla.
Rabia da bıkkın bir nidayla "Esma kendin diyorsun daha yarım saat var ne gerek var ki erkenden strese girmeye?" Dedi.
Esma kaşlarını çatarak baktı Rabia'ya. Bu kızda bir haftadır birşey vardı. Eskisi gibi gülmüyordu gözleri.
Ama ne olmuş olabilirdi ki bir haftada?
"Rabia sen benden birşey saklamıyorsun değil mi? Bak eğer bilmediğim birşey varsa bozuşuruz ona göre" dedi Esma işaret parmağını Rabia'ya doğru sallayarak.
Rabia hemen zoraki bir gülümseme kondurmuştu dudaklarına.
"Yok birşeyim dedim ya Esma'm iyiyim ben.. kaç kere soracaksın Allah aşkına? Heyecandan bu halim" dedi.
Esma daha fazla üstüne gitmedi genç kızın, bunun da ihtimali vardı tabi heyecandan insanın dengesi şaşabiliyordu.
Rabia Esma'nın sorularına daha fazla maruz kalmamak için, nikah elbisesini alıp banyoya girdi.
Elbise beyaz sade denilebilecek bir şıklıktaydı. Üzerinde, sanki serpilmiş gibi duran aynı renk çiçekler vardı.
Ve en önemlisi boldu. Rabia öyle istemişti. Sonuçta imam da onu görecekti. Mahremi olmayan hiçbir adama kendini göstermek asla istemezdi genç kız.
Üzerini giyip beyaz şalını da taktığında ayna da kendi görüntüsüne baktı.
Beyaz ona oldum olası çok yakışırdı.
Yeşil gözlerini patlatır, pembe dudaklarını daha renkli gösterirdi.
Bir süre kendini inceleyen Rabia sonunda banyodan çıktı.
Esma onu görür görmez hayranlık içinde bakmış ve gözleri dolmuştu.
Sonra genç kızı utandıracak onlarca iltifat sıralamıştı.
Esma'nın iltifatları bitmeden kapı çaldığında gel demelerine fırsat vermeden içeri Şeyma girmişti.
"Ayyy Rabia'cığım ne kadar da yakışmış beyaz sana. Zavallı abim evlenemeden kalpten gitmez inşallah" demişti gülerek Şeyma.
Genç kızlar sohbet ederken imamın geldiğini içeri gelen Talha'dan öğrenmişlerdi.
Hep beraber aşağıya inan dörtlü, salona girdiğinde imamın yere diz çöküp oturuduğunu ve karşısında da Ömer'in olduğunu gördü.
Ömer bu sefer beyaz gömlek ve siyah dar olmayan bir kot giymişti üzerine. Kumral saçlarıyla da mükemmel görünüyordu genç adam.
Onu arkadan gören Rabia, kendine hakim olamamış ve olmayacak hayaller kurmuştu yine.
Sonra daha fazla dikilmemesi gerektiğini anlayınca da ilerleyip Ömer'in hemen yanına oturmuş diz çökmüştü herkes gibi.
Ömer yanına gelen Rabia'yı otururken fark etmiş ve başını ona döndürdüğünde genç kızın o saf, masum ve güzel yüzüyle karşılaşmıştı.
Neden bu kadar güzeldi ki bu kız?
Belki biraz daha az güzel olsa işim daha kolay olurdu diye düşündü genç adam.
Nikahları kıyılmıştı artık.
Onlar birbirinin helaliydi.
Onlar birbirine helal, ama gönüllerine haram kıldıkları sevdanın esiri olmuşlardı.
Nedendi bu inat?
İnsan birini sevince neden onu herşeyiyle kabul etmez ve her iki gönüle de eziyet ederdi ki?
Belki haram dedikleri gönüle birgün kendi rızalarıyla girer ve ordan çıkmazlardı.. Kim bilir?
Sabah nikah olduktan sonra Zeliha hanımla Seniha hanım kına için hazırlıklara başlamış Rabia ile Ömer'i de yalnız kalmaları için dışarı gezmeye gitmeye ikna etmişlerdi.
Rabia ilk defa Ömer ile dışarı tek başına çıkacağı için heyecanlanmış sonrasındaysa kendine kızmıştı.
Adam beni istemiyor ama ben hala onunla gezeceğim diye seviniyorum diye kendi kendinin moralini de yerle bir etmişti.
Odada ne giyeceğine bir türlü karar veremeyince en kolay seçimi yapıp siyah feracesini giyip başına da siyah üzerine beyaz çizgili şal dolamıştı.
Ömer'se üstünü değiştirmemiş aynı kıyafetiyle arabaya arkasını yaslayıp, kollarını göğsünde bağlamış Rabia'yı bekliyordu.
Rabia hızla aşağı inip çantasını askıdan aldıktan sonra dışarı çıkmıştı.
Ömer'i arabanın yanında gördüğünde kalbi yine başlamıştı koşuya.
Bu adamı her gördüğünde neden böyle atıyorsun kalbim? O seni istemezken sen onu neden istiyorsun? Olmaz ki bu. İstenmediğin kalpte, onca hayal kırıklığıyla yaşayamazsın, durursun.
Genç kız yine kendi kendine tavsiyeler verdikten sonra adımlarını hızlandırdı ve Ömer'in yanına vardı.
Ömer de Rabia kapıdan çıktığında göz göze gelmişti O'nunla.
Sonra yine genç kız kaçırmıştı gözlerini.
Bir doya doya bakamadım dedi Ömer içinden.
Sonrasında kendine kızdı her Zaman ki gibi. Git gide kendini genç kızın çekimine kaptırıyordu, bunaydı bütün siniri.
Hele ki nikahtan sonra Rabia'yı görme isteği daha çok artmıştı.
Bunu şöyle yorumluyordu genç adam;
Artık helalim olduğunu arşı alem biliyor ve ruhum da bunu hissediyor doğal olarak da eşimi yanımda istiyorum.
Yoksa kalbiyle bir alakası yoktu?
Ömer, genç kız yanına geldiğinde, önce ne giydiğine baktı.
Ne kadar Rabia'nın tavırlarından hoşlanmadığıni iddia etse de genç adam, giydiği herşeyi yakıştıran ve vücudunu dışarı sergilemekten imtina eden genç kıza bu konuda hayranlık duyuyordu.
"Hadi gidelim" dedi kendi kapısını açarken Ömer.
Genç kızda başını sallayıp öteki tarafa dolandı. Tam arka kapıyı açacakken Ömer'in seslenmesi ile durdu.
"Rabia?" Dedi genç adam şaşkınca.
"Efendim" dedi Rabia'da, kapıyı açmış biraz eğilerek Ömer'e bakıyordu.
"Neden arkaya biniyorsun? Öne gelsene" dedi Ömer gayet sakin çıkan bir sesle.
"Şey, ben.." Rabia sözünü bitirmeden Ömer araya girdi.
"Hadi öne gel. Seni bekliyorum" dedi genç adam.
Rabia da mecburen öne oturdu. Genç kız çok utanıyordu. Biliyordu kocasıydı artık Ömer bu çok gereksizdi ama yapamıyordu işte alışması lazımdı.
Ömer genç kız da binince arabayı çalıştırdı ve ilerlemeye başladılar.
Gidene kadar ikisinin ağzını da bıçak açmadı.
Sahil kenarında durdurdu Ömer arabayı.
Genç kız araba durunca hemen etrafına bakındı.
Sahilin tam karşısında bir kafe vardı sanırım oraya gideceklerdi.
Ömer el frenini çekip Rabia'ya döndü "denizi seviyorsundur diye düşündüm" dedi Ömer dümdüz bir sesle, hiç bir duygu anlayamamıştı genç kız bu sözlerden.
Sadece kafasını salladı Rabia. Sonra da arabadan indiler.
Kafeye geldiklerinde, Rabia hayran olmuştu.
Bembeyaz duvarları ve rengarenk masaları vardı bu kafenin.
Çok az insan olması da başka bir artısıydı.
Ömer, Rabia'nın kafeyi hayranlıkla süzdüğünü görünce, bıyık altından gülmüştü. Hoşuna gitmişti nedense O'nun beğenmesi.
Cam kenarına sahili net gören manzaraya karşı oturdular.
Garson gelince Ömer Rabia'ya "ne alırsın, pasta, kurabiye, içecek?" Diye sormuştu.
Rabia'nın canı birşey istemediğinden "az şekerli türk kahvesi alayım ben" demişti, Ömer'i eş geçip garsona.
Ömer buna bozulsa da çaktırmadı.
O da şekersiz türk kahvesi siparişini verince garson yanlarından ayrıldı.
Ortam sessizdi. Kimse konuşmuyordu.
Sadece kafe de kısık sesle çalan bir Türk sanat müziği vardı ses olarak.
Ömer yaptığı planları anlatıp anlatmamakta kararsız kalsa da şu sessizlik sinirini bozmuştu. Anlatayım gitsin dedi kendi kendine.
"Rabia" demişti ki garson siparişleri getirdi.
Rabia genç adamın seslenmesi ile başına ona doğru çevirdi. Ancak garson geldiği için susmuştu Ömer.
Garson masaya kahveleri bıraktıktan sonra "afiyet olsun" deyip uzaklaşınca Ömer tekrar söze girdi.
"Rabia ben.." girdi girmesine de genç adam nasıl toparlayacağını bilmiyordu. Sözlerini.
Rabia ise pür dikkat Ömer'den gelecek sözleri bekliyordu.
Ömer her zaman kafası karışıkken yaptığı gibi saçlarını karıştırdı yine ve "Rabia ben ne zaman boşanabileceğimizi, aşağı yukarı hesapladım.." genç adam konuşamadan bu sefer de Rabia'nın telefonu çalmıştı.
Rabia, Ömer'den duyduğu sözleri idrak etmeye fırsat bulamadan çalan telefonla, çantasını açıp içinden telefonunu çıkardı.
Ömer'e eliyle bir saniye işareti yapıp telefonu açtı.
"Efendim süt annem" dedi genç kız neşeli çıkarmaya çalıştığı sesiyle.
Ömer ise Rabia'nın süt annem demesine takılı kalmıştı. Süt annesi de mi varmış demişti içinden.
"Evet teyzem, Ömer'leyiz. Birşey mi oldu? Hı tamam gelirken alırız o zaman. Görüşürüz. Selamun Aleykum" deyip kapattı genç kız telefonu.
Ardından Ömer'e döndü ve "kusura bakma birşeyler lazımmış da gelirken alır mısınız diye aramış, şimdi seni dinliyorum" dedi.
Ömer "senin süt annen de mi vardı" dedi şaşkınlıkla.
Rabia ise bu soruya manidar bir şekilde gülümsedi ve "evet vardı, teyzem benim aynı zamanda süt annem" dedi.
Ömer'in şaşkınlığı git gide artıyordu.
"Hangi teyzen?" Dedi
"Ömer benim kaç tane teyzem var? Tabiki Zeliha teyzem." Dedi genç kız.
Ömer ne diyeceğini bilemiyordu. Yani O Talha ile olan bağı.. onlar süt kardeşti öyle mi? Nasıl bunu söylemezdi kendisine genç kız?
"Neden söylemedin" dedi genç adam sesinden pişmanlık akıyordu.
"Neyi?" Dedi genç kız.
"Talha ile süt kardeş olduğunuzu" dedi Ömer. Kaşları pişmanlıktan değişik bir hal almıştı.
"Söylemeye çalıştım, ama dinlemedin" dedi Rabia Ömer'in üzüntüsünü görebiliyordu.
Ömer "B-ben özür..." Diyecekti ki bu sefer onun sözünü Rabia kesti.
"Ömer, özür dileme. Çünkü bu birşeyleri değiştirmeyecek. Sen bana hiç güvenmedin, güvenmeyeceksin de" dedi biraz bekledikten sonra da "az önce birşeyler diyordun, boşanmamızla alakalı, seni dinliyorum" dedi genç kız.
Ömer daha olayın şokunu atamadan, bir de az önce söylemek istediği şeyi düşündü ve kendine sövmeden edemedi içinden.
Ne diyecekti şimdi? Rabia'nın suçsuz olduğunu bile bile böyle dindar ve ahlaklı bir kızı elinin tersiyle itecek miydi?
Genç adam ondan konuşmasını bekleyen genç kıza baktı ve "yok, yani birşey demeyeceğim. Bu boşanma konusunu kapatalım. Yani en azından şuan için çok erken" dedi.
Aslında söylemek istediği başka şeyler vardı ama şimdi gururunu ezip böyle birşeyi söylemek için çok erkendi ona göre.
Rabia ise "peki" dedi sadece. Ardından soğuyan kahvesinden bir yudum daha alıp bıraktı genç kız.
Sonrada Ömer Rabia'ya sahilde yürümeyi teklif etmiş ve kafeden ücreti ödeyip çıkmışlardı.
***
Artık akşam olmuş kına saati yaklaşmıştı.
Ömer'e arkadaşları bekarlığa veda için dışarıda akşam yemeği organize etmişlerdi.
Talha'nın Rabia'yla süt kardeş olduğunu öğrendikten sonra genç adam Talha'ya, karşı daha da yumuşamıştı.
Rabia hakkında ne kadar yanlış düşündüğünü, çok ön yargılı davrandığını anlamıştı.
Anlamıştı anlamasına ama çok geç kaldığının da farkındaydı.
"Ömer?" Diye seslenen Talha'ydı.
İki adam Ömer'in arabasıyla yemek yiyecekleri mekana gidiyorlardı.
"Hı, efendim" dedi genç adam yine dalmıştı uzaklara.
Talha "diyorum ki, ben gelmesem mi? Hem kimseyi tanımıyorum abi, ne yapacağım orda?" Demişti sıkıntıyla.
Ömer de "abi olur mu öyle şey ya? Bizimkileri tanıyınca seveceksin merak etme. Onlar da seni sever iyi çocuklardır, hem sevecekler tabi kayınçomsun benim" demişti keyifle.
Talha, Ömer'deki bu değişimi evde farketmiş ve çok şaşırmıştı. O, ketum somurtkan adam gitmiş yerine esprili ve güler yüzlü Ömer gelmişti.
Yarın evleniyor tabi, o yüzden böyle herhalde diye düşünüyordu genç adam.
"Öyle olsun bakalım enişte" demişti O da Ömer'in şakasına katılıp.
Evdeyse ayrı bir telaş vardı.
Ömer'in ve Rabia'nın tanıdığı bütün kadınlar kınaya gelmiş, salonda oturacak yer kalmamıştı.
Herkes dört gözle Gelin'in salona gelmesini bekliyordu.
Ama Rabia heyecandan aşağı inmek şurada dursun, adım atacak halde değildi.
Esma ile Şeyma güç bela Rabia'yı sakinleştirip sonunda hep beraber aşağı inmeyi başarmışlardı.
Rabia girer girmez bütün kadınlar ayağa kalkmış ve alkışlamıştı.
Kimisi arasında konuşup Seniha hanımın ne kadar şanslı olduğunu konuşuyor, kimisi de Rabia'ya kıskanarak bakıyordu.
Hepsi tek bir şeyde hem fikirdiler.
Gelin çok güzeldi vesselam.
Rabia giydiği bordo kınalık ile prenses gibi olmuş, göz kamaştırıyordu.
Seniha hanım da gelinine bakmaya doyamamış ve Ömer'in muhakkak Rabia'yı böyle görmesi gerektiğini düşünmüştü.
O konuştuğu lafları yedirecekti oğluna, kafaya koymuştu hasta kadın.
Dualar edilip Kur'an'ı Kerim okunduktan sonra kına yakma zamanı gelmişti artık.
Rabia'nın en çok annesizliği hissettiği an.
Daha kına yakılmadan başlamıştı genç kız ağlamaya.
O ağlamayacaktı da kim ağlayacaktı ki?
O annesizdi. O babasızdı. Ve dahası O istenmediğini bile bile evleniyordu.
Sahi, Mehmet'le evlenmesi mi daha iyi olurdu ki?
Hata da yapsa O'nu seviyordu Mehmet. Ama Ömer öyle mi? Her defasında sevmediğini, sevmeyeceğini, hissettiriyordu, hatta söylemekten bile çekinmiyordu.
O gece ne var ne yoksa herşeye ağladı genç kız, altı senedir akıttığı göz yaşları, o anlarda sanki sele dönmüş dinmek bilmiyordu.
Annemin Yelkeni Olsa Açsa Da Gelse,
Babamın Bir Atı Olsa Binse De Gelse,
Kardeşlerim Yolları Bilse De Gelse.
Uçan Da Kuşlara Malûm Olsun, Ben Annemi Özledim.
Hem Annemi Hem Babamı, Ben Köyümü Özledim.
Artık kına gecesinin sonuna gelinmiş, herkes yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.
Rabia artık yukarı çıkmak istese de Seniha hanım bütün misafirler gitsin öyle çıkarsın diye oyalamıştı genç kızı.
O arada da Ömer'i arayıp artık gelmesini söylemişti Seniha hanım.
Son misafirler de giderken Ömer ve Talha içeri girmişti, artık sadece Zeliha hanım ve kızı kalmıştı.
Onlar da bugün burada kalacaklar Rabia'yı son gününde yalnız bırakmayacaklardı.
Salona girdiklerinde tam karşılarında oturan Rabia'yı gördüler.
Talha hemen gidip kardeşine sarıldı ve "çok güzel olmuşsun canım" dedi çekilirken.
Ömer'se sadece genç kıza odaklanmış gözü başka kimseyi görmüyordu.
Kırmızı ne kadar da yakışmış. Al al olan yanaklarıyla da çok.. Ömer içinden geçirdikleriyle kapıda dikilirken, Seniha hanım "oğlum niye dikildim kaldın öyle? Hadi gel karına kına hediyesini vereceksin daha" diyordu.
İki gençte 'karına' sözüne takılmıştı.
Birbirlerinde kilitli kalmıştı gözleri.
Ömer Rabia'ya bakarak yanına doğru ilerleyip, Rabia'nın kınalığı yüzünden azıcık yeri kalan, koltuğa oturdu.
Rabia da dikkatli bir şekilde genç adamı izliyordu. Sanki tek bir hareketini bile kaçırmak istemezcesine.
Yanına oturan adamla heyecanı tavan yapan genç kız, bu sefer gözlerini kaçırmamıştı. Ömer'in o ela gözlerine ilk defa böyle uzun uzun çekinmeden bakıyordu.
Keza Ömer de öyle. İlk defa bu kadar derin bakan kızın gözleriyle kalbi atmayı bırakacaktı az daha.
Genç adam elinde tuttuğu kutuyu açtı yavaşça sonra Rabia'nın eline uzandı. Biran tereddüt etse de tuttu o narin eli.
Dizine koydu ve kutudan çıkardığı altın işlemeli bilekliği taktı dikkatlice, Rabia'nın bileğine.
Genç kız elinin tutulmasıyla Ömer'den gözlerini çekip hemen başını aşağı eğdi ve eline baktı.
Buz gibi olmuştu eli kızcağızın.
Ömer de farketmişti bunu, hoşuna da gitmişti genç adamın.
Ömer bilekliği taktıktan sonra kızın elini bırakmamış ve "kınan mübarek olsun" demişti.
En sonunda elini çeken, Rabia olmuştu. Herkesin içinde olacak şey miydi bu?
Gören de beni sevdiğini sanacak ne kadar, iyi rol yapıyor bu adam böyle, demişti içinden.
O gece de sağ salim bitmiş ve sonunda herkes odasına çekilmişti.
Rabia ile Esma aynı odada kalmışlar o yüzden iki genç kız bol bol hasret gidermiş ve günün yorgunluğuyla da uyuyakalmışlardı.
***
Sonunda düğün günü gelmiş çatmıştı.
Normal bir düğünde evlenecek olan genç kızların, heyecandan ve sevinçten içi içine sığamaz ya, işte Rabia da heyecanlıydı ama bir farkla sevinçli değil.
Rabia'nın da içi içine sığmıyordu ama kaygıdan.
Bir yanda hayalleri, gençliği, umudu, diğer yanda ise sevdikleri..
Düğünden sonra Ömer'in odasında kalacaklardı. Ömer'in odasını onun zevkine bıraksalar da, Rabia onun için farketmeyeceğini söylemişti herkese.
Yine de Seniha hanım en güzel ve en kaliteli mobilyaları seçmişti.
Yatak başlığı beyazdı. Gardırop ise gri ve aynalı.
İki tane küçük siyah komodin vardı iki kenarda yatağın.
Genç kız bir yandan kuaförün başını yapışını izliyor, diğer yandan da bu zamana kadar yaşadığı ve yaşayacağı şeyleri düşünüyordu.
Rabia öyle dalmıştı ki, kuaförün seslenmesi o duymamıştı.
Kuaför kız ikinci kez "Rabia'cığım işimiz bitti istersen gelinliğini giymene yardımcı olabilirim" demişti.
"Yok Funda ablacığım, ben giyebilirim teşekkür ederim" demişti genç kız nazikçe.
Ardından kuaför çıkmış genç kızda gelinliğiyle baş başa kalmıştı.
Önce eline aldı gelinliği. Bir süre inceledi. Sanki onu giyerse herşey sona erecekti. Bütün umutları bir bir bitecekti.
Üstünü yavaşça çıkardı ve gelinliği giydi Rabia.
Fermuarını da yarıya kadar çekebilmişti anca.
Odaya Esma girince ondan yardım alıp artık tamamen giymişti gelinliğini.
Aynadaki yansımasına bakıyordu genç kız. Mutsuz değildi ama mutlu da değildi. Ömer'in bitmek bilmeyen güvensizliği ve boşanacak olmanın verdiği kaygıdan boğuluyordu.
Gelinliğine daha dikkatli baktı bu sefer.
Sade ve şık kırık beyaz bir gelinlik tercih etmişti. Çiçekli ve dantelliydi.
Odada kimse kalmayana kadar ayakta dikildi Rabia. Ne yaptığını bilmez bir haldeydi, ta ki içeri Ömer girene kadar.
Ömer içeri girdiğinde ayakta, ellerini önünde bağlamış öylece duran genç kız ile karşılaştı.
Ona doğru birkaç adım attı ve durdu genç adam.
"Hazır mısın? Talha ve Esma arabada bizi bekliyor" dedi önce.
Sonra Rabia'dan ses gelmeyince bir adım daha attı. Ürkütmek istemiyordu genç kızı ama onu böyle tedirgin görmek içini garip bir şekilde sızlatıyordu.
Genç kızın hala önüne baktığını ve gözlerini tek bir yere sabitlediğini gören genç adam, artık korkmaya başlamıştı
En sonunda cesaretini toplayıp Rabia'nın önünde bağladığı eline uzandı ve kızın sıkmış olduğu ellerini yavaşça çözerek iki elinin arasına aldı.
O andan sonra hem Ömer de hem de Rabia da ipler kopmuştu.
Ömer daha kızın eline dokunur dokunmaz titremişti.
Buna aldırış etmek istemiyordu şuan, çünkü kızın kendine gelmesi lazımdı.
Rabia'ysa, Ömer'in dokunuşuyla kendine gelmişti.
Bunu idrak ettiğindeyse refleksle hemen elini çekmişti ama sonrasında bu yaptığının yanlış olduğunu düşünmüştü. Kocasıydı nihayetinde Ömer.
Ömer, genç kız elini çektiğinde boşluğa düşmüş ve hemen kendini toplayıp Rabia'ya "hazırsan gidelim" demişti.
Genç kızdan onaylayan mırıltılar çıktığında ise beraber odadan çıkmışlardı.
Düğün Rabia'nın isteği üzerine mevlid ile olacaktı.
Düğün salonunda mevlid okunup Kur'an'ı Kerim tilaveti yapıldıktan sonra, resmi nikah da yapılmış ve en son yemekler de yendikten sonra eve dönülmüştü.
Seniha hanımın sürprizinden ikisinin de yeni haberi oluyordu.
Hasta kadın, Şeyma ile bir olup gençlere iki günlük ufak bir balayı ayarlamıştı.
Ağva da güzel bir doğa oteliydi gidecekleri yer.
Ömer ve Rabia ilk duyduklarında tepkisiz kalmış sonrasında Seniha hanıma sanki çok sevinmiş rolü yaparak teşekkür etmişlerdi.
Rabia gelinliği çıkarıp hazırlanmak için odasına çıktığında odasındaki eşyaları bulamamış, aşağıya Şeyma'ya seslenmişti merdivenlerden.
Şeyma geldiğinde eşyalarının artık Ömer'in odasına taşıttıklarını söylemişti.
Rabia mecburen bundan sonra Ömer'le kalacakları odaya girmiş ve yeni dolaplarından birkaç kıyafet alarak banyoya ilerlemişti.
Banyoya girdiğinde kapıyı kilitleyip gelinliği çıkardığında kendini ılık suyun altına bırakmıştı genç kız.
İşlerini bitirdiğinde bavulunu hazırlamaya girişmişti. Lazım olabilecek eşyalarını aldıktan sonra Ömer'in bavulunun da hazır olmadığını anladığında tereddüt etse de onun kini de yerleştirmişti.
En çok adamın iç çamaşırlarını koyarken utanmıştı genç kız.
Kocasıydı belki ama hala çok yabancılardı birbirlerine.
Ömer'in bavulu da hazır olunca fermuarını çekiyordu ki kapı tıklatıldı.
Rabia üzerinde ki elbiseye baktı önce.
Gelen Ömer olabilirdi çünkü.
Sonra ne yapıyorum ben diye düşündü.
Ne kadar sevmese de helaldi ona sonuçta.
"Gel" dedi Rabia kalbi yine ağzına gelmişti heyecandan.
Kapı açılıp içeri tahmin ettiği gibi Ömer girince daha da arttı genç kızın heyecanı.
Ömer'in saçı yorgunluğunu ele veriyordu. Dağılmıştı ama yinede çok yakışıklıydı genç adam. Takım elbisesinin ceketini çıkarmış, gömlek ve pantolonu vardı üzerinde.
Gömleğin de iki düğmesini açmıştı genç adam havalar artık iyice ısınmaya başlamıştı, üzerine düğün koşuşturmacası da eklenince bunalmıştı haliyle.
Rabia onu incelerken , O da Rabia'yı incelemişti, ilk defa bu kadar çok..
Başında rastgele doladığı hardal sarısı, bonesiz şalı vardı genç kızın. Elbisesi ise vücut hatlarını ortaya çıkarmayan ama bol da denilemeyecek kırmızı renkte dökümlü kumaştandı.
Genç kız ilk defa Ömer'in karşısına feracesiz çıkmıştı, bundan dolayı utanmış ve kızarmıştı da.
Ömer, kızın yüzünün al al olmasıyla içinden bir yerlere sıcak bir şeyler aktığını hissetti.
İki genç birbirini istemsizce inceledikten sonra Ömer kapıyı kapatıp içeri girdi tamamen.
O anda yatağın üzerinde duran bavulunu yeni farketti. Rabia ise ayakta durmuş fermuarını kapatmaya çalışıyordu ama pek de becerebildiği söylenemezdi.
Genç adam Rabia'nın yanına geldi ve "ben kapatayım istersen" dedi.
Rabia ise "olur. Kendi bavulumu hazırlayınca, boş durmamak için seninkini de hazırlayayım dedim. Eğer kızdıysan..."derken sözünü kesti Ömer.
"Neden kızayım Rabia? Sen benim eşimsin, istediğini yapabilirsin sormana bile gerek yok" dedi sakince genç adam.
Rabia ise bu sözlere çok şaşırmıştı. Bunları Ömer'den duyacağı aklına bile gelmezdi. Kalbi bu sözlere kanat çırpıp uçsa da Rabia kendini dizginlemeyi başarmıştı.
Ömer de o sırada fermuarı çekip bavulu yataktan indirdi.
Sonra Rabia'ya dönüp "ben bir duş alacağım. Sen de işin varsa halledersin o esnada, sonra da yola çıkarız" dedi.
Genç kız başını salladı ve "benim işim bitti zaten. Ben çıkayım da aşağıda biraz Seniha teyzelerle oturayım o zaman" dedi.
Sonra da kapıdan çıktı.
Çıkar çıkmaz da elini kalbine götürdü ve "lütfen biraz daha yavaş atar mısın? genç yaşta kalp krizi geçirmek istemiyorum" dedi kendi kendine.
Sonrada yüzündeki gülümsemeye engel olamayarak aşağıya, salona indi.
Ömer de ondan farksızdı. Genç kızın yanında ergen oğlanlar gibi kalbi 180 atıyordu. Hele ki onunla baş başayken dört nala gidiyordu.
Kendi kendine gülümsedi genç adam.
Bu kız ne yapıyordu ona böyle?
Bakalım gidecekleri yerde de böyle gülümsemeye devam edecekler miydi? Yoksa yine kalpler kırılıp yürekler yangın yerine mi dönecekti?
Bekleyip göreceklerdi neler olduğunu.
Kaderin, onların sonunu nasıl yazdığını...